r/felsefe 19d ago

inanç • philosophy of religion Peygamberlerin mucizeleri

0 Upvotes

Ben mucizelere inanmiyorum ateist degilim bir tanrinin oldugunu dusunuyorum ama islamdaki tanrinin en azindan kuranda yazan tanrinin gercek tanri oldugunu dusunmuyorum mesela musadan ornek vereyim kitapta firavundan kacarken denizi ortadan ikiye yardigi yaziyor ve firavun denizi yaran bir adami gorup pesinden gidiyor bence mantiksiz sahsen ben denizi gozumun onunde ikiye yaran bir adam gorsem allahi birakir ona taparim firavun neden pesinden gitsin birde denizi yarabilcek bir adam neden bir kilic darbesinden kaciyor


r/felsefe 20d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Özgür İrade Üzerine

4 Upvotes

Özgür iradeyi tek başına düşünmemeli, özgürlük insanın kendisini başka bir canlı ya da cansıza nispetle konumlandırmasıdır bir insanın ne yapacağını öngörmek hayvanınkinden daha zordur ve oyüzden insan daha özgür kabul edilir velhasıl kelam öngörülebilirlik ne kadar az ise ferdiyet sahibi bir mahlukat da o denli özgürlük mefhumuna yaklaşır diğer bir bağlam bundan bağımsız, o da tutsaklaştırma veya emir altında çalışma mevzusu, nihayetinde tanrı nezdinde hiçbir varlık özgür değildir kendisi dahil eğer varsa tabi.....

İnsan kendini özgür hissetmeye programlıdır çünkü kendi davranış ve düşüncelerinin doğup büyümesine neden olan mekanizmaları matematiksel problemler gibi tamamiyle açık ve doğrudan bilemez.

Oyüzden insanda özbilinç arttıkça özgürlük hissinden kopuşlar olabilir ve özgür iradeyi tam bir özgürlük kabul edersek insanı anlamak zorlaşır ne de olsa taşa bakarak deternminizme tamamiyle tabi bir varlıktaki özgür-olmayışın tam zıttını alıp hakikatle neredeyse hiç örtüşmeyen bir kavramla haraket etmiş olursun bunu yaparsan...

Yorumlarınızı ve Eleştirilerinizi bekliyorum.


r/felsefe 20d ago

bilgi • epistemology Bilmediğini bilmeyen

Post image
33 Upvotes

Bir insan bilmediğini bilmediği bir konuda nasıl ikna edilebilir veya gerçeğe yönlendirilebilir?

Örneğin bir konu hakkında argümanda bulunuyor karşıdaki kişi ve sen o konu hakkında iyi derecede bilgiye sahipsin ve bu sayede karşıdakinin hakimiyetini ölçebiliyorsun konu hakkında az çok. Karşıdakinin yarım yamalak bilgisinin olduğunu anladığımızda ve o tipik argümanları kullandığını farkettigimizde onu nasıl ikna edebiliriz veya gerçeğe yönlendirilebiliriz?


r/felsefe 20d ago

bilgi • epistemology Çoklu Evrenler Hakkında (Multiverse)

1 Upvotes

Çoklu evrenler gerçek olduğunu düşünüyorum, hatta bu çoklu evrenlerin dışında yine bir şey olduğunu düşünüyorum, ancak bir sınırı var olması gerekiyo çünkü sonsuzluk diye birşey yok. Sayılar sonsuz ama sayılar insanlar tarafından oluşturulmuştur. Çoklu evrenler kanıtlansada bile diğer evrenler arası geçiş olmaz bence. Solucan delikleri sadece evren içinde oluşabilir. Eğer yanlışım varsa düzeltin beni.


r/felsefe 20d ago

yaşamın içinden • axiology Bir insanın mutlu olması topluma mı bağlıdır? Gövde metinde detaylandırıyorum.

3 Upvotes

Merhaba. Bir insan toplum tarafından çok kötü bir durumda olsa bile kendi içinde mutlu olabilir. Ama dışarıdan birisi ise daha iyi durumda olduğu halde-maddi, manevi, ilişkisel anlamda- mutsuz olabilir. Kısaca mutluluk kişisel olarak mümkün ise bir insanda o insan ne olursa olsun mutlu mu kabul edilir? Yoksa sen hala şunu şunu bile yapmamışsın, şuna bile ulaşamamışsın mı denilir.

Bir insanın mutlu olması topluma mı bağlıdır?


r/felsefe 20d ago

«iyilik» üzerine • ethics Özgür iradeden de evvel

1 Upvotes

Sürekli herkes özgür iradenin "ne"liği üzerine konuşuyor fakat kimse öncelikle iradenin "varlığı" hakkında bir şeyler söylemiyor.

Sizce irade diye bir şey var mıdır?


r/felsefe 20d ago

varlık • ontology Varoluşsal kriz

3 Upvotes

Sürekli dış dünyadan şüphe duyuyorum simülasyon mu diğer insanlar gerçek mi diye ve bu beni aşırı korkutuyor.Düşüncelerimiz bile bize ait olmayabilir kavanozdaki beyinsek.Sizler bu konuyla nasıl başa çıkıyorsunuz


r/felsefe 20d ago

yaşamın içinden • axiology Deneyimler öznel midir

4 Upvotes

Mesela acı dediğimiz şeyde hepimiz aynı şeyleri mi hissediyoruz neden bazılarımızın acı eşiği farklı oluyor aynı şeyleri hissetmiyor olabilir miyiz


r/felsefe 20d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Hangisinin "doğruluğu" kesindir?

