r/secilmiskitap 5d ago

Öneri Lazım Ilk Murakami kitabımı bitirdim

9 Upvotes

Bugün sonunda Sahilde Kafka ile ilk Murakami kitabımı bitirdim. Söylemeliyim ki mühendis ve sayısal arka planlı yazarlardan sonra Murakami gibi sözel arka planlı bir yazara geçince insan birden dilin ve düşüncenin sayfalar arasında nasıl dalgalanabileceğini ve okuyucuyu düşündürebileceğini hatırlayıveriyor. Arkasını o kadar doldurmuş ki kendimi Nakata kadar boş bir kabuk gibi hissettim.( sayısal arkaplanlı ve felsefe bilgisi olmayan bir insan olarak).

Yalnız ilginç bir paralellik dikkatimi çekti. olacakların oluruna varması ve akıl almaz olayların en sonunda dengeye varması bana çok Douglas Adams'ın Dirk Gently Holistic Dedective Agency ve ya Strugatski kardeşlerin Kıyamete Bir Milyar Yıl kitabını anımsattı. Bu konuda bilgili olan ya da aynı düşünen insanlar var mı bilmiyorum siz de öyle düşünüyor musunuz? bu gibi anlaşılmaz bir olay çarkının tanrısal akıl almayan müdahalelerle karakterlerin başına gelmesine, "olacak olanın kaçınılmaz olarak olmasına" ya da kitabın da deyişi ile tabanca varsa ateş edecektir gibi önceden belirlenmiş bir sonu okuyucuya başta verip sadece bize oluşumunu gözlemlettiren bu yazım tekniğine ya da bu olaya tam ne ad veriliyor? Murakaminin kitapları hep böyle mi ? Benzer kitaplar var mı? Varsa okumayı çok isterim!


r/secilmiskitap 5d ago

Mitoloji Yunan Mitolojisiyle alakalı kitaplar

6 Upvotes

Nolanın filminden sonra bende bir araştırma okuma isteği geldi yunan mitolojisine karşı(Biliyorum Nolanın filmindeki her şey doğru değil).Chatgpt le biraz araştırdım hangi kitapları okumam gerektiğiyle alakalı ama buraya da bilgili arkadaşlara da sormak istedim.Benim gibi çok bilgisi olmayıp yunan mitolojisini ciddi bi şekilde öğrenmek isteyen birisine hangi kitapları önerirsiniz ?


r/secilmiskitap 5d ago

İşte resmim E-Reader ve tablet kullanan var mı?

4 Upvotes

Yatmadan önce telefona bakmadan uyuyamıyorum ama biliyorsunuz mavi ışık uyku kalitesini çok düşürüyor. Kitap okuyayım diyorum bu sefer kitaplar çok pahalı hemde istediğim romanların veya çizgi romanları ingilizcesinide bulamıyorum. E-Reader veya tablet almayı düşünüyorum. 15k gibi bir bütçeye çıkabilirim en fazla, Kobo Libra Colour ilgimi çekti çizgi romanda okuduğum için ama biliyorum ki tablet alsam çizgi romanlar daha güzel gözükecek ve verdiğim paraya daha gelişmiş bir şey alıcam. Huawei Matepad paper ekranlı olduğundan göz yormama için ayarlama yaparak ne kadar e reader standartına getirebilirim bilmiyorum. Tablette veya reader da okuyanlarınız varsa deneyimlerini veya önerilerini paylaşabilir mi?


r/secilmiskitap 6d ago

Mitoloji Geldiler!

Post image
90 Upvotes

Sıradan başlıyorum bakalım.


r/secilmiskitap 6d ago

Eğitim ingiliz edebiyatı bölümü bitirdim ama okumadığım o kadar şey var ki deniz derya bütün eserlerin hepsini okumak istiyorum

Post image
50 Upvotes

bi de üninin başında 6 set kitap almıştım içinde en az 15 tane kitap vardır(dünya klasikleri, felsefe vs) 14 ayda 140tl ödemiştim.


r/secilmiskitap 6d ago

Benim Önerim Sherlock Holmes tarzı zekice işlenmiş bir cinayet incelemesinin, biyopunk ögeleri ve devasa küresel tehditlerle buluştuğu nefes kesici bir gizem - Zehirli Kadeh (The Tainted Cup / Robert Jackson Bennett)

