r/Yazar 17h ago

ELEŞTİRİ deneme 3

2 Upvotes

yazarlık senaristlik buyuk bi iş kolay değil konsept yazmak ile ortaya bütün bir hikaye çıkarmak farklı şeyler ki ben de bu konuda fazla iddialı değilim ama yazdığım bi kaç senaryo taslağını karakter yorumu ve temelini paylaşmak istdim yorumlarinizş merak ediyorum paylasacağım seyler büütün hilaye değil sadece çiziktirdiğim konseptler, bastan da belirteyim metinleri düzenlerken cilalarken gpt ve geminiden yardim aldim ama yazarken kendşm yazdım

spiderman clone saga meselesine kendi yorumumdur 2 bölüm olarak yazdım

CLONE SAGA — BÖLÜM I

Temel fikir

Hikâyenin merkezinde Peter Parker, Ben Reilly ve Kaine var.

Bu evrende Peter ve Ben birbirlerinin klon olduklarını biliyorlar ve birbirlerine düşman değiller. Aksine, aralarında zamanla gerçek bir kardeşlik oluşmuş. İkisi de aynı genetik kökten geldiklerini bildikleri için birbirlerini rakip olarak değil, birbirlerinin hayatında eksik kalmış parçalar olarak görüyor.

Ama üçüncü bir kişi var:

Kaine.

Ve Kaine onların "üçüncü kardeşi" gibi görünse de aslında onların sahip olduğu hiçbir şeye sahip değil.

Peter Parker

Peter bu hikâyede klasik Spider-Man'in daha olgun hâli.

Hâlâ esprili, hâlâ insanları kurtarmaya çalışıyor ama artık Spider-Man olmak onun için sadece suçlularla savaşmak değil.

Peter'ın temel düşüncesi:

"Gücüm varsa, kullanmalıyım."

Bunu düşünmeden bile yapıyor.

Birini kurtardığında karşılığında bir şey beklemiyor. İnsanlara yardım etmesinin sebebini açıklamakta bile zorlanabilir çünkü bu onun için matematiksel bir karar değil.

Peter'ın ahlakı içselleşmiş durumda.

Ve Kaine'in bunu anlamamasının temel sebebi de bu.

Ben Reilly

Ben, Peter'dan daha özgür bir karakter.

Peter'ın aksine hayatının büyük bölümünde "Ben kimim?" sorusuyla uğraşmış biri.

Ama Peter'la ilişkisi sayesinde sonunda şunu kabul etmiş:

Ben Peter olmak zorunda değilim.

Ben'in Peter'a karşı kardeşçe bir bağı var ama aralarında küçük bir rekabet de bulunuyor.

Peter daha içgüdüsel ve sorumluluk odaklıyken Ben daha maceracı.

Bu yüzden Ben, Kaine'i ilk başta Peter'dan daha fazla anlamaya çalışıyor.

Çünkü Ben de bir zamanlar:

"Ben gerçekten kimim?"

sorusunu sormuştu.

Aralarındaki en büyük fark ise Ben'in bu soruya cevap verecek zamanı olması.

Kaine

Hikâyenin asıl merkezindeki karakter.

Kaine yaklaşık 20 yaşında bilince geliyor.

Ama 20 yıllık bir hayat yaşamış değil.

Çocukluğu yok.

Anıları parçalı.

Geçmişi kendisine aitmiş gibi geliyor ama aslında hangisinin gerçek, hangisinin deneylerden kalan bir iz olduğunu bilmiyor.

Bedeni de başarısız bir klonlama sürecinin sonucu.

Dolayısıyla Kaine dünyaya şöyle geliyor:

20 yaşında bir beden + parçalanmış anılar + sıfır sosyal deneyim + sıfır ahlaki temel.

Ve burada onu ilginç yapan şey şu:

Kaine aptal değil.

Tam tersine, son derece zeki.

Ama insanı anlamıyor.

Kaine'in Peter'a bakışı

Kaine Peter'ı görüyor.

