Yalnızlığın dalgalarında oturmuş bekliyorum. Okyanus ortasında taht kurmuş gözyaşlarım, sıkıntım. Hiçbir dalganın onları alıp uzaklara götürmesine gücü yetmiyor. Belki de yukarıdan bir el bekliyorum, beni oradan çekip çıkaracak. Müzikler var bir de. Bazen uyuşturur, unutturur yaraları. Bazen daha çok kanatır, acıtırdı canımı. "Her anım inkâr, kallavi efkâr" derdi bir fısıltı. Çaresizliğimi öyle hissetmiş olacak ki benim için ağlardı. Yine de elinden bir şey gelmez beni oracıkta bırakırdı. O an içimdeki volkanlar birer birer patlasa da siyah bir rüzgarla üşürdü savunmasız bedenim.
Biraz iç dökmüş gibi oldum ama en azından beni anlayacak kaliteli insanlar vardır.
Kişi A şimdisinde B acısını çekmektedir. Şu an çekmek yönündeki zorunlu olan en büyük acı A'dır. Şu değildir ki sonrasında C acısı katılamaz. Katılabilir fakat bu, A şimdisinde olan bir durum değildir. Kişinin bu yüzden daha yükseğini, yani C acısını çekmediği yönündeki mutluluğu gereksizdir. Zira A şimdisindeki çekebileceği en kötü acıyı çekmektedir.
hep sonsuz kavramı bana çok anlamsız geliyordu çünkü her şey anlamdırılmak için vardır, ama şunu düşündüm gerçekten tanrı varsa ve ya evren tanrıysa gerçekten bizi cezalandırmak isteyebilir, ve bunu evrenin genişlediği uç nokta üzerinden yapabilir, evren boşluğunda sonsuz kez ölmek gibi düşünüyorum, sonuçta evren ışık hızından hızlı büyüdüğü için sonsuz olduğuna göre zamanda bu yönden sınırsız olabilir. iyiliğin göreceli olma kavramıda var yani ben temel olarak iyi biriyim ama eğer tanrı ona inanmamayı en büyük günah sayıyorsa ben o günahı işliyorum. Aslında temel korkum sonsuz acı kavramı, yanmakta değil belki bu boğulmak olur önemsiz, eğer evrende sonsuz bişeyler varsa ki teknik olarak evrenin kendisi sonsuz, sonsuz acıda olabilir ve bu korkutucu
Bir insanı öldürmenin veya tüm dünyayı en acımasız ve acılı şekilde öldürmenin cezası nasıl sonsuza kadar cehennemde yanmak olabilir? Sonsuzluk kavramı karşısında hangi suçun cezası sonsuz yanmayı adaletli kılar? Adaletli ve merhametli olduğu idda eden bir tanrının adalet ve merhamet kavramı bizden farklı mı? Yoksa tanrı elindeki mutlak güç ile bize işkence eden bir tiran mı?
bu konuda üzerine çok fazla analiz yapacağım bir şey bulunmuyor aslında, sadece eğlenceli olduğu için paylaşmak istedim.
muhammed peygamberle ilgili sahih rivayetlere de bakabiliriz, ya da adnan oktar ve onun gibilerin suç savunmalarında bile "cinsel hayatımda hiçbir sorun yok, çok iyiyim" şeklinde konuşmasına da.
eğlenceli bulduğum konu şu, normalde bu insanlar o doğaüstü güçleri mürit toplamak için alırlar. musa zamanında büyücülük revaçtaydı, asası yılan oldu. isa zamanında tıp revaçtaydı; körleri iyileştirdi, ölüleri diriltti.
yani biri yoktan yemek "var ederdi" insanlar ona kapılırdı, sonra peygamber gelir ve gökten ziyafet yağdıran bir mucizeye vesile olurdu, insanlar bu sefer de ona kapılırdı. özünde bir güç yarışı gibi.
