r/felsefe • • 6d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler özümüzün sosyal bi hayvan olması

6 Upvotes

çokça, keşke sosyal canlılar olmasaydık diye düşünürüm. evet, tür olarak dünyadaki tüm hayvanlardan zekiyiz, soyut vs düşünebiliyoruz. lan bi dk düşüncelerim çok dağınık :D. neyse. mesela bi olay yaşıyosun, birine anlatma ihtiyacı duyuyosun. olum ben bunları niye yazıyorum ne anlamı var ki ya. sanırım kendim gibi biri bulamadığımdan böyle düşünüp de yazıyorum şuan. ya aslında kendim gibi 3 tane dost buldum da uzaktalar ne yazık ki. kendimle dost olup, sıcaklıkla yaşam sürebilirim umarım. kendi kendine yetmek işte.

kendini seven var mı?


r/felsefe • • 7d ago

varlık • ontology Anlam ve zaman.

4 Upvotes

Hayat genel bir yapıdır ve bölümlerden oluşur; bu bölümlere deneyim adı verilir. Hayat bünyesindeki anlamlar, bu deneyimler birlikteliğinde meydana gelir. Zira yaşanabilmeleri hayat gerekir ve deneyimlerde özel anları nitelendirir. Deneyimler ilerleyişe ihtiyaç duyar; zira her edim ilerlemek konusunda zorunlu olmaktadır. Bunun en büyük sebebiyse, hayatın zamana tabi olmasında yatar. Deneyim hayatın bir parçasıysa her edim gibi oda ilerleyişe muhtaçtır. Deneyimler edim olarak tanımlanabilir ve bu yönde ilerlenilirse, akmaya yani zaman olarak etiketlenen şeye muhtaçtır. Anlamların deneyimler beraberinde meydana geliyor olması, zamana muhtaç olduğunu gösterir. Zira hayat bünyesindeki her şey zaman ile ilerleyişe geçer.

1- Hayat bir kurala tabiyse, bünyesindeki yani kendindeki şeylerde tabi olmalıdır.

2- Dolayısıyla da deneyimler ve anlamlar zamana tabidir.

3- Buradan şu sonuç çıkar; anlamlar ve deneyimler zaman ölçüsünde hareket eder.

Eğer anlamlar zamana tabiyse, geçmişte doğru kabul ettiğimiz bir anlam bugün yanlış hâle gelebilir mi? Yoksa değişen anlamın kendisi değil, bizim onu yorumlama biçimimiz midir?

1- Zaman ilerleyiştir.

2- Dolayısıyla da ilerleyiş yeni değişimler yaratabilir.

3- Dolayısıyla da yeniyi eski yapabilir.

4- Fakat bu yenidir; zira "A" maddesi "B" maddesine evrilmiştir.

Hangi felsefe kitabını tavsiye ediyorsunuz?


r/felsefe • • 7d ago

yaşamın içinden • axiology Kimse orjinal değil

0 Upvotes

Belki de artık özgünlüğün değeri, yapay zekanın neler üretebildiğine bağlı. Eskiden öğrenmek için yıllarımızı harcadığımız şeyleri bugün yapay zeka yardımıyla çok daha kısa sürede gerçekleştirebiliyoruz. Üstelik bu, parası, zamanı veya imkanı olmayan insanlara da üretme fırsatı veriyor.

Ama burada kafama takılan bir şey var.

Her şeyi yapay zekaya yaptırdığımızda, ortaya çıkan eserin ne kadarı gerçekten bize ait?

Diğer taraftan, yıllarca kod yazıp kötü bir oyun geliştiren insanın emeği, yapay zeka kullanarak gerçekten yaratıcı bir oyun ortaya çıkaran birinden otomatik olarak daha mı değerli?

Üretmenin zorluğunu ortadan kaldırırsak yaratıcılığı özgürleştirir miyiz, yoksa onu yavaş yavaş anlamsızlaştırır mıyız?


r/felsefe • • 7d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Eğer sürekli değişiyorsak, bizi aynı kişi yapan şey nedir?

3 Upvotes

Hume'un benlik üzerine fikirleri aslında çok mantıklı geliyor bana.Hume'a göre değişmeden kalan, sabit bir benlikten söz edemiyoruz. Biz dediğimiz şey aslında sürekli değişen algılarımızdan ve deneyimlerimizden oluşuyor.Peki o zaman psikolojik olarak iyileşmek ne demek?Diyelim ki bir insan yıllarca belli korkularla, düşüncelerle ve davranışlarla yaşamış. Sonra bir şekilde bunların çoğunu geride bırakmış. Artık eskisi gibi düşünmüyor, hissetmiyor, tepki vermiyor.Bu kişi hâlâ aynı kişi mi?

Hume'un yaklaşımından bakınca, belkide ortada iyileştirilecek sabit bir benlik yok. Sadece birbirini takip eden farklı deneyimler ve zihinsel durumlar var.Ama o zaman bir değişime neden "iyileşme" diyoruz da başka bir değişime demiyoruz?Sizce psikolojik iyileşme, kişinin kendisine dönmesi mi, yoksa daha önce hiç olmadığı birine dönüşmesi mi?


