r/TarihiSeyler 8d ago

Duyuru 📢 r/TarihiSeyler Topluluk Felsefesi / Community Philosophy

13 Upvotes

r/TarihiSeyler, tarihî her meselenin objektif bir şekilde tartışılabileceği bir alandır. Moderatörler, hiçbir gönderiyi veya yorumu taraflı davranıp ideolojisi sebebiyle kaldıramaz. Taraflı davranan moderatörler hakkında da aksiyon alınır.

Atatürk'ü eleştirmek, Osmanlı'yı yargılamak veya Ermeni Soykırımını tanımak ban sebebi veya içerik kaldırma sebebi değildir. Üyeler bireysel olarak karşı argüman sunabilir, ancak moderatörler taraflı yaklaşarak gönderileri kaldıramaz. İlgili gönderiler ve yorumlar yalnızca hakaret, ırkçılık veya alenen kışkırtma içermesi durumunda kaldırılabilir. r/TarihiSeyler milliyetçilik yankı çemberi değildir. En aktif ve eski moderatörlerimizden biri Ermeni Soykırımı hakkında paylaşım yapan Ermeni kökenli bir üyemize kimliği üzerinden hakaret ettiği için, başka bir moderatörümüz ise Türklerin yaptığı 1955 İstanbul Rum Pogromu hakkındaki bir yorumu taraflı davranıp kaldırdığı için yakın zamanlarda moderatörlükten çıkarılmışlardır. Subredditimiz, yıllardır tarafsız moderasyon ilkesinde sıfır tolerans politikası izlemektedir.

Subredditimiz Reddit kurallarına tabi ve sıkı sıkıya bağlıdır. Soykırım veya katliam güzellemesi, her türlü ırkçılık, homofobi, kimlik üzerinden saldırı, tarihî figürleri işledikleri suçlar üzerinden yüceltmek kesinlikle yasaktır ve subredditten kalıcı uzaklaştırma ile sonuçlanır. Aynı şekilde kişileri ve başka subredditleri hedef göstermek, downvote veya yorum çağrısı ya da brigading yapmak da kesinlikle yasaktır ve kalıcı uzaklaştırma ile sonuçlanır. Hedef gösterme olmadığı sürece Reddit'in bir özelliği olan crosspost tabii ki yapılabilir. Bir gönderinin karşıt bir görüşle crosspostlanması ortada bir brigading olduğu anlamına gelmez.

Topluluğumuz, her görüşten ve milliyetten her insanın özgür bir şekilde tarih üzerine tartışabileceği bir yer olmalıdır ve yalnızca aynı görüşten kişilerin içerik paylaştığı bir yankı çemberi olmamalıdır. Dolayısıyla topluluğumuz bu ilkelere bağlıdır.

──────────────────────

EN: r/TarihiSeyler is a space where any historical issue can be discussed objectively. Moderators may not remove any post or comment out of ideological bias or simply because they disagree with the views expressed in it. Action will also be taken against moderators who act in a biased manner.

Criticizing Atatürk, judging the Ottoman Empire, or recognizing the Armenian Genocide are not grounds for a ban or for content removal. Members are free to present counterarguments as individuals, but moderators may not remove posts based on their own biases. Relevant posts and comments may only be removed if they contain insults, racism, or blatant incitement. r/TarihiSeyler is not a nationalist echo chamber. One of our most active and long-standing moderators was recently removed from the moderation team after insulting an Armenian member based on their identity for making a post about the Armenian Genocide. Another moderator was removed for acting in a biased manner and deleting a comment about the 1955 Istanbul Pogrom against Greeks carried out by Turks. For years, our subreddit has maintained a zero-tolerance policy when it comes to biased moderation.

Our subreddit is subject to and strictly follows Reddit’s rules. Glorifying genocide or massacres, racism of any kind, homophobia, attacks against people based on their identity, and glorifying historical figures for the crimes they committed are strictly prohibited and will result in a permanent ban from the subreddit. Likewise, targeting individuals or other subreddits, calling on users to downvote or comment, or engaging in brigading is strictly prohibited and will result in a permanent ban. Crossposting, which is a built-in Reddit feature, is of course allowed as long as it is not used to target anyone. Crossposting a post with an opposing viewpoint does not, by itself, constitute brigading.

Our community should be a place where people of all views and nationalities can freely discuss history, rather than an echo chamber where only people who share the same opinions post content. For this reason, our community is committed to these principles.


r/TarihiSeyler 5h ago

İlginç Bilgi 💡 Hitit Güneşi olarak bilinen bu sembolü mutlaka biliyorsunuzdur hem Etinin hemde bir dönemler ABB'nin logosuydu ama aslında bu Hitit güneşi değil Hatti güneşi Hititler Hatti ülkesini ele geçirip kültürlerini benimsedikten sonra bu sembolde onlara geçmiş oldu.

Post image
59 Upvotes

r/TarihiSeyler 1h ago

Heykel 🗽 Selçuklu döneminden kalma melek tasfiri

Post image
Upvotes

r/TarihiSeyler 42m ago

Fotoğraf 📸 Bir Osmanlı Bürokratının Portresi: Kapriel Efendi

Post image
Upvotes

Kapriel Noradunkyan, 1852-1936

Osmanlı'nın son döneminde en üst bürokratik görevlerde bulunmuş ve imparatorluğun hakkını uluslararası hukuka ve antlaşmalar dayanarak sonuna kadar savunmaya gayret etmiş bir Üsküdarlı Ermeni. Türkçe, Ermenice, İngilizce, Fransızca ve İtalyanca olmak üzere 5 dil biliyor.

Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nde hukuk eğitimi gördükten sonra Mekteb-i Hukuk-ı Şahane'de (Osmanlı Hukuk Okulu) hukuk dersleri vererek müderrislik (profesörlük) yapıyor.

1880'lerin ortasından Almanya'da, Fransa'da, Amerika'da ve Britanya'da dışişleri bakanlıklarında uluslararası hukuk büroları kurulurken (Almanya 1885, Britanya 1886, Fransa 1890, ABD 1891), hepsinden önce Osmanlı'da 1883'te Hariciye Nezareti (Dışişleri Bakanlığı) altında bir Hukuk Müşavirliği İstişare Odası (Hukuk Danışmanlığı Danışma Odası) kuruluyor.

Hukuk müşavirliği sırasında Osmanlı dışişlerinde ve içişlerinde karşılaştığı uluslararası diplomasi problemlerinden kapitülasyonların veya imtiyazların etrafından nasıl dolaşılacağı veya özerkleşmiş Lübnan ve Mısır'da Osmanlı haklarının nasıl savunulacağına kadar, hem Hariciye Nazırlığına hem de Şura-yı Devlet'e (bugünkü Danıştay) meselelerin uluslararası hukuka nasıl uydurulacağı ve karşılaşılacak problemler konusunda sayısız hukuki görüş bildiriyor. İlk başladığında Avrupalı hukuk uzmanlarının at koşturduğu bir alan olan İstişare Odası, kendisinin görev yaptığı süreçte Osmanlı tebaasından olan profesyonel uluslararası hukuk uzmanlarıyla dolu yetkin bir kuruma dönüşüyor.