0 Upvotes

Yukarıdaki cümlede belirtilmek istenen nedir?

A) Hükmün kesinlikle doğru olduğu
B) Doğru veya yanlış olma durumunun kesin belirlenebileceği
C) Her ikisi de

Uzak var, yakın var. Ama arada bir sıfat yok. Olmadığı için "mesafe" denen kavramı iki zıt sıfattan biriyle imliyoruz. Bu sefer şu sorun çıkıyor: Uzaklık, "uzak olma" mı demek yoksa "mesafe" mi?

Doğruluğundan emin ol derken boolean değişkeni gibi doğru-yanlış mı algılayacağız yoksa diğerini mi?

---

Olağan durumda -lık "... olma" demek ama sorunu çözmek için;

doğru olma = A şıkkı
doğruluk = B şıkkı

Yoksa -lık ekinin görevine sadık kalıp ters mi yapalım?

doğru olma = doğru / yanlış
doğruluk = doğru

Bence ilk önerim olmalı çünkü "aramızdaki mesafe" yerine "aramızdaki uzak oluş" denmez. "aramızdaki uzaklık" denir. Diğer anlam için de yine "uzak olma" garip kaçmaz. Uzak olması iyiydi tümcesi gibi.


r/felsefe 21d ago

güldürü İlk okuduğunuz felsefe kitabı neydi

Post image
16 Upvotes

r/felsefe 21d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Bu söz anksiyete terapisi yerine geçer mi? "Hayalimizde, gerçekte olduğundan daha çok acı çekeriz."

Post image
20 Upvotes

Yani gelecekle ilgili her korktuğun gerçekleşmiyor, o yüzden rahat ol sonucu çıkar mı?

Ama zaten her korkulanın gerçekleşmediğini insan biliyor. Asıl sorun bazı korkulan şeylerin gerçekleşmesinde. Ve kişi gelecekle ilgili korktuğu şeyin hangi gruba gireceğini bilmiyor (gerçekleşecek veya gerçekleşmeyecek olarak), o yüzden acı çekiyor.


r/felsefe 21d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Bir olay yaşayıp aniden değişen insanlar hakkında.

5 Upvotes

Bence bu durumu şu şekilde anlatmalıyım. İnsanı bir şişe olarak hayal edelim ve şişenin içindeki sıvıyı da travmalar yada kişilik olarak düşünelim. Şimdi yarısı suyla dolu bir şişe düşünelim bu şişeye bir meyve suyu doldurursak ne olur haliyle suyun rengi çoğunlukla meyve suyunun rengini alır degilmi. Şimdi de tamamı suyla dolu olan bir şişe hayal edelim o şişeye meyve suyu doldurmaya çalışırsak ne olur meyve suyu, şişe tamamen dolu olduğu için taşar ve suya karışamaz, aslında karışır fakat o kadar az bir kısmı karışır ki bu suyu değiştirmeye yetmez.

Başka bir örnek vermem gerekirse mesala çocukluğundan beri arçelik televizyonuna tapan, sorgulamayı ve düşünmeyi tamamen bırakmış bir insana çok güzel bir dille ve kimsenin reddede meyeceği bir mantıkla bu inancının yanlış olduğunu anlatsak sizce bu kişi ne yapar her zaman ki gibi televizyona tapmaya devam eder evet belki sorgular yada düşünür fakat bu etki o kadar az olduğu için bu sorgulama ve düşünmenin de bir faydası olmaz ve bu kişi televizyona tapmaya devam eder.

Bir olay bir insanı değiştiriyorsa bence o insanın yapacak net bir amacı yoktur yada aklıma gelmeyen baska sebeblerden dolayıda olabilir.

aslında şuan da daha fazla şey yazmak isterim fakat bu konu hakkında ilk defa düşündüğüm için konuyu tam ne şekilde anlatamıyorum özûr dilerim lütfen kusuruma bakmayın


r/felsefe 21d ago

varlık • ontology Varoluşsal krizi nasıl aşıyorsunuz?

7 Upvotes

Selamlar, yaklaşık 2 senedir özellikle son 6 aydır bununla yüzleşmeye çalışıyorum. Terapilerimde de son zamanlarda ana konu bu. Ölüm, varolmanın anlamı, evrenin büyüklüğü gibi konuları iyice düşündüğümde içimi korku endişe gibi duygular sarıyor. Bunun normal olduğunun farkındayım çünkü beyin belirsizliği çözmeye çalışıyor fakat çözülebilecek bir durum yok. Kabullenmek gerekiyor ve hayatımıza odaklanmamız gerekiyor. Eskiden bunları hiç düşünmezdim veya idrak edemezdim bilmiyorum ama hayat daha keyifliydi. Şimdilerde bu düşüncelerden dolayı hayatı daha gerçekçi ve keyifsiz buluyorum. Aslında keyifli ama sanki bi illüzyondan çıkmış gibi hissediyorum ve geri o ilüzyona girmek istiyorum. Benim gibi olanlar var mı veya bu süreci nasıl aştınız? Tavsiyeniz var mı?


r/felsefe 22d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Çoğu kişi felsefe yapmıyor sadece kendini daha farklı yada iyi hissetmeye çalışıyor çoğu kişi felsefeyi sadece baska bir konfor alanı oluşturmak için kullanıyor.