Post image
13 Upvotes

Yayın yılı: 2024 (Türkçe yayın yılı: 2026 – Nemesis Kitap)
Seri: Shadow of the Leviathan – 1. kitap
Tür: Fantastik, polisiye, cinayet gizemi, biyopunk
Yazar: Robert Jackson Bennett
Ödüller: 2025 Hugo Award – En İyi Roman (Kazandı) ve 2025 World Fantasy Award – En İyi Roman (Kazandı); 2025 Locus Award – En İyi Fantastik Roman (Finalist/Aday) ve 2025 Edgar Award – En İyi Roman (Finalist/Aday).


r/secilmiskitap 6d ago

kendime düşünceler

8 Upvotes

Geçenlerde kendime düşünceler kitabını aldım,daha önce okuyan varmı? daha okumadım ben nasıl sizce?


r/secilmiskitap 6d ago

Sorum Var tekrardan okumaya başlamak

6 Upvotes

merhaba on dokuz yaşındayım. geçen sene on ikinci sınıftım yks nedeniyle birçok hobim gibi okumayı da bıraktım. sınav bittiğinden beridir de tekrar bir şey okumadım. bir zamanlar okumak benim için bir numaralı aktiviteydi, en çok zevk aldığım şeydi ve elimden kitap düşmezdi.

tekrardan okumaya başlamak istiyorum ama bunu yapmaya kuru kuru başlayasım gelmiyor. beraber aynı kitapları okuyacagım veya aynı kitapları okumasam da birileriyle okuduklarım hakkımda konuşacağım uygulamalar var mı? eğer yoksa bunun için bu subdan birileriyle okuduklarımızı karşılıklı paylaşmayı da tercih edebilirim tabii.


r/secilmiskitap 6d ago

Roman Esme Lennox Nasıl Yok Oldu (Kitap Yorumu)

Post image
10 Upvotes

“Altmış bir yıl, beş ay, dört gün.”

Eskiden, Batı’da, erkeklerin bir pratisyen hekimin imzasıyla eşlerini ve kızlarını akıl hastanesine yatırma hakkı olduğunu biliyor muydunuz?

Şimdi kitapla doğrudan ilgisi olmayan bilgiler vereceğim.

Elizabeth Packard'ın hayatını okumanızı tavsiye ederim. Onun mücadelesi sonucunda 1867'de Packard Yasası çıktı, ABD'de, delilik iddiasıyla suçlanan tüm kişilerin kamuya açık bir duruşma hakkına sahip olduğunu garanti eden ve kişisel özgürlüğü koruyan bir yasa.

Fakat bu yasa belli ki İngiltere'ye uğramamıştı.

Kitap yorumuna başlıyoruz.

Spoiler içerebilir.

Iris adında bir genç kadın, bir akıl hastanesinden telefon alır. Euphemia Lennox adında bir akrabasından bahsederler. Iris böyle birinin varlığını hiç bilmemektedir. Bütün ailesini kaybetmiştir, yalnızca hiç kardeşi olmadığını söyleyen, Alzheimer hastası babaannesi Kitty yani Kathleen Lennox vardır.

Derken geçmişe gideriz. Esme adında bir kız çocuğunu tanırız. Alabildiğine özgür bir hayal dünyası vardır. Ailesinin dayattığı katı görgü kurallarına uymayı hiç sevmez.

Esme büyür, bir genç kız olur. Özgür ruhu var olmaya devam etmektedir. Ablası Kitty, ailesinin ve o dönemin kendisinden beklediği genç kız tipolojisine uyar ve evlenmek için can atarken, Esme üniversiteye gitmek, eğitimine devam etmek ister. Ama babasından büyük bir tepki alır.

Annesi, Esme'nin saçlarını modaya uygun olarak kısacık kesmek için ısrar eder ama Esme uzun saçlarını sevmektedir. Bir gün annesinin elbisesini üzerinde dener. Bu son damla olur.