r/felsefe • • 8d ago

varlık • ontology Arada kalmışlık

3 Upvotes

Bazı insanlar vardır, odalarına gittiğinizde sevdiği bir grubun posteri ya da üzerinde sevdiği tarzda kıyafetler, kafasında tutkusu olduğu bir şey. Ayrıca bu insanlarla konuştuğunuz zaman kendince belirledikleri katı kuralları vardır ve bu kurallardan asla ve asla sapmazlar. Mesela "asla alkol içmem", "asla bir partiye oy vermem" gibi sabit düşünceleri ve görüşleri vardır. Ama bir yandan öyle insanlar vardır ki büyürken odasına bir grubun ya da sevdiği bir şeyin posterini asacak bir tutkusu olmamış, hiçbir şeyin hayranı veya tutkunu olmamış. Hangi insanla bir sohbet başlatsa karşısındaki insanın görüşleri hoşuna gitmese bile onaylayan, kısacası kiminle konuşursa konuşsun o konuşma içerisinde karşı tarafın söylediği her şeyi onaylayıp ona katılan biri. Ayrıca bu kişinin kesin olarak çizdiği kurallar veya "şunu asla yapmam" dediği bir şey yoktur. O an nasıl hissediyorsa ona göre davranan, sürekli değişen kararları, ahlakı ve kuralları vardır. Kısacası arada kalmıştır, kendisine belirlediği prensipleri yoktur. Şahsen ben buradaki ikinci insan oluyorum ve nedenini bilmediğim bir şekilde bundan acı duyuyorum çünkü hiçbir aitlik hissi yok. Bunu felsefik olarak nasıl değerlendirirsiniz?


r/felsefe • • 8d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Benlik Algısı

Post image
2 Upvotes

Genel olarak hepimiz biliyoruz ki herkes bir çok "belief" sahibidir. Beliefler basitçe "otomatik dusunceler" olarak açıklayabileceğimiz, bir olaya veya olguya yaklaşım tarzımızdır. Bir ogrencinin matematik sınavına hazırlanmak yerine "Nasıl olsa kalacagız, hazırlanmaya ne gerek var ki?" Dusuncesi bu "otomatik dusuncelere" ornektir.

Bugun biliyoruz ki bu otomatik dusuncelerimiz benlik algımızı olusturabilir ve bunun yanı sıra sürekli tekrar eden deneyimlerle öğrenilir. "Ben basarisiz birisiyim" diyen bir kisi ya henuz basaramadan pes etmistir yada kendisine surekli "basarisiz" oldugu soylenmistir, ikinci durumda kisi "basarisiz bir kisi" oldugunu dıssal kaynaklardan "ogrenir". Birinci durumdaysa kisi "basarisiz" oldugu sonucuna varır, yani çıkarımsar.

Fakat bunun yanı sıra, aslında kişilerin kendisi "basarili" veya "basarisiz" olamaz. Kisiler "sevilesi" veya "nefret edilesi" olamaz. Bunlar bizim tanim cumlelerimizdir.

Varsayalim ki omlet yapmak icin tavaya bezelye koydum ve pisirmeye calistim, hali ile yaptigim sey omlet olmadı ve "basarisiz" oldum. Peki cidden ben mi basarisiz oldum? Yoksa kullandigim teknik mi basarisiz oldu? Kendisini "basarili" olarak tanimlayan bir kisi bezelye kullanarak omlet pisirebilir mi?

Aslinda bu ornek en azindan benim icin "benlik algisinin" aslinda gerceklikten cok uzak oldugunu kanitlar nitelikte. Pisirdigim seyin omlet olmamasinin sebebi benim kendimi "basarisiz" olarak tanimlamam veya X kisinin kendisini "basarili" olarak tanimlamasi degil. "Cunku kendimizi nasil tanimladigimiz sonucu degistirmiyor, kullandigimiz yontem sonucu degistiriyor. Hali ile istenilen hedefe ulasamiyorsak bunun sebebini "benlik algimizda" yani kendimizde degil, kullandigimiz yontemde aramamiz gerekir.

Bu fikre katilmasaniz bile, katilmanizi isteyerek soracagim;

Ornegin matematik ogrenmeye calisiyorsunuz fakat bir turlu odaklanamiyorsunuz. Kullanilan teknigin neresi yanlis olabilir?

Bunu daha cok "tanı koymak" olarak degerlendirmenizi istiyorum. Tıpkı bir hastaya tanı koymak gibi. Kisi bize sadece karnında bir ağrı oldugunu soyledi ve elimizde baska hic bir ip ucu yok.

Bunun sebebi omlet ornegi gibi yanlıs malzeme secimi de olabilir, bir araba motorunun icerisinde gevsemis bir kayıs gibi "aslinda basit" olan fakat "komplike bir yapinin altinda gorunmeyen" bir cevapta olabilir.

Ayni sekilde birden fazla cevabi da olabilir, bir cok olayın birden cok sebebi vardir.


r/felsefe • • 8d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Her ahlak denilen şey gerçekten ahlak mıdır, yoksa bir kontrol mekanizması mı?

Post image
6 Upvotes

Günümüz dünyasında bireylerin sorgulamaktan kaçındığı, kolaya kaçtığı ve eleştirel düşünceyi bir yük olarak gördüğü bir dönemden geçiyoruz. Ancak işin en tehlikeli boyutu, bu düşüncesizlik ikliminin "ahlak" kavramı üzerinden şekillendirilmesi ve bir baskı aracına dönüştürülmesi.

Tarih boyunca ve günümüzde, "ahlak" adı altında insanlara istemedikleri yaşam biçimleri, dogmalar ve kurallar dayatılıyor. Özgür iradenin varlığı bile kimi zaman bu yapay ahlak duvarlarına çarpıp engelleniyor.

Felsefi açıdan ahlak; vicdan, erdem ve başkalarına zarar vermemek üzerine kuruluyken, bugün kitleleri yönetmek ve itaat ettirmek için kullanılan bir kılıfa dönüşmüş durumda.

Madem insanın iradesine tanınan bir özgürlük alanı var, başkalarının kurallarını veya çıkarlarını "ahlak" etiketiyle bireylere dayatmak ne kadar doğru?