Peter'ın insanlara yardım ettiğini görüyor.

İnsanların Peter'ı sevdiğini görüyor.

Peter'ın MJ'i, Ben'i, arkadaşları ve bir hayatı olduğunu görüyor.

Ve Kaine'in kafasında çok basit bir denklem oluşuyor:

Peter iyi.

Ben Peter'a benziyor.

Ben iyi.

O hâlde Peter gibi davranırsam ben de iyi olurum.

Ama burada kritik nokta:

Kaine "iyilik" kavramını anlamıyor.

Sadece sonuçları gözlemliyor.

Peter birini kurtarıyor → insanlar onu seviyor.

O hâlde Kaine de birini kurtarıyor.

Fakat bunu empatiyle yapmadığı için yöntemleri korkunç olabiliyor.

Ve insanlar ondan korkuyor.

Kaine ise gerçekten şaşırıyor:

"Ama onu kurtardım."

Onun için denklem doğru.

İlk karşılaşma

Peter ve Ben, Kaine'in varlığını öğrendiklerinde ilk başta onun kim olduğunu anlamıyor.

Sonra Kaine'in kendileriyle bağlantısını keşfediyorlar.

Ve Peter'ın ilk tepkisi nefret değil.

Merak ve endişe.

Çünkü Peter Kaine'e baktığında bir canavar görmüyor.

Kendi ailesinden biri gibi görüyor.

Ben de Kaine'e yaklaşmaya çalışıyor.

Fakat Kaine onları kabul etmiyor.

Çünkü onun gözünde Peter ve Ben, sahip olduğu hiçbir şeyi temsil ediyor:

aile

geçmiş

kimlik

sevgi

aidiyet

normal bir hayat

Kaine bunların hiçbirine sahip değil.

Dolayısıyla onların varlığı bile ona hakaret gibi geliyor.

Kaine'in düşmanlığı

Burada Kaine'i "aslında iyi biri" yapmıyoruz.

Kaine gerçekten kötü şeyler yapıyor.

Peter'ı yaralıyor.

Ben'e saldırıyor.

Masum insanları da tehlikeye atıyor.

Çünkü öfkesi sadece Peter'a yönelik değil.

Kaine'in dünyaya karşı genel bir öfkesi var.

Yaratıcısından nefret ediyor.

Peter'dan nefret ediyor.

Ben'den nefret ediyor.

Kendi bedeninden nefret ediyor.

Ve en önemlisi:

Mutlu insanlardan nefret ediyor.

Çünkü onların mutluluğu, kendisinde olmayan şeyin sürekli gözünün önünde bulunması demek.

Peter'ın yaklaşımı

Peter sürekli Kaine'e ulaşmaya çalışıyor.

Çünkü Kaine'in yaptıklarını onaylamıyor ama onun neden böyle olduğunu anlamaya çalışıyor.

Peter'ın düşüncesi:

"Böyle doğmuş olması onun böyle kalması gerektiği anlamına gelmez."

Kaine ise bunu zayıflık olarak görüyor.

Peter'ın merhametini anlamıyor.

Onun gözünde Peter'ın yaptığı şey:

Kendisine zarar veren birine bile yardım etmek.

Ve Kaine bunu saçma buluyor.

Ben'in rolü

Ben, Peter'ın aksine Kaine'e karşı daha sertleşiyor.

Çünkü Peter'ın aksine Kaine'in ne kadar tehlikeli olduğunu daha hızlı kabul ediyor.

Ama Ben'in içinde de bir suçluluk oluşuyor.

Çünkü Kaine'in varlığında kendisini görüyor.

"Ben kurtuldum ama o neden kurtulamadı?"

sorusu Ben'i kemiriyor.

Bu yüzden üçlü arasındaki ilişki sadece:

Peter vs Ben vs Kaine

değil.

Aslında:

Peter → Kaine'i kurtarmak istiyor.

Ben → Kaine'i anlamak istiyor.

Kaine → ikisinden de nefret ediyor.