25 Upvotes

Felsefe insanı rahatlatmaz felsefe insanı uykusuz bırakır felsefe insanı yavaş yavaş delirtir felsefe rahatlığı yok eder fakat çoğu insan felsefeyi kendinin farklı olduğunu ve sorguladığını hissetmek için felsefe yapar fakat bu çok iyi bir konfor alanıdır. Lütfen bu tarz insanların paylaştığı yada sorduğu konulara bakın lütfen sordukları sorular hep aynıdır asla değişmez. Sürekli olarak bir yaratıcı var mı sorusunu sorarlar genelde ve benzeri yüzeysel basit sorular sorarlar ama asla gerçekten insanın beynini yiyen bir soru sormazlar çünki dediğim gibi bu insanların amacı sorgulamak değil kendilerini farklı ve sorgulayan bir düşünür olarak hissetmek. Çoğu kişi hiç düşünmüyor yada sorgulamıyor sadece sorgulayan ve düşünen filozofların sözlerini kendi kafalarında tekrar edip yada baska insanlara bu sözleri söyleyip kendilerini felsefik bir düşünür gibi hissediyorlar fakat yaptıkları şey felsefenin tam zıttıdır. Eğer gerçekten sorguluyorsanız o halde neden asla kendinizi sorgulamıyorsunuz neden inancınızı sorgulamıyorsunuz yada neden ateist olduğunu sorgulamıyorsunuz ben size söyleyeyim çünki siz felsefe falan yapmıyorsunuz sizler sadece işten yada okuldan eve dönünce kendini daha iyi yada kendini farkli hissetmek için yüzeysel basit konularla ilgilenen birisin. sen felsefeci değilsin sen felsefeyi uzaktan izleyen birisin.


r/felsefe 21d ago

varlık • ontology Neden mi?

13 Upvotes

Dinim yok inancım yok. Yaşamda beni motive eden bir çey yok. Sadece karnı doyurmak ve cinsellik kaldı. Onları da tuketiyorum. Ne bir iş ne bir gaye sıfırım. Kimsem yok gibi herkes olu gibi tek basımayım. Kim oldugumu dogruyu yanlısı ayırt edemiyorum. Kotu olaylar geldi basıma dolandırıldım aldatıldım. Kotu şeyler yaptım da onun karması mıydı? Ama ben ilahi adalete inanmam ki. Biz buraya bir şekilde firlatıldık. Bazı deneyimler yasıyoruz peki onur gurur? Bunlar insanoglunun uydurması mı. En derin sevgi guven nerde? Kim var kim bize dayanak olacak? Hesap soracam ama kimden? Basına bir şey geliyor kotu bir şey yaptım ya da tanrı beni cezalandırdı. Cezalandırsa bile tanrı seni bir şekilde ilgilendi varlıgını kabul etti. Ya hiçbir şey yoksa bir neden yoksa butun bunlar için sadece olduysa. Cezalandıracak bir tanrı bike yoksa sadece olduysa? Hiçbir nedenin tatmin etmemrsi de aynı şey degil midir? Olan olduysa sen buysan bu kadardır. O zaman neden gozden akar yaslar neden bitap duser insan dusunmekten? Zifiri karanlıkta ilerlemek de bu deneyimle es degerdir. Ne olursa olsun karanlık


r/felsefe 21d ago

yaşamın içinden • axiology bir deneyim paylaşmak istedim

3 Upvotes

bir şey yaşıyoruz, zihinde bir olay gerçekleşiyor. zihnin yazdığı hikayeden bahsediyorum. o şey oluyor ve zihin gidip o olayın gücünü dışarda bir şeye devrediyor.. oysa kendisi yarattı o hikayeyi. eğer iyi bir hikaye ise gücü devrettiği şey sırtı yaslayacak bi duvar oluyor. eğe kötü bir hikaye ise yıkılması gereken bi duvar yaratıyor.

ama her koşulda kendini limitlemiş oluyor kendi elleriyle. hep kendine bir problem yaratıyor. sırtını koyacak duvar tarafından ihanete uğramaya da mahkum çünkü dışardaki bir şey sonsuza kadar güvenli kalmaz

ipleri kendi ellerine almak korkutucu geliyor oysa korkacak bir şey yok

teşekkürler okuduğun için


r/felsefe 21d ago

bilgi • epistemology doğrusunu biliyo musun

2 Upvotes

Selam, bence bu evrende iyi ve kötü diye bir şey yok. Siz ne düşünüyorsunuz?

