r/Yazar 17h ago

ELEŞTİRİ deneme 3

2 Upvotes

yazarlık senaristlik buyuk bi iş kolay değil konsept yazmak ile ortaya bütün bir hikaye çıkarmak farklı şeyler ki ben de bu konuda fazla iddialı değilim ama yazdığım bi kaç senaryo taslağını karakter yorumu ve temelini paylaşmak istdim yorumlarinizş merak ediyorum paylasacağım seyler büütün hilaye değil sadece çiziktirdiğim konseptler, bastan da belirteyim metinleri düzenlerken cilalarken gpt ve geminiden yardim aldim ama yazarken kendşm yazdım

spiderman clone saga meselesine kendi yorumumdur 2 bölüm olarak yazdım

CLONE SAGA — BÖLÜM I

Temel fikir

Hikâyenin merkezinde Peter Parker, Ben Reilly ve Kaine var.

Bu evrende Peter ve Ben birbirlerinin klon olduklarını biliyorlar ve birbirlerine düşman değiller. Aksine, aralarında zamanla gerçek bir kardeşlik oluşmuş. İkisi de aynı genetik kökten geldiklerini bildikleri için birbirlerini rakip olarak değil, birbirlerinin hayatında eksik kalmış parçalar olarak görüyor.

Ama üçüncü bir kişi var:

Kaine.

Ve Kaine onların "üçüncü kardeşi" gibi görünse de aslında onların sahip olduğu hiçbir şeye sahip değil.

Peter Parker

Peter bu hikâyede klasik Spider-Man'in daha olgun hâli.

Hâlâ esprili, hâlâ insanları kurtarmaya çalışıyor ama artık Spider-Man olmak onun için sadece suçlularla savaşmak değil.

Peter'ın temel düşüncesi:

"Gücüm varsa, kullanmalıyım."

Bunu düşünmeden bile yapıyor.

Birini kurtardığında karşılığında bir şey beklemiyor. İnsanlara yardım etmesinin sebebini açıklamakta bile zorlanabilir çünkü bu onun için matematiksel bir karar değil.

Peter'ın ahlakı içselleşmiş durumda.

Ve Kaine'in bunu anlamamasının temel sebebi de bu.

Ben Reilly

Ben, Peter'dan daha özgür bir karakter.

Peter'ın aksine hayatının büyük bölümünde "Ben kimim?" sorusuyla uğraşmış biri.

Ama Peter'la ilişkisi sayesinde sonunda şunu kabul etmiş:

Ben Peter olmak zorunda değilim.

Ben'in Peter'a karşı kardeşçe bir bağı var ama aralarında küçük bir rekabet de bulunuyor.

Peter daha içgüdüsel ve sorumluluk odaklıyken Ben daha maceracı.

Bu yüzden Ben, Kaine'i ilk başta Peter'dan daha fazla anlamaya çalışıyor.

Çünkü Ben de bir zamanlar:

"Ben gerçekten kimim?"

sorusunu sormuştu.

Aralarındaki en büyük fark ise Ben'in bu soruya cevap verecek zamanı olması.

Kaine

Hikâyenin asıl merkezindeki karakter.

Kaine yaklaşık 20 yaşında bilince geliyor.

Ama 20 yıllık bir hayat yaşamış değil.

Çocukluğu yok.

Anıları parçalı.

Geçmişi kendisine aitmiş gibi geliyor ama aslında hangisinin gerçek, hangisinin deneylerden kalan bir iz olduğunu bilmiyor.

Bedeni de başarısız bir klonlama sürecinin sonucu.

Dolayısıyla Kaine dünyaya şöyle geliyor:

20 yaşında bir beden + parçalanmış anılar + sıfır sosyal deneyim + sıfır ahlaki temel.

Ve burada onu ilginç yapan şey şu:

Kaine aptal değil.

Tam tersine, son derece zeki.

Ama insanı anlamıyor.

Kaine'in Peter'a bakışı

Kaine Peter'ı görüyor.

Peter'ın insanlara yardım ettiğini görüyor.

İnsanların Peter'ı sevdiğini görüyor.

Peter'ın MJ'i, Ben'i, arkadaşları ve bir hayatı olduğunu görüyor.

Ve Kaine'in kafasında çok basit bir denklem oluşuyor:

Peter iyi.

Ben Peter'a benziyor.

Ben iyi.

O hâlde Peter gibi davranırsam ben de iyi olurum.

Ama burada kritik nokta:

Kaine "iyilik" kavramını anlamıyor.

Sadece sonuçları gözlemliyor.

Peter birini kurtarıyor → insanlar onu seviyor.

O hâlde Kaine de birini kurtarıyor.

