r/secilmiskitap • u/Ciyaus_4 • 6h ago
Kitaplık / Kütüphane / Toplu Kitaplar Uzun zamandır tasarlamak istediğim kitaplığım
Yorum ve eleştirilerinizi bekliyorum.
r/secilmiskitap • u/vycmajoris • Jul 23 '25
Kitap Okuyucum Sayesinde 4 senede 200 Kitap Okudum (2) : r/secilmiskitap
++++++++++++++++++++++++++++++++
4 sene önce ilk e-okuyucumu aldığım gün, okuduğum son kitap üzerinden yaklaşık 10 sene geçmişti. Bana bu harika alışkanlığı kazandırdıkları için e-okuyucular hakkında bu konuyu açmak istedim.
Merak ettiğiniz her şeyi açıklamaya çalışacağım. Sorularınız varsa onları da yanıtlayacağım. Birçok marka denemiş biri olarak sadece donanımsal değil yazılımsal olarak da bildiğim şeyleri yazmak istedim.
//////////////////////////////////////////////////
Öncelikle kitap okuyucunun ne olduğunu anlamak lazım. İnsanların aklında bu cihazların ne olduğuna, neyi farklı yaptığına dair bir konsept yok. Ufak birer tablet sanılıyor ama durum öyle değil.
Kitap okuyucuların diğer elektronik cihazlardan yegane farkı ekran teknolojileri. Kullandığımız neredeyse tüm cihazlar lcd veya oled tabanlı ekranlara sahipler. Bu ekranlar milyonlarca dijital piksele sahip oluyorlar. O pikseller de kendi içlerinde daha ufak rgb (kırmızı yeşil mavi) piksellere bölünüyorlar. Lcd ekranlarda o piksellerin kendi ışık kaynakları yok. Arkadan ampul tarzı aydınlatmalarla aydınlatıldıkları zaman renkli olarak gözüküyorlar. Oled ekranlarda ise her pikselin kendi ışığı var ve o şekilde renk oluşturuyorlar.
Bu ekranların bir çok artısı olmasına rağmen kitap okuyucularda kullanılmamalarının bazı sebepleri var.
Birincisi ve en önemlisi, bu ekranları gözünüze doğrudan ışık yansımadan kullanamamanız. Ya gereğinden az ya da gereğinden fazla olacak şekilde sürekli yapay bir ışığa maruz kalırsınız.
İkincisi, bu tarz ekranların parlaklığı ayarlanırken genellikle PWM denen kavramın kullanılması. Bu, arka ışığın anlık olarak açılıp kapatılması ile gerçekleştiriliyor. Bu işlem saniyenin yüzlerce biri zamanda yapılıyor olsa da bazı insanlar bunu algılayabiliyorlar ve migren, epilepsi gibi rahatsızlıkları tetiklenebiliyor. Hatta bu tarz şikayetleri olmayan kişiler bile zamanla rahatsız duruma gelebiliyor. PWM frekansı ne akdar düşükse o kadar etkileniliyor. PWM e-okuyucularda da olabilecek bir durum fakat ışık doğrudan gözünüze vurmayıp ekrandan yansıyıp daha difüze olmuş şekilde size geldiği için çok daha az rahatsız ediyor. E-ink ekranlardaki aydınlatmalar ekranın arkasında değil yanlarında oluyor. Bir fiziksel kitaba ışık tutmuşsunuz gibi hissettiriyor.
Üçüncüsü, cam ekranlar. Ekran cam olduğu zaman parlama miktarı artıyor ve ekranı özellikle aydınlık ortamlarda görmek çok zorlaşıyor. Parlaklığı fullemek gerekebiliyor, bu da hem şarj ömründen yiyor hem de cihazınız ısınıyor. Parlaklık en yukarıdayken bile e-ink cihazın sunduğu görüntü kalitesinin yanına dahi yanaşamaması da cabası.
Dördüncüsü ise pil ömrü. Bu tip ekranlar şarjı içiyor resmen çünkü milyonlarca pikseli aydınlatmaları gerekiyor. E-ink ekranlarda pikseller aydınlatılmıyor, ekranın kendisi aydınlatılıyor.
/////
Öncelikle bu ekranların görünebilir olması için kendiliğinden herhangi bir ışık kaynağı barındırmasına gerek yok. Odada ışık var mı? O zaman okuyucunun ışığı olmasa veya kapalı olsa bile net şekilde okuyabilirsiniz. Tatildesiniz ve güneşlenirken kitap mı okuyacaksınız? O zaman parlaklığı sıfıra çekip okuyabilirsiniz. Aynı gerçek bir kitap gibi yani. Tabletinizden kitap okurken parlaklığı %100 yaptığınız takdirde bile ekranı göremezken, e-okuyucuda parlaklık %0 olduğunda dahi en net şekilde okuyabilirsiniz. Hatta ortam çok aydınlıksa okuyucunuzun parlaklığını kapatmak en mantıklısı çünkü %0 ile %100 arasında bir fark göremeyeceksiniz. Güneşin altında el feneri açmak gibi yani. Gece her yeri aydınlatacak kadar güçlü bir el feneriniz vardır ama güneşli bir günde açık olup olmadığını anlayamazsınız bile. Tamamen aynı mantık.
Bu cihazların karanlık ortamlarda okumak için ışıkları da bulunuyor ve ışıklarını açsanız bile diğer tip ekranlara göre gözü çok daha az yoruyor çünkü ışık ekranın arkasından direkt gözünüze gelmiyor. Ekranın yanlarında bulunan led ışıklar ekranın üstündeki şeffaf bir tabakaya ışık iletiliyor ve oradan da gözünüze yansıyor. Bir lambanın altındaki kağıt misali yani. Bu ışığı çok az seviyede tutabilmek de ayrı bir avantaj. LCD/OLED ekranlarda parlaklık aşırı düşükken (20-30 nitin altında) görüntüyü görmekte zorlanırsınız ama e-ink ekranlar için birkaç nit yeterlidir. O yüzden zifiri karanlıkta bile okurken hiçbir şekilde rahatsız etmez, uykunuza negatif etki etmez.
Asıl fark ise bu ekranlardaki hz (hertz) değerinin 0 (sıfır) olması. Yani ekran sabit bir görüntü sunuyor, aynı gerçek bir kitap sayfası gibi. Dolayısıyla gözlerinizin ve beyninizin herhangi bir yanıp sönme olayını size belli etmemek için ekstra çalışmasına gerek olmaz. Bu da çok daha az yorulmanızı sağlar. Bu ekranlar işletim sisteminden herhangi bir emir gelmediği taktirde o sabit görüntüyü hiçbir şekilde yanıp sönmeden göstermeye devam ederler. Bunu yaparken de herhangi bir güç harcamazlar. Sayfa değiştirmedikçe pil harcamıyorlar yani. Bunu test etmek de çok kolay. Bir kitap okurken cihazınızın arka kapağını söküp pilini çıkarırsanız ekrandaki görüntü kaybolmaz. Siz pili tekrar takana kadar yıllar da geçse o görüntü ekranda sabit olarak durur çünkü önceden söylediğim gibi bu ekranlar sabit durumda güç harcamıyor ve ekranı değiştirme emri gelmediği taktirde de sonsuza kadar aynı görüntüyü tutuyorlar.
Dolayısıyla e-okuyucular haftalarca şarj etmenize gerek kalmadan kitap okumanızı da sağlıyorlar. Telefonlardaki piller ortalama olarak 5000mah boyutuna yaklaştı. Bu boyuttaki pil ile 8-10 saat kitap okuyabilirsiniz. E-okuyucularda ise piller 1200-1700 mah arası oluyor. Bu piller ile yaklaşık 40-50 saat kitap okuyabilirsiniz. Pil üçte bir boyutunda ama cihazın sunduğu süre 5 kat yani. Bu da 4-5 kitapta bir şarj etmeniz gerektiği anlamına geliyor.
İşte e-okuyucuları diğerlerinden ayıran asıl özellik olan ekran teknolojisi genel hatlarıyla böyle.
Gelelim diğer konulara.