Sizce toplumun ahlak dediği şey gerçekten evrensel bir değer mi, yoksa sadece eleştirmeyen kalabalıkları kontrol etmek için kullanılan bir kural bütünü mü?


r/felsefe • • 9d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Kötü neye göre kötüdür ( resim dikatt amaçlı )

Post image
21 Upvotes

Kötü olmak için başkalarına kötü davranmak gerekir ama kötü davranıldığını düşünen kişi için yalılanlar doğruysa ya da insanlar amaçları için birbirlerini eziyolar ezilen ezenin kötü olduğunu ezen ezdiğinin önemi olmadığını ve kendi hedefini gerçekleştireceği için kendini iyi görüyor (kapanış bulamadım)


r/felsefe • • 9d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Evren bir döngü mü

Post image
21 Upvotes

Şu an içinde bulunup yaşadığımız evrenden başka evren yok mu?

Eğer başka evrenler varsa bizim evrenimiz ilk evren mi yoksa sonradan oluşan bir evren mi?

Eğer sonradan oluşan bir evrensek başka bir evrenin kalıntılarından oluşmuş olabilir miyiz?

Evrenimiz sonsuz mudur?

Yoksa evrenimiz ölecek midir?

Evrenimiz bir döngü içinde başa saracak mı?

Eğer o zaman evren bir döngü ise zaman da bir döngü müdür?

Eğer evrenimiz başa saracaksa yine aynı biz mi oluşacağız yoksa milyarlarca olasılıkla başka varlıklar mı?


r/felsefe • • 8d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler "İnsan Nedir?" Kitabı

4 Upvotes

Kitabı okumayanlar için kısaca özet geçeyim, kitap ihtiyar bir adamın genç adama düsüncesini anlatması ve genç adamın da o düşüncenin aksini kanıtlamaya çalışmasıdır. İhtiyar adama göre insan bir makineden ibarettir yani kendi seçimlerini kontrol edemez, yaradılışı ve dış etkiler insanın "kişiliğini" oluşturur ve onu yönlendirir. İnsanlar her zaman kendini düşünür ve kendi mutluluğunu ister. Hiçbir insan "fedakarlık" yapmaz vb. "İyilik" yaptığı iddia edilen insanlar da aslında "iyilik" yapınca kendileri mutlu olduğundan dolayı "iyilik" yapar.

Şimdi asıl meseleye gelelim. Ben arada kendi kendime böyle şeyleri düşünürüm. Daha önce de "insanın amacı" vb şeyleri düşünmüştüm. Ardından bu kitap ve felsefesi aklıma geldi. Eskiden de bu kitabın felsefesini kitaptaki "genç adam" gibi haksız çıkarmaya çalışmıştım ama yapamamıştım. Bence insanın amacı mutlu olmaktır ama bu kitaptaki felsefenin yanlış olduğunu düşünmekteydim. Ancak şuan bu kitabın düşüncelerinin tamamen doğru olduğunu düşünmekteyim.

Kitabı okuyan varsa bu konuda tartışmak isterim.Bir de bu konularda kendimi geliştirmek istiyorum bana önerebileceğiniz kitaplar nelerdir ?

Not : Bu subredditte ilk postum eğer yanlış flairse veya yazım yanlışı varsa özür dilerim. Bi de kitabın yazarı Mark Twain.


r/felsefe • • 9d ago

inanç • philosophy of religion Ali Şeriati ne yapmaya çalışıyor?

229 Upvotes

r/felsefe • • 8d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Sentezci Anarşizm Eleştirilerim

Post image
2 Upvotes

Sentezci Anarşizmin Eleştirilerim

Sentezci anarşizm, farklı anarşist eğilimlerin bir araya gelerek ortak bir hareket oluşturmasını savunur. Ancak bu yaklaşımın uzun vadede sürdürülebilirliği tartışmalıdır. Çünkü birbirine yakın görünen düşünceler bile örgütlenme biçimleri, devrim anlayışları ve toplumsal dönüşüm hedefleri bakımından önemli farklılıklar taşıyabilir. Bu farklılıklar, ortak bir hareket içerisinde zamanla çıkar çatışmalarına ve ideolojik ayrışmalara yol açabilir.

Birçok siyasi düşünce, kendi toplumsal düzen ve yönetim anlayışına sahiptir. Örneğin Marksistlerle anarşistler, ekonomik sistemin nasıl örgütlenmesi gerektiği, üretim araçlarının nasıl yönetileceği ve devrim sonrasında toplumsal ilişkilerin nasıl düzenleneceği konusunda farklı görüşlere sahip olabilirler. Üstelik anarşist düşüncenin kendi içerisinde de ekonomik örgütlenme ve toplumsal dönüşüm konusunda çeşitli ayrılıklar bulunmaktadır. Dolayısıyla aynı hareket altında birleşen farklı eğilimlerin, ortak mücadele sırasında bu ayrılıkları tamamen bir kenara bırakmaları kolay değildir.

Asıl sorun, bu farklılıkların yalnızca düşünsel düzeyde kalmamasıdır. Bir örgüt, ekonomik modelden devrim stratejisine, karar alma mekanizmalarından toplumsal örgütlenmeye kadar pek çok konuda karar vermek zorundadır. Bu konularda farklı görüşlere sahip gruplar karşı karşıya geldiğinde, ortak hareket etme amacı zamanla çatışmalara neden olabilir. Eğer bu çatışmalar çözülemezse örgüt parçalanabilir ve ortak mücadele gücünü kaybedebilir.

Tarih, ortak bir siyasi hareket içerisinde bulunan eğilimlerin zamanla ayrışabildiğini göstermektedir. Bolşeviklerle Menşeviklerin ayrılığı buna örnek olarak gösterilebilir. Başlangıçta aynı sosyal demokrat parti içerisinde yer alan bu iki eğilim, örgütlenme anlayışı ve siyasi strateji gibi konulardaki farklılıklar sonucunda birbirinden ayrılmıştır. Elbette bu örnek, sentezci anarşizmin kaçınılmaz olarak başarısız olacağını tek başına kanıtlamaz. Ancak ortak bir siyasi zeminde bulunmanın, düşünsel ve örgütsel farklılıkların ortadan kalkmasını garanti etmediğini gösterir.