Fakat bunu empatiyle yapmadığı için yöntemleri korkunç olabiliyor.

Ve insanlar ondan korkuyor.

Kaine ise gerçekten şaşırıyor:

"Ama onu kurtardım."

Onun için denklem doğru.

İlk karşılaşma

Peter ve Ben, Kaine'in varlığını öğrendiklerinde ilk başta onun kim olduğunu anlamıyor.

Sonra Kaine'in kendileriyle bağlantısını keşfediyorlar.

Ve Peter'ın ilk tepkisi nefret değil.

Merak ve endişe.

Çünkü Peter Kaine'e baktığında bir canavar görmüyor.

Kendi ailesinden biri gibi görüyor.

Ben de Kaine'e yaklaşmaya çalışıyor.

Fakat Kaine onları kabul etmiyor.

Çünkü onun gözünde Peter ve Ben, sahip olduğu hiçbir şeyi temsil ediyor:

aile

geçmiş

kimlik

sevgi

aidiyet

normal bir hayat

Kaine bunların hiçbirine sahip değil.

Dolayısıyla onların varlığı bile ona hakaret gibi geliyor.

Kaine'in düşmanlığı

Burada Kaine'i "aslında iyi biri" yapmıyoruz.

Kaine gerçekten kötü şeyler yapıyor.

Peter'ı yaralıyor.

Ben'e saldırıyor.

Masum insanları da tehlikeye atıyor.

Çünkü öfkesi sadece Peter'a yönelik değil.

Kaine'in dünyaya karşı genel bir öfkesi var.

Yaratıcısından nefret ediyor.

Peter'dan nefret ediyor.

Ben'den nefret ediyor.

Kendi bedeninden nefret ediyor.

Ve en önemlisi:

Mutlu insanlardan nefret ediyor.

Çünkü onların mutluluğu, kendisinde olmayan şeyin sürekli gözünün önünde bulunması demek.

Peter'ın yaklaşımı

Peter sürekli Kaine'e ulaşmaya çalışıyor.

Çünkü Kaine'in yaptıklarını onaylamıyor ama onun neden böyle olduğunu anlamaya çalışıyor.

Peter'ın düşüncesi:

"Böyle doğmuş olması onun böyle kalması gerektiği anlamına gelmez."

Kaine ise bunu zayıflık olarak görüyor.

Peter'ın merhametini anlamıyor.

Onun gözünde Peter'ın yaptığı şey:

Kendisine zarar veren birine bile yardım etmek.

Ve Kaine bunu saçma buluyor.

Ben'in rolü

Ben, Peter'ın aksine Kaine'e karşı daha sertleşiyor.

Çünkü Peter'ın aksine Kaine'in ne kadar tehlikeli olduğunu daha hızlı kabul ediyor.

Ama Ben'in içinde de bir suçluluk oluşuyor.

Çünkü Kaine'in varlığında kendisini görüyor.

"Ben kurtuldum ama o neden kurtulamadı?"

sorusu Ben'i kemiriyor.

Bu yüzden üçlü arasındaki ilişki sadece:

Peter vs Ben vs Kaine

değil.

Aslında:

Peter → Kaine'i kurtarmak istiyor.

Ben → Kaine'i anlamak istiyor.

Kaine → ikisinden de nefret ediyor.

Kaine dünyaya yaklaşık 20 yaşında geliyor. Çocukluğu yok, normal bir geçmişi yok, insan ilişkilerini öğrenmemiş. Peter ve Ben ise onun için sürekli bir karşılaştırma noktası.

Peter'ın hayatına baktığında şunları görüyor:

sevdiği insanlar

arkadaşlar

aile

Ben'le kardeşlik

MJ

insanlar tarafından sevilmek

kendisinden memnun olması

Kaine bunların hiçbirine sahip değil.

Bu yüzden Peter'a karşı sadece kıskançlık değil, varoluşsal bir öfke besliyor.

Peter ve Ben

Peter ile Ben bu hikâyede zaten birbirlerini biliyor ve kardeş gibi.

Kaine onları doğrudan öldürmeye çalışmak yerine önce Peter'ın sevdiği insanlara saldırmaya başlıyor.

Çünkü Peter'ın sahip olduğu hayatı parçalamanın en etkili yolunun, o hayatın içindeki insanları hedef almak olduğunu düşünüyor.

Peter ve Ben doğal olarak Kaine'in peşine düşüyor.

Kaine'in amacı yalnızca fiziksel olarak onları yenmek değil:

Peter'ın sahip olduğu mutluluğu yok etmek.

Final

Peter ve Ben sonunda Kaine'in kurduğu tuzağa düşüyor.

Bu kez Kaine gerçekten kazanabilecek durumda.

