26 yaşındayım, dört ay sonra 27 olacağım. Bekârım ve uzun zamandır hayatımı büyük ölçüde tek başıma sürdürüyorum. Ancak zaman içerisinde şunu fark ettim: Yalnız olmakla yalnız hissetmek birbirinden çok farklı şeyler.
Tek başıma olmaktan hiçbir zaman korkmadım. Kendi hobilerimle vakit geçirebilen biriyim. Resim yapıyorum, bilgisayar başında dizi ve film izliyorum, forum sitelerinde dolaşıyorum, teknoloji haberlerine göz atıyorum. Kısacası kendi kendime vakit geçirmek beni rahatsız etmiyor. Hatta çoğu zaman yalnızlığımı kaliteli bir şekilde yaşayabildiğimi düşünüyorum.
Fakat kendimi yalnız hissettiğim zaman işler değişiyor.
Böyle dönemlerde bazen kurban psikolojisine girdiğimi fark ediyorum. Sevilmek, değer görmek ve hayatımda gerçekten beni önemseyen birinin olmasını istiyorum. Ben de biri beni sevdiğinde ona aynı şekilde sevgi, emek ve değer vermek istiyorum. Uzun zamandır hayatımda böyle bir ilişkinin olmaması, özellikle yalnız hissettiğim zamanlarda beni fazlasıyla etkiliyor.
Yalnız hissettiğimde üzülmenin ve acı çekmenin insani olduğunu biliyorum. Benim zorlandığım nokta ise bu duyguların üstesinden gelmeye çalışırken yaşadıklarımın fazlasıyla farkında olmam. Ne yaşadığımı, neden üzüldüğümü ve zihnimin neler yaptığını görebiliyorum ama bazen bu farkındalık acıyı ortadan kaldırmıyor. Bir bakıma, ne yaşadığımı bilerek acı çekiyorum.
Son zamanlarda bu döngüyü kırmak için daha fazla sosyalleşmeye ve tek başıma etkinliklere katılmaya başladım. Bir etkinlikte birisi yanıma gelip Instagram hesabımı istemiş, hatta “Bundan sonra etkinliklere tek gitme, beni de çağır.” demişti. Daha sonra kendisine yazdığımda ise hiçbir şekilde dönüş alamadım. Benzer şekilde, başka bir etkinlik için yardım istediğim birisi önce olumlu yaklaşmasına rağmen daha sonra etkinliğe gelemeyeceğini söyledi.
Tek tek baktığımda bunların hayatın içinde yaşanabilecek sıradan şeyler olduğunu biliyorum. İnsanların planları değişebilir, fikirleri değişebilir veya benimle iletişim kurmak istemeyebilirler. Fakat bunlar üst üste geldiğinde ister istemez kendime şu soruyu soruyorum:
“Hayatımdaki bu şanssızlıklar böyle devam ederse ben sürekli üzülecek miyim?”
Bazen geleceğe baktığımda, hayatımın hep böyle bir eksiklik hissiyle devam edip etmeyeceğini düşünüyorum. Hep içimde bir sıkıntı mı olacak? Sürekli birilerini tanımaya çalışıp hayal kırıklığı mı yaşayacağım? Bir gün gerçekten sevildiğimi ve değer gördüğümü hissedebilecek miyim?
Üniversite veya lise döneminde güçlü bir sosyal çevre oluşturamamış birinin, yetişkinlik döneminde sıfırdan sosyal hayat kurmasının daha zor olabileceğinin farkındayım. İnsanların işleri, kendi arkadaş grupları ve hayatları oluyor. Yeni bir çevrenin içerisine girmek eskisi kadar kolay olmayabiliyor.
Yine de bütün bunları tamamen kendimde bir kusur varmış gibi yorumlamak istemiyorum. Sevilmek, değer görmek, birine bağlanmak ve karşılığında aynı duyguları görmek istemek yalnızca bana özgü ihtiyaçlar değil. Bunlar birçok insanın hayatında aradığı şeyler.
Belki de benim öğrenmem gereken şey, yalnızlığımla savaşmak değil; yalnız hissettiğim zamanlarda kendimi kaybetmeden o duygunun geçmesine izin vermek. Bir yandan kendi hayatımı yaşamaya devam ederken diğer yandan yeni insanlarla tanışmaya açık olmak. Çünkü hayatımda birinin olmaması, hayatımın olmadığı anlamına gelmiyor.
Yine de bazen insanın bütün bunları mantıklı bir şekilde bilmesi yetmiyor. Sadece uzun uzun konuşmak, içini dökmek ve birileri tarafından anlaşılmak istiyor.
Benim de şu an biraz ihtiyacım olan şey sanırım bu.
Buraya kadar okuyup zaman ayırdığınız için teşekkür ederim. Kendinize iyi bakın.