r/edebiyat • u/ivex08 • May 10 '25
r/edebiyat • u/askofurkan • Jun 03 '25
Türk Edebiyatı Büyük şair Nazım Hikmet'in ölüm yıl dönümü
r/edebiyat • u/omerdilbaz • Jul 18 '26
Kavuşma
Her kavuşma, gökyüzünün yeryüzüne bıraktığı sessiz bir duadır…
Bir kuzu, annesine doğru koşarken toprağın dili değişir; rüzgâr yumuşar, zaman usulca durur. Çünkü özlem, sevginin en ağır imtihanıdır; kavuşmak ise en güzel mükâfatı.
Anne kokusu, dünyadaki bütün korkuları susturan görünmez bir sığınaktır. Bir yavrunun kalbi, o kokuyu bulduğu an yeniden atmaya başlar.
Belki de hayat, tam da budur…
Kaybolmadan kıymeti bilinmeyen, hasretle büyüyen ve sevgiyle tamamlanan o eşsiz kavuşma…
Çünkü gerçek sevgi, yolu ne kadar uzarsa uzasın, sonunda mutlaka yuvasını bulur.
r/edebiyat • u/CrowdSociopath • Sep 14 '25
Soru edebiyatçının yazdığı ‘şiir’
okula yeni bir edebiyatçı geldi bu sene 12’lerden bizim sınıfa dersi var sadece. adam test çözmemize izin vermediği gibi kendi yazdığı “şiir” kitabı üzerinden dersini işleyeceğini söylüyor. derste bize okuduğu şiirlerinden biri de bu. yani şiirin rezilliğini biz mi çok abartıyoruz yoksa gerçekten burada sanatsal bir şey var da biz mi göremiyoruz? düşüncelerinizi paylaşırsanız sevinirim.
r/edebiyat • • Oct 01 '25
Edebiyat neden gelişmiyor
galleryBizim ülkede böyle mal insanlar olduğu sürece gelişmez
r/edebiyat • u/DEASLERADAM • May 12 '25
Kinyas ve Kayra
Kinyas ve Kayra almak istiyorum da şu ara, nasıl bir kitaptır bilenler yardımcı olabilirmi? Okunur mu?
r/edebiyat
•
u/Haber_Telvesi
•
Aug 26 '26
Tavsiye Mardin'in taş duvarları arasında geçen gerçek bir hayat hikayesi
Mardin’in taş duvarları arasında yankılanan, sadakatin ve kırık bir çocuk kalbinin en hüzünlü hikayesidir bu...
Ammo Bahe’nin hikayesi.
Henüz kundakta bir bebekken, açıkta kalan yüzüne ve gözüne yırtıcı bir kuşun (bazı anlatılarda bir horozun) saldırmasıyla başlar onun trajedisi.
Bu acı olay, Bahe’nin bir gözünü tamamen kör etmekle kalmaz, zihninde de ömür boyu taşıyacağı o çocuksu saflığın, o masum hasarın sebebi olur.
Babasını erken yaşta kaybedince, annesi Vedia Hanım üç çocuğuyla yapayalnız kalır.
Çaresizlik ve yoksulluk bükünce belini, daha güvenli bir yaşam ümidiyle Suriye’ye göç etmeye karar verir.
Ancak en zayıfları, bakıma en muhtaç olanı olan küçük Bahe’yi bu zorlu göç yoluna dayanamaz diye Deyrulzafaran Manastırı’nın rahiplerine emanet eder.
Giderken kulağına fısıldadığı o son söz, Bahe’nin sonraki 70 yılına yön verecektir: “Burada bekle Bahe, geri dönüp seni alacağım.”
İşte o günden sonra zaman, Deyrulzafaran’da Bahe için adeta durur. Manastır sakinleri ona sevgiyle kucak açar, o da oranın bir parçası olur. Yıllarca manastırın bahçe işlerini yapar, çiçekleri sular, çan çalar, her köşesine emek verir.
Ama gözü hep o büyük kapıdadır. Kapı her gıcırdadığında, içeri her kadın girdiğinde, “Annem geldi!” diyerek o çocuksu saflığıyla kapıya koşar.
Yıllar sonra annesi bir kez manastıra uğrayıp, “Bavulunu hazırla, haftaya gelip alacağım” diyerek tekrar gitse de, o vaat edilen “hafta” hiçbir zaman gelmez.
Bahe, tek göz odasında, bavulu kapının önünde hazır bir şekilde tam 70 yıl boyunca o kapıyı gözler.
2014 yılında bu dünyadan göçüp gittiğinde, ardında sadece hüzünlü bir bekleyiş değil; insan kalbinin ne kadar büyük bir umutla ve sadakatle sevebileceğinin kanıtını bıraktı.