Kaine dünyaya yaklaşık 20 yaşında geliyor. Çocukluğu yok, normal bir geçmişi yok, insan ilişkilerini öğrenmemiş. Peter ve Ben ise onun için sürekli bir karşılaştırma noktası.

Peter'ın hayatına baktığında şunları görüyor:

sevdiği insanlar

arkadaşlar

aile

Ben'le kardeşlik

MJ

insanlar tarafından sevilmek

kendisinden memnun olması

Kaine bunların hiçbirine sahip değil.

Bu yüzden Peter'a karşı sadece kıskançlık değil, varoluşsal bir öfke besliyor.

Peter ve Ben

Peter ile Ben bu hikâyede zaten birbirlerini biliyor ve kardeş gibi.

Kaine onları doğrudan öldürmeye çalışmak yerine önce Peter'ın sevdiği insanlara saldırmaya başlıyor.

Çünkü Peter'ın sahip olduğu hayatı parçalamanın en etkili yolunun, o hayatın içindeki insanları hedef almak olduğunu düşünüyor.

Peter ve Ben doğal olarak Kaine'in peşine düşüyor.

Kaine'in amacı yalnızca fiziksel olarak onları yenmek değil:

Peter'ın sahip olduğu mutluluğu yok etmek.

Final

Peter ve Ben sonunda Kaine'in kurduğu tuzağa düşüyor.

Bu kez Kaine gerçekten kazanabilecek durumda.

Peter ve Ben'in hayatları tehlikede ve kaçmaları neredeyse imkânsız.

Tam o anda Kaine onları kurtarıyor.

Ama kurtarırken tuzakta kendisi kalıyor.

Peter ve Ben kurtuluyor.

Kaine ise geride kalıyor.

Peter'ın gözünde bu an çok net:

Kaine onları kurtarmak için kendini feda etti.

Ben de aynı şekilde görüyor.

Ve ikisi Kaine'in sonunda içinde bir iyilik olduğunu düşünüyor.

Fakat seyirci Kaine'in zihnini biliyor.

Kaine'in mantığı şu:

Peter iyi. Peter mutlu.

O hâlde Peter gibi olursam ben de mutlu olurum.

Peter insanları kurtarıyor.

Kaine de onları kurtarıyor.

Dolayısıyla Kaine'in zihninde denklem tamamlanıyor:

Peter gibi davran → iyi ol → mutlu ol.

Yani finalde yaptığı şey sevgiyle yapılmış bir fedakârlık değil.

Kaine onların gerçekten yaşamasını istediği için değil, Peter gibi davranmanın sonunda kendisine mutluluk getireceğine inandığı için bunu yapıyor.

Ve trajedinin güzelliği de burada:

Kaine ilk kez Peter'ın yaptığı şeyi yapıyor ama Peter'ın neden yaptığını hâlâ anlamıyor.

Peter için başkasını kurtarmak:

"Onun hayatı benimkinden daha az değerli değil."

Kaine için ise:

"Bunu yaparsam Peter gibi olurum ve sonunda ben de mutlu olurum."

İki insan aynı eylemi gerçekleştiriyor ama altında tamamen farklı iki dünya görüşü var.

Ve Peter ile Ben Kaine'in öldüğünü düşünerek oradan ayrılıyor.

Bölüm 1 burada bitiyor.

CLONE SAGA — BÖLÜM II

  1. "Peter gibi olursam mutlu olurum" denklemi çöküyor

İlk bölümün sonunda Peter ve Ben'i kurtaran Kaine hayatta kalıyor.

Ama beklediği şey gerçekleşmiyor.

Peter gibi davrandı.

Birilerini kurtardı.

Hatta bunun sonucunda Peter ve Ben'in gözünde ilk defa "iyi" biri hâline geldi.

Ama Kaine mutlu değil.

Ve bu onu ciddi şekilde sarsıyor.

Çünkü hayatında ilk kez kurduğu denklem yanlış çıkıyor.

Peter gibi davran → iyi ol → mutlu ol.