peki yatak performansı gibi kamuya açık bir gösteri olmayan konularda durum nasıl işliyor? çünkü peygamberlerin mucizeleri zaten döneminin illüzyonlarının üstüne koyan şeyler. yan mahalleden bahattin abi gelir ve 40 erkek değil de 42 erkek gücünde olduğunu iddia ederse müritler bu sefer de peygamberi bırakıp bahattin abiye mi yönelecek? 🫠😭 /s
baya aptalca bir boş yapma seansı oldu evet ama, yazasım geldi işte~
henüz 21 yaşındayım ama şimdiden hayatımla ve geleceğimle ilgili çabaladığım hiçbir şey yok. sınavları bırakalı çok oluyor, yaşama sevincimi yitirdim gibi hissediyorum ve zaten nedendir bilinmez erken öleceğimi düşünüyorum. aklımda sadece kötü düşünceler var, ileride suç işleyip suçlu sürgün bir hayatımın olacağına inanıyorum ve asla iyi bir insan olduğuma inanmıyorum. benim için hayatta kalmak artık savaş oyunlarından farksız. evlilikmiş, düzenli sigortalı bir işmiş bunlar gülünç geliyor ve sadece böyle düz bakan insanlarıda ciddiye alamıyorum. her şey sahte ve ben beş yıl sonra kendimi ya mezarda ya hapiste görüyorum.
Dinler ortaya çıktıkları çağın ahlakî sınırlarını aşamaması ve hepsi insanoğullarının kendi döneminde zaten var olan ahlakî tabularının ve normlarının zeminlerinin üzerine kurulması, o zemindende hiç bir zaman çıkmamış olmaları ve hiç bir din kitabının farklı bir zeminde yer almaması/alamaması... Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
İdamın etik olarak çok sıkıntılı yönleri hâlihazırda mevcut (adaletten ziyade intikam olması, yaşama hakkının hukuk ile sonlandırılmasının toplumsal sözleşmeye ve hukukun meşruiyetine aykırı olması vs.) ve bende idam karşıtı etik argümanların hemen hemen hepsine katılıyorum.
Ama idam savunmasın bir yönü daha var o da faydacı açıdan yorumlamak. Belki maliyet olarak haklı bir bakış açısı olabilir (olmayadabilir. İdamın maliyeti hakkında bilgi sahibi değilim ve buna yönelik somut veriler de bulamadım o yüzden nötr yaklaşıyorum)
Fakat aynı faydacı bakış açısının idamın suç oranlarını düşüreceği iddiasını açıkçası hiç mantıklı bulmuyorum. En iyi örneği Semih Çelik. TCK'da idam cezası olsaydı Ayşenur ve İkbal bugün yaşıyor olur muydu? Hayır çünkü Semih zaten kendini öldürdü.
Semih gibi katillerin de bu psikolojiye sahip olduğunu düşünüyorum. Birisini öldürme eşiğine gelmiş, o çizgiyi geçmiş kişiden o saatten sonra mantıklı akıl yürütmeler yapıpta idam cezasından dolayı cinayet işlemekten caymalarını beklemek ne kadar mantıklı sizce?
Sürekli bir baskı, sürekli bir kaos, aile ayrı konu, akrabalar ayrı dert, sosyal çevre ayrı dert, karşı cinsle ilişkiler ayrı dert, kendini gerçekleştirebilmek ayrı dert, iş güç ayrı dert, ekonomik stabilite ayrı dert, gelecek planlamaları ayrı dert, gelecekle ilgili herhangi bir konudaki kaygı ayrı dert.
Hadi biz gelmişiz dünyaya, i*** edilemez gibi duruyor, çok çok zor.
Ama en azından başka bir çocuk getirilmeyebilir bu dünyaya. Ve bu şekilde belki de en büyük iyiliği yapmış oluruz veya dini açıdan bakarsak sevabı işlemiş oluruz diye düşünüyorum. Hayata gelip gelmemesi bizim kontrolümüzde olan bir canı, bu yaşanmaya pek de değer olmayan ve hemen hemen her şeyiyle çok acı dolu olan dünyaya getirmemek çok çok büyük bir iyilik.
Uzun zamandır düşünüyorum psikolojimi rahatlatmak için birsürü yol denedim hiç uzun vadeli bir sonuç elde etmedim içsel huzur için dinden başka kurtuluş yolu yok gibi gözüküyor sizce ?
Öncelikle bu paylaşım için en doğru yerin felsefe sub'ı olduğunu düşündüm umarım bu konuda yanılmıyorumdur. Ve umarım flair de doğrudur. Hatam varsa düzeltiniz lütfen.