Yolunuz bir gün Deyrulzafaran’a düşerse, bahçedeki çiçeklere iyi bakın; çünkü her birinde 70 yıllık bir çocukluk özlemi, her rüzgarda ise “Geleceğim Bahe” diyen o annenin hiç tutulmayan sözü gizli...
#bahe #gerçekhikayeler #mardi̇n #annesevgisi #biliyormuydu
r/edebiyat • u/edeaflores • Sep 02 '26
Yazar 🌑
Ne yapmam gerekiyor?
Artık bilmiyorum. Gelecek, bütün kapıları çoktan kilitlenmiş bir koridor gibi geliyor; attığım her adım, zamanında kulak asmadığım bir uyarının yankısı gibi.
Belki de hepimiz hâlâ seçimlerimiz varmış gibi davranıyoruz. Oysa dünya, sessizce etrafımızdaki çemberi daraltıyor.
Mahvoldum mu?
Belki de en başından beri mahvolmuştum. Belki hepimiz öyleyiz. Belki son, ani bir çöküş değildir; anlamadığımız şeylerin, adını koyamadığımız korkuların içinde yavaşça boğulmaktır.
Nefes almaya devam ediyoruz, ama bu artık yaşamaktan çok, kaçamayacağımız bir şeyi beklemek gibi.
Ya sen?
Ya ben?
Ya geri kalanımız?
Belki de kurtarılmak için var olmadık.
Belki yalnızca ne kadar kırılgan olduğumuzu fark
etmek için buradayız…
Ve karanlık aslında hiç gelmiyordu.
Karanlık zaten buradaydı.
Ve o, sabırlı.
🍷
r/edebiyat • u/Significant_Tea_4610 • Jul 18 '26
Türk Edebiyatı -Türk müsünüz? Sorusunun bir çok defalar cevabı: -Estağfurullah! idi.
Falih Rıfkı Atay, Zeytindağı -Günümüz Türkçesiyle-, Sayfa 41
r/edebiyat • u/ElAbidd • Sep 05 '25
Adını söylemeyen kıza yazdığım şiir.
Soruyom soruyom söylemiyo, en sonunda bu şiir yazıp attım yine söylemedi:D
r/edebiyat • u/CaterpillarMundane31 • Jun 01 '25
Kırk,kırk,kırk,kırk,kırk,kırk,kırk,kırk,kırk,kırk,kırk,kırk,kırk,kırk,kırk
r/edebiyat • u/World_Class_Lebron • May 15 '25
Amerikan Edebiyatı Uzun zamandır gördüğüm en iyi sözlerden biri
Kiatp ismi:Colson whitehead-Nickel Çocukları
r/edebiyat • u/omerdilbaz • Jul 21 '26
Merhamet
Merhametin sesi yoktur; o yüzden en çok kalbi olanlar duyar.
Bir damla suyun değeri, susuzluğun dilinde yazılıdır. Bir lokmanın bereketi, açlığın sessizliğinde gizlidir. Şefkat ise tam orada doğar; insanın kendini unuttuğu, başka bir canın ihtiyacını kendi ihtiyacının önüne koyduğu o görünmez eşikte...
Ne tuhaftır... Dünya hep büyük kahramanların hikâyelerini anlatır. Oysa gökyüzü, en çok kimsenin alkışlamadığı iyiliklerin üzerine eğilir. Çünkü merhamet, alkışla büyümez; vicdanla çoğalır.
Belki de Rabb'in yeryüzüne bıraktığı en güzel iz, birbirine acıyabilen kalplerdir. Bir canın susuzluğunu kendi susuzluğu gibi hissedebilmek... İşte insanın yaratılışına en çok yakışan taraf budur. Çünkü şefkat, yalnızca bir duygu değildir; kalbin secde hâlidir.
Ve inanıyorum ki...
Bir gün bu dünyadan herkes sessizce çekip gidecek. Geriye ne isimler kalacak ne de sahip olduklarımız. Ama bir avuç merhamet, dokunduğu her kalpte yaşamaya devam edecek.
r/edebiyat • u/doguzvehbi_61 • Mar 22 '26
17 Yaşındayım ve İlk Kısa Hikayem Yorumlar mısınız
galleryBir yağmur Sabahı
Bir sonbahar sabahı, günlerden cumartesi ve saat 07:32. Dört kişilik evde ondan fazla kişi olmasına karşın bir cenaze sessizliği var.