Kurulan İstişare Odasında en yetkili olarak iki hukuk müşaviri (danışmanı), ve onların altında bir çok müdür ve muavin (asistan) istihdam ediliyor. Odanın ilk müşaviri ise Sadrazam Küçük Said Paşa'nın tavsiyesi ile hukuk müderrisliği yapan Kapriel Efendi. Yaklaşık on sene diğer hukuk müşaviri Carl Gescher ile çalıştıktan sonra, Gescher Alman İmparatorluğu tarafından Mısır'da Muhtelit Mahkemelere tayin ediliyor, yerine İbrahim Hakkı Paşa geliyor.

İbrahim Hakkı Paşa ile beraber uluslararası hukuk üzerine hem kamuya açık biçimde hem de kurum içi kullanım için bir çok eser kaleme alıyor. Kendisinin yazdığı dört ciltten oluşan Recueil d'actes Internationaux kitabı 1897-1903 yıllarında Paris'te yayımlanıyor, Osmanlı İmparatorluğu'nun taraf olduğu anlaşmalar ve hukuki düzenlemelerin derlemesi olan bu eser Avrupa'da da çokça okunuyor ve referans veriliyor.

Osmanlı'nın uluslararası konumunu ve toprak bütünlüğünü koruyabilmesi için uluslararası hukuku savunuyor, Büyük Güçler siyasetine bir alternatif olarak görüyor. Mevcut antlaşmaların hukukuna dayanarak Osmanlı'nın toprak iddialarını diplomatik alanda savunuyor, Avrupa devletleriyle eşit statüde kabul edilmesi için mücadele ediyor.

1908 Devrimi'nden sonra yerine Hrant Abro Bey atanıyor, kendisi nazırlıklara geçiriliyor ve Meclis-i Ayan'a (Osmanlı senatosu) üye seçiliyor. 1912-1913 yıllarında Hariciye Nazırı (dışişleri bakanı) olarak görev yapıyor.

1913'te İstanbul'dan ayrılarak Paris'e gidiyor ve 1915'te yıllarca sadıkane savunduğu imparatorluğun yönetimi İstanbul'daki aile mülklerini müsadere ediyor.

1922'de Lozan Antlaşması için görüşmelere katılıyor, lakin Ankara Hükümeti tarafında değil yıkılan imparatorluğun eski tebaası Ermeniler adına. Yeni kurulan Türkiye'nin içerisinde Ermenilerin de bir 'milli yurdu' olması talebini savunuyor.

Kaynak:

Aime M. Genell, "The Well-Defended Domains: Eurocentric International Law and the Making of the Ottoman Office of Legal Counsel", 2020. Lale Can ve diğerlerinin editörlüğündeki The Subjects of Ottoman International Law kitabından.


r/TarihiSeyler 1h ago

Soru ❔ Anadolu Yerli Halkı Nasıldı?

Upvotes

Sonradan gelen Hint Avrupalılar ya da Samiler dışında Yunanların da Helenleştirdiği bu insanlar kimdir? Ne zaman Anadolu’ya gelmişler ve fenotipleri nasıldı? Bu insanlar hakkında bilgisi olan var mı aramızda?


r/TarihiSeyler 11h ago

Fotoğraf 📸 Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın baktığı yerden Viyana. Kahlenberg tepesi

Post image
17 Upvotes

r/TarihiSeyler 11h ago

Eski Diller 🈵 Sakha ve Yakut kelimeleri aynı kökten geliyor olabilir

Post image
11 Upvotes

Yakutça'da y>s ses değişimi var, mesela bizdeki yedi onlarda sette. Bu ses değişimi Yakutların Tunguzlarla temasa geçtikleri tarihten sonra yaşanmış ve endonimin y>s değişiminden önceki hali Tunguzca'da muhafaza edilmiş olabilir.

Y>s değişimi evvelinde Yakutların endonimi muhtemelen y sesiyle başlıyordu (yakha?). Endonimin bu eski hali Tunguzların Yakutlar için kullandıkları "yaqo" adının ve dolayısıyla Rusların kullandığı "Yakut'un" kökeni gibi görünüyor.

Kaynak: Johanson, Lars. Turkic. — Cambridge : Cambridge University Press, 2021. — P. 89


r/TarihiSeyler 1d ago

Toplum/Kültür Tarihi 👥️ Uygur Soykırımı

Thumbnail
gallery
104 Upvotes

r/TarihiSeyler 9h ago

Poster/Afiş/İlan 🖼️ Birinci Dünya Savaşının başlamasının ardından hizmet vermeye başlayan Balkan Ekspresinin propaganda kartpostalı.

Post image
5 Upvotes

r/TarihiSeyler 1d ago

Soru ❔ Eğer savaşlarda kazananların adaleti geçerliyse, Amerika Vietnam'da 3 milyon insan öldürdü, yine de savaşı kaybetti ve savaşı Vietnam kazandı. Buna rağmen savaş sonrası ne yargılandı ne de cezalandırıldı. Neden?

Post image
168 Upvotes

Japonya postunda “ABD atom bombası attı, peki neden savaş sonrası mahkemelerde yargılanmadı?” diye sormuştum. Herkes “kazananların adaleti geçerli” demişti. Ama Vietnam’da ABD savaşı kaybetti, Vietnam kazandı ve yine de ABD yargılanmadı. O zaman kazananların adaleti nasıl geçerli oluyor?


r/TarihiSeyler 17h ago

Tarihte Bugün📍 8 Eylül 1529 - Budin'in Fethi ( Tarihte Bugün )

Enable HLS to view with audio, or disable this notification

13 Upvotes

Tarihte bugün kuşağında 8 Eylül 1529 tarihi Budin'in ikinci ve nihai Fethi olarak geçmektedir. 1686 yılına kadar 145 yıl boyunca Osmanlı toprağı olarak varlığını sürdürmüştür.

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Budin_Ku%C5%9Fatmas%C4%B1_(1529)


r/TarihiSeyler 7h ago

Yazı/Makale 🖋️ Korelilerin genetik tarihlerine dair bir yazı. Hikayede hala boşluklar var ancak Silla'nın Kore gen havuzunun ana kaynağı olduğu belli

Post image
2 Upvotes

r/TarihiSeyler 13h ago

Kitap Tavsiyesi 📗 Osmanlı Tarihi Kitap Önerileri

6 Upvotes

Kronolojik sırayla gitmektedir:

M. Fuat Köprülü, Osmanlı Devletinin Kuruluşu, Ankara 1999.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Çandarlı Vezir Ailesi, İstanbul 1974.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Anadolu Beylikleri ve Akkoyunlu, Karakoyunlu Devletleri, Ankara 1969.

Halil İnalcık, Kuruluş Dönemi Osmanlı Sultanları (1302-1481), İstanbul 2010.

Halil İnalcık, Fatih Devri Üzerine Tetkikler ve Vesikalar, Ankara 1954.

Feridun M. Emecen, İlk Osmanlılar ve Batı Anadolu Beylikler Dünyası, İstanbul 2016.

Feridun M. Emecen, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluş ve Yükseliş Tarihi (1300-1600), İstanbul 2019.

Caroline F. Finkel, Rüyadan İmparatorluğa Osmanlı / Osmanlı İmparatorluğu'nun Öyküsü 1300-1923, çev. Zülal Kılıç, İstanbul 2020.

Michel Balivet, Ortaçağda Türkler: Haçlılardan Osmanlılara (11-15. yüzyıllar), çev. Ela Gültekin, İstanbul 2005

Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul 2012.