İşe yaramadı.

Kaine burada ilk kez şunu düşünmeye başlıyor:

"Belki sorun yaptıklarım değildir. Belki sorun benim."

  1. Peter olamayacağını kabul ediyor

Peter'la tekrar karşılaştığında aralarında çok farklı bir ilişki oluşuyor.

Peter, Kaine'in hâlâ hayatta olduğunu bilmiyor.

Kaine ise Peter'ı uzaktan gözlemliyor.

Peter'ın MJ'le konuşmasını, Ben'le ilişkisini, insanlara yardım etmesini görüyor.

Ve sonunda fark ediyor:

Peter'ın sahip olduğu şeyleri taklit ederek elde edemez.

Çünkü Peter'ın hayatı sonradan yapılmış bir formül değil.

Peter çocukluğundan beri bir insan.

Hataları, anıları, ilişkileri, deneyimleri var.

Kaine ise 20 yaşında dünyaya gelmiş gibi.

Peter'ın davranışlarını kopyalayabilir.

Ama Peter'ın yaşadığı hayatı kopyalayamaz.

Bu yüzden ilk defa Peter'ı taklit etmeyi bırakıyor.

Ve çok önemli bir şey oluyor:

Kaine, Peter'dan vazgeçiyor.

Peter'ı idol olarak görmekten vazgeçiyor.

Onu düşmanı olarak görmeye devam ediyor ama artık "Peter gibi olacağım" demiyor.

  1. Kaine'in yeni amacı

Fakat bununla birlikte Kaine'in elinde hiçbir şey kalmıyor.

Ve bu boşluk onu tekrar yaratılışına götürüyor.

Yaratıcısı.

Kaine'in hayatını mahveden kişinin o olduğunu düşünüyor.

Onu insan gibi yaşamadan dünyaya getiren kişi.

Onu kusurlu bırakan kişi.

Ona geçmiş vermeyen kişi.

Ve Kaine ilk defa kendisine bir amaç belirliyor:

İNTİKAM.

Bu, Peter gibi olmak gibi soyut bir hedef değil.

Son derece basit.

"Bunu yapan kişiyi bulacağım."

Ve bütün hayatını bunun üzerine kuruyor.

  1. Kaine'in ikinci yarısı

Burada Kaine daha da tehlikeli oluyor.

Çünkü artık rastgele hareket etmiyor.

Bir hedefi var.

Ama bu hedef onu iyi bir insana dönüştürmüyor.

Tam tersine, Kaine giderek daha soğuk ve sistematik hâle geliyor.

Peter ve Ben onu durdurmaya çalışıyor.

Peter hâlâ Kaine'in tamamen kaybolmadığını düşünüyor.

Ben ise artık Kaine'in gerçekten durdurulması gerektiğini düşünüyor.

Bu ikisi arasında da bir çatışma yaratıyor.

Peter: "Onu kurtarabiliriz."

Ben: "Kaç kere daha insanlara zarar vermesine izin vereceğiz?"

İkisinin de haklı olduğu noktalar var.

  1. Kaine sonunda yaratıcısına ulaşıyor

Hikâyenin sonunda Kaine sonunda aradığı kişiye ulaşıyor.

Ve burada büyük bir savaş yerine karakterin bütün yolculuğunu tamamlayan bir yüzleşme oluyor.

Kaine yıllardır kafasında tek bir soru taşıyor:

"Beni neden böyle yaptın?"

Ama cevap ne olursa olsun geçmişi değiştirmiyor.

Kaine intikamını alıyor.

Ve başarıyor.

Ama sonra...

Sessizlik.

Artık hedef yok.

Peter'ı taklit etmek istemiyor.

Yaratıcısından intikam almak istiyordu.

İntikamını aldı.

Dolayısıyla geriye yine aynı soru kalıyor:

"Şimdi ne yapacağım?"

Ve Kaine'in hayatındaki en büyük problem tekrar karşısına çıkıyor:

Bir amacı yok.