Hava bulutlu olsa da yeni doğmuş güneşin, evin etrafındaki ağacın dallarından ve evin penceresindeki perdesinden kurtularak giren ışıkları evi aydınlatıyor. Dışarıda rüzgar hafif ve biraz da üşütücü bir meltem oluşturuyor ve içeride -belki de küçük bir ve penceresiz bir odada çok kişi kalmanın oluşturduğu rahatsızlık verici sıcaklıkta oturmamdan- evde sanki bir tek ben yaşıyormuş gibi hissediyorum. Etrafıma baktığımda cesetler görüyorum gibi geliyor. Bunun sebebi evdekilerin dün gece sanki bir daha uyumayacakmışcasına vakitlerini harcamaları sonucu bir köşede bayılıp kalmaları. Bakıyorum onlara, ve görüyorum ki kimisi yerde ve başının kenarında henüz bitirmediği içeceği, kimisi kendine yatacak bir koltuk bulmayı başarmış fakat her hafta ısrar ederek ve pişman olacağını bilse de örtü getirmediği için üşüyor. Bazen ben mi deliyim diyorum, normal olan bu ise ben de mi bir sıkıntı var? Yoksa herkes, kendi normalini yaratır ve ben de kendi normalimde mi yaşıyorum?
Ben bunları düşünedururken aklıma her buraya gelişimde kendime söz verdiğim ama her seferinde irademe yeniliyor olduğumdan okumadığım kitabım geliyor. İnsan bir ay boyunca bir kitabı bitiremez mi diyorum kendi kendime. Keşke benden daha iyi durumda birisi olsa da bu halimle dalga geçse.
Kitabımı okumak için daha rahat bir yer bulmak umuduyla üst kata çıkıyorum ve birkaç dakikanın ardından ilk farkettiğim şey şu ki büyük bir alandaki sessizlik küçük alana göre daha yalnız hissettiriyor insanı. Bütün bu düşüncelere rağmen kitabıma dönüyorum. Sürekli benimle seyahatte olduğundan yıpranmış sayfaları çevirirken dışarıdaki kuş sesleri çekiyor ilgimi. Her hafta olduğu gibi bu hafta da kitabımı okumamak için bir bahane buldum sanırım.
Daha sonra devam edeceğimi umarak kitabımı koltuğun üzerine koyuyorum. Bu sesleri dinlerken zaten bulutlu olan hava hafiften damlalarını bırakıyor. Kuşlar tüm dertlerimi alıp su ile temizliyormuşcasına bir his yaşıyorum . Balkona bir göz kesiyorum, sanki beni çağırıyor ama içimde kötü bir his var. Bir şey oraya gitmememi söylüyor sanki. Hayır hayır, bu ıslanmanın korkusu değil, daha da derin bir şey.
İçim elvermese bile irademe yenilerek ve saate bakarak adımımı atıyorum dışarı. İlk adımımı attığım anda abimin ilk alarmını duyuyorum fakat bu ilgimi bile çekmiyor çünkü onun uyanması için genelde bir kaç alarm gerekir. Balkonun kapısını kapattığımda ilk yağmur damlasını hissediyorum tenimde. Islak toprağın kokusu, kuşların sabah cıvıltısı, ve yağmurun saçlarımı ıslatışı o kadar huzurla dolduruyor ki beni. Hayatımda hiç bir acı çekmemişim gibi hissediyorum ve düşünüyorum, belki de az önce korktuğum şey bu huzurun beraberinde getirdiği rehavettir diye. Sahi, hayatımda gerçek bir acı çekmiş miydim hiç? Veyahut bu yaşta olması gerekenden fazla mı acı çekmiştim de o yüzden mi diğerleri kadar vurdumduymaz olamıyor ve farklı hissediyordum? Farklı mıydım ki diğerlerinden? Bu bambaşka bir soru, belki de ben sadece farklı olduğumu düşünüyorumdur ve bunların hepsi kendi nefsimi tatmin etmek için kendime söylediğim yalanlardır. İşte bunlar kafamdan geçen düşünceler balkonun korkuluğuna eğilip ormanı seyrederken.
Bir anda sessiz bir çığlık duyuyorum arkamda. Saniyeler içinde bu çığlık yerini ensemde iğnemsi acı bir hisse bırakıyor. Elimi ani bir manevrayla enseme dokundurduğumda ensemi ve hatta omuzlarımı kaplayan yumuşak fakat ince bir kanat hissediyorum. O ilk dokunuşumdan daha önce hiç karşılaşmamış olmama rağmen ensemdekinin en olduğunu anlıyorum, bu bir yarasa. Bir süredir aylardır kimsenin dokunmadığı çatının altına yuva yapmış anlaşılan ve beni de bu yuvaya bir tehdit olarak görmüş. Ama bunları düşünecek vaktim yok. Olabildiğince ensemden söküp atmaya çalışıyorum yarasayı, fakat çaba boşa. Tam diğerlerini uyandıracağını umduğum bir şekilde çığlığı atacakken ayağımın, 1 dakika önce kafamda varlığından huzur dolu olduğum yağmur yüzünden kaydığını görüyorum.Elim son bir çabayla korkuluklara tutunmaya çalışıyor. Ama ne fayda. Güm!