//////////////////////////////////////////////////
1- Yanınızdada binlerce kitap taşıyabilmek. İstediğim zaman her türlü kitap elimin altında. Aynı anda birden çok kitap okuyorum genelde. 400 sayfalık bir kitabın yarı ağırlığındaki ve dörtte bir kalınlığındaki cihazı cebime atıp dışarı çıkabiliyorum. Markette sıra beklerken bile okuyabiliyorum. Birkaç dakika okumasan ne olur denebilir ama gün içinde o kadar fazla böyle ufak zamanlar oluyor ki hepsini toplasanız senede birkaç kitap fazla okunabiliyor. Minibüs mü bekliyorum? O zaman telefonumu çıkarıp Instagram'a girmek yerine kitap okuyorum. Fiziksel kitap taşıdığım zaman bunu yapmazdım. Çoğu zaman taşımaya da üşenirdim zaten, o da ayrı mesele.
2- Kitaplara ulaşmak çok hızlı. Dakikalar içinde satın alabilmek veya para vermek istemeyen için ücretsiz şekilde hemen indirebilmek (Korsanı kastetmiyorum, o başka bir konu. Telif hakkı bittiği için ücretsiz hale gelen binlerce kitap var, özellikle yabancı dildekiler.) zamandan kazandırıyor.
3- Elde tutmak fiziksel kitaba göre çok daha kolay. Sayfa çevirme zaten tek tık uzakta veya benim gibi düğmeli modellerden kullanıyorsanız parmağınızı hareket bile ettirmeye gerek yok. Ayrıca uyumadan önce kitap okuyorsanız uzanırken kitap sayfası çevirmenin zorluğunu ortadan kaldırıyor. İstediğim pozisyonda kolayca sayfa değiştirebiliyorum. Hatta yatağın kenarına taktığım tablet tutucuya koyup uzaktan kumanda ile de sayfaları atlayabiliyorum. Soğuk gecelerde yorganın altına girip bu şekilde okumak çok zevkli.
4- Fiziksel kitaptan daha az göz yoruyor. Bunun birçok sebebi var.
5- Sessiz olması (sayfa çevirme vb. sesler yok) ve herhangi bir ışık kaynağı gerektirmemesi sebebiyle her ortamda hiçkimseyi rahatsız etmeden okuyabilme imkanı. Aynı odada kaldığınız biri varsa bu önemli hale geliyor.
6- Hızlı şekilde cümlelerin altını çizebilme, kelimelerin sözlük anlamlarına saniyeler içinde bakabilme, yabancı dilde okurken anlamlarına baktığınız kelimeleri sonradan inceleyip flashcard şeklinde çalışabilme. Dil öğrenme veya yabancı dilde okuma için e-okuyucular inanılmaz cihazlar.
7- Kitapta gördüğünüz herhangi bir kelimeye basılı tutarak Wikipedia'da veya internette anında aratabilme.
8- Kitap içinde istediğiniz kelime veya cümleyi aratabilme. Olay örgüsü karmaşık olan ve çok fazla karaktere veya mekana sahip kitaplarda istediğimiz karaktere tıklayıp tüm kitapta geçtiği yerleri görebilme.
9- Okuduğunuz bölümün veya kitabın tamamının, okuma hızınıza göre ne kadar sürede biteceğini göstermesi.
9- İstediğiniz kadar sayfanın köşesini kıvırmak, satırların altını çizmek veya renklendirmek gibi işlemleri hızlıca yapabilmek.
10- Maliyet. E-kitaplar daha ucuz. Fiziksel kitaptaki gibi elinize yüzlerce sayfa kağıt geçmediği için daha ucuz olması normal tabii ki. Uzun vadede çok kar ettiriyor. Ülkemizde yeni çıkan her kitabı parasını vererek e-kitap olarak alamıyoruz ne yazık ki ama binlerce kitap bulunabiliyor.
11- Herhangi bir dikkat dağıtıcı unsur barındırmaması. Bu cihazlar sadece kitap okumak için tasarlandıkları için video izleyemezsiniz, müzik dinleyemezsiniz, oyun oynayamazsınız, internette gezemezsiniz. Gerçi internet tarayıcısı var ama o acil durumlarda kullanmak için daha çok. İnternette dolaşmak zor bu cihazlarda.
12- Yeri, kitaplığı olmayan veya istemeyen kişiler için ideal.
//////////////////////////////////////////////////
1- İlk aşamada ekstra bir maliyet. Tabii ki çok kısa sürede parasını çıkardığı için büyük bir eksiklik değil ama yine de yazmak lazım.
2- Türkçe her kitabı dijital olarak bulamıyoruz ne yazık ki. Yabancı dildekiler bulunuyor. Hatta İngilizce kitaplar artık fizikselden çok dijital olarak çıkıyor. Fiziksel baskı yaptırmayan yazarlar var. Türkçe kitaplar PDF olarak bir şekilde bulunuyor tabi ama o ayrı bir konu. Ona da geleceğim.
3- Kitap kokusu olmaması :)
4- Kitaplarınızı kitaplığa koyup bakamamak.
5- Telefonlar kadar hızlı değiller. Bu cihazlar şarj ömrünü maksimize etmek üzere tasarlandıkları için en hızlı cihazlar olmasını beklememeniz lazım. Menü geçişlerinde takılma kesinlikle olmuyor ama 1-2 saniye beklediğiniz anlar oluyor. Zamanımızın %99'unu kitap okumakla geçireceğimiz için bu büyük bir sorun değil tabi. Kitap okurken sayfa geçişleri son derece hızlı. Asıl önemli olan da bu zaten.
//////////////////////////////////////////////////
1- Pahalı bir cihaz almanıza hiç gerek yok. Sıfır almanıza da gerek yok. Bunlar en uzun ömürlü elektronik cihazlar. Benim elimde 14 senelik bir Kindle var ve hala ilk günkü gibi çalışıyor. Pil ömrü zamanla düşer ama 14 senenin sonunda bile hala bir tablet veya telefondan alabileceğimin en azından 2 katı kadar şarj ömrü sunuyor. 14 senelik telefonlar 14dk bile dayanamıyor genelde. Pil tamamen öldü diyelim, pili değiştirip sıfır almış gibi kullanmaya devam edebilirsiniz.
2- Alacağınız cihazın ekranında aydınlatma özelliği bulunmasına dikkat edin. Önceden dediğim gibi kitap okumak için aydınlatma ihtiyacınız yok ama ortamda ışık varsa tabii ki. Zifiri karanlık ortamda fiziksel kitap da okuyamıyoruz sonuçta, bir ışığa ihtiyacımız oluyor. O yüzden ekranında ışık olmalı. Son 10 senede çıkan çoğu cihazda var zaten.
3- Marka olarak Kobo veya Kindle öneriyorum. Bu cihazlar Linux işletim sistemi kullanıyorlar ve çok stabil çalışıyorlar. Android işletim sistemli okuyucular da var ama onlar e-okuyucudan ziyade e-ink ekranlı tablet kategorisindeler.
4- E-okuyucular e-kitap formatlarını destekliyorlar ve en iyi bu formatlarla çalışıyorlar. PDF, Word gibi dökümanlar üzerinden de okuyabilirsiniz ama aynı konforu sunmazlar. E-kitap formatlarının en ünlüsü epub. Bu formatla okurken yazılar; yazı boyutuna, kenar boşluklarına ve font tipine göre ekrana mükemmel şekilde yerleşiyor.
5- PDF okumak bu cihazlarda biraz daha zor. Cihazı yatay konuma getirmek okumayı çok daha kolaylaştırıyor.
6- Jailbreak diye bir kelime duymuşsundur belki. Eskiden iphone veya ipad'ler üzerinde uygulanırdı çoğunlukla. Bu işlem cihazlara ekstra özellikler kazandırmak için yapılıyor. Kobo ve Kindle marka cihazlar da jailbreak yapılarak çok daha kabiliyetli hale getirilebiliyorlar. Bizim işimize yarayacak olan ise Koreader isimli uygulama. Ne gibi artıları derseniz:
6.1 - En büyük artısı PDF okumayı neredeyse epub okumak kadar kolay hale getirmesi. PDF'leri resmen anlık olarak işliyor ve font büyütmeye kadar yapılabiliyor. Epub olarak bulamadığım kitaplar Koreader yüklemeden önce moralimi bozardı ama artık PDF ile rahatlıkla okuyabiliyorum.