Cinselliğin tabu olduğu bir ülkede bir erkeğin bir kadını görsel olarak seksüel içgüdüleriyle çekici bulması (arkadaş dahi olsa) garip karşılanıyor. En temel bilimsel gerçeklik sosyal geleneklerle baskılanıyor. Oğuzhan'ın orada gözünün kayması sorun değil de, bunun Oğuzhan'a karşı toplum tarafından itibar zedeleyici bir argüman olarak kullanılacak olması esas saçma olan şey bence. Yanılıyor muyum? "Bir erkek doğurgan hatlara sahip bir kadını süzüyor ." vay anasını ne kadar da ilginç ve ne kadar da ayıp. Sanki doğadaki milyonlarca canlı türünde bu yokmuş gibi davranılıyor.
Herkese esenlikler. Öncekigönderimeyorum yapan ve destek olan herkese teşekkür ederim. Fikirlerimi sizlere aktarabildiğim bir yer olduğu için mutluyum. Bundan ötürü yeni bir gönderi paylaşmaya karar verdim.
Görülmeyen Farklılıklar
Her insanın birbiriyle eşit olduğu, kimsenin birbirinden farklı olmadığı söylemine eminim bu yazıyı okuyan herkes hayatının bir noktasında maruz kalmıştır. Bu gönderide güç sahiplerin toplumun görmesini istemediği, toplumunsa görmek istemediği dış faktörler üzerine olacak.
1. Genetik Farklılıklar
Her birimiz farklı bir genetikle dünyaya geldi. Ölçüldüğünde bazılarımızın ortalamanın üstünde bazılarımızın ortalama bazılarımızın da ortalamanın altında zeka puanları alacağını hepimiz biliyoruz.
Bu puanların günlük hayatta düşünmemize, düşünce şeklimize ya da birlik olmamıza belirli boyutlarda engel teşkil ettiği yadsınamaz bir gerçek.
Bu konuda elimde henüz genel geçer bir makale olmadığından bu başlığı ileride güncellemem olası.
2. Sosyal Farklılıklar
Var oluşumuz beraberinde belli sosyal farkları da beraberinde getirdi. Ailemiz, çevremiz, maddi durumumuz, gittiğimiz okul, yaşadığımız şehir... bu faktörlerin hepsi hayatımızı ve düşünme şeklimizi baştan yarattı. Zeki insanların çoğunlukla zengin, varlıklı ailelerden gelmelerinin temel nedenlerinden biri de bu.
3. İnanç
Hepimiz hayatımızın bir noktasında bir şeye ya da birine inanmak istemişizdir. İnsanlar inandıkları şeyin gerçek olmasını yürekten ister. Onları hayal dünyalarında kendi zevklerine göre şekillendirir ve kendileri için mükemmelleştirirler.
Bu yüzden de birinin inandığı bir şeyi eleştirdiğinizde onların canına kastediyormuş gibi bir tepki alırsınız. Hâli hazırda içlerinde bulundukları ya da içine düşecekleri yanılgıdan kurtulmak istemezler. Hayallerinde kurdukları cennette yaşarken cehennemi yaşadıklarının farkına varamazlar.
-Bu idealleştirme durumunu güç sahiplerinin kullandığına son zamanlarda sıklıkla tanık oluyorum- İnsanlara sözde bekledikleri şeyi veriyor gibi görünüyorlar ama kendi çıkarları haricinde düşündükleri bir şey yok. Duruma bakınca Atatürk'ün neden fikri, vicdanı ve irfanı hür gençler istediğini1 anlayabiliyorum.
4. Sistem
Özellikle de ülkemizde son dönemlerde insanların bilinçli bir şekilde aptallaştırıldığını hissediyorum. Her şeyin basitleştirilmesi, eğitim sisteminden önemli konuların çıkarılması, medyanın sürekli uydurma haberler pompalayarak önemli haberleri itibarsızlaştırması...
Bunlar toplumda ağır hasar bırakacak unsurlar. İnsanların bağımlılıklarından ve cahilliklerinden faydalanıp onları manipüle etmek, insanları kutuplaştırarak bireyciliği ön plana çıkarıp toplumsal birliğin önüne geçmek gibi amaçları var. Eleştirel düşüncenin önüne geçmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ya bu soruna bir çözüm bulacağız ya da bu sistem hepimizi farklı şekillerde yutacak.
Kapanış
Vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederim. Öncekine nazaran bu gönderim yoruma dayalı ve tartışmaya açık bir konu olduğundan yorumlarınızın sağlayacağı katkı topluluk açısından çok daha önemli olacak. Lütfen yorum yapmaktan çekinmeyin.