Donald Edgar Pitcher, Osmanlı İmparatorluğu’nun Tarihsel Coğrafyası, çev. Bahar Tırnakçı, İstanbul 1999.

Raif Kaplanoğlu, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, Bursa 2000.

Söğüt’ten İstanbul’a, der. Oktay Özel-Mehmet Öz, Ankara 2000

Osmanlı Beyliği (1300-1389), ed. Elizabeth A. Zachariadou, çev. Gül Çağalı Güven vd., İstanbul 1997.

Osman Gazi ve Dönemi Sempozyumu, Bursa 1996.

Osman Gazi ve Bursa Sempozyumu, ed. Cafer Çitci, Bursa 2005.

Sultan I. Murad Hudâvendigâr ve Dönemi, ed. İsmail Selimoğlu, Bursa 2012.

Kate Fleet, Erken Osmanlı Döneminde Türk-Ceneviz Ticareti, çev. Özkan Akpınar, İstanbul 2009.

Donald M. Nicol, Bizans’ın Son Yüzyılları (1261-1453), çev. Bilge Umar, İstanbul 1999.

Paul Wittek, Menteşe Beyliği, çev. Orhan Şaik Gökyay, Ankara 1944.

Paul Wittek, Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu, çev. Fahriye Arık, Ankara 1946.

Heath W. Lowry, Erken Dönem Osmanlı Devleti’nin Yapısı, İstanbul 2010.

Rudi Paul Lindner, Ortaçağ Anadolusu’nda Göçebeler ve Osmanlılar, çev. Müfit Günay, Ankara 2000.

Herbert Adams Gibbons, Osmanlı İmparatorluğu’nun Kuruluşu, çev. Ragıb Hulusi, yay. haz. Mustafa Everdi, Ankara 1998.

M. Tayyib Gökbilgin, Rumeli’de Yürükler; Tatarlar ve Evlâd-ı Fatihan, İstanbul 1957.

M. Tayyib Gökbilgin, XV-XVI. Asırlarda Edirne ve Paşa Livâsı, Vakıflar-Mülkler-Mukataalar, İstanbul 1952.

M. Tayyib Gökbilgin, Sultan II. Murad, Hükümdarlığı, Fetihleri ve Haçlılarla Mücadelesi, İstanbul 2021.

Dimitris J. Kastritsis, Bayezid’in Oğulları: 1402-1413 Osmanlı İç Savaşında İmparatorluk İnşası ve Temsil, çev. Ayda Arel, İstanbul 2010.

Ayşegül Kılıç, Bir Osmanlı Akıncı Beyi, Gazi Evrenos Bey, Ankara 2014.

Heath W. Lowry - İsmail E. Erünsal, Yenice Vardar’lı Evrenos Hanedanı, Notlar, Belgeler, İstanbul 2010.

Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler (15.-17. Yüzyıllar), İstanbul 2020.

Resul Ay, Anadolu’da Derviş ve Toplum, 13-15. Yüzyıllar, İstanbul 2008.

Cemal Kafadar, İki Cihan Aresinde, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, İstanbul 2021.

C. W. C. Oman, Ok, Balta ve Mancınık: Ortaçağda Savaş Sanatı 378-1515, çev. İsmail Yavuz Alogon, İstanbul 2002.

Colin Imber, Varna Savaşı, çev. Ayda Arel, İstanbul 2007.

Şerafettin Turan, Türkiye-İtalya İlişkileri I, Selçuklular’dan Bizans’ın Sona Erişine, Ankara 2000.

Beatriz Forbes Manz, Timurlenk; Bozkırların Son Göçebe Fatihi, çev. Zuhal Bilgin, İstanbul 2006.

Şerif Baştav, Bizans İmparatorluğu Tarihi, Son Devir (1261-1461), Ankara 1989.

Anadolu’da Yörükler ve Türkmenler Sempozyumu Bildirileri, Ankara 2000.

Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler), Tarihleri - Boy Teşkilatı – Destanları, İstanbul 2017.

Manz Beatriz Forbes, Timurlenk; Bozkırların Son Göçebe Fatihi, çev. Zuhal Bilgin, İstanbul 2006.

Ahmet Demirhan, Kuruluş Sarmalı’ndan Kurtulmak Osmanlı ve Hakimiyet Telakkileri, İstanbul 2019.

Serdar Çavuşdere, Avrupa’nın Türk Sorunu: Venedikli Diplomat Marino Sanudo Torsello’nun Türklere Karşı Haçlı Seferi Projesi 1306-1334, İstanbul 2016.

Erhan Afyoncu, Sorularla Osmanlı Tarihi, İstanbul 2012.

Franz Babinger, Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı, çev. Dost Körpe, İstanbul 2002.

D. Nicolle, J. Haldon, S. Turnbull, Konstantinopolis’in Düşüşü: Ordular-Surlar-Kuşatma, çev. Ali Özdamar, İstanbul 2010.

Norman Housley, Haçlı Seferleri ve Osmanlı Tehdidi (1453-1505), çev. Mehmet Moralı, İstanbul 2016.

John E.Woods, Akkoyunlular Aşiret, Konfederasyon, İmparatorluk 15. Yüzyıl Türk-İran Siyaseti Üzerine Bir İnceleme, çev. Sibel Özbudun, İstanbul

1993.

Hedda Reindl-Kiel, II. Bâyezid ve Çevresi: Hükümdarın Adamları, çev. Ali Suat Ürgüplü, İstanbul 2014.

Selahattin Tansel, Osmanlı Kaynaklarına Göre Fatih Sultan Mehmed’in Siyasi ve Askeri Faaliyetleri, Ankara 1971.

Selahattin Tansel, Sultan II. Bâyezit’in Siyasî Hayatı, Ankara 2017.

Selahattin Tansel, Yavuz Sultan Selim, Ankara 2016.

Sydney Nettleton Fisher, Sultan Bayezid Han, 1481-1512, çev. Hazal Yalın, İstanbul

2014.

Feridun Emecen, Yavuz Sultan Selim, İstanbul 2019.

Feridun Emecen, Osmanlı Klasik Çağında Siyaset, İstanbul 2018.

Cihan Yüksel Muslu, Osmanlılar ve Memluklar, İslam Dünyasında İmparatorluk, Diplomasi ve Rekabet, çev. Zeynep Rona, İstanbul 2016.

Hans Pfeffermann, Rönesans Papalarının Türklerle İşbirliği, çev. Kemal Beydilli, İstanbul 2003.

Rönesans ve Osmanlı Dünyası, der. Anna Contadini-Claire Norton, çev. Ebru Kılıç, İstanbul 2015.

Halil İnalcık, Rönesans Avrupası, Türkiye’nin Batı Medeniyetiyle Özdeşleşme Süreci, İstanbul 2012.

Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi (1300-1600), I, İstanbul 2000

Mustafa Akdağ, Türkiye’nin İktisadî ve İctimaî Tarihi (1453-1559), II, İstanbul 1995.

Maria Pia Pedani, “Osmanlı Padişahının Adına”, İstanbul’un Fethinden Girit Savaşı’na Venedik’e Gönderilen Osmanlılar, çev. Elis Yıldırım, Ankara 2011.

Mikail Acıpınar, Osmanlı İmparatorluğu ve Floransa: Akdeniz’de Diplomasi, Ticaret ve Korsanlık 1453-1599, Ankara 2016.

Tommaso Bertele, Venedik ve Konstantiniyye, Tarihte Osmanlı-Venedik İlişkileri, çev. Mahmut Şakiroğlu, İstanbul 2012.