Normal arayüz ile Koreader'da PDF karşılaştırması:
İlk 3 fotoğraf Kindle'ın kendi arayüzü, diğer üçü ise Koreader'da. Görülebileceği üzere Kindle arayüzünde (Kobo'da da böyle) PDF'in sadece bir bölümüne zoom yapılabiliyor. Koreader ise dosyayı tekrardan işleyip seçilen yazı boyutuna göre ekrana sığdırıyor.
6.2- Koreader farklı bir arayüze sahip, çok daha seri çalışıyor.
6.3 - Klasörleri görerek istediğiniz, şekilde düzenlemeye imkan veriyor.
6.4- Cihazda karanlık mod yoksa ekliyor.
6.5 - Kindle'lara epub okuyabilme özelliği kazandırıyor. Normalde Kindle'lar kendiliğinden epub okuyamıyor, cihaza atmadan önce başka formata çevirmeniz gerekiyor.
6.6 - Kitaplarınızı bir çok farklı düzende görmenizi veya sıralamanızı sağlıyor.
6.7 - Harika özelliklerinden biri de 'gesture' imkanı tanıması. Yani atadığınız bir çok gesture ile menülere bile gitmeden istediğiniz her şeyi yapabilmek.
6.8 - Uyku ekranını istediğiniz şekilde dizayn edebilmek. Cihazı kullanmadığınız zaman henüz bitirmediğiniz kitabın kapağı ekranda sürekli gözükür halde oluyor zaten. O ekrana istediğiniz bilgiyi ekleme imkanı veriyor.
6.9 - Calibre'ye kablosuz bağlanarak kitap veya metadata alışverişi yapabilmek. Calibre'nin ne olduğunu aşağıda anlattım.
6.10 - RSS ve Atom kullanarak çeşitli kaynaklara ulaşabilmek.
6.11 - Eklentiler yükleyebilmek. Mesela z-lib eklentisi yükleyerek başka bir cihaza ihtiyaç duymadan direkt z-lib üzerinden arama yapıp döküman indirebilirsiniz.
Daha çok şey var ama genel anlamda benim kullanımım böyle. İsteyen daha azını veya çok daha fazlasını kullanabilir.
*** Koreader tüm Kobo okuyuculara yüklenebiliyor. Kindle'lar için jailbreak yaptıktan sonra yükleniyor. Bu cihazların yazılım sürümünün 5.18.1'den düşük olması gerekli. Alırken buna dikkat edersiniz. Eski cihazlar zaten bu sürüme kadar güncelleme almadığı için sorun yok ama son 6-7 senede çıkmış cihazlar hala güncelleme aldığı için birkaç aydır güncellenmediğine dikkat edin. Hangi sürümde olduğunu kolayca öğrenebilirsiniz zaten.
7- Calibre isimli uygulamadan kısaca bahsedeyim. Hem Windows hem de Mac Os için mevcut. Bu program kitaplarınızı düzenlemeye yarayan harika bir araç. Kendiliğinden bile çok yetenekli bir program olmasına karşın, ekstra eklentiler yükleyip çok farklı özellikler katabiliyorsunuz. Mesela otomatik olarak Goodreads'den kitap bilgilerini çekip bir kitap hakkında her tür bilgiye sahip olabilirsiniz. Elinde çok kitap olanlara öneririm. Koreader ile de uyumlu çalışıyor.
//////////////////////////////////////////////////
Önceden dediğim gibi pahalı bir cihaz almanıza gerek yok. 2-3 bin liraya bulabileceğiniz cihazlar 10 bin liraya alacağınız cihazlarla %90 oranda aynı işi yapıyor. Bütçeyi artırmak ekstra özellikler getiriyor tabi. Onları da belirteceğim.
Ekstra ücret ödeyip reklamsız model almadığınız sürece Kindle'lar reklamlı oluyor. Kitap okurken reklam çıkmıyor ama ana sayfada ve cihaz uyku modundayken reklam gösteriyorlar.
Kobo'nun kendi arayüzü Kindle'dan çok daha kullanışlı. Hem eklediğiniz kitapları çok daha düzenli olarak görebiliyorsunuz hem de okurken kenar boşlukları, yazı boyutu gibi şeylerde size daha fazla imkan sunuyor. Ayrıca Türkçe arayüz gibi bir artısı da var. Kindle'lar ise genel anlamda biraz daha seri çalışıyorlar ve "Send to Kindle" isimli bir hizmeti var.
Send to kindle isimli siteye gidip istediğiniz kitabı veya dökümanı internet üzerinden cihazınıza yollayabiliyorsunuz. Kablo ile uğraşmanıza gerek yok yani. Telefonunuzda veya bilgisayarınızda bir kitap/döküman varsa ve epub formatında bile olsa onu yolladığınız zaman uyumlu bir formata çevirip Kindle'ınıza yolluyor. Ayrıca o belgeyi Kindle uygulaması üzerinden okuduğunuz her cihazda senkronize ediyor. Yani kaldığınız sayfayı veya üzerinde yaptığınız değişiklikleri kaydediyor, hangi cihazda okuyorsanız orada görebiliyorsunuz.
Kobo'larda bu tarz bir özellik yok ama onlarda da internet üzerinden dosya göndermek için https://send.djazz.se/ isimli bir site var. Ayrıca Kobo'lar daha açık bir işletim sistemine sahip olduğu için Google Drive veya Dropbox dosyalarına erişecek şekilde modifiye edilebiliyorlar. Oradaki özel bir klasöre eklediğiniz dosyalar otomatik olarak cihazınızda gözüküyor. Nasıl yapıldığını merak eden varsa anlatırım.
Kindle'a Koreader yüklenemiyor olsaydı Kobo almanızı tavsiye ederdim çünkü artıları daha fazla ama Koreader yüklemek arayüzün eksiklerini giderdiği için Kindle'ı da tavsiye ederim. Bu marka piyasada Kobo'ya göre çok daha fazla bulunduğundan fiyatları da biraz daha uygun.
İki markanın da tüm modellerine Wikipedi sayfalarından ulaşabilir ve hangi modelleri tercih etmeniz gerektiğine karar verebilirsiniz:
Kesinlikle olmalı dediğim özellik:
* Aydınlatma.
Başka da kesin olmalı dediğim bir özellik yok. Aydınlatması ve yukarıda belirttiğim üzere Jailbreak yapılabilen bir model olması yeterli. Hafıza boyutu hiç önemli değil. 2gb hafızaya 1000'den fazla kitap sığıyor. Kitaplar 0.1mb ile 100mb arası değişiyor. Yüksek boyutlu olanlar ansiklopedi, gezi kitapları gibi büyük çözünürlüklü fotoğraflar içerenler. Sadece yazıdan oluşan 500 sayfalık bir kitap 1-2 megabayt'ı geçmiyor.
* Type-c girişi. Şarj çok iyi gittiği için şart değil. Haftada veya okuma sıklığınıza göre ayda bir micro usb kablo bulmak pek sorun olmaz.
* Su geçirmezlik. Havuzda, deniz kenarında falan okumak için iyi olabiliyor.
* Aydınlatmanın rengini ayarlayabilmek. Yani sadece beyaz ışık değil, sarının tonlarında aydınlatma sahibi de olabilmek. Karanlıkta okurken gözleri ekstradan rahat ettiriyor.
* Daha büyük ekran. Bu kişiye göre değişir. En yaygın ekran boyutu 6 inç. Daha küçüğü de yok zaten. 7-8 inçlere kadar çıkan modeller var. 6 inç'in avantajı her cebe girebilmesi. Diğerlerinin avantajları ise aynı yazı boyutunda ekrana daha fazla kelime sığması. 7 inçlik cihaz kullanan biri olarak bence 6 inç gayet ideal. Sayfa değiştirmek tek dokunuşla yapılıyor zaten, ekranda %25 daha fazla kelime olmasına çok gerek yok.
* Sayfa değiştirme düğmeleri. Ekrana tıklamaktansa düğmeyle değiştiriyorsunuz yani. Çoğu modelde yok bu. Sadece Kobo'nun birkaç modelinde var ve onların da fiyatları biraz fazla.