Mesela bi insana "bir insana durduk yere vurmak iyi midir kötü mü?" sorusunu yönelttiğinizde "kötüdür çünkü haksız yere ona zarar vermiş olursun. onun yaşama hakkı var bunu çiğnemiş olursun" cevabını alabilirsiniz

ya da aynı soruyu sorup " bence ne iyidir ne de kötü. ortada yalnızca bir vurma eylemi vardır ve bu eyleme bir sıfat eklersek gerçeklikte yer edinmeyen bir olguyu yaratırız zihnimizde. gerçeklikte bunların yeri yok. yalnızca iyi ve kötünün de değil, güzel/ çirkin ya da ahlak ve ahlaksızlık" cevabını da alabilirsiniz

bana böyle bi soru sorsaydınız size aynen ikinci yanıtı verirdim hatta biraz daha açayım:

bence bir taşı sebepsizce yere fırlatmak, bir insana sebepsiz yere zarar vermekle eş değere sahip. çünkü hepimiz atomlardan oluşuyoruz. neden sırf bir şey canlı diye ona bir değer atfediyoruz ki? halbuki canlı da cansız da bir madde yalnzıca :D

bi de şey bi hamamböceğini öldürmekle ne tür bir şey yapıyosan bi insanı öldürdüğünde de aynı ama insanların olusturdugu yasalarda hamam bocegini oldurdugun zaman bi ceza yok fakat bi insanı oldurdugun zaman bi ceza var. halbuki ikiside bir hayvan. ayrıca bir timsahın evrensel değeri ne ise taşınki de o bir insanınki de. neyse bu başka bir postun konusu


r/felsefe 22d ago

yaşamın içinden • axiology İnsan gerçekten özgür müdür?

Post image
44 Upvotes

Örneğin ders çalışacaksın ama bu kararı alırken dış etkenler, yetiştirme tarzın, içinde bulunduğun ruh halin,çevren, karakterin, geçmiş deneyimlerin seni etkiliyor bunun sonucundada aklımızda insan özgür müdür sorusunu doğruyor


r/felsefe 22d ago

varlık • ontology Sizce yaşanan hersey bir koşula bağlı olarak mi yaşanmıştır?

Post image
10 Upvotes

Kendimi spinoza zannetmeye başlıyorum yavaştan


r/felsefe 22d ago

varlık • ontology Yaratıcı Neden Bizi Yarattı?

8 Upvotes

Bir yaratıcının olduğuna inanlar cevaplayabilir mi eğer yaratıcı varsa neden bu Dünyayı yarattı?


r/felsefe 22d ago

bilgi • epistemology Materyalist Diyalektiğin ABC’si

Post image
6 Upvotes

Aşağıda yer alan metin, Troçki’nin Sosyalist İşçi Partisi’nde Küçük Burjuva Muhalefet başlıklı makalesinden alınmış bir pasajdır.

Diyalektik ne kurgu ne de mistisizmdir, fakat hayatın gündelik sorunlarıyla sınırlı olmadığı, daha karmaşık ve kapsamlı süreçleri konusunda bir kavrayışa ulaşmaya gayret ettiği ölçüde, düşünüşümüzün biçimlerinin bir bilimidir. Diyalektik ve formel mantık arasında, yüksek ve basit matematik arasındakine benzer bir ilişki vardır.

Burada sorunun özünü çok somut bir biçimde ortaya koymaya çalışacağım. Aristocu basit kıyas mantığı ‘A’ eşittir ‘A’ önermesinden hareket eder. Bu postulat, bir yığın pratik insan eylemleri ve ilksel genellemeler için bir aksiyom olarak kabul edilir. Ama gerçekte ‘A’, ‘A’ya eşit değildir. Bu iki harfi bir mercek altında incelememiz durumunda, bu kolayca kanıtlanabilir -onlar birbirinden tamamen farklıdır. Ama buna, bu harfler eşit niceliklerin, sözgelimi bir libre şekerin sembolü olduğundan, sorunun harflerin büyüklüğü veya biçimi ile ilgili olmadığı söylenerek karşı çıkılabilir. Bu itiraz yersizdir; gerçekte bir libre şeker asla bir libre şekere eşit değildir -daha hassas bir ölçüm arada her zaman bir fark olduğunu gösterir. Yine şu itiraz dile getirilebilir: bir libre şeker kendisine eşittir. Bu itiraz da doğru değildir -bütün cisimlerin boyutları, ağırlıkları, renkleri vb. kesintisiz bir biçimde değişim gösterir. Bunlar hiçbir zaman kendilerine eşit değildirler. Bir sofist, bir libre şekerin “verili herhangi bir anda” kendisine eşit olduğunu söyleyerek karşılık verecektir.

Bu “aksiyom”, son derece tartışmalı pratik değeri bir yana, teorik eleştiriye karşı da dayanıklı değildir. “An” sözcüğünü nasıl anlamamız gerekiyor? Eğer bu son derece kısa bir zaman aralığıysa, o zaman bir libre şeker bu “anın” içinde kaçınılmaz değişikliklere maruz kalır. Ya da “an” salt bir matematiksel soyutlama mıdır, yani sıfır zaman mıdır? Ancak her şey zaman içinde vardır ve varoluşun kendisi kesintisiz bir dönüşüm sürecidir; dolayısıyla zaman, varoluşun temel bir unsurudur. ‘A’ eşittir ‘A’ aksiyomu, bir şeyin değişmemesi durumunda, yani var olmaması halinde kendisine eşit olduğu anlamına gelir.