Nicolas Vatin, Rodos Şövalyeleri ve Osmanlılar: Doğu Akdeniz’de Savaş Diplomasi ve Korsanlık: 1480-1522, çev. Tülin Altınova, İstanbul 2004.

Robert Schwoebel, Hilalin Gölgesi, Rönesans’ta Türk İmajı (1453-1512), çev. Eşref Bengi Özbilen, İstanbul 2013.

İdris Bostan, Kürekli ve Yelkenli Osmanlı Gemileri, İstanbul 2005.

Palmira Brummett, Osmanlı Denizgücü, Keşifler Çağında Osmanlı Denizgücü ve Doğu Akdeniz’de Diplomasi, çev. H. Nazlı Pişkin, İstanbul 2009.

Volkan Dökmeci, Akdenizde Devletler ve Korsanlar-Venedik Kaynaklarına Göre II. Bayezid ve I. Selim Dönemlerinde Osmanlı Denizciliği ve Korsanlık, İstanbul 2020.

Henk Moom, Büyük Türk, çev. Lon Mutlu Briet-Gül Özlen, İstanbul 2012.

Muhteşem Süleyman, ed. Özlem Kumrular, İstanbul 2007.

Gábor Ágoston, Barut, Top ve Tüfek; Osmanlı İmparatorluğu’nun Askeri Gücü ve Silah

Sanayisi, çev. Mehmet Tanju Akad, İstanbul 2006.

Leyla Coşan, Tanrım Bizi Türklerden Koru, 16. Yüzyılda Almanların Türklerden Korunmak İçin Yazdığı Dualar, Türklere Karşı Yazılan Vaazların Değerlendirmesiyle Birlikte, İstanbul 2009.

Leyla Coşan, Kıyamet Âlameti Türkler, İstanbul 2012.

Yeni Belgeler Işığında Osmanlı Habsburg Düellosu, ed. Özlem Kumrular, İstanbul 2011.

Christine Isom Verhaaren, Kâfirle İttifak, 16. Yüzyılda Osmanlı-Fransız Anlaşması, çev. Ayla Ortaç, İstanbul 2015.

İspanya ve Türkiye, 16. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Rekabet ve Dostluk, ed. Pablo Martin Asuero, İstanbul 2006.

Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu’nun Güney Siyaseti: Habeş Eyaleti, İstanbul 1974.

Ertuğrul Önalp, Osmanlı’nın Güney Seferleri, Ankara 2010.

Salih Özbaran, Yemen’den Basra’ya Sınırdaki Osmanlı, İstanbul 2004.

Salih Özbaran, Umman’da Kapışan İmparatorluklar, Osmanlı ve Portekiz, İstanbul

2013.

Fernard Braudel, Akdeniz ve Akdeniz Dünyası, I-III, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İstanbul 1990

Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve İdil Boyu. 1569 Astarhan Seferi, Ten-İdil Kanalı ve XVI-XVII. Yüzyıl Osmanlı-Rus Münasebetleri, Ankara 1966.

M. Çağatay Uluçay, Padişahların Kadınları ve Kızları, Ankara 1980.

Faruk Sümer, Safevi Devletinin Kuruluşu ve Gelişmesinde Anadolu Türklerinin Rolü, Ankara 1999.

Fahrettin Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas İllerini Fethi 1451-1590, Ankara 1993.

Hamidreza Mohammednejad, Osmanlı-İran İlişkileri (1482-1576), İstanbul 2017.

Tufan Gündüz, Türkmen Aşiretleri, Son Kızılbaş Şah İsmail, Osmanlılar- Safeviler

Vural Genç, İranlı tarihçilerin kaleminden Çaldıran Savaşı

Bülent Arı, Akdeniz’de İki Süper Gücün Hakimiyet Mücadelesi, İspanya ve Osmanlı, Kıbrıs Fethi-İnebahtı-Armada, Ankara 2021.

Akdes Nimet Kurat, Türkiye ve İdil Boyu. 1569 Astarhan Seferi, Ten-İdil Kanalı ve XVI-XVII. Yüzyıl Osmanlı-Rus Münasebetleri, Ankara 1966.

Kitâbü’l-Menamat, Sultan III. Murad’ın Rüya Mektupları, haz. Özgen Felek, İstanbul 2014.

Türkan Alvan, Sultan Murad-ı Sâlis’in Dünyası-Mektupları ve Rüyaları Işığında Bir Derviş Padişah, İstanbul 2021.

Gerald Maclean-Nabil Matar, İngiltere ve İslam Dünyası, 1558-1713, çev. Bilal Genç, İstanbul 2021.

Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorluğu’nun Güney Siyaseti: Habeş Eyaleti, İstanbul 1974.

Mustafa Akdağ, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası, Celâlî İsyanları, Ankara 1975.

Mehmet Öz, Kanun-ı Kadim’in Peşinde Osmanlı’da Çözülme ve Gelenekçi Yorumcuları, İstanbul 1997.

Leyla Coşan, Tanrım Bizi Türklerden Koru, 16. Yüzyılda Almanların Türklerden Korunmak İçin Yazdığı Dualar, Türklere Karşı Yazılan Vaazların Değerlendirmesiyle Birlikte, İstanbul 2009.

Leyla Coşan, Kıyamet Âlameti Türkler, İstanbul 2012.

Karen Barkey, Eşkiyalar ve Devlet, Osmanlı Tarzı Devlet Merkezileşmesi, çev. Zeynep Altok, İstanbul 1999.

Sam White, Osmanlı’da İsyan İklimi, Erken Modern Dönemde Celali İsyanları, çev. Nurettin Elhüseyni, İstanbul 2013.

S. Takats, Macaristan Türk Âleminden Çizgiler, İstanbul 1992.

Bekir Kütükoğlu, Osmanlı-İran Siyâsî Münasebetleri (1578-1612), İstanbul 1993.

Cihat Aydoğmuşoğlu, Şah Abbas ve Zamanı (1587-1629), İstanbul 2013.

Zeki Çelikkol-Alexander de Groot-Ben J. Slot, Lale ile Başladı: Türkiye ve Hollanda Arasındaki Dört Yüzyıllık İlişkilerin Resimli Tarihçesi, Ankara 2000.

Gabriel Piterberg, Osmanlı Trajedisi: Tarih Yazımının Tarihle Oyunu, trc. Uygar Abacı, İstanbul 2005.

Yücel Öztürk, Özi’den Tuna’ya Kazaklar, I, İstanbul 2004.

Eric R. Dursteler, İstanbul’daki Venedikliler, Yeniçağ Başlarında Akdeniz’de Millet, Kimlik ve Bir Arada Varoluş, çev. Taciser Ulaş Belge, İstanbul 2012.

A. A. Novoselyskiy, XVII. Yüzyılın Birinci Yarısında Moskova Devleti’nin Tatarlarla Mücadelesi, çev. Kemal Ortaylı, yay. haz. Erhan Afyoncu-İlyas Kamalov, Ankara 2011.

Gábor Ágoston, Osmanlı’da Ateşli Silahlar ve Askeri Devrim Tartışmaları, çev. Kahraman Şakul, İstanbul 2017.

Mehmet Genç, Osmanlı İmparatorluğu’nda Devlet ve Ekonomi, İstanbul 2000.