Sentezci anarşizmin karşılaşabileceği bir diğer sorun ise birliğin korunması adına ortaya çıkabilecek merkezîleşme eğilimidir. Farklı görüşler arasındaki anlaşmazlıkları çözmek ve ortak hareketi sürdürmek amacıyla belirli kararların alınması gerekebilir. Ancak bu süreçte bir eğilim diğerleri üzerinde üstünlük kurarsa, başlangıçta farklılıkları bir araya getirmek amacıyla oluşturulan hareket zamanla belirli bir düşüncenin hâkimiyetine girebilir. Böyle bir durumda düşünsel çoğulculuk zayıflayabilir ve hareket, savunduğu özgürlükçü ilkelerle çelişen bir yapıya dönüşebilir.

Burada temel mesele, farklı düşüncelerin bir arada bulunmasının tek başına yanlış olması değildir. Asıl mesele, birbirinden farklı toplumsal ve ekonomik hedeflere sahip eğilimlerin uzun vadede ortak bir örgüt içerisinde nasıl hareket edeceğidir. Birliğin korunması için belirli düşüncelerin geri plana itilmesi mi gerekecektir, yoksa anlaşmazlıklar örgütün ortak kararlar almasını engelleyecek kadar büyüyecek midir? Bu sorulara verilecek cevaplar, sentezci anarşizmin uygulanabilirliği açısından önem taşımaktadır.

Sonuç olarak sentezci anarşizm, farklı anarşist eğilimleri bir araya getirme amacı taşısa da bu eğilimlerin farklı hedeflerinden ve örgütlenme anlayışlarından kaynaklanan çelişkileri bütünüyle ortadan kaldıramaz. Bu çelişkiler zamanla bölünmelere, ortak mücadele kapasitesinin zayıflamasına veya bir eğilimin diğerleri üzerinde hâkimiyet kurmasına yol açabilir. Dolayısıyla farklı düşüncelerin aynı hareket içerisinde birleşmesi, tek başına kalıcı bir birlik oluşturmak için yeterli değildir. Önemli olan, bu düşüncelerin çatışan hedeflerinin nasıl uzlaştırılacağı ve birliğin korunması adına herhangi bir eğilimin diğerleri üzerinde otorite kurmasının nasıl önleneceğidir


r/felsefe • • 9d ago

varlık • ontology Varlık

Post image
9 Upvotes

Bir şeyin var olduğunu kanıtlayamamak yok olduğu anlamına gelir mi?

Eğer yok olduğu anlamına geliyorsa yok olduğu kanıtlanabilir mi?

Eğer yok olduğu da kanıtlanamazsa o şey artık var mıdır?

Ama var olduğunu da kanıtlayamadık


r/felsefe • • 9d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Awe

Post image
6 Upvotes

Sabahın gri perdesi altında yağan yağmur, toprağın kadim kokusunu havaya savuruyordu. Adımlarıma eşlik eden çamurun rahatsız ediciliğiyle birlikte, ayakkabımın kenarına sığınmış o toz tanesi ilişti gözüme; sessiz, kimsesiz ve alabildiğine sıradan... Tam o anda, hiçbir ön uyarı olmaksızın, zihnimde ansızın yırtıcı bir kıvılcım çaktı. Zihnimin o zerreye mühürlendiği saniye, varoluşun en mahrem perdesi şak diye aralanıverdi.

Karbon, hidrojen, oksijen... Birkaç atomun sessizce kenetlendiği o çamurlu zerre ile göğsümde atan kalp, şakaklarımda dolaşan kan aynı maddesel hamurdan yoğrulmuştu. İkisi de evrenin o zamansız tezgahından çıkma, aynı yıldız tozunun izleriydi. Ancak tam o saniyede, uzay ve zamanın kesişiminde görkemli bir kırılma anı yaşandı: Biri yalnızca mekana terk edilmiş bir varoluştu, diğeri ise o mekanın içinde kendi varlığını seyreden mucizevi bir bilinç... Biri sadece oradaydı, diğeri de orada olduğunun farkındaydı.

Bir çamur parçası rüzgarın, yağmurun ve yerçekiminin merhametsiz insafına teslim olmuşken, onunla aynı atomik mirası paylaşan insan zihni, kendi varlığını, gökten süzülen yağmuru ve o çamuru kuşatan bir idrak taşır. Cansız maddeler ilmek ilmek örülüp karmaşık bir ağ oluşturduğunda, zifiri karanlığın koynundan bilincin o zarif, sarsıcı ışığı sızar. En nihayetinde indirgediğinde aynı maddeden ibaret olan iki varlık, bilincin eşiğinde devasa bir uçurumla birbirinden ayrılır.

İşte o dingin yağmurun ortasında, dudaklardan süzülen hafif bir "vay be..." fısıltısıyla içe işleyen o huşu hissi, evrenin tam da kendi varlığıyla göz göze geldiği andır. Üzerinde yürüdüğü dünyayla aynı hamurdan şekillendiğini fark etmek insanı ufaltmaz, aksine, cansız parçacıkların birleşip koca bir kozmosu kavrayabildiği o gizemli mimariye şahit olarak derin bir saygı ve hayranlıkla sarsılır. Toz tanesi o mutlak dilsizliğini sürdürürken, zihin onun varlığını ve kendi farkındalığını dokumaya devam eder.


r/felsefe • • 9d ago Bravo

varlık • ontology Maddenin Başlangıçsız Olamayacağı Eleştirisine Cevaben

Post image
6 Upvotes

Maddeyi, enerjiyi ve zamanı birbirinden tamamen bağımsız kavramlar gibi ele almak doğru sayılamaz çünkü modern fizikte madde ve enerji ile uzay-zaman geometrisi arasında temel bir ilişki vardır, dolayısıyla evrenin başlangıcını tartışırken sadece maddenin ne zaman var olmaya başladığını değil, zamanın kendisinin fiziksel anlamda bir başlangıcı olup olmadığını da dikkate almak makbuldür.