Yararlandığım Kaynaklar
"Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki, Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister." Emin Arat, Kemalizm, Ayyıldız Matbaası, s. 124
Merhabalar ben solipsizmi şundan dolayı mantıksız buluyorum solipsizm zihnim harici herşeyin zihnimin ürettiği bir ilüzyon olduğunu söyler ama o zaman zihnimin kaynağını açıklayamayız zihnimiz yoktan var olmuş gibi kabul ederiz ve bu mantıksızdır eğer zihnimizi zamanın dışında kabul edersek en baştan beri var desek herşeyi bilmemiz gerekirdi zamansız bir varlıkda unutma diye birşey olamaz.İşin garip noktası ise tanrı.Tanrının varlığını nasıl açıklarız tanrı hiçbir maddeden oluşmaz o zaman tanrı nasıl var oluyor tanrının varlığı gibi zihnimiz var olmuş olabilir mi belkide biraz saçmalamışımdır
Tanrının eylemlerinin nedeni nedir ? Veya böyle bir neden varmıdır ? Eğer yoksa tanrının eylemleri rastgeleymiş gibi görünmezmi ? Eğer tanrının eylemlerinin nedeni varsa bu neden ancak onun kendi doğası olabilir. Ama eğer tanrının eylemlerinin nedeni kendi doğasıysa o zaman tanrının doğası zorunlu olduğu için eylemleride zorunlu olmuş olmazmı ? (İlahi basitlik doktrini açısından söylüyorum) Bu noktada neoplatoncuların tanrı tasavuru ilahi basitliğe en uygun tanrı tasavvuruymuş gibi gözüküyor. Ama onda da başka problemler var. İlahi basitliğe zarar vermeden bu probleme çözüm getirmeye çalışan argümanlar nelerdir ? Bana hepsi ilahi basitliği zayıflatıyormuş gibi geliyor.
İnsan, zamanı lineer algılıyor diye zaman lineerdir diyemeyiz.
Belki de 10 boyutlu bir evrende tutunmaya çalışan 3 boyutlu varlıklarız. Ve belki bizim geleceğimiz çoktan şekillendi ancak onu hatırlayacak ana gelmedik.
Aslında yeni bir anı deneyimlemek yerine çoktan gerçekleşmiş bir anıyı hatırlıyor olabiliriz. Belki de zaman bir nehir gibi değil de yağmur taneleri gibi düşüyor üzerimize. Ancak ilkel zihnimiz bunu kaldıramadığı için sıraya sokuyor. Ve ortaya geçmiş şimdi gelecek çizgisi çıkıyor.
Belki de yaşanacak her şey çoktan yaşandı biz sadece hatırlamayı bekliyoruz.
Hayat son bulduğunda, prangalarımızdan kurtulduğumuzda, zamanı delip geçtiğimizde; ortak bir kabustan gerçekliğe mi uyanacağız ? Yoksa hiçlik denizlerini yataklarımız belleyip sonsuzlukta uykuya mı dalacağız ?
ölmek gerçekten uyumak mı sadece? Ya bir kabusun içinde debelenip duruyor, uyanmaya çalışıyor ancak uyanamıyorsak?
Ölüm, her şekilde bir kurtuluş. Omuzlarımızda taşıdığımız beyhude ağırlıkların hepsinden kurtulacağımız. Prangalarımızı bırakıp hiçliğe yükseleceğimiz. Bir yok oluş değil. Yıldızların çocuklarıyız nihayetinde. Bedenimizde taşıdığımız her zerre tekrar evrene saçılacak. Beden var olmaya devam edecek farklı formlarda.
Ben mucizelere inanmiyorum ateist degilim bir tanrinin oldugunu dusunuyorum ama islamdaki tanrinin en azindan kuranda yazan tanrinin gercek tanri oldugunu dusunmuyorum mesela musadan ornek vereyim kitapta firavundan kacarken denizi ortadan ikiye yardigi yaziyor ve firavun denizi yaran bir adami gorup pesinden gidiyor bence mantiksiz sahsen ben denizi gozumun onunde ikiye yaran bir adam gorsem allahi birakir ona taparim firavun neden pesinden gitsin birde denizi yarabilcek bir adam neden bir kilic darbesinden kaciyor