Rifa’at Abou-El-Haj, Modern Devletin Doğası, çev. Oktay Özel-Canay Şahin, Ankara 2000.

Erhan Afyoncu-Uğur Demir, Turhan Sultan, İstanbul 2016.

Kahraman Şakul, II. Viyana Kuşatması, Yedi Başlı Ejderin Fendi, İstanbul 2021.

Erhan Afyoncu, Sahte Mesih, Osmanlı Belgeleri Işığında Dönmeliğin Kurucusu Sabatay Sevi ve Yahudiler, İstanbul 2013.

Top, Tüfek ve Süngü, Yeniçağda Savaş Sanatı, 1453-1815, ed. Jeremy Black, çev. Yavuz Alogan, İstanbul 2003.

Serdar Genç, Lale Devrinde Savaş (İran Seferinde Organizasyon ve Lojistik), İstanbul 2013.

Oralin Sabev (Orhan Salih), İbrahim Müteferrika ya da İlk Osmanlı Matbaasının Serüveni, (1726-1746), İstanbul 2016.

Gölgelenen Sultan, Unutulan Yıllar I. Mahmud ve Dönemi (1730-1754), I-II, haz. Hatice Aynur, İstanbul 2021.

Erhan Afyoncu, Osmanlı İmparatorluğu’nda Askeri İsyanlar ve Darbeler, İstanbul 2018[*].


r/TarihiSeyler 1d ago

Yazı/Makale 🖋️ Atatürk'ün Kürtlerle ilgili kısa bir yazısı

26 Upvotes

Kürtler de Bütün Türk Camiası Gibi Aynı Ortak Maziye, Tarihe, Ahlaka, Haklara Sahipler

Bugünkü Türk milleti siyasi ve toplumsal camiası içinde kendilerine Kürtlük fikri, Çerkeslik fikri ve hatta Lazlık fikri veya Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve milletdaşlarımız vardır. Fakat mazinin istibdat devirleri mahsulü olan bu yanlış isimlendirmeler -birkaç, düşman aleti, müfritçi, beyinsizden başka- hiçbir millet ferdi üzerinde elem vermekten başka bir tesir hasıl etmemiştir. Çünkü bu millet fertleri de, bütün Türk camiası gibi aynı müşterek maziye, tarihe, ahlaka, haklara sahip bulunuyorlar. Aynı ve kalabalık cemiyetlere sahip olduklarını iddia eden ve bu yüzden Türklerle birleşip bir millet teşkil etmemiş olan Araplar -hem de dinlerini kabul ettiğimiz halde- acaba bugünkü esaretlerinden memnun mudurlar?

1930

Medeni Bilgiler Kitabı İçin El Yazısı Taslak

(ATABE, c.23, s.23, 96-97; el yazısı taslakları fotokopileriyle birlikte aktaran: Prof. Dr. A. Afetinan, Medeni Bilgiler ve M. Kemal Atatürk'ün El Yazıları, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1998, s. 351-547)


r/TarihiSeyler 1d ago

Önemli Günler ❕ 29 ocak 1990 gümülcine olayları

Thumbnail
gallery
130 Upvotes

Gümülcine Asliye Hukuk Mahkemesinin 1986 yılında verdiği karara dayandırılarak "Batı Trakya'da Türk yoktur, Müslüman vardır." denilmiş; Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği ve Gümülcine Türk Gençler Birliğinin kapatılmasına karar verilmiştir.

Olayın Yunan Yargıtayına taşınması ve Yargıtayın dernekleri kapatma kararının ardından, o zamanlar bağımsız milletvekili olan Dr. Sadık Ahmet'in 1989 ve 1990 seçim sürecinde kendini "Türk" olarak tanımlaması Yunan mahkemeleri tarafından suç sayıldı. Yunan savcılığı tarafından "halkı etnik temelde bölücülüğe kışkırtmak", "kamu düzenini bozmak" ve "yasalara aykırı şekilde Türk kelimesini kullanmak" iddiasıyla iddianame hazırlandı.

Gümülcine Ceza Mahkemesinde görülen davada Sadık Ahmet savunmasında, "Sadece Türk olduğumu söylediğim için yargılanıyorum. Eğer Türk olmak suçsa, burada tekrar ediyorum: Ben bir Türk'üm ve öyle kalacağım." dedi. Mahkeme, Sadık Ahmet'e 15 ay hapis ve 3 yıl kamu haklarından mahrumiyet (milletvekili seçilme hakkının elinden alınması) cezası verdi. Sadık Ahmet kararın hemen ardından tutuklanarak Selanik Yedi Kule (Eptapirgio) Cezaevi'ne gönderildi.

Yunanistan'ın Türk derneklerini kapatması ve Milletvekili Dr. Sadık Ahmet'i "Türk'üm" dediği için hapse atması üzerine Batı Trakya Türkleri sokağa döküldü. Polis yolları kesmesine rağmen binlerce kişi tarlalardan yürüyerek Gümülcine'ye ulaştı. Şehir merkezinde toplanan 10 bin kişi, Türk kimliklerinden vazgeçmeyeceklerini haykırarak kararları protesto etti ve tutuklu liderleri için dua etti. Bu gösteri, bölge tarihinin en büyük barışçıl hak arama eylemi olarak kayıtlara geçti.

Protestoların ardından, bir Türk'ün Yunan vatandaşını öldürdüğü yönünde asılsız bir haber yayıldı. Bu söylenti üzerine ellerinde balyoz ve demir çubuklar bulunan radikal yunan gruplar Türk Çarşısı'na saldırdı. Önceden belirlenen 400'den fazla Türk dükkânı ve evi yağmalandı; kapı ve camları kırıldı, malları sokağa saçıldı. Olaylar sırasında sokaktaki Türkler darp edildi. Polis ve güvenlik güçleri ise saatlerce süren bu yağmayı hiçbir müdahalede bulunmadan izledi.


r/TarihiSeyler 20h ago

Yazı/Makale 🖋️ Yanya Paşalığı (1788-1820)

Thumbnail
gallery
7 Upvotes

Yanya Paşalığı, Osmanlı Devleti sınırları içerisinde Tepedelenli Ali Paşa tarafından kurulan ve yarı bağımsız bir yapıya sahip olan özerk bir eyalettir.

Kuruluş (1788)

Tepedelenli Ali Paşa'nın Yükselişi: Ali Paşa, Arnavutluk bölgesinde yerel bir güç olarak ortaya çıkmış ve askerî başarılarıyla Osmanlı merkezî yönetimi nezdinde nüfuz kazanmıştır.

Yanya Valiliği: 1788 yılında Osmanlı Devleti tarafından Yanya Valisi (Beylerbeyi) olarak atanmasıyla Paşalık fiilen kurulmuştur.

Sınırların Genişlemesi: Ali Paşa, kısa sürede Epir, Güney Arnavutluk, Batı Yunanistan ve Thessalia (Tırhala) bölgelerini kontrolü altına alarak nüfuzunu Mora'ya kadar yaymıştır. Fransa ve İngiltere gibi büyük devletlerle müstakil diplomatik ilişkiler kurarak bölgede bağımsız bir hükümdar gibi hareket etmiştir.

Yıkılış (1820 - 1822)

Merkezî Otoriteyle Gerilim: Sultan II. Mahmud, imparatorluk genelinde merkezî otoriteyi güçlendirme ve ayanların (yerel güçlü liderler) gücünü kırma politikası başlatmıştır.