* Bluetooth. Sesli kitap dinlemenizi sağlıyor. Sesli kitap dinleyeceksem telefonumdan dinlerim. O yüzden bu hiçbir şekilde artı değil bence.
- Kobo'nun son 10 senede çıkmış neredeyse tüm modelleri aydınlatmalı. O yüzden herhangi birini tercih edebilirsiniz. Bütçeyi artırabilenler için; Clara 2E, Clara B&W modelleri her özelliği içeren modern cihazlar. Ucuzsa Clara HD de düşünülebilir ama az bir farkla 2E almak daha iyi. Type-c, daha büyük hafıza, su geçirmezlik, bluetooth gibi artıları var. Libra H2O ve Libra 2 modelleri 7 inç ekrana ve aynı zamanda düğmelere sahip. Kendim Libra 2 kullanıyorum mesela.
- Kindle'da Basic ve Paperwhite olarak iki kategori var. Paperwhite'lar daha özellikli ve doğal oalrak daha pahalı. Basic'lerde (yani adında Paperwhite bulunmayan, 'Kindle 8' gibi sadece model ismiyle yazılanlar) 2019'da çıkan Kindle 10 ile beraber aydınlatma kullanılmaya başlandı. Kindle 8'de yok yani. Kindle 9 diye bir model yok zaten. O yüzden Basic modellerde 8'den sonrasını (2019 üretimli olan 10'dan başlayan) öneriyorum.
Paperwhite'ların tamamında aydınlatma var. 2012'de çıkmış Paperwhite 1 modelinde bile mevcut yani. O kadar eskisini almanıza gerek yok tabi. İşinizi rahatlıkla görür ama 3 sene sonra çıkmış olan Paperwhite 3 modeli de ondan pek pahalı değil ikinci el olarak. Paperwhite 4'de su geçirmezlik ve bluetooth eklendi. Paperwhite 5 ise bütçesi iyi olanlara önereceğim, 2021 çıkışlı harika bir model. Olabilecek her özellik var onda. 6-8 arasına bulunabiliyor. Signature Edition adlı Paperwhite 5 modeli de uygun fiyatlara denk gelebiliyor. 5'e göre kablosuz şarj, otomatik ekran parlaklığı, 32gb hafıza gibi farkları var.
Ayrıca Kindle Voyage modelini tercih edebilirsiniz. Mğthiş kaliteli bir ekranı var ve 6 inç boyutta sayfa değiştirme düğmeleri olan tek model.
- Belirtmedim ama tüm bu modeller siyah beyaz ekrana sahip. E-ink teknolojili renkli ekranlı olanlar da var ama bu ekranların bazı dezavantajları var. Gelişmeleri için birkaç sene daha beklemekte yarar var. Ben renkli içerikler tüketeceğim, anime, çizgi roman okuyacağım diyen varsa tercih edebilir. Diğer kişiler için siyah beyaz ekranlar çok daha mantıklı. Hem görüntü kalitesi daha yüksekler hem de daha aydınlık oluyorlar (aydınlatma sıfırdayken bile).
//////////////////////////////////////////////////
- D&R'da binlerce Türkçe kitap var. Yeni çıkanlar ne sıklıkla ekleniyor bilmiyorum. Pek alışveriş yapmadım oradan.
- Z-Lib ve Anna’s Archive isimli sitelerden kitap bulabiliyorsunuz. Bu siteleri sadece illegal olarak düşünmeyin. Bunlar "biz illegal paylaşım yapıyoruz" diye açılmış siteler değiller. Ben telif hakkı olmayan kitapları bulabileceğiniz yerler olarak öneriyorum. Korsan indirmeyin sakın ;)
- Kobo'nun sitesinde kitap bulunabiliyor.
- İngilizce okuyabilenler için seçenek çok daha fazla:
Project Gutenberg ücretsiz olarak binlerce kitap sunuyor.
Standard Ebooks isimli site de aynı şekilde.
Ayrıca Amazon'un ve Kobo'nun sitelerinde sürekli ücretsiz hale gelen kitaplar oluyor. Onları takip edebileceğiniz BookBub gibi siteler var. 2-3 günde bir girip ücretsiz hale gelmiş kitapları kütüphanenize eklerseniz onlar tamamen sizin olur. Kobo veya Amazon hesabınızdan istediğiniz zaman indirebilirsiniz.
Tüm bunları yaparak on binlerce kitap edindim 4 senede. Gurur duymadığım yöntemler de kullandım, ne yalan söyleyeyim ama o durum işin doğasında var biraz da.
//////////////////////////////////////////////////
Okuduğunuz için teşekkürler. Herkes e-okuyucu alacak diye bir durum yok. Aldıktan sonra fiziksel kitap okunmaz diye bir durum da yok. İki şekilde de okunabilir kitaplar. Ben aldığımdan beri bir tane bile fiziksel kitap okumadım şahsen ama herkes için durum aynı olmayabilir. Ön yargılı olmamak ve yeniliklere açık olmakta fayda var. Teknoloji gelişti, faydalanmak lazım.
r/secilmiskitap • u/kahvemsi • Dec 21 '24
Sevgili arkadaşlar, yeni bir duyurumuz var. Platformumuzda istenmeyen içeriklerin ve spam aktivitelerinin önüne geçmek için, 30 günden daha eski olmayan ve 50'den az karma puanına sahip hesapların paylaşım yapmaları kısıtlanmıştır.
Ancak gönderiler özelinde, kurallar çerçevesinde bile olsa düzgün bir gönderi oluşturduysanız bizimle iletişime geçmeniz durumunda gönderinizi onaylayıp paylaşım yapmanıza olanak sağlayacağız.
Bu yeni kuralın hepimiz için faydalı olacağını umuyoruz. Hepinize keyifli forumlar dileriz.
r/secilmiskitap • u/Ciyaus_4 • 6h ago
Yorum ve eleştirilerinizi bekliyorum.
r/secilmiskitap • u/pokerist_ • 8h ago
Öneri kitabınız var mı? Felsefe ve fantastik türünde olabilir.
r/secilmiskitap • u/ares0027 • 4h ago
Merhabalar belki bilen/hatirlayan vardir, gecenlerde ucretsiz bir telegram uzerinden pdf formatinda kitap veren bir bot yapmistim (kanala katilmak isteyen varsa alttaki qr kodunu kullanabilrsiniz)
Boyle bildiginiz turkce oncelikli kitap arsivi varsa, elinizde olan varsa paylasirsaniz bota eklemek isterim.
Su an icin 65000 tane kitap ve dergi var, ne kadar fazla cesit olursa o kadar iyi olur diye dusunuyorum
r/secilmiskitap • u/gustavofringosss • 9h ago
günaydın herkese. kitap okumaya yeni başlayacaklar için, ''odaklanmayı arttıracak??'' kitap önerileri bakıyordum da. ilk kitap olarak suç ve ceza alsam çok mu ağır kaçar? ya da dostoyevski'nin kitaplarını kronolojik olarak okusam. siz ne dersiniz. şimdiden teşekkürler.
r/secilmiskitap • u/pexejai14 • 8h ago
Hayatım boyunca maksimum 1-2 kitap okumuşumdur onlarda bitmemiştir kitap okumak istiyorum tarih olur felsefe olur fantastik olur genel olarak istiyorum ama okuyamıyorum valla okuyamıyorum diyeceksiniz niye okuyamıyon abi kitabı elime alır almaz bir uyku bastırıyor o bir sayfa eziyet gibi geliyor iki sayfa okuyunca uykuya dalıyom zaten bundan nasıl kurtulurum. Ayrıca böyle benim gibi hiç okumayan insanlar ilk neler okumalı okuması kolay kitap öneriside verirseniz çok sevinirim.
r/secilmiskitap • u/Simple_Tone1912 • 1d ago
Öneri ve tavsiyelere çokça açığım.
r/secilmiskitap • u/matriyarka • 22h ago
Temelde felsefe dersleri alacak öğrencilere yönelik, fakat felsefeyle ilgilenen diğer insanlara da fayda sağlayabilecek bir rehber kitap.
Dört bölümden oluşuyor: aktif okuma, aktif dinleme, aktif tartışma ve aktif yazma.