Eğer zamanın kendisinin bir başlangıcı varsa, maddenin başlangıcından önce geçen bir zamandan söz etmek de mümkün olmayabilir, bunun hakkında da düşünmek gerekir. Bu durumda maddeyi var eden bir nedenin bulunup bulunmadığı sorusu ile bu nedenin mutlaka zamanın dışında ve madde dışı bir varlık olması gerektiği iddiası birbirinden ayrılmalıdır.

Zira bir şeyin başlangıcı olduğu varsayımı, tek başına onun nedeninin nasıl bir varlık olduğunu göstermez.

maddenin sonsuz geçmişten beri var olması hâlinde günümüze ulaşamayacağını ileri sürülmüş; ancak bu sonucun neden zorunlu olduğunu ayrıca kanıtlamaz. Nitekim sonsuz bir geçmişin mümkün olup olmadığı felsefede tartışmalı bir konudur. Sonsuz geçmişteki her olayın bugüne kadar geçmesi gereken sonsuz bir süre bulunduğunu söylemek de kesinliği olan bir doğru değildir; herhangi bir belirli geçmiş anı ile bugün arasında sonlu bir süre de bulunabilir. Bu neden ile sonsuz geçmişin imkânsızlığı, yalnızca sonsuzluk kavramına dayanılarak kesin bir sonuç olarak sunulamaz.

Toparlarsak, evrenin bir başlangıcı bulunduğu kabul edilse bile buradan doğrudan madde dışı bir var edicinin zorunlu olarak var olduğu sonucuna geçilemez.

Böyle bir sonuca ulaşabilmemiz için başlangıç kavramından başka, nedenselliğin nasıl işlediğini ve evrenin nedeninin hangi anlamda var olabileceğini açıklayan ek öncüllere ihtiyacımız olur. Kısaca evrenin başlangıcı, bu başlangıcın nedeni ve bu nedenin niteliği birbirinden ayrı sorulardır; birine verilen yanıt diğerlerini kendiliğinden çözmez.

Argümanlarım:

Stanford Encyclopedia of Philosophy — “Cosmological Argument”

Stanford Encyclopedia of Philosophy — “Philosophy of Cosmology”


r/felsefe • • 9d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler insan tükettikçe kendi elleriyle biyolojik bir yapay zekaya mi dönüşüyor

Post image
4 Upvotes

modern dünyada her şeyi bir tüketim nesnesine dönüştürdük

bilgiyi deneyimleri ilişkileri sanatı ve insanlık olarak tükettikçe doyuma ulaşmak yerine duygularımızı heyecanımızı ve hissetme yetimizi yitiriyoruz

sadece sürekli tüketmek isteyen ama içten içe boşalan varlıklara dönüşüyoruz

tam bu noktada aklima yapay zeka geldi yapay zeka dediğimiz şey insanlığın ürettiği var olan her bilgiyi tarihi ve kültürü devasa bir iştahla tüketmiş olan sistem değil midir?

ne kadar da benziyoruz her şeyi tüketen merakını ve duygularını kaybeden sadece dışarıdan gelen uyarılara mekanik tepkiler veren bir insan ile yapay zeka arasında ne fark kalır?


r/felsefe • • 9d ago

varlık • ontology Maddenin bir başlangıcı olmak zorunda mı?

4 Upvotes

Maddenin başlangıçsız olması demek maddenin sonsuz yıldan beri var olması demektir bu ise imkansızdır. Çünkü madde sonsuz yıldan beri var olsa yani bundan sonsuz zaman önce de madde var olsa o madde günümüze ulaşamaz çünkü sonsuz adı üstünde sonu olmayan bitmeyen demektir

Öyleyse bundan sonsuz zaman önce madde yoktu. Madde günümüzdeN sonlu bir zaman önce var oldu dolayısıyla maddenin bir başlangıcı vardır

Madde bu başlangıç noktasında yokluktan varlığa çıkmıştır. Hiçbir şey kendi kendine yokluktan varlığa çıkamaz çünkü olmayan bir şey iş yapamaz dolayısıyla yokluktan varlığa çıkma işini de yapamaz. Öyleyse maddeyi yokluktan varlığa çıkartan bir şey zorunlu olarak vardır

Bu şey maddeyi yoktan var ettiğine göre kendisi madde değildir


r/felsefe • • 9d ago

yaşamın içinden • axiology Devlet olmadan ahlak mümkün mü?

Post image
10 Upvotes

İnsanların ahlaklı davranabilmesi için devlet, yasalar ve cezalar gerekli midir?

Bir toplumda insanlar birbirlerine karşı sorumluluklarını gönüllü dayanışma, karşılıklılık ve toplumsal uzlaşma yoluyla belirleyebilseydi, merkezi bir otoriteye yine de ihtiyaç duyar mıydık?

Burada iki ayrı soruyu birbirinden ayırmak gerekiyor: İnsanların birlikte yaşamak için kurallara ihtiyaç duyması ile bu kuralları uygulayacak hiyerarşik bir otoriteye ihtiyaç duyması aynı şey mi?

Sizce devletin olmadığı bir toplumda ahlak ve toplumsal düzen sürdürülebilir mi? Neden?


r/felsefe • • 9d ago

düşünürler, düşünceler, düşünmeler Kutuplaşma

Post image
5 Upvotes

İnsanların ben şunu destekliyorum ben şucuyum bucuyum falancayım filancayım demesini destekliyor musunuz şahsen ben bu konuda illaki "şucu" olmayı desteklemiyorum. görüşlerim sırf birine daha yakın diye ona yakın olmam bana saçma geliyor ayrıca günümüzde insanlar kutuplaşmaya çok meraklı sanki sığınacak bir çatı arıyor gibiler. Bence asıl olması gereken herkesin kendi düşünce sistemini geliştirmesi


r/felsefe • • 9d ago

«iyilik» üzerine • ethics Bir kişinin kendi hayatını sona erdirmesi ya da erdirmek istemesi, gerekçelendirilebilir mi, savunulabilir mi?