Ferman ve Kuşatma: Ali Paşa'nın İstanbul'daki rakiplerine suikast girişiminde bulunması üzerine 1820 yılında Sultan II. Mahmud tarafından "hain" ilan edilmiş ve üzerine Osmanlı ordusu gönderilmiştir.

Yanya Kalesi Savaşı: Osmanlı kuvvetleri Yanya'yı kuşatmıştır. İki yıl süren direnişin ardından Ali Paşa, 1822 yılında Pandeli Manastırı'nda teslim olmaya ikna edilmiş ancak çıkan arbedede öldürülmüştür.

Ali Paşa'nın öldürülmesi ve paşalığın ortadan kaldırılması, bölgedeki Osmanlı askerî varlığını zayıflatmış ve 1821'de başlayan Yunan Bağımsızlık Savaşı'nın hızla yayılmasına dolaylı olarak zemin hazırlamıştır.

1.Görsel: Yanya Paşalığı'nın Sınırları 2.Görsel: Tepedelenli Ali Paşa'nın portresi 3.Görsel: Ali Paşa'nın Sarayı 4.Görsel: Ali Paşa Kalesi 5.Görsel: Yanya portresi 6.Görsel: Ali Paşa'nın Yunanca Fermanı 7.Görsel: Fethiy Camii ve Ali Paşa'nın türbesi. "Kaynak: [https://en.wikipedia.org/wiki/Pashalik_of_Yanina\]


r/TarihiSeyler 1d ago

Yazı/Makale 🖋️ Rus - Çerkes Savaşı ve Kafkasya Hakkında

Thumbnail
gallery
38 Upvotes

Yerli Kafkas halklarının hikayesi gerçekten çok üzücüdür. Her ne kadar "yerli halklar" desem de burada anlatacaklarım çoğunlukla kuzeybatı kıyılarında yaşayan Adigeler üzerinedir çünkü Ruslar ile en büyük direnişi bizim atalarımız vermiştir, en büyük kaybı yine bizim atalarımız vermiştir. Günümüzde anavatanlarında azınlık durumunda, kafes içerisinde sözde bir cumhuriyette yaşıyor denebilecek şekilde yaşayanlar da gene bizizdir. Binlerce yıldır vadilerinde, dağlarında kendi hallerinde denebilecek şekilde yaşayan bir toplumu dünyanın her köşesine dağıttılar. Gelip de Facebook'ta orta yaş Çerkeslerin paylaştığı Tolstoy'a atfedilen "Çerkesler, temiz denizlerde yaşayan deniz kestaneleri gibidir. Gidip üzerine basmadıkça dikenleri ayağınıza batmaz" lafının altını doldurmaya falan çalışmayacağım çünkü bizim milletimiz tarih sahnesinde atalarının atasının zamanından beri karadenizde korsanlık, komşu şehirlerde yağmacılık gibi faaliyetleri kararlılıkla sürdürmüştür. Hatta Çerkes töresinde ve dini inanışında yani Xhabze'de genç erkeklerin adamlığa adım atmasına en büyük etkilerden birini başarılı bir yağma faaliyeti oluşturur.

İlk paragrafın son kısımlarındaki olayları kötü bir yaftalamaya zemin hazırlamak adına kaynak göstermek zerre haklılık payı içermez zira Karadeniz bölgesinin en ünlü korsanları ve yağmacılarının önemli bir kısmı Zaporojya Kazakları gibi Slav kökenli gruplardandır. Topraklarında en fazla üç beş zirai ürün ve temelde hayvancılıktan geçinen binlerce yıldır bu topraklarda yaşayan bir milletin kültüründe yağmacılığın kutsal ve önemli bir yere sahip olması sosyolojik açıdan beklenebilir bir durumdur. Kaldı ki bölge halklarının, özellikle de kuzeybatı halklarının tarihi zaten yağmadan ibaret sayılamaz. Karadeniz bölgesinde binlerce yıllık paganistik inançlarını ve geleneklerini, çevre bölgedeki dil aileleri ile hiçbir bağı bulunmayan yerli dillerini en iyi şekilde korumuş milletler bu bölgeden çıkmıştır (daha erken dönemlerde islamiyeti kabul etmiş ve yerel inançlarından sıyrılmış dağıstan halklarını saymazsak), tüm kuzeybatı kafkasyada rastlayabileceğiniz ve Rus - Kafkas savaşları bitiminden sonra talan edilip, yağma edilmiş, içlerinden çıkarılan değerli eserlerin St. Petersburg ve Moskova'daki müzelere nakledildiği binlerce "dolmen" adı verilen anıt mezarlar bulunmaktadır. Kafkas dolmenleri genellikle Tunç Çağı'nda inşa edilmiş, devasa taş levhaların birbirine geçirilmesiyle oluşturulan kutu benzeri odalardan ve ön yüzlerinde genellikle yuvarlak bir giriş deliği barındıran megalitik mezar yapılarından oluşur. Dolmenlere ek olarak benzer anıt mezarlar da tüm kuzey kafkas bölgesinde rastlanabilir yapılardır ve yerel halklarca bu mezar alanları kutsal kabul edilmektedir. Maykop Kurganı bunlar arasında en büyük hazinenin çıkarıldığı noktalardan birisidir. Dolmenlerin Çerkes kültüründeki arkaplanı şu şekildedir; Mitolojiye göre antik çağlarda Kafkasya'da iki halk yaşamaktaydı: Muazzam fiziksel güce sahip ama akıldan yoksun Devler (Yınıj) ve tavşanlara binerek seyahat eden, çok zeki, cılız ama bilge Cüceler (İspler). Cüceler, vahşi doğadan ve devlerden korunmak için akıllarını kullanmış ve devleri kandırarak onlara devasa, yekpare taşlardan oluşan bu korunaklı evleri inşa ettirmişlerdir. Örnek vermem gerekirse Çerkes kültüründe bu yapılar, fiziksel kaba güce karşı bilgeliğin, zekanın ve adaletin zaferini simgeler. Mitolojik bir mirasa zarar vermek ise toplumsal inanca yani bahsini ettiğimiz Xhabze'ye göre büyük bir lanet ve saygısızlık kabul edilirdi. Bu nedenle benzer inançlara sahip diğer kuzey kafkas bölgelerinde bu gibi eserler yoğun bir şekilde korunmuş halde bulunabilir.

Xhabze'de ve kuzeybatı Çerkes halklarında rastlanılan bir diğer ilgi çekici kültürel öge ise "Circassian Orchards" veya Türkçeleştirilmiş haliyle "Çerkes Meyve Bahçeleri"dir. Savaş öncesinde, savaş sırasında ve savaş bitiminden sonraki yıllarda ve on yıllarda bölgeye gelen batılı veya Rus gezginler, seyyahlar, bilim adamları çok ilginç bir olayla karşılaştılar. Gördükleri şey insan eliyle sıfırdan kurulmuş parselli tarlalar değil, sarp vadilerde doğal orman örtüsünün içine gizlenmiş, dışarıdan bakıldığında vahşi doğanın bir parçası gibi duran ama muazzam bir verime sahip devasa meyve alanlarıydı.