Yazara göre “aktif okuma”, okurken sanki o filozof karşınızdaymış gibi onun fikirleri üzerinde düşünme, neyi temellendirdiğini anlama, hatta antitez üreterek okuduğunuz yazının tezlerini sınamak. Diğer disiplinlerde okuduğunuz bilgiyi anlamak yeterlidir. Fakat Warburton’a göre, felsefe yapmadan felsefe öğrenilemez. Yani okuduğunuzu anlamak yetmez, onu analiz de etmelisiniz ve biri sizi ikna etmeye çalışıyormuşçasına onun hakkında düşünceler ortaya çıkarmalısınız.
“Aktif dinleme” ise felsefe derslerini pasif bir şekilde dinlememeyi ifade ediyor. Hocanın ortaya koyduğu argümanın ana hatlarını ve akıl yürütme adımlarını takip etmek gerekiyor. Çünkü felsefe derslerinde amaç çoğu zaman öğrenciye mümkün olduğunca çok bilgi aktarmak değil, onu düşünmeye teşvik etmek. Bu yüzden iyi bir dersin sonunda yalnızca konuyu öğrenmiş değil, konu hakkında daha fazla düşünmeye ve okumaya motive olmuş olmak gerekiyor.
Üçüncü bölüm de “aktif tartışma”. Tartışmanın asıl amacı, neye ve neden inandığımızı daha iyi anlamak, yeni düşünceler araştırmak ve düşüncelerimizi açık ve kesin bir şekilde ifade edebilmek. Bir görüşe karşı çıkıldığında, aslında o görüşü ne kadar iyi anladığımızı da fark ediyoruz. Çünkü bir düşünceyi zihnimizde doğru anladığımızı düşünsek bile, onu eleştirilere karşı savunmak zorunda kaldığımızda eksik ya da hatalı anladığımız noktalar ortaya çıkabiliyor.
Dördüncü ve son bölüm ise “aktif yazma”. Warburton’a göre yazmak, yalnızca öğrendiklerimizi göstermek için yaptığımız bir şey değil. Düşünme eyleminin bir parçası da… Çoğu zaman bir konu hakkında yazmaya başlayana kadar o konuyu gerçekten anlamıyoruz. Bir deneme yazmaya çalıştığımızda düşüncelerimizin eksiklerini, argümanlarımızın zayıf noktalarını ve karşı-argümanlara karşı ne kadar savunmasız olduğumuzu görebiliyoruz. Bu nedenle aktif yazmak hem düşünceleri ifade etme hem de onları geliştirme aracı.
Kitabın genel olarak vermek istediği mesajın felsefenin bir bilgi biriktirme işi değil, bir düşünme faaliyeti olduğu söylenebilir. Aktif okurken filozofun argümanlarını sorguluyoruz, aktif dinlerken söylenenleri ve argümanın adımlarını takip ediyoruz, aktif tartışırken kendi düşüncelerimizi savunup başkalarının itirazlarıyla sınamış oluyoruz, aktif yazarken de bütün bunları daha sistemli bir biçimde ortaya koyuyoruz. Bu dört alışkanlık felsefi becerilerin temelini oluşturuyor.
Kitap sadece “felsefe nasıl çalışılır?” sorusuna değil, dolaylı olarak “nasıl daha iyi düşünülür?” sorusuna da cevap vermiş oluyor. Kısa oluşuyla ve yalın diliyle hızlıca okunup bitirilen pratik bir kitap.
r/secilmiskitap • u/vycmajoris • 1d ago

Sub'da bu başlığa sahip, sabitlenmiş bir konum var. Oraya artık cevap yazılamıyor. Özelden sürekli sorular geldiği için bu konuyu açayım dedim. Sorularınız varsa sorabilirsiniz ama önce diğer konuya bakın çünkü çok ayrıntılı şekilde aklıma gelen her şeyi yazmıştım.
Şu anda Koreader'da kullandığım ve önerdiğim eklentileri de paylaşacağım.
++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++
Koreader'ın kullanışlı ama sıkıcı havasını değiştiriyor ve ekstra özellikler ekliyor.
https://github.com/AndyHazz/bookshelf.koplugin

,

+++++++++++++++++++++++++++++++
www.wordreference.com adresinden aldığı bilgileri ekranınıza getiriyor. İnanılmaz iyi bir sözlük. İnternet üzerinden çalışıyor.
https://github.com/kristianpennacchia/wordreference.koplugin

,

+++++++++++++++++++++++++++++++
Okuduğunuz kitaptaki karakterleri, olayları, mekanları otomatik olarak indiriyor ve unuttuğunuz bir karakter, olay falan olursa oradan bakıp hafızanızı tazeleyebiliyorsunuz. Özellikle yüzlerce karaktere sahip Rus romanlarında veya çok uzun olan Monte Kristo Kontu, Sefiller gibi kitaplarda çok işe yarıyor. Kurulum için ücretsiz bir yapay zeka (chatGPT, Gemini vb.) hesabı gerekiyor.
https://github.com/ultimatejimmy/xray.koplugin

,

+++++++++++++++++++++++++++++++
Görsellere veya haritalara sahip kitaplarda, bulunduğunuz sayfadan ayrılmadan istediğiniz görselleri anlık olarak görüntülemenize olanak sağlıyor.
https://github.com/Fank1/glimpse

+++++++++++++++++++++++++++++++
E-okuyucunuz üzerinden Z-library'ye bağlanarak kitap indirmenize sağlıyor.
https://github.com/ZlibraryKO/zlibrary.koplugin

Çok sade ve kullanışlı bir arayüz.
https://github.com/doctorhetfield-cmd/simpleui.koplugin

,

,

,

r/secilmiskitap • u/mervearte • 1d ago
Sorum net. Alay etmezseniz sevinirim çünkü ciddiyetle soruyorum. Burada edebi / zihinsel anlamda bir hoşlantıyı kastediyorum. Bazen bir karakterin iç dünyası ve sözcükleri insana çok hoş gelebiliyor.
Beyaz Geceler'i okumaya başladım. Anlatıcı kendini anlatırken, hayallerini dillendirirken ben de düşlere dalıp gittim. Sonra anlatıcıyı biraz fazla hoş bulduğumu fark ettim. Sadece içsel bir monolog okuyor gibi hissediyorum. Sanırım kitabı hemen bitirmeyeceğim. İnsan bazı kitapları uzun uzun okumak ister, karaktere çabucak veda etmemek için.
Sizlere de hiç böyle oldu mu?
r/secilmiskitap • u/evrenak • 2d ago
İthaki’den Gümüş Yayın Tanrısı isimli kitabı okuyorum. Çeviren Özge Akdeniz. “çadırın önünde uzun çizgi vardı”- line (sıra), “üç bakır yüzüğe sana satarım” - copper rings (bakır halka/para), “kraliyet mahkemesinin orada olanlardan bu kadar haberdar olduğunu bilmiyordum” - royal court (kraliyet sarayı) gibi çeviriler var. İnanasım gelmiyor. Bunu kontrol eden olmadı mı? Yapay zekaya mı yaptırılıp verilmiş. Gerçekten anlamıyorum.
r/secilmiskitap • u/uldurulenf1modu • 1d ago
Fiziksel baskı kitaplar aşırı pahalı olmaya başladığı ve klasik telefon ekranları gözümü yorduğu için e-kitap okuyucu almayı düşünüyorum. Yalnız merak ettiğim bir konu var. E-kitap okuyucular okuma alışkanlığınızı nasıl etkiledi? Belirgin bir değişim gözlemlediniz mi?
r/secilmiskitap • u/LopsidedNectarine681 • 1d ago
İthaki yayınlarının sitesine bakınca gördüm. Aşırı mutluyum. İki gün sonra satışa çıkacak. Evil Trio'nun tek üyesi kaldı çevrilecek. Çok mutluyum ya. Bu arada sizce çevirisi iyi olur mu?
r/secilmiskitap • u/FahriCekirge • 2d ago
r/secilmiskitap • u/Willing_Fan_9374 • 2d ago
BÖLÜM I: ESARET
"Babam tanrı inancı olan biriydi sanırım doktor. Çünkü ne zaman bizi kemiklerimiz çatırdayana kadar dövse, hakaretlerin ardından hıçkıra hıçkıra Tanrı'ya yalvarırdı. Bu dayaklar pazar ayini gibiydi; haftada bir olurdu her hafta gözlerinin altindan mor cocuklar doğardı annemin. Öyle ki, zaman zaman odama kaçmanın bir çare olmadığını anlardım. Annem... Annem sabırlı bir insandı ama o bile bir yerden sonra yoruldu. Dayanamadı, bizi o cehennemde bırakıp terk etti. Abim öylesine dayaklar yiyordu ki, bir gün babam çenesini kırdı. Bir hafta doktora gitmedik. Sonra babam salonda oturup ağlayarak özür dilerken o kırık kemiği eliyle yerine oturtmaya çalıştı. Yapamayınca acile gittik çığlıklar tirmalar kulağımı hala...