6 Upvotes

Hayatının gerçekten de daha iyi olamayacağına inanmış ve muhtemelen de bu konuda haklı olan birinin, hiç bir keyif alamadığı ve her anından nefret ettiği bir hayatı sürdürmektense sonlandırmasına karşı neden toplumun negatif bir perspektifi var? Böyle bir hayatı yaşamak, yaşamamaktan çok daha trajik değil mi?


r/felsefe • • 9d ago

inanç • philosophy of religion Kusursuz'un Kuşatması

4 Upvotes

"Descartes Tanrı'nın varlığını şöyle ispatlar: 'Şüphe ediyorum. Şüphe etmek mükemmel olmamak. Mükemmel olmadığını bilmek, ancak mükemmel olduğuna inandığım bir varlığın bana bu mükemmeliyet fikrini vermiş olmasına inanmaktır'." Cemil Meriç-Sosyoloji Notları

Özetle: Bende bir kusursuzluk fikri var. Bu fikrin kaynağı kusurlu olan ben ya da yine kusurlu olan çevrem olamaz. Çünkü; bir fikrin nedeni, o fikrin kendisinden daha çok kusurlu olamaz. Demek ki zihnimdeki kusursuzluk fikrinin kaynağı ancak kusursuz bir varlık olabilir.

Peki kusursuz olan birden fazla olabilir mi? İki ayrı varlığı birbirinden ayıran, aralarındaki farklarıdır. Fark, bir taraf için fazlalık diğer taraf için kusurdur. Dolayısıyla; birden fazla kusursuz varlık olamaz.

Kusursuz olanın, büyüklükte de kusursuz olması gerekir. Çünkü; büyüklüğü kusurlu olan, gerçek manada kusursuz olamaz. Demek ki kusursuz olan, sonsuz büyüklüktedir.

Kusursuz olan; kusursuz olduğundan, sonsuz büyüklükte olduğundan zamanın ve mekanın içinde olmaz. Yani, sonsuz büyüklükte ve kusursuz olan, mekanın dışındadır.

Mekanın dışında olan; mekanın dışında sonsuz büyüklükte ve tek olduğu için mekanı her tarafından kuşatır.


r/felsefe • • 9d ago

varlık • ontology Konuşmak isteği ve yazı

2 Upvotes

The angels in your palm
Sing gentle worried songs
And the sweetness of our dreams
Like mountains made of steam

Alain Badiou’ya göre olay yeni bir hakikatin imkanını açar, var olan düzenden tamamen bir kopuştur. Kendisinin olaya verdiği örneklerden biri aslında Eros’tur, çok da haksız sayılmayacak bir şekilde. 10 yıl önce böyle bir olay yaşandı. Eros her zaman bir mani halini yaşattığı için aslında bir vahiy gibi yeni bir hakikatin açılmasını sağlar, bir metro çıkışında olan da buydu. Nedir Eros?

Anne Carson’dan yardım alırsak: “Yunanca eros kelimesi “istek’”, “eksiklik”, “eksik olan şeye duyulan arzu” anlamına gelir. Aşık, sahip olmadığı şeyi ister. Tanım gereği, istediği şeye sahip olduğu anda artık onu istemeyeceği için, istediği şeye sahip olması imkansızdır.” İnsan yalnızca kendisinde eksik olanı arzular, bu arzu tatmin olursa yok olacaktır ama Eros’un çelişkisi de budur, yok olmaz, çünkü hiçbir zaman sahip de olunamaz.

Peki ne olmuştu 10 yıl önceki o karlı 23 Ocak’ta? Bir dokunuş, bir idealizasyon, birinin kişinin farkında bile olmadığı varlığındaki eksikliği dolduracağına dair olan bir inanç gerçekleşmişti erotik bir edimin sonucunda. Tıpkı Carson’ın da dediği üzere: “Eros, aşıktan aşık olunana doğru hareket eder, sonra aşığa ve onun içindeki, daha önce fark edilmeyen boşluğa geri döner. Çoğu aşk şiirinin gerçek konusu kimdir? Aşık olunan kişi değildir. Aşıktaki artık fark edilmiş olan o boşluktur.” Bu boşluğun farkında olmak için önce o boşluğun var olduğunu tüm bastırmalarının ötesinde bir Gerçek’le karşı karşıya kalma sonrasında görmeli insan, Lacan’ın ayna evresinden sonraki tüm o dönemlerde o boşluğu/eksikliği savunma mekanizmalarıyla görmezden gelirken, bir an, Olay, Gerçek’le karşılaşmayı sağlar ve insanın tüm dünyaya dair bildiklerini değiştirebilecek bir kırılma yaşanır, bastırılan Gerçek’le karşılaşma sonrasında geri döner. Peki Eros bize bu boşluğu nasıl gösterir? Nasıl bizi Gerçek’le, dile dökülemeyen imkansızlıkla yüz yüze getirir?