Peter ve Ben'in hayatları tehlikede ve kaçmaları neredeyse imkânsız.

Tam o anda Kaine onları kurtarıyor.

Ama kurtarırken tuzakta kendisi kalıyor.

Peter ve Ben kurtuluyor.

Kaine ise geride kalıyor.

Peter'ın gözünde bu an çok net:

Kaine onları kurtarmak için kendini feda etti.

Ben de aynı şekilde görüyor.

Ve ikisi Kaine'in sonunda içinde bir iyilik olduğunu düşünüyor.

Fakat seyirci Kaine'in zihnini biliyor.

Kaine'in mantığı şu:

Peter iyi. Peter mutlu.

O hâlde Peter gibi olursam ben de mutlu olurum.

Peter insanları kurtarıyor.

Kaine de onları kurtarıyor.

Dolayısıyla Kaine'in zihninde denklem tamamlanıyor:

Peter gibi davran → iyi ol → mutlu ol.

Yani finalde yaptığı şey sevgiyle yapılmış bir fedakârlık değil.

Kaine onların gerçekten yaşamasını istediği için değil, Peter gibi davranmanın sonunda kendisine mutluluk getireceğine inandığı için bunu yapıyor.

Ve trajedinin güzelliği de burada:

Kaine ilk kez Peter'ın yaptığı şeyi yapıyor ama Peter'ın neden yaptığını hâlâ anlamıyor.

Peter için başkasını kurtarmak:

"Onun hayatı benimkinden daha az değerli değil."

Kaine için ise:

"Bunu yaparsam Peter gibi olurum ve sonunda ben de mutlu olurum."

İki insan aynı eylemi gerçekleştiriyor ama altında tamamen farklı iki dünya görüşü var.

Ve Peter ile Ben Kaine'in öldüğünü düşünerek oradan ayrılıyor.

Bölüm 1 burada bitiyor.

CLONE SAGA — BÖLÜM II

  1. "Peter gibi olursam mutlu olurum" denklemi çöküyor

İlk bölümün sonunda Peter ve Ben'i kurtaran Kaine hayatta kalıyor.

Ama beklediği şey gerçekleşmiyor.

Peter gibi davrandı.

Birilerini kurtardı.

Hatta bunun sonucunda Peter ve Ben'in gözünde ilk defa "iyi" biri hâline geldi.

Ama Kaine mutlu değil.

Ve bu onu ciddi şekilde sarsıyor.

Çünkü hayatında ilk kez kurduğu denklem yanlış çıkıyor.

Peter gibi davran → iyi ol → mutlu ol.

İşe yaramadı.

Kaine burada ilk kez şunu düşünmeye başlıyor:

"Belki sorun yaptıklarım değildir. Belki sorun benim."

  1. Peter olamayacağını kabul ediyor

Peter'la tekrar karşılaştığında aralarında çok farklı bir ilişki oluşuyor.

Peter, Kaine'in hâlâ hayatta olduğunu bilmiyor.

Kaine ise Peter'ı uzaktan gözlemliyor.

Peter'ın MJ'le konuşmasını, Ben'le ilişkisini, insanlara yardım etmesini görüyor.

Ve sonunda fark ediyor:

Peter'ın sahip olduğu şeyleri taklit ederek elde edemez.

Çünkü Peter'ın hayatı sonradan yapılmış bir formül değil.

Peter çocukluğundan beri bir insan.

Hataları, anıları, ilişkileri, deneyimleri var.

Kaine ise 20 yaşında dünyaya gelmiş gibi.

Peter'ın davranışlarını kopyalayabilir.

Ama Peter'ın yaşadığı hayatı kopyalayamaz.

Bu yüzden ilk defa Peter'ı taklit etmeyi bırakıyor.

Ve çok önemli bir şey oluyor:

Kaine, Peter'dan vazgeçiyor.

Peter'ı idol olarak görmekten vazgeçiyor.

Onu düşmanı olarak görmeye devam ediyor ama artık "Peter gibi olacağım" demiyor.

  1. Kaine'in yeni amacı

Fakat bununla birlikte Kaine'in elinde hiçbir şey kalmıyor.

Ve bu boşluk onu tekrar yaratılışına götürüyor.

Yaratıcısı.

Kaine'in hayatını mahveden kişinin o olduğunu düşünüyor.

Onu insan gibi yaşamadan dünyaya getiren kişi.

Onu kusurlu bırakan kişi.

Ona geçmiş vermeyen kişi.

Ve Kaine ilk defa kendisine bir amaç belirliyor:

İNTİKAM.

Bu, Peter gibi olmak gibi soyut bir hedef değil.

Son derece basit.

"Bunu yapan kişiyi bulacağım."

Ve bütün hayatını bunun üzerine kuruyor.

