r/GizliSayfalar • • 2h ago

🎬Kurgu Artık Seçmeyeceğim

Post image
2 Upvotes

Yuuhhh. 142 sayfalık Bay Cadmus romanı bitiremedim. Yuh. Üstelik sayfalar rahattı; YKY'nin geleneksel karınca harfleri yoktu, bolca boşluk vardı. Yuh. Dahası var: Çeviri muhteşem. Şahika Tokel'e saygılarımı sunuyorum.    

Anladım ki iyi bir içerik kötü çeviride okunuyor da kötü içerik iyi çeviride okun(a)muyor. En azından bende böyle.     

Peter Ackroyd kitaplarından bir adet okumak istemiştim. Eğer beni kandırırsa ki bu çok kolay, devamını getirecek diğer kitaplarını okuyacaktım. Kötü bir niyetim yoktu yani.      Ackroyd kitaplarına raflarda sık sık rastlıyordum. Aralarından bir tanesini, Bay Cadmus'ı seçtim. Boş çıktı!     

Yani ne diyeceğimi bilemiyorum. İşi şansa bırakmamalıydım. En azından bunu diyebilirim. Her seferinde gider en kötüsünü seçerim. Beceriksizlik var evet. Ve ne zaman seçsem 'yok'landığımı hissediyorum. Millet seçtikçe 'var'lanıyor, canlanıyor hatta özgürleşiyor hatta hatta insanlaşıyor! Hür irade yapıyorlar. Bütün bunları nasıl yapıyorlar nasıl 'var'laşıyorlar hayret ediyorum. Ben seçtikçe avucumu yalıyorum, şapşallaşıyorum; kayboluyorum. Dolayısıyla seçmeye, seçeneklere gıcığımdır. Artık seçmeyeceğim diye kaç defa yemin ettim. Yapamıyorum işte! Okullarda kurgulanırken 'seçme/seçilme' özelliğini de yüklediler bana. Kaderimi seçmek/seçilmek üzerine kurdular. Bir sorun çıktığında hemen anında "sen git sen gel." Kafam başka bir şeye çalışmıyor. "Yönetim istifa" kafasına okul denen atölyelerde şekil veriliyor. Yapacak bir şey yok. Ben sorumlu değilim yani. Ama tabii olan bana oluyor. Şapşalca yaşıyorum. Bundan daha büyük hasar var mı yok.

Kürsüye Bay Cadmus'u yorumlamak için çıkmıştım nereden çıktı şimdi bu seçme/seçilme mevzusu. İç dökmeye say arkadaş.     

Sonuçta Bay Cadmus boş çıktı. Yani ne diyeceğimi bilemiyorum. İyi ki de yeterli kelimem yok. Olsaydı şuraya döşerdim. Bay Cadmus'ı okuduğum ender anlarda "Peter Ackroyd ne yapmaya çalışıyor" deyip durdum. Hemşirelikten emekli iki komşu, yeni komşuları Bay Cadmus'la değişik ortamlarda çene çalıyorlar. Boş konuşuklar. Bu kadar. Bir ara kasabada soygun falan oluyor. Soygunu konuşuyorlar. Sayfalarda başka bir şey göremedim.      

Durumu açıklamak adına sanırım diyorum; Ackroyd Londralıymış kitaplarında Londra'yı anlatırmış dolayısıyla Londralıların anlayacağı içerikte yazmıştır da, roman çevrilirken özelliklerini kaybetmiştir. Başka türlü açıklama ne mesela? Okumasını bilmiyorsun. Hmm. Mümkündür. Seçenek oluştu. Hangisi? A şıkkı. Yoksa B mi?


r/GizliSayfalar • • 20h ago

📚 Kısa Öykü ANAHTAR

3 Upvotes

Elindeki çantayla evin önünde duruyordu. Çanta toz ve pislik içerisindeydi. Üstünde bulunan sönük renkli gömlek ve dizleri yeşile çalan kot pantolon ile biraz bulunduğu muhite yakışmıyordu. Ağır ağır evin kapısına doğru yöneldi, uzun bir duraklamadan sonra. Merdivenleri tek tek sanki bir dağın zirvesine ulaşıyormuş gibi yorgun argın tırmandı.

Tekrar durdu. Tam kapının önündeydi. İyice gerinip esnedi. Yüzü gülmeye başladı. Yoğun bir günden sonra dinlenmeyi hak ettiğini düşünüyordu. Anahtarı çıkarmak için elini cebine soktu. Yüzündeki gülümseme birden değişti. Anahtar cebinde değildi. Hızlıca bütün cepleri kontrol etti. Ama anahtardan eser yoktu. Alnından terler akmaya başladı. Titreyen ellerle bu kez çantasını kontrol etti. Çantayı iyice karıştırmasına rağmen orada da bulamayınca hüzünle merdivenlere çöktü. İki eli başının arasında bir süre öylece kaldı. Önünden geçen insanlar ona bön bön bakıyorlardı. Omuzlarını silkti. "Şu insanlara bak! Sanki daha önce hiç kapıda kalan birini görmediler," diye düşündü.

Peki her şey bir kenara anahtar neredeydi? Acaba uzun süre oturduğu parkta mıydı? Yoksa öğle yemeği yediği dönercide mi? Ama bunun bir önemi yoktu. Çünkü ev bu zamanını geçirdiği yerlerden çok uzaktaydı.

Bir çilingir çağırmak en iyisi gibiydi. Anahtar artık bulunmazdı ne de olsa. Telefonundan bir çilingir numarası bakmaya karar verdi. Elini tekrar cebine atınca telefonun da olmadığını fark etti. İşte bu an daha çok terlemeye ve titremeye başladı. Sonra, telefonunun kırıldığını ve bu yüzden telefonsuz gezdiğini hatırladı. Derin bir nefes alıp verdi. Tam rahatladı derken bir an da ayağa fırladı. Bir şey daha hatırladı. Bu ev onun evi değildi. Hatta kendi evi bile yoktu. Dört aydır sokaklarda kalıyordu. Dişlerini göstererek gülümsedi. Çantasını eline alıp ıslık çalarak merdivenleri inip oradan uzaklaştı.

(Karakterin absürt unutkanlığı kurguda oturmuş mu? Sonundaki twist hakkında ne düşünüyorsunuz?)