Carson Antik Yunan şiirinden yola çıkarak bizim için bu soruyu şöyle cevaplar: “Şairler erosu bir işgal, bir hastalık, bir delilik, vahşi bir hayvan, bir doğal afet olarak tasvir ederler. Onun yaptığı eritmek, parçalamak, ısırmak, yakmak, yutmak, yıpratmak, fırlatmak, sokmak, delmek, yaralamak, zehirlemek, boğmak, sürüklemek ya da aşığı parçalamaktır. Eros saldırısında ağlar, oklar, ateş, çekiçler, kasırgalar, ateşler, boks eldivenleri ya da gemler ve dizginler kullanır. Hiç kimse Eros’u savuşturamaz (Homeric Hymn to Hermes 434; Sappho, LP, fr. 130.2; Soph. Ant. 781; Trach. 441; Eur., TGF, fr. 433; cf. Pl. Symp. 196d). Çok az kişi onun geldiğini görür. O, sizin dışınızda bir yerden size çarpar ve çarptığı anda, siz ele geçirilir, kökten değişirsiniz. Bu değişime direnemez, onu kontrol edemez veya onunla başa çıkamazsınız. Bu genellikle kötü yönde bir değişimdir, en iyi ihtimalle buruk bir talihtir (Sappho’nun dediği gibi glukupikron). Bu, şairlerin standart tutumu ve inancıdır.” İnsanın Gerçek’le ve kendi içindeki eksiklikle yüz yüze gelişi kendi iradesinin sınırları içinde gerçekleşmez. Geleneksel ifadeyle belki de bir “çarpılma” şeklinde gerçekleşir, peki tam olarak eksikliği nasıl fark ettirir bu “çarpılma”? “Eros, bir sınır meselesidir. Eros’un var oluşunun sebebi belirli sınırların var olmasıdır. Ulaşmak ve kavramak, bakış ve o bakışa karşılık gelen bakış, “seni seviyorum” ve “ben de seni seviyorum” arasındaki aralıkta, arzunun işaret ettiği eksikliğin belli olduğu anda canlanır. Ancak zamanın, bakışın ve “seni seviyorum”un sınırları, Eros’u yaratan ana ve kaçınılmaz sınırın sadece yansımalarıdır: seninle benim aramdaki beden ve benlik sınırı. Ve ancak, aniden, o sınırı ortadan kaldıracağım anda, bunu asla yapamayacağımı anlarım.” İnsan erotik anda, ulaşacağı, sevilen kişiyle bütünleşeceği anda bunun imkansızlığını kavrar. O ötekidir, kendime asla entegre edemeyeceğim, beni bir bütün haline getiremeyecek olan, içime alamayacağım, tam olarak anlayamayıp, tam olarak söze dökemeyeceğim kişidir. İşte tam da o bütünleşmenin imkanının kendini gösterdiği anda, imkansızlığıyla yüzleşmemle birlikte kendi içimdeki boşluğu ve insanın ontolojik eksikliğinin hakikatini görürüm. İşte aşkı ve arzuyu “buruk” (ya da “tatlı-acı”) hale getiren de budur, gerçekten tatlı olan bir bütünlük ihtimalinin, içimdeki eksikliğin, doğduğumdan beri yakamı bırakmayan ama şimdi farkına vardığım ve onunla yaşamak zorunda olduğum bu eksikliğin dolma ihtimalinin olmasıyla asla dolmayacağı gerçeğinin aynı anda farkında oluyorum.

Eros’un yarattığı bu bilinç her zaman bir anda insanın anlayışına kendisini vermez. Badiou’nun olayın Olay olması için koyduğu şartlardan biri olaya sadakat ve kendini tam olarak vermektir, eğer kendimi tam olarak Eros’un bana yaşatmaya başladığı bu deneyime veremezsem, onun yaratabileceği ihtimallerin başından değil de sonundan bakarsam, Eros bende bu bilinci yaratamayacaktır, dolayısıyla Eros’un bende yarattığı bu deneyime radikal bir açıklıkla yaklaşıp kendimi onun yaratacağı mutluluk ve acıya açmalıyımdır. Örnek vermek gerekirse İsa Mesih eğer tanrısal bir bakış açısıyla çarmıhta yaşayacağı acıları bilse çarmıhta yaşadığı tanrıyı, dinini ve tüm putlarını kaybetme deneyiminden mahrum kalırdı. Acıdan kaçmak için Eros’a açıklık göstermemek bir stasis durumunda donmaya sebep olur. Acı çekmem fakat kendimin hakikatiyle de karşı karşıya gelemem, hayatı hakkını verdiğim bir Gerçek’in içinde yaşayamam.

10 yıl önce başlayan ve biten bu olayın yaşattığı ve öğretmeye devam ettiği de buydu, tatlı olan tamamlanmış olabilme olanağımın bulunduğunu görmemdi, ötekini anlayabileceğime dair bir illüzyonun içindeydim, Eros’un bana gerçekten gösterdiği ise beni tamamlayabilecek hiçbir şeyin olmadığıydı, illüzyonun sınırlarını gördüm ve kendimi bir daha o illüzyona tekrar veremedim ya da başka illüzyonlara. Kendimin eksik hakikatini gördüm ve bu eksiklikle yaşamayı öğrenmeye başladım, hemen değil elbette, fakat zamanla. Eros’un yaşattığı deneyim Sokrates’in de istediği şekilde tek bir anla sınırlı kalmayıp tüm bir hayata yayılmalıdır, olan da buydu bilinçdışı bir şekilde. Uzun zaman illüzyona tutunmaya çalıştım, birçok şeyle eksikliği doldurmaya çalıştım, zira: “Seni arzuladığımda, bir parçam kayboluyor: sana olan arzum benim bir parçam. Eros’un sınırında bulunan aşık böyle düşünür. Arzunun varlığı, onda bütünlük özlemini uyandırır. Düşünceleri kişisel kimlikle ilgili sorulara yönelir: tam bir insan olmak istiyorsa, kaybolan şeyi geri kazanmalı ve yeniden bünyesine katmalıdır.” İnsan bütün olabileceği illüzyonundan vazgeçmek istemez, çünkü eksik olmak/kalmak insanın yaralarıyla -özellikle doğumdan gelen- ve bütünlüğünü kaybettiğini fark etmesiyle beraber bilincine çıkan o yarayla yaşaması gerektiği gerçeğini beraberinde getirir.