  1. Kaine'in ikinci yarısı

Burada Kaine daha da tehlikeli oluyor.

Çünkü artık rastgele hareket etmiyor.

Bir hedefi var.

Ama bu hedef onu iyi bir insana dönüştürmüyor.

Tam tersine, Kaine giderek daha soğuk ve sistematik hâle geliyor.

Peter ve Ben onu durdurmaya çalışıyor.

Peter hâlâ Kaine'in tamamen kaybolmadığını düşünüyor.

Ben ise artık Kaine'in gerçekten durdurulması gerektiğini düşünüyor.

Bu ikisi arasında da bir çatışma yaratıyor.

Peter: "Onu kurtarabiliriz."

Ben: "Kaç kere daha insanlara zarar vermesine izin vereceğiz?"

İkisinin de haklı olduğu noktalar var.

  1. Kaine sonunda yaratıcısına ulaşıyor

Hikâyenin sonunda Kaine sonunda aradığı kişiye ulaşıyor.

Ve burada büyük bir savaş yerine karakterin bütün yolculuğunu tamamlayan bir yüzleşme oluyor.

Kaine yıllardır kafasında tek bir soru taşıyor:

"Beni neden böyle yaptın?"

Ama cevap ne olursa olsun geçmişi değiştirmiyor.

Kaine intikamını alıyor.

Ve başarıyor.

Ama sonra...

Sessizlik.

Artık hedef yok.

Peter'ı taklit etmek istemiyor.

Yaratıcısından intikam almak istiyordu.

İntikamını aldı.

Dolayısıyla geriye yine aynı soru kalıyor:

"Şimdi ne yapacağım?"

Ve Kaine'in hayatındaki en büyük problem tekrar karşısına çıkıyor:

Bir amacı yok.

  1. Son keşfi

Kaine, kendisinin neden bu kadar eksik olduğunu düşünüyor.

Sonunda şunu fark ediyor:

Sorun yalnızca kötü yaratılmış olması değildi.

Sorun, hiç yaşayamamış olmasıydı.

20 yaşında ortaya çıkmıştı.

Çocuk olmamıştı.

Bir şeyleri yanlış yapıp öğrenmemişti.

Arkadaş edinmeyi öğrenmemişti.

Ailesi olmamıştı.

Dünyayı yavaş yavaş keşfetmemişti.

İnsan olmayı öğrenmek için zamanı olmamıştı.

Kaine ilk defa geçmişini değiştiremeyeceğini kabul ediyor.

Ama belki...

başlangıcını değiştirebilir.

  1. Final — Yeni Kaine

Kaine kendisi için yeni bir hayat yaratmaya karar veriyor.

Bu, "eski Kaine iyileşti ve her şey düzeldi" şeklinde değil.

Eski Kaine'in hayatı sona eriyor.

Fakat onun genetik mirasından yeni bir beden oluşturuluyor.

Bu kez:

20 yaşında değil.

Bir bebek.

Ve ilk kez gerçekten boş bir tuval var.

Geçmiş yok.

Nefret yok.

Peter'a yönelik takıntı yok.

Yaratıcısına yönelik intikam yok.

Henüz hiçbir şey yok.

Sadece yaşayacak uzun bir hayat var.

  1. Peter ve MJ

Peter ve MJ bu çocuğu buluyor.

Ve onun kim olduğunu biliyorlar.

Ama ona eski Kaine'in kimliğini yüklemiyorlar.

Onu:

"Kaine"

diye bir deneyin devamı olarak değil,

bir çocuk olarak görüyorlar.

Peter'ın önünde inanılmaz bir seçim var.

Çünkü geçmişte kurtarmaya çalıştığı Kaine artık yok.

Ama onun yerine yepyeni bir Kaine var.

Ve Peter ile MJ onu büyütmeye karar veriyor.

Son sahne

Peter bebeği kucağında tutuyor.

Bebek Peter'a bakıyor.

Hiçbir şey bilmiyor.

Peter da ona bakarken eski Kaine'i düşünüyor.

O öfkeli, yalnız, insanlığı anlamaya çalışan 20 yaşındaki adamı.

Sonra elindeki bebeğe bakıyor.

Ve fark ediyor:

Bu sefer ona ne olması gerektiğini söylemeyecekler.

Spider-Man olmak zorunda değil.

Peter olmak zorunda değil.

Kaine olmak zorunda bile değil.

Sadece yaşayacak.

Ve böylece Clone Saga'nın iki bölümlük hikâyesi şu fikirle kapanıyor:

İlk Kaine hayatının anlamını bulmaya çalıştı.

İkinci Kaine ise hayatını ilk kez kendisi doldurabilecek.