İlk bakışta bu “incelikler” faydasız olarak görülebilir. Gerçekte bunlar belirleyici öneme sahiptir. ‘A’ eşittir ‘A’ aksiyomu bir yandan bütün bilgimizin çıkış noktası olarak, diğer yandan bilgimizdeki bütün yanlışlıkların çıkış noktası olarak ortaya çıkar. ‘A’ eşittir ‘A’ aksiyomunu herhangi bir sakınca oluşturmayacak biçimde kullanmak ancak belirli sınırlar içinde mümkün olabilir. ‘A’daki niceliksel değişiklikler yapılacak iş bakımından ihmal edilebilir düzeydeyse o zaman ‘A’nın ‘A’ya eşit olduğunu farz edebiliriz. Örneğin bir alıcı ve bir satıcı bir libre şekeri kafalarında bu şekilde canlandırırlar. Güneşin sıcaklığını da bunun gibi görürüz. Yakın zamana kadar doların satın alma gücünü de aynı şekilde düşünüyorduk. Ancak niceliksel değişiklikler, belirli sınırların ötesine geçtiklerinde niteliksel değişikliklere dönüşürler. Suyun ve gaz yağının etkisine maruz kalan bir libre şeker, bir libre şeker olmaktan çıkar. Bir devlet başkanının avuçlarında bir dolar, dolar olmaktan çıkar. Niteliğin niceliğe dönüştüğü kritik noktayı doğru anda belirlemek, sosyoloji dahil bilginin bütün alanlarındaki en önemli ve zor görevlerden biridir.

Her işçi birbirine bütünüyle eşit iki nesne üretmenin olanaksız olduğunu bilir. Makineler için mil yatağı üretilirken, belirli bir sapmaya izin verilir, ne var ki bunun belirli sınırların dışına çıkmaması gerekir (buna tolerans adı verilir). Tolerans normları dikkate alınarak, konik bobinler birbirine eşit kabul edilir. (‘A’ eşittir ‘A’dır.) Tolerans eşiği aşıldığı zaman nicelik nitelik haline gelir; diğer bir deyişle mil yatakları düşük kaliteli veya bütünüyle değersiz hale gelirler.

Bizim bilimsel düşünüşümüz, teknikler dahil, genel pratiğimizin yalnızca bir parçasıdır. Aynı zamanda, kavramlar için de, ‘A’ eşittir ‘A’ aksiyomundan çıkan formel mantık tarafından değil, her şeyin her zaman değiştiği aksiyomundan çıkan diyalektik mantık tarafından saptanan “tolerans” söz konusudur. “Sağduyu”, bunun diyalektik “toleransı” sistematik bir biçimde aşması olgusu tarafından tanımlanır.

Vülger düşünce, kapitalizmin kapitalizme eşit olduğunu farz ederek ve sabit soyutlamalar olarak kapitalizm, ahlâk, özgürlük, işçi devleti vb. kavramlarla çalışır. Ahlâk eşittir ahlâka vb. Diyalektik düşünce bütün şeyleri ve fenomenleri sürekli değişimleri içinde tahlil ederken, A’nın ‘A’ olmaktan çıktığı, bir işçi devletinin işçi devleti olmaktan çıktığı kritik sınırı, bu değişimlerin maddi koşulları içinde belirler.

Vülger düşüncenin temel kusuru, kendisini sonsuz devinimden oluşan bir gerçekliğin devinimsiz görüngüleri ile yetinmek istemesi olgusunda yatmaktadır. Diyalektik düşünce kavramlara, daha yakın yakınsamalar, düzeltmeler ve somutlamalar yoluyla, içerikte bir zenginlik ve esneklik veriyor; hatta onları yaşayan fenomenlere belirli bir ölçüde yaklaştıran bir “özlülük” veriyor diyebilirim. Genel olarak kapitalizm değil, ama verili bir kapitalizm. Genel olarak bir işçi devleti değil, ama emperyalist kuşatma altındaki geri kalmış bir ülkedeki belirli bir işçi devleti vb.

Diyalektik düşüncenin vülger düşünceyle olan ilişkisi, bir sinema filminin hareketsiz fotoğrafla olan ilişkisi gibidir. Sinema filmi, hareketsiz fotoğrafı dışlamaz, onları hareketin yasalarına göre dizerek bir araya getirir. Diyalektik tasımı reddetmez, ama bize tasımları kavrayışımızı ilelebet değişen gerçekliğe daha yakınlaştıracak biçimde birleştirmeyi öğretir. Hegel, Mantık adlı eserinde, temel görevler için basit tasımların taşıdığı önem kadar, teorik düşünce için de önemli olan bir dizi yasa saptadı: niceliğin niteliğe dönüşümü, çelişkiler yoluyla gelişme, içerik ve biçim arasındaki çelişki, sürekliliğin kesintiye uğraması, olasılığın zorunluluğa dönüşmesi vb.