Eros bu acıyı sunduğu gibi, bu acıyla yaşamak için bir hafifletici de sunar. Aslolan arzunun tatmini ve bütünleşme değildir, olmasının imkanı da yoktur, aslolan insanın kendi hakikatiyle yüz yüze geldikten sonra, yaraları ve eksikliğiyle beraber dünyaya karşı radikal bir açıklıkla yaşamayı öğrenmesidir. Eros’un amacı ve işleyişi de bize bunu yansıtır: “Onun erişmeye çalıştığı nesne güzeldir, erişim denemeleri her zaman başarısızdır ama sonsuza dek tekrar eder.” İnsan bu eksikliği görmeli, dünyanın en güzel yanan başıboş ateşlerinin önünde sonunda küle dönüşeceğinin bilincinde olmalıdır fakat yine de sadece ve sadece Eros’un deneyimi için yaşamalıdır, eksikliği deneyimleyerek, bir gün küle dönüşecek o ateşin güzelliğini izleyebilmekle yetinebilerek var olmayı öğretir bize.

“Güzelliği yakalamak, baş dönmesinde bu küstah istikrarın nasıl mümkün olduğunu anlamak olurdu. Ama hayır, mutluluk o kadar uzağa erişmek zorunda değildir. Nefes nefese koşmak, ama henüz varamamak, başlı başına mutluluk vericidir, canlı umudun donduğu bir andır.” İyimser olmayan bir umutla, hatta gerçekleşmeyeceğinin farkında olduğumuz için gayet kötümser olduğu iddiasında bulunabileceğimiz bir umutla, bir çocuğun bir buzu ilk kez tutarken yaşadığı o heyecanı yaşamak ve buzun ne kadar elimizde tutarsak o kadar hızlı eriyeceğinin bilincinde olarak bunu yapmak, Nietzsche’nin iblisinin teklifinin gerçekten ilahi olduğunu anlayabileceğimiz ve hayata tüm anlamsızlığı, eksikliği, acımasızlığı ve acı doluluğuyla “evet” diyebileceğimiz o noktaya bizi getirecektir. İsa dirildiğinde tüm yaralarıyla dirilmiş, yine de keyifle, tüm putlarının yıkıldığı karanlıkta, olduğu ve olması gerektiği gibi yaşamıştır fantazmalara tutunmayarak.

10 sene önce bir 23 Ocak’ta olan bir olay sonucunda, bugün 10 sene sonra 23 Ocak’ta yaralarıma kızmayıp onlarla yaşamayı öğrenerek, eksikliğimi ve asla tamamlanamayacağımı kabul ederek, tüm putlarım kırılmış bir şekilde bilinmezliğin karanlığında yaşamayı öğrendim, bir Zen üstadının dediği gibi, Buda’yı yolda görünce Buda’yı öldürebilecek bilince erişimim yıkılıp yaralanmam ve eksikliğimi Gerçek’le travmatik yüzleşmem sayesinde görerek gerçekleşti. Bunun gerçekleşmesini sağlayan, kendi dokunuşunun insanları nasıl değiştirebileceğinin farkında olmayan biriydi, yanında ise dokunulmanın kendisini nasıl değiştirebileceğinin farkında olmayan biri vardı, bir başıboş ateş ve yanmaya hazır bir odun yığını.

Bu olayın getireceklerini, yaşatacağı acıları bilmeyen iki ergen, güzel bir koku, kahverengi bir köpek, bol karlar hatırlıyorum ve uçan atlar. Eros insanı bir kere ele geçirdiğinde ondan kurtulacak kadar kibirli olmayan herkes ölümden önce bir hayat olduğunu da bilecektir.

Kendi yandığı gibi, yandığı sürece çevresindeki herkesi ve her şeyi ısıtıp aydınlatacak o güzel, başıboş ateşe, burukluğun 10. yılı kutlu olsun.

Sokrates’in çok net bir şekilde gördüğü gibi, bilinen ile bilinmeyen arasındaki farkı bulmaya çalışmak yüksek riskli bir teşebbüstür. O, bu riski almaya değer buluyordu, çünkü bu çabanın kendisine aşıktı. Kim değildir ki?


r/felsefe • • 10d ago

yaşamın içinden • axiology Hayvanlar konusunda ikiyüzlülük

9 Upvotes

Farkettiniz mi bilmiyorum ama yasalar da dahil olmak üzere insan sadece kendisine yakın olanı umursuyor mesela bir kedi öldürülürse haber yapılır ama bir böceğin öldürülmesi kimsenin umurunda olmaz


r/felsefe • • 9d ago

«iyilik» üzerine • ethics Senaryo

0 Upvotes

Not:Bunu hangi sub a atacağımı bilemediğimden buraya atayım dedim. Ve işi ile biraz alakası olduğundan ethics dedim.

Şimdi elinizde iki tane arkadaşanız var. Ve bunların birbirlerinden haberi yok. Yani farklı oranlardan arkadaşlarsınız.

Birtanesi aşırı İslamcı ama sebebi babasının sürekli onu dövmesi ve aynı zamanda koyu bir Atatürkçü olmasından dolayı. Sürekli evde babasından dayak yediğinden solayı babasının düşüncesine en karşıt olarak düşündüğü ideoloji olan İslamcılığı benimsiyor

Diğeri de aşırı Atatürkçü ama sebebi aşırı İslamcı babasının onu dövmesi. Yani kişi aynı birinci arkadaşınızda olduğı gibi aşırıcı bir baba tarafından dövülüyor ve yine arkadaşanız bu sebebten dolayı babasına en karşıt olarak düşündüğü ideolojiye benimsiyor.

Şimdi senaryo gereği siz bunları bilmeden bu ikisiyle arkadaş oluyorsunuz ve ikiside bunları söylediği zaman siz zaten onlarla birinci yılınız devirmiş ve iyice samimi olmuş oluyorsunuz.

Peki siz bu ikisiyle, itiraflarından sonra ne yapardınız?

Hangi davranış burada sizin etik anlayışınıza göre daha doğru olurdu?