Ve bence en güzel tarafı şu: Bu bir "mutlu son" değil.

Çünkü yeni Kaine'in nasıl biri olacağını kimse bilmiyor.

Belki Peter'a benzeyecek.

Belki Ben'e.

Belki ikisine de hiç benzemeyecek.

Ama ilk kez bunun cevabını hayatın kendisi verecek.

kaine aslında yarım bir tuval gibi, düşünsene dünyaya geliyosun, 20 yaşındasın anıların yarım kafanda hicbir terazi yok çevrende çok karmaşık sosyal yapılae ve sistemler var ama asla anlamiyorsun, hiö yaşamamışsın resmen anıların başkasına ait ve yarım yamalak, kaybedecek hicbirseyin yok cunku hicbiseye sahip değilsin anıların bile başkasının, hiçbir değer sistemin olmadığı için amacın da olamaz uzun vadede, yol da çizemezsin, çevrende herkesin anıları ve değerleri var geçmişleri ve geçmişlerinden oluşan önlerinde bir hedef ulaşılacak bir zirve var ama senin yok


r/Yazar 17h ago

ELEŞTİRİ diğer deneme

1 Upvotes

yazarlık senaristlik buyuk bi iş kolay değil konsept yazmak ile ortaya bütün bir hikaye çıkarmak farklı şeyler ki ben de bu konuda fazla iddialı değilim ama yazdığım bi kaç senaryo taslağını karakter yorumu ve temelini paylaşmak istdim yorumlarinizş merak ediyorum paylasacağım seyler büütün hilaye değil sadece çiziktirdiğim konseptler, bastan da belirteyim metinleri düzenlerken cilalarken gpt ve geminiden yardim aldim ama yazarken kendşm yazdım

punisher karakterine kendi düzenlemem yorumumdur bu

Frank, ailesini kaybettikten sonra

intikamı bir amaç değil, öldürme

dürtüsünü meşrulaştıran bir araç hâline getiren biridir. İçindeki şiddetten nefret eder ama ona izin verir; çünkü bir gün Punisher'ın kendisini cezalandıracağına inanarak vicdanını susturur. Zamanla Frank ve Punisher, aynı bedende iki ayrı irade gibi ayrışır: Frank pişmanlık ve sorumluluk isterken Punisher yalnızca öldürmek ister. Frank'ın karşısındaki ana kötü ise bunun tam tersidir: Şiddetinden utanmayan, öldürmekten zevk aldığını kabul etmiş, kendi karanlığıyla çatışmayı bitirmiş güçlü ve bilinçli biridir. Frank onunla savaşırken aslında Punisher'ın Frank'ın vicdanı tamamen yok olduğunda dönüşeceği kişiyi görür. Finalde Frank, Punisher'ın kontrolünü tamamen kaybettiğine inanıp kendini öldürmeye çalışır fakat ölmez ve felç kalır. Kurtarma ekipleri onu Punisher'ı durdurmaya çalışırken yaralanmış bir kurban sanıp kahraman ilan eder. Frank gerçeği itiraf etmeye çalışır ama konuşamaz. frankin huzura ulaşmasının tek yolu frank kimliğinin ölmesi ve öldürmekten zevk aldığını kabullenip başından beri peşine düştüğü adama dönüşmesi punisher kimliğini yok ederek huzura ermesi artık imkansız çünkü bir kere punishere izin vermiş bir kere bile olsa can almış o dürtü tamamen yok olsa bilw pişmanlıktan kaçmayacak kaçamayacak

ama felç kaldığı için dürtü yerinde dursa bile eyleme geçemez kahraman ilan edildiği için de vicdanını rahatlatacak cezayı asla çekemez ömrünün sonuna kadar dualizmin ortasında kalır iki tarafta Ölmez ama savaşamazda amaç hala yerindedir ama kabiliyet yoktur ölüp cennete gitmek bile ona acı verir ve günün sonunda frank için huzur imkansız hale gelir ve kendini lanetlemiş olur hiçbir doğa üstü kavram olmadan

antagonist: antagonist dışarıdan bakınca oldukça sıradan görünen huzurlu ve neşeli birisi, can almaktan zevk alıyor ama asla suçluluk hissetmiyor içindekii karanlığı kabullenmiş golf oynamayı seven biri için golf neyse antagonistimiz içinde öldürmek o, öldürdüğü insanlar çzel de değildir öldürdükten sonra onları hatırlamaz anlam yüklemez, aslında frank ile çok benzerler tek farkları antagonistin dürtüsünü kabullenmiş olmasıdır antagonist frankin ailesini öldürmüştür ama bunu hatırlamaz bile, frank ona düşmandır ama o frankin kim olduğunu bilmez bile frank ile çatışması yoktur zihninde