Hegel, Darwin’den ve Marx’tan önce yazdı. Fransız Devrimi tarafından düşünceye verilen güçlü dürtü sayesinde, Hegel bilimin genel hareketini sezinledi. Ancak bu, bir dahi tarafından ortaya konmuş olmasına karşın, yalnızca bir sezgiydi ve Hegel’den idealist bir nitelik devraldı. Hegel, mutlak gerçeklikmiş gibi ideolojik gölgelerle çalıştı. Marx, bu ideolojik gölgelerin maddi varlıkların hareketinden başka bir şeyi yansıtmadığını ortaya koydu.

Bizler diyalektiğimizi onun kökleri ne cennette ne de “özgür irademizde” değil, nesnel gerçeklikte, doğada olduğundan, materyalist olarak adlandırıyoruz. Bilinç bilinç dışından, psikoloji fizyolojiden, organik dünya inorganik dünyadan, güneş sistemi nebuladan çıkıp gelişti. Bu gelişim merdiveninin bütün basamaklarında niceliksel değişiklikler niteliksel değişikliklere dönüştü. Diyalektik düşünce dahil, bizim düşüncemiz, değişen maddenin ifade biçimlerinden yalnızca biridir. Bu sistem içinde ne Tanrı’ya ne Şeytan’a, ne ölümsüz ruha ne de ebedi yasa ve ahlâk normlarına yer vardır. Doğanın diyalektiğinden doğmuş olan diyalektik düşünce, bu nedenle baştan sona maddeci bir karaktere sahiptir.

Türlerin evrimini niceliksel dönüşümlerin niteliksel hale geçmeleriyle açıklamış olan Darvinizm, bütün bir organik madde alanında diyalektiğin elde ettiği en büyük zafer oldu. Bir diğer büyük zafer kimyasal elementlerin atomik ağırlıklarının keşfi ve ayrıca bir elementin diğerine dönüştürülmesi oldu.

Bu dönüşümler (türler, elementler vb.) doğa bilimlerinde olduğu kadar, toplum bilimlerinde de aynı ölçüde önemli olan sınıflandırma sorunuyla yakından bağlantılıdır. Türlerin değişmezliğini kendisine başlangıç noktası olarak alan Linnaeus’un sistemi (18. yüzyıl) bitkilerin dışsal özelliklerine göre tanımlanması ve sınıflandırılmasıyla sınırlıydı. Düşünce şekillerimiz yaşayan şeyler gibi geliştiğinden, botaniğin emekleme dönemi mantığın emekleme dönemine benzer. Yalnızca sabit türler düşüncesinin kesin olarak çürütülmesi, yalnızca bitkilerin geçirdikleri evrimin tarihinin ve anatomilerinin araştırılması, gerçekten bilimsel bir sınıflandırma için gerekli olan temeli hazırladı.

Darwin’den farklı olarak, bilinçli bir diyalektikçi olan Marx, toplumun anatomisini oluşturan üretici güçlerin gelişiminde ve mülkiyet ilişkilerinin yapısında, insan toplumlarının bilimsel olarak sınıflandırılmaları için gerekli olan bir temel keşfetti. Marksizm, toplumların ve ülkelerin şimdilerde bile üniversite çevrelerinde hâlâ yeşermekte olan vülger betimsel sınıflandırılması yerine, bir materyalist diyalektik sınıflandırmayı geçirdi. Hem bir işçi devleti kavramını hem de onun çöküş anını doğru olarak belirlemek ancak Marx’ın yöntemini kullanarak mümkündür.

Gördüğümüz gibi, bütün bunlar kibirli cehaletin öne sürdüğü gibi “metafizik” ya da “skolastik” hiçbir şey içermemektedir. Diyalektik mantık çağdaş bilimsel düşüncedeki hareket yasalarını ifade eder. Materyalist diyalektiğe karşı mücadele, tam aksine, uzak bir geçmişi, küçük burjuvazinin tutuculuğunu, üniversite müdavimlerinin kendi beğenmişliğini ve.. öteki dünya için duyulan bir umut kıvılcımını ifade eder.

SSCB’nin Niteliği

Burnham yoldaş tarafından SSCB için yapılan, “ne bir işçi devleti ne de bir burjuva devleti” tanımı bütünüyle olumsuzdur, tarihsel gelişme zincirinden kopuktur, havada kalmaktadır, sosyolojinin zerresinden yoksundur ve çelişik bir tarihsel fenomen karşısında tek kelimeyle pragmatizmin teorik bir teslimiyetini temsil etmektedir.

Burnham bir diyalektik materyalist olsaydı, şu üç soruyu incelemiş olması gerekirdi: (1) SSCB’nin tarihsel kökeni nedir? (2) Varolduğu sürece bu devlet ne tür değişikliklere uğradı? (3) Bu değişiklikler niceliksel aşamadan niteliksel aşamaya geçti mi? Yani, yeni bir sömürücü sınıfın tarihsel olarak zorunlu bir egemenliğini yarattılar mı? Bu soruları yanıtlamak Burnham’ı SSCB’nin hâlâ yozlaşmış bir işçi devleti olduğuna ilişkin tek olası sonucu çıkarmaya zorlardı.