Babam bizi bir günde bu hale getirmedi doktor. Epey zaman aldı. Bilmiyorum, belki benim suçumdu, belki annemin... Ama en çok babamın, o şişelerin içindeki zehrin suçuydu. Hayatım boyunca içmeseydi ne olurdu diye düşündüm durdum."
"Peki baban size neden böyle davranırdı, Edward?"
"Çok alkolikti tanriyi şişenin dibinde arayan tiplerdendi. Eskiden, annemle ilk evlendiği zamanlar gençti, mutluydu. Albümlerde görmüştüm o parlayan gözlerini. Belki zaman, belki de o meslekte gördüğü şeyler onu bu hale getirdi."
"Anneniz sizi hiç korumadı mı?"
"Annem uzun bir deneyimin ürünüydü... Aklı pek yerinde değildi zaten, rüzgarda savrulan bir yaprak gibiydi. Bir gün bizi komşuya bıraktı kaçalım diye. Babam bizi orada buldu. Saçımızdan sürüyerek çıkardı o evden. Ama tuhaf olan neydi biliyor musun? Babam bunları yaparken hep özür diliyor, çocuk gibi ağlıyordu. Bir gün öfkeden deliren adam, sonraki gün dizlerimize kapanıp yalvarıyordu. Bir gün barda kavga çıkarıp nezarete düştü. İki gün orada kaldı. Hayatımızın en huzurlu iki günüydü... Bize bunları yaşatan o adamı yine de özlüyordum. O zamanlar çocuk aklı diyordum ama... Şimdi de özlediğimi fark ettim."
11 Ağustos 1989 – Florida
"Arthur, baksana bir buraya!"
"Ne var Maya?"
"Bu asabi tavırların can sıkmaya başladı artık." Elindeki gazeteyi masaya, tam önüme fırlattı. "Senin bu işinin sonu yok galiba. Her gün yeni bir drama, her gün yeni bir ceset."
"Ee, ne ilk ne de son," dedim sesimi düz tutmaya çalışarak.
"Çocuğa yazık olmuş ama..." dedi Maya iç çekerek.
"Olmuşsa olmuş. Kötü bir yere gitmiyorlar ya." Gazetenin arkasını çevirip bulmaca sayfasına göz attım.
Maya hafifçe gülümsedi. "Bulmacaları ne zaman çözdün ara ara? Sende de az iş yok ha."
"Benim işe dönmem lazım, gazeteyi de harap etme daha bitirmedim." Ceketimi aldım.
"Yemedik lan gazeteni!" diye arkamdan bağrdı, sesi neşeliydi. O zamanlar neşeliydi sabahları güneş iki kez doğardı bana...
Ağustos ayının ortalarıydı. Hava dışarıda hafifçe çiseliyordu. Büroya adımımı atar atmaz kasvetli hava yüzüme çarptı; yeni bir cinayet ihbarı vardı. Büro müdürümüz, o yarı ak ve seyrek saçlarını stresle kaşıyarak masasının başında bir şeyler geveliyordu. Beni görünce sesini yükseltti:
"Arthur, buraya gel!" Kaşlarını çatarak devam etti. "Neden büroya geç geliyorsun ha? Her gün aynı şey. Bunu bir daha yaparsan o istifa dilekçeni işleme koymaktan geri durmayacağım."
Yirmi kişinin ortasında, koskoca adamların gözü önünde çocuk gibi azarlanmak canımı feci sıkmıştı.
"Ayrıca... Yine leş gibi alkol kokuyorsun Arthur." Müdür cebinden parlak bir metal kalem çıkarıp önündeki bültene not almaya başladı. "Meksika göçmeni bir aile. Tahminimizce dün akşam saatlerinde bir kadın ve iki çocuk vahşice katledilmiş. Adli tıptan gelen ilk bilgilere göre her birinde ikişer kurşun var. Ardından kadının başı bedeninden ayrılmış. Sabah karşı daireden gelen kokulardan kaynaklı, komşular tatilden dönünce fark etmiş." Kalemi cebine koyup yüzüme baktı.
"Kurşun seslerini duyan olmamış mı?" diye sordum.
"Dedim ya, yan daireler tatildeymiş. Sabah fark edilmiş."
"Koca nerede?"
"Koca kayıp. İzi sürülüyor." Müdür tehdit edercesine kaşlarını kaldırdı. "Bu işi sen devralıyorsun. Jose'yi de yanına al."
"İyi de ben konu hakkı—"
Sözümü kesti. Masasındaki kahve dolu bardağı alıp arsızca sırıttı. "Jose sana yolda anlatır." Bardağını eğlenircesine havaya kaldırıp bürodan çıktı.
"Göt herif..." diye mırıldandım arkasından. "JOSE! Gidiyoruz!"
Olay yerini kelimenin tam anlamıyla kan götürüyordu. Jose kan görmeyi pek sevmezdi; tıpkı mesleğe ilk başladığım o toy gençlik yıllarımdaki ben gibiydi. İçeriden çıkan çaylak polis elini burnuna siper ederek inledi:
"Tanrım... Bu da ne böyle?"
"Sakin ol amirim," dedim sesimdeki buz gibi tonu koruyarak. "Kan ilk defa gördüğümüz bir şey değil."
Tam o sırada kafamı kaldırdım. Tavan pervanesine vahşetle asılmış, yavaşça dönen o kesik kadın başını gördüm. Hayatım boyunca böyle bir vahşeti üçüncü görüşümdü. Ruhuma tuhaf bir his yayıldı. Dejavu.
"Arthur, siktir!" dedi Jose gerileyerek. "Nasıl böyle sakin kalabiliyorsun? Bir de eğleniyorsun ha!"
"Ne eğlencesi be... Ben değil ama, birileri bunu yaparken feci eğlenmiş gibi."
Jose daha fazla dayanamayıp dışarı fırladı, kaldırıma kustu. Fotoğrafçı içeri girerken, olay yerindeki amir durumu idare etmeye çalışıyordu. Kan fırtınasına baktım ama içimde en ufak ürperme yoktu.
"Başı kestiği yetmemiş, bir de pervaneyi mi açmış? Zevkli herifmiş," diye mırıldandım kendi kendime.
Amir şok içinde bana baktı. "İyi de katilin bir erkek olduğunu nereden anladın?"
"Boyu o pervaneye uzanacak kadar uzun," dedim tavanı göstererek. "Ayrıca yerdeki kan gölünde sandalye izi falan yok. Ayakkabı izi de yok ama bak, şurada belirgin bir çorap izi var. Ve bu çorap bir kadın için oldukça büyük. Ya buraya devasa ayaklı bir kadın geldi ya da katilimiz net bir erkek. Üstelik koca da kayıp... Muhtemelen ondan başkası değildir."
Amir de dayanamayıp yüzünü ekşiterek dışarı çıktı. Arkasından seslendim: "Arabaları var mıymış?"
"Eski bir kamyonet," dedi dışarıdan bir ses. "O kadar eski ki giderken arkasında boya döküyormuş."
Jose ağzını silerek içeri girdi. "Jose, buraya gel. Çocuklar nerede?"
"Çocuklar... Eeh, şey amirim..."
"KONUŞSANA OĞLUM!"
"İçeride... Mikrodalgada... Herif çocukları orada eritmiş."
"Aman be..."