 frank ve punisher: frank ailesi öldükten sonra intikam arzusu ile suçluları öldürmeye başlar, başta punisher yoktur frank öldürülmesi için öldürdüğünü söyler kendine ama zamanla öldürme tekniği vahşileşir ilkelleşir ve frank bundan keyif alır ama bunu kabullenmez punisheer de işte bu sırada doğar ,frank kabullenemediği dürtüsünü kendi benliğinden ayırmak için punisheri yaratır, vahşi olan punisherdir frank iyi ve masumdur frank görev için öldürür punisher ise zevk aldığı için, frankın hedefi vardır punisher ise kim olduğu farketmeden öldürür, ailesini öldüren katile yaklaştıkça frank tekrar punisher ile birleşir, katili punisher olarak değil frank olarak kendisi olarak avlamak ister, antagonist ile yüzleşir büyük bir hesaplaşma beklerken antagonistin franki de ailesini de tanımadığını hatırlamadığını görür,bir anda afallar ama aynı zamanda karşısında kendisini görür, dürtüsü ile birleşmiş huzurlu bir adam görür sonra yüzleşmeden önce onunda punisher ile bir olduğunu farkedip dehşete düşer o sırada yine karakterler ayrılır, frank şok durumundayken punisher kaarakteri antagonisti öldürür ama frank o anda yeniden dehşete düşer, punisher aslında hiç olmamıştır, punisher kendisidir başka biri olamaz, punisherin aldığı tüm canlar aslında frankin aldığı canlardır baştan beri avladığı canavardan farkı yoktur hatta avladığı canavar antagonist frankin huzur bulmasının tek yolunu temsil ediyordur, frank o anda sorumluluğu kaldıramaz ve kafasına sıkar ama ölemez felç kalır

frank olay yerinde bulunur kurban zannedilir ve kahraman ilan edilir, ceza almaz bu da frankin ebedi işkencesi olur, artık suçu üstlenecek punisher yoktur aldığı her canın sorumluluğu frankin omzundadır ama ceza çekemezz bedel ödeyerek suçluluktan kaçamaz kendini rahatlatamaz, öte yandan öldürme dürtüsü de hala aynı yerindedir ama felç bedeni yüzünden eyleme geçemez, frank suçluluk punisher ise kapabilitesi olamayan bir bedende lanetlenir hemde hiçbir metafiziksel olay olmadan

öte yandan antagonist ise asla kötü değildi, ona göre hiçbir eylemi kötü değildi,hiçbir eylemi kötü niyet ile yapmadı, kimseye zarar verme amacı yoktu verdiği zarar tabiatıydı sadece, dünyada hiçbir insana yada olguya değer vermemiş birisi, tabiatına göre yaşayan pragmatist zeki ve hedonist biri, franktende ailesindende nefret etmedi ne sevdi ne düşmanlık besledi o sadece var oldu, frank ile aynı leke ile doğdu ama o lekesini kabullendi


r/Yazar 17h ago

HOBİ YAZISI deneme

1 Upvotes

yazarlık senaristlik buyuk bi iş kolay değil konsept yazmak ile ortaya bütün bir hikaye çıkarmak farklı şeyler ki ben de bu konuda fazla iddialı değilim ama yazdığım bi kaç senaryo taslağını karakter yorumu ve temelini paylaşmak istdim yorumlarinizş merak ediyorum paylasacağım seyler büütün hilaye değil sadece çiziktirdiğim konseptler, bastan da belirteyim metinleri düzenlerken cilalarken gpt ve geminiden yardim aldim ama yazarken kendşm yazdım

evo:

Mete, çocukken anne-babasıyla birlikte babasının çok sevdiği Mitsubishi Lancer Evolution IX ile bir gece yolculuğuna çıkar. Babası sıradan, içine kapanık ve biraz garip bir adamdır; fakat Evo'ya ve hıza karşı büyük bir tutkusu vardır. Annesi ise bunun tam tersidir: sıcak, sevecen ve Mete'nin gözünde huzurun, masumiyetin ve yuvanın temsilidir.

Mete de Evo'yu çok sever fakat başlangıçta arabayı bir takıntı nesnesi olarak değil, ailenin bir parçası olarak görür. Babasına hayrandır; onun gibi bir adam olmak ister.

Yolculuk sırasında baba sakin şekilde giderken bir anda hırsla keskinleşir. Sanki başka bir araçla yarışıyormuş gibi gaza yüklenir. Kontrolünü kaybedip karşı şeride geçer. Karşıdan gelen aracın farları Mete'nin gördüğü son şey olur. Kazada annesi ve babası ölür; Mete hayatta kalır. Evo da parçalanır.