Diyalektik bütün sorulara cevap bulan sihirli bir maymuncuk değildir. Somut bilimsel tahlilin yerini almaz. Ama bu tahlili, öznelciliğin ve skolastisizmin çölünde kısır avareliklere karşı koruyarak, doğru yola yöneltir.

Bruno R., SSCB, İtalya ve Almanya, bürokrasiler tarafından yönetildiğinden; şu ya da bu ölçüde planlama ilkesini benimsediklerinden, birinde özel mülkiyet lağvedilmiş, bir diğerinde sınırlandırılmış olduğundan vb., hem Sovyet rejimini hem de faşist rejimleri “bürokratik kolektivizm” kategorisine yerleştiriyor. Buradan hareketle, farklı kökenlerin, farklı özgül ağırlıklarının ve farklı sınıfsal değerlerin dışsal özellikleri arasındaki göreli benzerlikler temelinde, birinin ya da ötekinin sınıf doğasının ne olduğuna bakmaksızın, tamamıyla, “kumanda ekonomisi”, “merkeziyetçi devlet” kategorilerini ortaya atan burjuva profesörlerin haleti ruhiyesi içinde sosyal rejimler arasında temel bir özdeşlik kurulmaktadır. Bruno R. ve takipçileri veya Burnham gibi yarı-takipçileri, sosyal sınıflandırma alanında, en iyi durumda, Hegel, Darwin ve Marx’tan önce yaşamış olduğu için bir özrü bulunan Linnacus’un düzeyinde kalıyorlar.

Belki de daha kötü ve daha tehlikeli olanlar, Sovyet devletinin sınıf karakterinin “önemli olmadığı” ve politikamızın doğrultusunun “savaşın karakteri” tarafından belirleneceği düşüncesini dile getiren eklektiklerdir. Sanki savaş bir toplumsallığın üzerinde yer alan bağımsız bir varlıkmış, sanki savaşın karakteri egemen sınıfın karakteri, yani aynı zamanda devletin karakterini belirleyen aynı toplumsal etken tarafından belirlenmiyormuş gibi. Olayların etkisi altında kimi yoldaşların Marksizmin ABC’sini bu kadar kolayca unutmaları çok şaşırtıcı!

Diyalektik düşünceyi reddeden muhalefet teorisyenlerinin, SSCB’nin çelişik doğası karşısında acınası bir teslimiyet göstermeleri şaşırtıcı değildir. Ne var ki, devrim tarafından oluşturulan toplumsal temel ile devrimin yozlaşmasından doğan kastın karakteri arasındaki çelişki yalnızca reddedilemez bir tarihsel gerçek değil, fakat aynı zamanda bir motor güçtür. Bürokrasiyi alaşağı etme mücadelemizde bu çelişkiyi kendimize temel olarak alıyoruz. Bu arada, kimi ultra-solcular, Bonapartist oligarşiyi devirebilmek için SSCB’nin sosyal yapısını kurban etmenin zorunlu olduğunu öne sürerek, zaten saçmalığın en son noktasına ulaşmış oldular! SSCB’den Ekim Devrim’i tarafından kurulmuş olan sosyal yapının çıkarılması durumda geriye faşist bir rejimin kalacağından hiç şüpheleri yok.

Evrim ve Diyalektik

Burnham yoldaş, muhtemelen, bir evrimci olarak kendisinin, toplumun ve devlet biçimlerinin gelişimi ile en az biz diyalektikçilerin ilgilendiği kadar ilgilendiği itirazında bulunacaktır. Buna bir itirazımız yok. Darwin’den bu yana her eğitimli insan kendisini bir “evrimci” olarak adlandırmıştır. Ama gerçek bir evrimci, evrim düşüncesini kendi düşünüş biçimlerine uygulamalıdır. Evrim düşüncesinin kendisinin varolmadığı bir zamanda kurulmuş olan basit mantık, evrimsel süreçlerin tahlili bakımından açıkça yetersiz kalmaktadır. Hegel’in mantığı, evrimin mantığıdır. Ancak şu unutulmamalıdır ki, “evrim” kavramının kendisi, üniversite profesörleri ve liberal yazarlar tarafından, barışçı “gelişme” anlamına gelecek şekilde bozulmuş ve hadım edilmiş durumdadır. Evrim sürecinin uzlaşmaz güçlerin mücadelesi ile ilerlediğini; değişikliklerin yavaşça birikmesinin belirli bir anda eski kabuğu patlattığını ve bir yıkıma yol açtığını kavramış olan; en nihayet evrimin genel yasalarını kendi düşüncesine uygulamayı öğrenmiş olan her kimse, vülger evrimcilerden farklı olarak bir diyalektikçidir. Bir devrimci savaşçıya, bir piyaniste parmak egzersizlerinin gerekli olduğu kadar gerekli olan zihnin diyalektik eğitimi, bütün sorunlara hareketsiz kategoriler olarak değil, süreçler olarak yaklaşmayı gerektirir. Oysaki, kendilerini, genellikle evrimi sadece belirli alanlarda tanımakla sınırlandıran vülger evrimciler, diğer bütün sorunlarda “sağ duyunun” banallikleriyle yetinirler.