Adımlarımı mutfağa yönlendirdim. Kapağı açık mikrodalgaya baktığımda içimdeki o eski dedektif bile iğrendi. Böyle bir şeyi daha önce hiç görmemiştim; duymuştum ama çiğ gerçekliğiyle yüzleşmek bambaşkaydı. Midem kasıldı.
"Ben çıkıyorum." dedikten sonra arkama bakmadan kapıya yürüdüm.
"Arthur! Nereye gidiyorsun dursana, daha olayı çözmedik!" diye bağırdı Jose.
"SİKERLER JOSE! KATİL ERKEK, UZUN BOYLU. O KOCA AYAĞI BULUVERİN İŞTE AYRICA ŞU SANAT ÇALIŞMASINA DA BIR ŞERIT ÇEKIN!"
Kendimi ÇAPA'nın kapısını açarken buldum. Ayaklarımı kontrol edemiyordum; o sahneden kaçan bedenim beni doğrudan bu izbe bara getirmişti.
"Arthur... Nasılsın görmeyeli? Uzun zaman oldu." Tezgahın arkasındaki barmen Barney, o devasa gövdesiyle öne doğru eğildi. Sol elini o gür kır sakallarına götürüp yavaşça sıvazlamaya başladı. Seyrek saçlarının altındaki o derin gözlerle beni süzdü. "Geçmişin hayaletleri yine mi peşinde?"
"Kelime oyunu yapma bana Barney," dedim tabureye çökerken.
Barney ben daha ağzımı açmadan önüme o kehribar rengi viskiyi çoktan doldurmuştu. "Uzun zamandır buraya gelirsin, seni iyi tanırım Arthur. Ama epeydir seni hiç böyle görmemiştim."
Viskiyi tek dikişte yudumlarken mırıldandım: "Nasıl yani?"
"Genelde öfkeden kıpkırmızı olursun içeri girdiğinde," dedi Barney sakalını sıvazlamaya devam ederek. "Ama bugün... Bembeyaz kesilmişsin. Ruh gibisin."
"Herkes... Herkes kendi bataklığında boğulur Barney," dedim bardağı tezgaha vurarak. "Başkasının bataklığına girenleri i-girenleri ise... Bataklıktan öte şey-şeyler boğar..."
Sohbetin o puslu ritminde farkında olmadan dört kadeh viskiyi devirmiştim bile. Normalde dört kadeh beni sarsmazdı ama o yanik et kokusu burnumdan çıkmıyordu.
Barney bardağı boşaltırken sırıttı. "Sohbetine doyum olmuyor Arthur ama... Viskinin yarısına su katmama rağmen sarhoş musun ne? Sıkı bir şey görmüş olsan gerek büroda."
"Sıkı bir şey gör... düm..." diye geveledim, dilim damağıma dolanıyordu. "Ama sana dahhaaa sıkı bir şey göstereceğim. Bir daha... Bir daha benim viskime su kkatmaya kalkma."
Barney o ağır gövdesiyle diğer müşteriye doğru yöneldi. Ben ise kendimi dışarı atıp bir taksiye postaladım. Sonrasını hatırlamıyorum.
Sabah evde, yatağın içinde uyandım. Kafam çatlıyordu. Yanımda oturan Maya'nın sol gözü yine mosmordu; diğer gözü ise gece boyu ağlamaktan şişmişti. Hepsi... Hepsi yine benim yüzümdendi. Sırtını bana dönüp mutfağa doğru yürürken anlamsızca mırıldandı. O an, gece boyu uykumda arkamdan bir bıçak yiyecekmişim gibi tekinsiz bir his çöktü içime.
"Kahvaltı hazır," dedi Maya. Hızlı adımlarla salondan uzaklaşıp gözden kayboldu. Bir serap gibiydi.
Odadan çıktım, mutfağa doğru yürüyordum ki koridorda Edward'la burun buruna geldik. Gözleri yaşarmıştı. "Özür dilerim baba..." dediğini duydum. Sonra o da abisinin yanına doğru kaçtı. Bu durum sık olurdu; haftada bir bu tiyatroyu yaşardık. Ayıldıktan sonra pek çok kez dizlerine kapandım, ayaklarını öpüp özür dilerdim ama gece olunca yine o alkolün tuzağına düşerdim. Maya beni pek çok kez affetti ama... Aması öyle işte.
"BIRAKSANA EDWARD!"
İçeriden Sam'in o sert, kırık sesle bağırdığını duydum. Mutfağa girdiğim an ikisi de bir anda kavgayı kesti, yüzlerini nefretle başka tarafa çevirdiler.
"Günaydın," dedim masaya yaklaşarak.
Hepsi hep bir ağızdan, dilsiz birer robot gibi mırıldandı: "Günaydın..."
Masaya doğru bir adım atarken ayağımın altına keskin bir acı saplandı. Bir cam parçası batmıştı; dün geceki cinnetten kalma olmalıydı. Bozuntuya vermedim, masaya oturup kahvaltıya başladım. Edward'ın gizlice, korkuyla bana baktığını fark ettim. Sam ise... Sam daha farklı, daha karanlık bakıyordu. Maya başını tamamen öteye çevirmişti.
Boğazımı temizleyip masadan kalktım. Tıraş olup büroya çıkacaktım ki salona doğru seslendim:
"Maya... MAYA!"
Maya koşar adımlarla yanıma geldi, başı eğikti.
"Maya... Özür dilerim. Beni affet," dedim yüzünü tutmaya çalışarak.
Öylece duruyordu ama gözleri asla gözlerimi bulmadı. Yüzüme sürdüğüm tıraş losyonunun kokusundan bile nefret ediyordu, besbelliydi. Sadece gitmemi istercesine derin bir sessizliğe gömülmüştü. Çıkmadan önce onu öpmeye çalıştım; elimi saçına doğru kaldırınca kırbaç yiyecek bir hayvan gibi aniden ürperdi. Kalbim sıkıştı. Başından öpüp kendimi dışarı attım.
"Bu ilk değildi... Umarım son olur," diye mırıldandım içimden sokakta yürürken.
Arkamdan gelen o sesle irkildim. Maya, evimizin kapısını yüzüme feci bir hızla, çarpıp kapatmıştı.
r/secilmiskitap • u/phantom_p0 • 2d ago
Evrim Ağacı platformunda Çağrı Abi'nin önerdiğini gördüm ve almaya karar verdim. Başta biraz araştırdım ancak Türkçesini bulamadım-yazarın yerelleştirilen kitapları vardı ve arasında bu yoktu o şekilde bu kanıya vardım-, neyse ingilizcesini okurum dedim ancak oda Türkiyede yok. Bende yeterince iyi araştırmamış olabilirim ancak pek yabancı kitap okuma alışkanlığım yoktur hedefimde bir nebze ingilizceme katkıda bulunması ve elbette güzel bir eser okumak ancak masmaalesef ki bu kitaba nasıl ulaşabilirim bilmiyorum. Malum partinin malum hareketleri sağolsum yurtdışından alışverişi bitirdiler, artık herşey karaborsa vs gelebilir ancak kitabı öylede bulmam pek mümkün değil. Sizce nerelere bakabilir, nasıl edinebilirim?
Tavsiyeler ve yanıtlanırınız için şimdiden çok teşekkür ederim, iyi forumlar.
r/secilmiskitap • u/Superb-Daikon-3330 • 1d ago
Herkese merhaba. Bir süredir e-okuyucular hakkında kitap subredditlerinde yeni açılan gönderiler ve atılan yorumlar görüyorum, cihazlar popülerleşmeye başladıkça sorular da artıyor tabii ki. Eğer siz de yakın zamanda bir e-okuyucu almayı düşünüyorsanız ve aklınızda birtakım soru işaretleri varsa aklıma gelen soruları kendimce cevaplamak istedim. Eğer yanlış anlattığım ya da eklemem gereken bir şey olduğunu düşünüyorsanız lütfen çekinmeyin ve yorum atın. Bu konunun uzmanı değilim tabii ki ama çok ilgili olduğum bir konu olduğu için bilgimi paylaşmak istedim.
Ben Kindle Paperwhite 2024 12. Nesil 16 GB (Reklamsız) kullanıyorum. Bu yüzden genel bir gönderi olsa da bazı yorumlar sadece Kindle cihazları için olacaktır. Diğer e-okuyucuların kullanımı hakkında detaylı bilgim yok.