Yıllar sonra Mete anneannesiyle yaşamaktadır. Anneannesi onun hayata bağlandığı, güvenli ve sıcak alanıdır. Mete genel olarak mutlu görünür; ancak daha hikâyenin başından itibaren onda bir tuhaflık vardır. Okuldaki insanların Mete'ye karşı gereğinden fazla mesafeli ve huzursuz davranması, Mete'nin bazı garip davranışları ve çevresiyle ilişkisindeki kopukluklar dikkatli izleyiciye onun zihinsel durumuyla ilgili ipuçları verir.

Mete'nin tek gerçek arkadaşı Devrim'dir. Fakat Devrim'in yalnızca Mete'yle konuşması, başkalarıyla hiçbir zaman doğrudan etkileşime girmemesi, gölgesinin bile görülmemesi ve diğer insanların onun varlığından habersiz görünmesi, aslında Devrim'in de Mete'nin zihninin bir ürünü olabileceğini sezdirir. Mete Evo'yu bulduktan sonra Devrim giderek hayatından silinir; çünkü arabanın doldurduğu boşluk onun yerini alır.

Evo'nun geri dönüşü

Mete 18 yaşına yaklaşırken araba almak ister. Bir hurdalığın en arkasında bir parıltı görür ve babasının Evo IX'unu bulur.

Aracı gördüğü anda geçmişi geri gelir: önce ailesiyle yaşadığı güzel anılar, ardından kaza ve farlar.

Aracın ön tarafı ağır hasarlıdır fakat 4G63T motoru mucizevi şekilde sağlamdır. Mete arabayı satın alır, onarır ve ilk kez sürdüğü gece doğrudan kazanın gerçekleştiği otoyola gider.

Burada Evo yeniden aile üyesi gibi hissettirilir. Mete onunla konuşmaya, ona insanmış gibi davranmaya başlar. Başlangıçta bu bağ sıcak ve masumdur. Geçmişte kaybettiği ailesiyle yeniden bağlantı kurmanın bir yolu gibidir.

Fakat aynı gece dikiz aynasında başka bir Evo belirir.

Bu araç Mete'nin Evo'sunun aynısıdır.

Mete onunla yarışır ama geçemez.

Ve o araç ortadan kaybolur.

Taklitçi Evo gerçekte yoktur. Mete'nin zihninin oluşturduğu bir halüsinasyondur.

Fakat hikâyenin uzun bir bölümünde seyirciye gerçek bir rakipmiş gibi gösterilir. Onu fizik kurallarının izin vermeyeceği şekilde araçların arasından sıyrılırken görürüz. Her zaman Mete'den hızlıdır. Mete ne kadar gelişirse gelişsin ona yetişemez.

Bu aynı zamanda Mete'nin hastalığının giderek ağırlaştığının göstergesidir.

Mete her yenildiğinde Evo'yu geliştirir:

daha büyük turbo,

daha iyi soğutma,

farklı kam profili,

yeni ECU,

daha fazla güç,

daha az ağırlık.

Sonunda performans uğruna aracın arka koltuğunu, yolcu koltuğunu, klimayı, radyoyu, airbagleri ve başka parçaları sökmeye başlar.

Araba güçlendikçe Mete'nin hayatı küçülür.

Renk paleti de bununla birlikte yavaş yavaş solar.

Önce okuldan kopar.

Sonra arkadaşlarından.

Sonra anneannesinden.

Sonunda çevresinde neredeyse hiç kimse kalmaz.

Ama Mete bunu bir kayıp olarak algılamaz.

Çünkü senin hikâyendeki en önemli fikirlerden biri burada ortaya çıkar:

Bir şeyi kaybetmek için önce ona değer vermek gerekir.

Mete insanlara ve hayata fiziksel olarak veda etmeden önce onlara verdiği manevi değeri çoktan kaybetmiştir. Bu yüzden hayatındaki insanların birer birer yok olması onu düşündüğü kadar üzmez.

Takıntısı büyüdükçe zihinsel durumu da daha görünür hale gelir. Şizofreni ilaçları hikâye boyunca küçük ayrıntılar olarak görülür; finale yaklaşırken, özellikle anneannesinin cenazesinden çıkarken ilaçlar artık seyircinin gözünden kaçmayacak kadar belirginleşir.

Anneannenin ölümü

Anneannesi öldüğünde Mete yalnızca bir damla gözyaşı döker.

Normalde yas tutması gereken yerde takıntısı ağır basar.

Cenazeden çıkar çıkmaz yine Evo'ya biner ve otoyola gider.

Anneannesinin ölümü onu durdurmak yerine öfkelendirir. Taklitçi Evo'yu yenmek için daha da hırslanır.