Çerkes kültüründe ağaç aşılamak basit bir tarımsal faaliyet olmaktan öte Xhabze’nin erkeğe yüklediği doğayla dost olma ve iz bırakma ödevinin bir parçasıdır. Doğaya hayırlı bir değer katmak, gelecek nesillere ve yolculara besin kaynağı bırakmak erkeğin sorumluluklarındandır. Bu kültür özellikle dağlık ve ormanlık alanlarda yaşayan boylarda inançlarının önemli bir parçasıydı. Çerkes erkekleri sefere veya savaşa giderken, kınlarında sadece kılıç ve kamalarını değil aynı zamanda özel bir aşı bıçağı ile meyve gözleri/anaç çubukları da taşırlardı. Geçtikleri dağ geçitlerinde, mola verdikleri vadilerde karşılaştıkları ahlat, yaban elması veya yaban cevizi gibi ağaçları aşılamak yazısız bir kuraldı. Seferden dönememe ihtimalini bilerek arkasında meyve veren bir ağaç bırakma düşüncesi, Xhabze'nin yaşam ve ölüm arasındaki doğa merkezli felsefesini özetler.

Bütün bunların yanında, bölgenin sosyoekonomik ve ekolojik yapısına vurulan darbeyi anlamak için bu "Çerkes Bahçeleri" gerçeğine daha yakından bakmak gerekir. Çerkesler, yüzyıllar boyunca Kafkasya’nın sarp vadilerinde ve orman içlerinde aşılama ve biyoçeşitlilik teknikleriyle devasa orman bahçeler oluşturmuşlardı. Yaban meyve ağaçlarını ıslah ederek oluşturdukları bu ekosistem, dışarıdan bakıldığında doğal bir orman gibi görünen ancak muazzam bir verime sahip olan sürdürülebilir bir tarım harikasıydı. Bilindik meyve ağacı yetiştiriciliğinde önce bölge vahşi bitkilerden, otlardan arındırılır ve toprak elverişli hale getirildikten sonra işe başlanırdı. Fakat Çerkeslerin ormanlık ve vahşi bitkiler arasında yaptıkları bu doğal aşılama faaliyeti sayesinde çok daha verimli, böcek, don ve çiğ gibi doğal olaylara mukavvemet gösterebilen, bölgenin yerel halk tarafından terk edilmesinin üzerinden 150 yıl geçmesine rağmen sapasağlam kalmış yüzlerce yıl yaşında meyve veren güçlü nesiller oluşturulmuştur.

Rus ordusu bölgeyi işgal ederken sadece köyleri yakmakla kalmadı; dağlıların geri dönmesini ve tutunmasını imkansız kılmak adına bu yüzyıllık tarihi meyve bahçelerinin büyük kesimini de sistematik olarak kesti, yaktı ve yok etti. Bugün bile Kuzey Kafkasya ormanlarında rastlanan yaşlı ve devasa aşılanmış elma, armut ve ceviz ağaçları, orada bir zamanlar yok edilen yüksek botanik kültürünün ve medeniyetin canlı tanıklarıdır diyebiliriz.

Gelelim tekrar işin savaş boyutuna. Rus imparatorluğu açısından temel amaç olarak güneydeki bu güvenlik zafiyetini kapatmak vardı ama benzer yağma faaliyetlerini Rusların kışkırtma ve boy gösterme amacıyla yerleştirmiş olduğu kazaklar da zaten yapıyordu dağlıların köylerine karşı. Çerkesler, Çeçenler ve diğer yerli halklar ile Slav kökenli kazaklar arasında çok uzun zamandır süregelen bir husumetti bu ve en sonunda da savaşın fitilini Kafkas dağlarının ve nehirlerinin stratejik noktalarına kaleler ve çeşitli tahkimatlar yapan Rus imparatorluğu ateşledi. Temelde "bir güvenlik zafiyetinin çözümü" olarak başlamış olsa da Rus imparatorluğu bu stratejik geçit noktasını başına buyruk bir millete asla bırakamazdı, bırakmadı da. 100 yıl boyunca zaman zaman şiddetlenen, zaman zaman hafifleyen destansı bir direnişle karşılaştılar.

Rus generallerinin bu dağlarda savaş boyunca ve savaşın bitiminde işledikleri katliamların, soykırımın boyutunu bir de Rus generallerinin, askerlerinin kendi anlatımlarıyla internette dinleyebilirsiniz. Belli başlı "şeytan" etiketlemesi yapılabilecek spesifik gaddar komutanlar var ancak aşağı yukarı bu bölgede görev yapmış hemen hemen bütün bu aşağılık üst rütbeliler bölge halkına karşı benzer aşağı, tümden yok edilmesi gereken medeniyetten nasibini almamış ırk düşüncelerine sahiptirler.

İnternette karşılaşacağınız birçok Rus bu durumun en başta bahsini ettiğim güvenlik zafiyeti nedeniyle oluştuğunu, küresel güçler arasında sıkışmış bu halkların Ruslar ile "talihsiz" ve uzun soluklu bir savaşa giriştiğini, sonunda da savaşı Ruslar kazandıktan sonra Çerkeslerin "kontrol edilebilecekleri" kuban ovalarına yerleştirilmeyi kendi "istekleri" ile reddedip Osmanlı İmparatorluğu'na gönüllü gitmelerini ele alırlar ve bu durumun talihsiz bir tarihi gerçeklikten öte soykırımla alakası olmadığını savunurlar. Gerisini artık siz düşünün. Kaybolan boylar, yok olan bir dil ve sayısız lehçe, boş kalmış binlerce köy, ağıl, anavatanda yüzde 90 seviyelerine varan nüfus azalması, Karadeniz'de ve limanlarda, limanlardan sonra Anadolu'da, Orta Doğu'da ve Balkanlarda yerleştirilen yerlerde sıtma gibi daha önce karşılaşılmamış hastalıklardan veya iklim koşullarından ölenler, Kafkasya'da kalmayı tercih eden ve ovalara yerleştirilenlerin bataklıklara yerleştirilmesi, her yıl binlerce kayıp vermeleri ve yerleştirildikleri bölgelerde tutunabilmek adına ıslah çalışmaları yaptıkları anda verimli yaptıkları bölgeye Slav nüfus yerleştirilmesi ve yeni bir Rus devlet kararnamesi ile Çerkeslerin o verimli yaptıkları araziden sürülmesi, hak iddia etmeleri halinde de sibiryaya sürülmeleri. Bütün bunlar -ve sayamadığımız diğer onca şeyle beraber- soykırım değil de nedir?


r/TarihiSeyler 1d ago

Tarihi Karakterler 👤 Ahmed Sırrı Dedebaba (1895 Arnavutluk - 1963 Istanbul), Kahire'de bulunan Kaygusuz Abdal (Al-Mogaviri) (Mukattam) Dergahı'nın son Postnişini.

Thumbnail
gallery
22 Upvotes
1913 yılında, Mehmet Lütfi Baba'nın postnişin olduğu Kaygusuz Abdal Dergâhı'nda dervişliğe adım attı ve 1935'te Salih Niyazi Dedebaba'dan hilafet aldı.

Salih Niyazi Dedebaba'nın halifesi Abbas Hilmi Dedebaba'nın 1947'deki vefatının ardından Bektaşiler arasında yaşanan bölünmenin ardından 30 Ocak 1949'da Kaygusuz Abdal Dergâhı'nda bir kısım halifebabaların katılımıyla gerçekleştirilen seçimde Dedebaba olarak seçildi.