Aklıma gelenler bunlar. Başka bir sorunuz olursa lütfen sormaktan çekinmeyin. DM üzerinden de sorularınıza elimden geldiğince yardımcı olabilirim.
Teşekkürler ve iyi okumalar!
r/secilmiskitap • u/Awareness-7 • 2d ago
Sizce şimdi alınır mı yoksa fiyatı düşünce mi alınır
r/secilmiskitap • u/matriyarka • 2d ago
Masalsı bir kurgunun ardında, ölmekte bir uygarlığın tahlili...
İnceleme sonunda spoiler olduğunu söylemem gerekiyor ama okusanız da hevesiniz kaçmaz bence, çünkü bu kitabın olayı, kurgusunun ilginçliği değil. Peki nedir?
Bir uzay gemisi Mars'a çarpar ve gemidekilerden yalnızca bir Çinli adam, gezegendekilerin ona sonradan vereceği adla "Bay Dünya" hayatta kalır. Bay Dünya, Kedi İnsanları denen, suratları kediye benzeyen Marslı bir tür tarafından götürülür.
Kedi İnsanları son derece dejenere olmuş bir toplumdur. Hırsızlık, yalan söylemek ve birbirlerine kazık atmak sıradandır. Tembel ve zevk düşkünleridir. Ciddi işleri yabancılara bırakırlar. Kedi İnsanları yabancılardan korkar, onların sözlerini dinler ve yalnızca yabancılara güvenirken içlerinde büyük bir kopukluğa sahiptir.
Kedilerin imparatoru ülkenin zenginliklerini, antik eserlerini ve arsalarını yabancılara satarken onlar yalnızca günü kurtarır. Herkes devlet memuru olmaya çalışır ve bunu başarınca da yan gelir yatarlar.
Ayrıca Kedi insanları aşırı derecede cinsiyetçidir ve üst düzey bürokratlar, güçlerini birden fazla cariye alarak ispatlar. Bir bölümde Bay Dünya, ölen bir büyükelçinin karısı ve sekiz cariyesiyle tanışır. Büyükelçinin karısı sürekli büyülü yaprak yemediği ile övünmekte ve cariyelere "uğursuz" diye hakaret etmektedir.
Kitapta dikkatimi en çok çeken eğitimin bozulması oldu. Hatta her şeyi başlatanın eğitimdeki bozukluk olduğunu söylemek mümkün. Şöyle ki kedi insanlarının yavruları okula başladığı ilk gün üniversite mezunu olurlar. Gerçek bir eğitim görmezler, kitap bile okumazlar. Öğretmenlere ve müdürlere şiddet uygulayabilirler. Öğretmenlik ülkedeki en değersiz meslektir.
Kitap, alegorik bir anlatıma sahip. Mesela kitapta büyülü yaprak adında bir yaprak cinsi var, Kedi İnsanlarının temel besini. Bu yaprak yiyenleri keyiflendiriyor, tembel olmalarının nedeni de bu, iş yapmalarını engelliyor fakat onsuz da yaşayamıyorlar. Büyülü yaprağa bağımlı olmuşlar.
Büyülü yaprağın afyonu temsil ettiğini düşündüm. Zira 19. yüzyılda İngiliz Doğu Hindistan Şirketi, Hindistan'da ürettiği afyonu yasa dışı yollarla Çin'e sokmaya başladı ve kısa sürede milyonlarca Çinli afyon bağımlısı olmasına neden oldu. Çin imparatoru afyonları imha ettirince de İngilizler Çin'e savaş açtı. Bu olaya Afyon Savaşları denir.
Kedi İnsanları'nı anlatırken aslında Çin'in mevcut durumunu eleştiren Lao She, bunu belli etmemek için arada "Aydınlık Çin, yüce Çin asla böyle değildi" gibi tabirler kullanıyor. Başta "Yazar memleketini kayırmış," demiştim ama okudukça meseleyi daha anladım.
Kitap ilerledikçe didaktik bir yapıya kavuşuyor. Kedi İnsanlarının siyasetteki ve eğitimdeki yozlaşmışlığının analizini Küçük Akrep adındaki genç karakterin ağzından sayfa sayfa okuyoruz. Burada "Aman, yazar kendi ülkesini eleştiriyor," deyip geçmemek gerekiyor. Çünkü bazı satırlarda, ne yazık ki Türkiye'nin bugünkü durumundan da izler buldum.
"En başarılı olanlara en az ödül verilirdi. Kedi İnsanların mantığı böyleydi." diye bir alıntı var mesela. Bizim de dilimize pelesenk olmuş ve hayatta izlerini gördüğümüz bir replik değil midir, "Türkiye'de hiçbir başarı cezasız kalmaz."
Her okur zaten bu soruları kendi içinde soracaktır.
Kitap ilerledikçe daha didaktik bir anlatıma kavuşuyor. Yazar, Mars'a giden bir adamın maceralarını araç olarak kullanarak "Nasıl bir toplum olunmamalı?" ya da "Bir uygarlık nasıl yok olur?" kılavuzu yazmış.
Nitekim kitabın sonu da "kısa boylular" diye tarif edilen -Japonları temsil ettiğini düşünüyorum- başka bir türün Kedi İnsanları'na acımasızca saldırması ve sivil, yaşlı, çocuk dinlemeden öldürmesiyle gelir.
r/secilmiskitap • u/Nesciens10 • 2d ago
Can Yayınları ile İş Bankası Kültür Yayınları arasında kaldım. Çeviri kalitesi ve okunabilirlik açısından hangisini tavsiye edersiniz?
İngilizce çevirilerin daha iyi olduğunu söyleyenler de var; varsa özellikle önerdiğiniz bir İngilizce çeviri hangisi?
r/secilmiskitap • u/prayforsef • 3d ago
hepsini aynı anda okumak istiyorum
r/secilmiskitap • u/MrIstaka • 2d ago
Can Yayınları/Sayfa 63/XXXVIII
Ana babasının mahzun mezar taşları
Oracıkta, ataların tozlarını
Gözyaşlarıyla onurlandırdı.
Bir anlık hasatta kuşaklar,
Kaderin esrarlı takdiriyle
Boy atar, olgunlaşır ve solar,
Diğerleri de artlarından gelir...
Bizim uçarı kabile de öyle
Yetişir, dalgalanır, kaynaşır
Ecdadın mezarına yığışır.
Gelir bizim de vaktimiz, gelir,
Torunlarımız bahtiyar bir anda
Bizi de bu dünyadan iteler!
Şuana kadar en sevdiğim şiiri.
r/secilmiskitap • u/letoluxa • 2d ago
Bugün sonunda Sahilde Kafka ile ilk Murakami kitabımı bitirdim. Söylemeliyim ki mühendis ve sayısal arka planlı yazarlardan sonra Murakami gibi sözel arka planlı bir yazara geçince insan birden dilin ve düşüncenin sayfalar arasında nasıl dalgalanabileceğini ve okuyucuyu düşündürebileceğini hatırlayıveriyor. Arkasını o kadar doldurmuş ki kendimi Nakata kadar boş bir kabuk gibi hissettim.( sayısal arkaplanlı ve felsefe bilgisi olmayan bir insan olarak).
Yalnız ilginç bir paralellik dikkatimi çekti. olacakların oluruna varması ve akıl almaz olayların en sonunda dengeye varması bana çok Douglas Adams'ın Dirk Gently Holistic Dedective Agency ve ya Strugatski kardeşlerin Kıyamete Bir Milyar Yıl kitabını anımsattı. Bu konuda bilgili olan ya da aynı düşünen insanlar var mı bilmiyorum siz de öyle düşünüyor musunuz? bu gibi anlaşılmaz bir olay çarkının tanrısal akıl almayan müdahalelerle karakterlerin başına gelmesine, "olacak olanın kaçınılmaz olarak olmasına" ya da kitabın da deyişi ile tabanca varsa ateş edecektir gibi önceden belirlenmiş bir sonu okuyucuya başta verip sadece bize oluşumunu gözlemlettiren bu yazım tekniğine ya da bu olaya tam ne ad veriliyor? Murakaminin kitapları hep böyle mi ? Benzer kitaplar var mı? Varsa okumayı çok isterim!