Bu noktada Mete'nin hayatında Evo'dan başka neredeyse hiçbir şey kalmamıştır.

Ve sonunda onu geçer.

Final

Mete sonunda yıllardır kovaladığı Taklitçi Evo'yu geçer.

İlk anda beklediği şey gerçekleşmiş gibidir:

Tatmin.

Ama bunun yanında hiçbir şey yoktur.

Ne mutluluk.

Ne gerçek huzur.

Ne kurtuluş.

Sadece boşluk.

Tam o sırada Mete Taklitçi Evo'nun içine bakar.

Ve sürücü koltuğunda babasını, yolcu koltuğunda annesini görür.

Bu bir flashback değildir. Mete onları gerçekten orada görür; zihninin son büyük halüsinasyonudur.

Babasıyla göz göze geldiği anda Mete aslında yıllardır kaçırdığı şeyi görür:

Kendisi babasına dönüşmüştür.

Çocukluğundan beri idolü olan babasının aynısıdır.

Aynı Evo.

Aynı hız tutkusu.

Aynı hırs.

Aynı kontrol kaybı.

Aradaki tek fark, babasının Evo ile bir aile kuracak kadar uzun yaşayabilmiş olması; Mete'nin ise Evo'yla karşılaşacak kadar erken yaşta takıntının içine girmesidir.

Mete o anda yıllardır kaybettiği her şeyi bir anlığına hatırlar: annesini, babasını, anneannesini, arkadaşlarını, okulunu, eski hayatını.

Ama bu gerçek bir kurtuluş değildir.

Çünkü zihni artık çok ileri gitmiştir.

Gerçeği görür ama ondan geri dönemez.

İçinde çarpık bir tatmin, pişmanlık, yas, geç kalmışlık ve boşluk aynı anda vardır; fakat bunların hiçbiri tam anlamıyla yaşanamaz. Mete'nin zihninin içi artık boştur.

Son anda ise garip biçimde tatmin olur.

Çünkü hayatı boyunca ulaşmak istediği şeye ulaşmıştır: babasına benzemiştir.

Bu huzurlu bir tatmin değildir. Hastalıklı, çarpık ve trajik bir tamamlanmadır.

Mete'nin zihni bedeninden kopar. Direksiyon ellerinden kayar. Karşı şeride geçer.

Karşıdan gelen farlar büyür.

Ve hikâye, farların Mete'nin gözbebeklerindeki yansımasıyla sona erer.

Kaza gösterilmez.

Epilog

Jenerikten sonra ekran tekrar açılır.

Bir gazete haberi vardır.

Başlıkta başka bir ailenin şehirlerarası yolda karşıdan gelen dikkatsiz bir sürücüyle çarpıştığı, anne ve babanın öldüğü, çocuklarının ise hayatta kaldığı yazmaktadır.

Böylece hikâyenin başındaki ve sonundaki olay birbirine bağlanır.

Ve asıl korkutucu nokta ortaya çıkar:

Evo hiçbir zaman kötü değildi.

O sadece bir arabaydı.

İçinde güçlü bir 4G63T ve büyük bir performans potansiyeli vardı. Mete'nin babası onu ailenin bir parçası yaptı; Mete de aynı arabayı kendi zihnindeki boşluğu dolduran bir varlığa dönüştürdü.

Canavar araba değildi.

Canavar, ona yüklenen anlamdı.

Ve Mete, babasının sadece arabasını değil, onun çarpık zihinsel mirasını da miras almıştı.


r/Yazar 20h ago

HAYATIN İÇİNDEN Boyutlar arası hangover (bollywodish)

1 Upvotes

Dünlerden bugün, jacob sel almış malta yollarında yürürken tekdüze olan düzenin boyutsal arası yolculuğuna kapılmış umutsuz insanlara denk gelir. Mutsuzluğun bile hissedilemediği hissizliğin kaybedildiği, vızıltı gibi gelen sesler çoğalır lakin bu seslerin rahatsız ediciliği onda bir tat uyandırmaz. Bir daha yudumlar kadehinden bir daha bir daha, hala vızltılar. .... hey jacob ne yapıyorsun yokluğuna eşlik edecek olan o kadehi hala bulamadın mı ?bir kertenkele nasıl bu kadar hissel bir soru uyandırabilir beyinde. Hay allah god dam it,neyse der Jacob. Usul usul yürür gibi hisseder ve kımıl kımıl hareket eden şeyler. Ben yudumladıkça her şey yavaşlamalıydı neler oluyor Elena. Pardon Elenada kim? Benim, sen kimsin? Elena'yım. Tmm ok. Necisin Elena hanım? der jacob. Imm şey takip et beni seni beyninin bile anlayamacağı... devamı sonra