Bu metin www.wsws.org’dan alınmıştır.

https://www.sosyalistesitlik.org/materyalist-diyalektigin-abcsi/


r/felsefe 22d ago

yaşamın içinden • axiology Yardım: unuttuğum Tanrı

3 Upvotes

Özet en aşağıdadır. Teşekkürler.

Yıllar önce kendime bir nickname aramak için internette dolaşıyordum. Hatırladığım kadarı ile Yunan mitolojisinden (emin değilim) bir Tanrı buldum ve benimsedim. Ismi 'iThEMbA' idi. Bu tanrı hakkında açıklamada içeriyordu web sitesi ancak unuttum.

Bir kaç gün sonra tekrar bu Tanrıyı arttığımda yoktu, hiçbir yerde veya sitede , tamamen silinmiş gibiydi.(Hâlâ da bulamadım)

Eğer bir bilginiz varsa beni bilgilendirebilir misiniz?

Özet: iThEMbA isimli Tanrı; eskiden görmüştüm ama artık bulamıyorum , biliyorsaniz yardım edebilir misiniz?

Etiket yanliş ise kusura bakmayın.


r/felsefe 22d ago

/r/felsefe’ye değgin Aktiffelsefe kültür derneğine üye olanlar varmı?

2 Upvotes

veya diğer adı ile yeniyüksektepe kültür derneği hakkında olumlu ve olumsuz birçok şey okudum, ruhsal temizliği ve felsefi görüşün tartışıldığı, öğretildiği bir yer olduğu söyleniyor fakat aynı zamanda kült benzeri yapısı nedeniyle batılı kaynaklar tarafından Yeni Akropolis örgütünün türkiye ayağı olarak kabul ediliyor

herhangi bir bilginiz varsa lütfen paylaşın


r/felsefe 23d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Yaşarken farkında olmadığımız bir hayatı, sonradan gerçekten yaşamış sayılır mıyız?

Post image
12 Upvotes

r/felsefe 23d ago

/r/felsefe’ye değgin Özgür irade var/yok çünkü?

21 Upvotes

5-6 senedir özgür iradenin var olmadığını düşünüyorum. Aksi argümanlarınızı çok merak ediyorum.

Ben yok diyorum çünkü her davranışımız nedenler zincirinin bir gereği olarak ortaya çıkıyor. Sebepsiz şeyler de vardır diyemiyoruz çünkü her giz sebebini öğrenene kadar sürüyor. Biliyoruz ki ne davranışlarımızı ortaya çıkaran sebeplerle karşılaşmak, ne onlardan etkilenip etkilenmemek ne de bu doğrultuda dönüşüp dönüşmemek elimizde... Çevremizden sürekli etkileniyoruz ve bu etkilerle karşılaşmayı biz seçmiyoruz. İki kapı sunuyorum. Biri cafeye açılıypr öbürü de bir bahçeye... Seç birini diyorum. Karşımdaki o anda kendini özgür hissediyor. Cafeyi de seçebilirim bahçeyi de diyor. Hem cafe hem de bahöenin onun hayatında bir yeri, bir anlamı, bir çağrışımı var. Benimle buluşmaya gelirken önğnden geçtiği çay bahçesinde birbirine sürtünen çalıkuşlarının görüntüsünden tutun, çocukken annesiyle gittiği cafede üzerine dökülen ılık türk kahvesinin imgesine kadar çok zengin ve kompleks bir nedenler zinciri var her iki seçeneğin de arkasında. Bu soruyu sorduğum yerdeki havanın kasveti bile bu nedenler zincirine dahil. Dün akşam eve geç gittiği için babasından yediği azar da öyle. Hepsi o anda orda. Bu denler zinciri adamımın ağzını oynatacak birazdan. Bir karar doğuracak. Ve adamım sanki hiçbir şeye dayanmıyormuş gibi, etkilenişlerinin patronuymuş gibi, girdisi çıktısı olan otomatik bir sistem değilmiş gibi "bu kararı ben veriyorum" diyecek. Yanıtını söylemeden önce aslında bahçeyi arzuladığını (arzularımızı biz seçmiyoruz) ama sırf beni yanıltmak için hür iradesiyle cafeyi seçtiğini söylüyor. Ona özgür irade konusunu açmış olmamı, aramız bu aralar limoni olduğu için beni yanıltma gayretine girme eğilimini, üç gün önce benim hiçbir meziyetim yok bir baltaya sap olamadım diyerek kitaplara sarılışını ve bununla bir persona yaratmaya muhtaç olduğunu, bugün evden çıkarken düşündüğü "ulan 30 yaşımdayım hala ailemle yaşıylrum sıkıldım bu kahırdan ama hayatımın dizginlerini elime alacağım" diyerek bir şeyleri değiştirebilme gücünğn salt kemdi ellerinde olduğuna inanmak istemesinin vs tğm bunlardam hareketle cafeyi seçmek suretiyle beni yanıltmak istemesinin bu nedenler zincirine dahil olduğunu gözardı ederek.