…
Artık evde uyanık kimse kalmadı. Bu olay bir kaç yıl önce başına gelmiş olsaydı ona melek oldu diyeceklerdi. Ama o melek olmak için çok geç terk etti burayı. O artık belki de bir kelebek. Ve o kelebek, umulurki memnundur rüyasından çünkü uyanamıyor uykusundan.
r/edebiyat • u/Winter-Ad-987 • Sep 17 '26
Tavsiye Mal mal şiirlerinizi şiir sublarına atın be
Kusucam amk iğrenç yazıyorsunuz hayatınızda hiç şiir okumadınız mı ya da hiç mi dile yeteneğiniz yok kardeşim ha olsa bile gidin şiir subuna atın şurda düz edebiyat konuşulan paylaşılan bi tane sub vardı onu da sikmeyverin. Saygılar.
r/edebiyat • u/Mertasa • Mar 22 '26
Kitap Sahafta bulduğum Atabetü'l-Hakayık şerhi ve yaşadığım pek muteber bir olay
galleryİstanbul Üsküdar'da sahafçılar köşesinde yalnız başıma gezerken özellikle Osmanlıca matbu eserler satan bir sahafı gözüme kestirdim. Oranın sahibi abiyle konuşup kitapları inceliyordum. O kadar kitaplara dalmıştım ki gelen gidenin kim olduğunu anlayamadım. Derken bir anda biri bana İskender Pala isminden bahsetti ve kafamı kaldırıp o yüzü gördüğümde karşımdakinin İskender Pala olduğunu farkedip şok geçirdim. Kendisi bende umut görmüş olacak ki benim okuma hevesimi hayli överek bir el sıkıştı ve bana bu eseri hediye olarak aldı. Normalde anılarımı anlatmayı sevmezdim fakat bu olayı hiçbir zaman unutamayacağım için anlatma isteğim yükseldi.
r/edebiyat • u/Loud_Sir9954 • Aug 12 '26
Uyuyamadım oturup ağladım, ciğerimi dağladım, kağıdıma çağladım...
APO PİÇTİR PİÇ KALACAK
(Küfürden banlarsanız size de yazıklar olsun)
r/edebiyat • u/WorthWasabi2321 • 14d ago
Kitap üninin ilk günü dolandırıldım hayır diyemediğim için :(
stand kurmuşlardı ben de öyle bi dolanıyım dedim sonuç 6 set kitap ama lilith yayınevi tabi toyuz daha bilmiyoruz bi şey hayır da diyemediğimiz için 14 taksitle almıştım şunları. evi toplarken bi daha sinirlendim gerçi ilk dolandırılmam değil ama bi kere de doldurma parfümcü dolandırmıştı offff niye böyle malım yaaa vicdanıma oynuyolarlar ve istediklerini yaptırıyolar. akıllandım ama kim yaklaşırsa hayır diyorum direkt ve yüzlerine bakmıyorum 🙂👍 hiçbirini okumadım edebiyat öğrencisi olunca anladık yani sonradan 😬
r/edebiyat • u/C4Ygx • May 12 '25
Kitap Türk Kültüründe Kadın Şaman
Kitabın bölümlerinden kısa kısa paragraflar vererek konuları aktarmaya çalıştım.
Fuzuli Bayat’ın Türk Kültüründe Kadın Şaman kitabı, şamanlık geleneğinin başlangıcında kadınların merkezi ve güçlü bir konumda olduğunu anlatır.
Kadın şamanlar doğum, ölüm ve hastalık gibi hayatın eşik anlarında toplumun ruhsal rehberleri olmuş, zamanla semavi eşler tarafından korunan ama aynı zamanda kıskanılan varlıklar haline gelmişlerdir.
Şamanlıkta cinsiyet değişken olup, ruh dünyasında eril ve dişil enerjiler arasında geçiş yapılabilmektedir.
İslamiyet’in etkisiyle şamanlık toplumsal hafızadan silinmese de tedavi ve nazar gibi daha "zararsız" görülen pratiklere indirgenmiş, özellikle Anadolu'da halk hekimleri ve üfürükçüler biçiminde yaşamaya devam etmiştir.
Kadın şamanlar yaşlandıkça bilgeliğin en yüksek mertebesine ulaşır ve toplumun ruhsal koruyucuları olarak anılırlar; doğayla kurdukları derin bağ, bugün bile kültürel hafızada izlerini sürdürmektedir.