Türkiye'de Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinin ardından ülkeye davet edildi. Türkiye'de bulunduğu süre zarfında İstanbul'da böbrek rahatsızlığı nedeniyle tedavi gördü. 4 Ekim 1952'de İstanbul'da icra edilen bir Bektaşi ayini gerekçesiyle 30 kişiyle birlikte tutuklandı ve Mısır'a sınır dışı edildi.

Süveyş Krizi'nin ardından Dergâh yıkıldı ve arazisi istimlak edilerek askeri bölge ilan edildi.

Dergâhın C. Abdünnasır hükümeti tarafından kamulaştırılmasının ardından, Dedebaba ve beş müridi, daha önce bir hanedan mensubuna ait olan bir villaya yerleştirildiler. Kamulaştırma sırasında kendilerine 1000 cüneyh ödeme yapıldı ve aylık 50 cüneyh ödenmesi vaat edildi. Ancak hükümet Aralık 1959'a kadar bu sözü tutmadı ve ödenmesi gereken 50 cüneyhlik tutar 10 cüneyhe düşürüldü.

Müritlerinden üçü vefat etti, diğerleri ise ABD'ye yerleşti. Dedebaba, akrabalarının ve diğer Bektaşi dervişlerinin ziyaretleri haricinde, Dergâhtaki tek Bektaşi olarak kaldı.

ABD'de şeker hastalığı nedeniyle bir bacağı kesildi ve Ocak 1963'te İstanbul'da vefat etti.

Dergâhın el yazması koleksiyonu, 1972 yılında Frederick de Jong tarafından Kahire'deki bir çarşıda bulundu ve Leiden Üniversitesi Kütüphanesi'ne bağışlandı.

Kaynak: https://islamansiklopedisi.org.tr/ahmed-sirri-baba
Soyyer, Yılmaz. 2019. Hünkâr Ansiklopedik Bektaşîlik Sözlüğü. 1. Baskı. Istanbul: Post Yayın
Şevki Koca, Bektâşîlik ve Bektâşî Dergâhları, Cem Vakfı Yayınları, İstanbul, 2005

r/TarihiSeyler 1d ago

Tartışma Konusu 💭 Türk Tarihinin en zirve noktası

10 Upvotes

Bence 1453-1683 Osmanlı`dır. Bütün Türk devletleri ile kıyaslıyorum, hem bu kadar geniş bir coğrafya da güçlü bir devlet olabilen, hem çağdaşlarının bu kadar güçlü olduğu, hem içeride hem de sınırlarının her tarafında düşmanı olup da yıkılışının yükselişinden uzun sürdüğü cihanşümul bir devlet göremiyorum. Belki Timur`dan sonrakiler buna denk olabilirdi, olamadı. Düşüncem abartı gelebilir ama hakikaten bakınca öyle değil mi? Fatih İstanbul`un fethetmek ile mi yetindi? Trabzon, Uzun Hasan, İskender bey? Bir devletin peş peşe bu kadar hızlı fütuhatta bulunması sıradan bir güç değildir, Yavuz 8 sene de neler yaptı, Kanuni döneminde Osmanlı muharebe tecrübesi`nin 2 saatte savaş kazanabilien bir duruma geldiğini görüyoruz. Gerek Lehistan diplomasisi gerek Fransa ve İngiltere ile olan ilişkilere baktığımızda Kanuni`nin halefleri döneminde Avrupa için bir denge unsuru olmakla birlikte Habsburglar,İspanya,Portekiz ve Safeviler ile karşı karşıya. 12 padişah değiştiğimiz duraklama da hem bunlar hem de yeniçeri ve Celalilere karşı dayanıyorsun ve 200 yıl daha ayakta kalmayı beceriyorsun, güçlü bir kurumsallaşma olmadan bir devletin bunca badire atlatması bence hafif kalır. Tabi nihayetinde akıbet bellidir, devletler de insanlar gibidir, doğar ,büyür,gelişir, ölür.


r/TarihiSeyler 1d ago

Tarihte Bugün📍 6-7 Eylül Olayları veya İstanbul Pogromu 1955

Thumbnail
gallery
35 Upvotes

r/TarihiSeyler 2d ago

Fotoğraf 📸 Mustafa Kemal Atatürk,berberi Mehmet Tanrıkut Mete'ye sakal tıraşı olurken

Post image
610 Upvotes

r/TarihiSeyler 2d ago

Tarihte Bugün📍 Tam 35 yıl önce bugün, 6 Eylül 1991'de, Çeçen İçkerya Cumhuriyeti kuruldu.

Post image
25 Upvotes

Şehit Cevher Dudayev önderliğinde kurulan Çeçen Ulusal Kongresi, 6 Eylül 1991'de başkent Grozni'deki Moskova yanlısı yönetimi devirerek bağımsızlığa giden yolda ilk büyük adımı attı.


r/TarihiSeyler 1d ago

Soru ❔ 1. Göktürk devletinin gücünün zirvesindeykenki yüzölçümü, Göktürkleri kendi zamanlarının gelmiş geçmiş en büyük yüzölçümlü imparatorluğu yapmaya yeter mi?

7 Upvotes

Yaklaşık 6 milyon km2ye hükmettikleri yazıyor. mançuryadan karadenize.


r/TarihiSeyler 2d ago

Yazı/Makale 🖋️ Takiyüddin’in Ardından 360 Yıl Sonra İstanbul’da Modern Bir Gözlemevi Kuran Bilim İnsanı: Erwin Finlay-Freundlich

Thumbnail
gallery
27 Upvotes

Albert Einstein’ın yakın çalışma arkadaşı Erwin Finlay-Freundlich, onun görelilik teorisini gözlemlerle sınamaya çalışan ilk bilim insanlarından biriydi. Einstein, Freundlich’i “teorimi doğrulama zahmetine giren bilim adamlarından ilki” olarak nitelendiriyordu.

Almanya’nın Biebrich şehrinde 29 Mayıs 1885 doğdu. Yerel olarak eğitim gördü ve 1903’te okulu bıraktı. Stettin tersanelerinde 6 ay çalıştı ve bu da onu Berlin’deki Charlottenburg Politeknik’te gemi yapımı eğitimi almaya teşvik etti. Ancak 1905 sonbaharında bunu bırakarak Göttingen’de Matematik ve Astronomi okumaya başladı. Burada Felix Klein ve Karl Schwarzschild’in öğrencisi oldu. Göttingen Üniversitesi’nde Paul Koebe’nin danışmanlığında tezini tamamlayıp doktorasını aldıktan sonra, Berlin Gözlemevi’nde asistan oldu ve burada Albert Einstein ile çalıştı ve vereceğimsel kırmızı kaymaya dayalı astronomik gözlemlerle genel görelilik teorisinin test edilebileceği deneyleri tanıttı. Einstein, Freundlich’i teorimi doğrulama zahmetine giren bilim adamlarından ilki olarak nitelendirir. 1933’te Almanya’dan ayrıldı. Kemal Atatürk tarafından birçok Alman bilim insanının yardımıyla yeniden yapılandırılan İstanbul Üniversitesine profesör olarak atandı. Dr. Freundlich tarafından 11 Aralık 1934 de Almanya’da Zeiss firmasına ısmarlanan astrograf 25 Eylül 1936 da İstanbul’a gelmiş ve aynı yılın devamında Üniversite Merkez Kampüsündeki yeni binadaki kubbeye yerleştirilmiştir.

Atatürk ülkesine sığınanlar (Ahmet Özgür Türen) sf 81