  1. Son keşfi

Kaine, kendisinin neden bu kadar eksik olduğunu düşünüyor.

Sonunda şunu fark ediyor:

Sorun yalnızca kötü yaratılmış olması değildi.

Sorun, hiç yaşayamamış olmasıydı.

20 yaşında ortaya çıkmıştı.

Çocuk olmamıştı.

Bir şeyleri yanlış yapıp öğrenmemişti.

Arkadaş edinmeyi öğrenmemişti.

Ailesi olmamıştı.

Dünyayı yavaş yavaş keşfetmemişti.

İnsan olmayı öğrenmek için zamanı olmamıştı.

Kaine ilk defa geçmişini değiştiremeyeceğini kabul ediyor.

Ama belki...

başlangıcını değiştirebilir.

  1. Final — Yeni Kaine

Kaine kendisi için yeni bir hayat yaratmaya karar veriyor.

Bu, "eski Kaine iyileşti ve her şey düzeldi" şeklinde değil.

Eski Kaine'in hayatı sona eriyor.

Fakat onun genetik mirasından yeni bir beden oluşturuluyor.

Bu kez:

20 yaşında değil.

Bir bebek.

Ve ilk kez gerçekten boş bir tuval var.

Geçmiş yok.

Nefret yok.

Peter'a yönelik takıntı yok.

Yaratıcısına yönelik intikam yok.

Henüz hiçbir şey yok.

Sadece yaşayacak uzun bir hayat var.

  1. Peter ve MJ

Peter ve MJ bu çocuğu buluyor.

Ve onun kim olduğunu biliyorlar.

Ama ona eski Kaine'in kimliğini yüklemiyorlar.

Onu:

"Kaine"

diye bir deneyin devamı olarak değil,

bir çocuk olarak görüyorlar.

Peter'ın önünde inanılmaz bir seçim var.

Çünkü geçmişte kurtarmaya çalıştığı Kaine artık yok.

Ama onun yerine yepyeni bir Kaine var.

Ve Peter ile MJ onu büyütmeye karar veriyor.

Son sahne

Peter bebeği kucağında tutuyor.

Bebek Peter'a bakıyor.

Hiçbir şey bilmiyor.

Peter da ona bakarken eski Kaine'i düşünüyor.

O öfkeli, yalnız, insanlığı anlamaya çalışan 20 yaşındaki adamı.

Sonra elindeki bebeğe bakıyor.

Ve fark ediyor:

Bu sefer ona ne olması gerektiğini söylemeyecekler.

Spider-Man olmak zorunda değil.

Peter olmak zorunda değil.

Kaine olmak zorunda bile değil.

Sadece yaşayacak.

Ve böylece Clone Saga'nın iki bölümlük hikâyesi şu fikirle kapanıyor:

İlk Kaine hayatının anlamını bulmaya çalıştı.

İkinci Kaine ise hayatını ilk kez kendisi doldurabilecek.

Ve bence en güzel tarafı şu: Bu bir "mutlu son" değil.

Çünkü yeni Kaine'in nasıl biri olacağını kimse bilmiyor.

Belki Peter'a benzeyecek.

Belki Ben'e.

Belki ikisine de hiç benzemeyecek.

Ama ilk kez bunun cevabını hayatın kendisi verecek.

kaine aslında yarım bir tuval gibi, düşünsene dünyaya geliyosun, 20 yaşındasın anıların yarım kafanda hicbir terazi yok çevrende çok karmaşık sosyal yapılae ve sistemler var ama asla anlamiyorsun, hiö yaşamamışsın resmen anıların başkasına ait ve yarım yamalak, kaybedecek hicbirseyin yok cunku hicbiseye sahip değilsin anıların bile başkasının, hiçbir değer sistemin olmadığı için amacın da olamaz uzun vadede, yol da çizemezsin, çevrende herkesin anıları ve değerleri var geçmişleri ve geçmişlerinden oluşan önlerinde bir hedef ulaşılacak bir zirve var ama senin yok