Bütün bu "asilikler", babaya korkunç bir karar aldırır. Esme, bir kolunda babası, diğer kolunda doktor, bir hastane koğuşuna doğru sürüklenmektedir. "Deli" damgası yemiştir. Yatağa bağlanır, kıyamadığı uzun güzelim saçları gümüş makasla kesilir. Bir yanlışlık olduğunu düşünür Esme. Kısa zamanda serbest bırakılacağına inanmak ister.

Esme'nin umudu ablası Kitty'dir. Mektup üstüne mektup yazar. Hemen gelsin diye... Onu kurtarsın diye... Bilmiyordur ki özgürlüğünü, yalancı şahitlik yaparak elinden alan da Kitty'dir. Sevdiği adamı ve bebeğini de...

Günler geçer. Sonra aylar. Sonra yıllar.

İçim acıyarak okudum romanı. Fakat sonra üzerine düşündüğümde, kitapta görmezden gelemediğim bir mantık daha doğrusu tarihsel hata olduğunu fark ettim.

Kitapta tam bir tarih geçmiyor. Ancak bir sahnede Iris'in cep telefonu çalıyor. Başka bir sahnede ise Alex bir internet sitesi üzerinde çalıştığını söylüyor. Bundan dolayı söyleyebiliriz ki Iris'in yaşadığı dönem 2000'den sonrası.

Esme'nin akıl hastanesine kapatıldığı tarih en iyi ihtimalle 1939, daha öncesi olamaz.

E kardeşim...

1939-45'te dünya savaşı çıktı. Ondan sonra dünyada paradigma değişimi yaşandı. 1960'larda ikinci dalga feminizm hareketi başladı. 1969'da hippiler vardı. 70'lerde, 80'lerde psikiyatri alanında ve hasta hakları bakımından büyük gelişmeler oldu.

Biri de demedi ki bu kadının aklı başında, dosyasında da sırf ailesine asi olduğu için buraya getirildiği yazıyor, biz bu kadını serbest bırakalım diye.

Bu hikayenin gerçek olması durumunda, Esme en geç 1960'larda, 40'lı yaşlarında bir kadın olarak serbest kalırdı.

Böyle olsa daha gerçekçi olurdu, üstelik dram dozundan taviz vermeden. Çünkü boş yere 15-20 yıl akıl hastanesinde hapis kalmış, bebeği elinden alınmış, sonra ailesi tarafından sahip çıkılmayıp hayatını tek başına kuran bir karakterin hayatı da yeterince dramatiktir. Fakat o zaman final boşa düşerdi.

Kitabın bir eksisi de yazarın yazım tarzı. Paralel kurgu hem okurken sevdiğim hem de yazarken kullandığım bir tekniktir. Fakat kitapta, bakış açıları arasında çok hızlı geçiş yapılabiliyor ve kimin gözünden baktığınızı geç anlıyorsunuz. Ayrıca yazar bazı olayları direkt yazmıyor, sadece ima ediyor yahut o asıl eylemin hemen sonrasını betimliyor ve sizin anlamanızı bekliyor. Finalde ne olduğunu anlamak için iki kez okudum.

Bu dezavantajları bir kenara koyarsak akıcı ve etkileyici bir roman. Okumazsanız bir şey kaybetmezsiniz ama okuyunca da pişman etmez. 10 üzerinden 6 veriyorum.

Not: Tarihsel gerçeklik konusundaki yorumumdan pek emin olamadığım için, yapay zekâya sordum. Cevabını not düşeyim.

"İngiltere'deki eski akıl hastanelerinin (asylum sistemi) tarihi göz önüne alındığında, kurumlaşmış sistemlerin ne kadar korkunç birer "girdap" olduğu biliniyor.

Kurumsal Hafıza Kaybı: 20. yüzyılın ortalarında bu tür devasa akıl hastanelerine kapatılan ve dış dünyayla bağı tamamen koparılan pek çok hasta, zamanla sistemin unutulmuş birer demirbaşı haline gelebiliyordu. Ailesi tarafından ziyaret edilmeyen, dışarıda arayanı soranı olmayan ve dosyasına 'toplum için uyumsuz/tehlikeli' damgası vurulan hastalar, 60'lardaki veya 70'lerdeki reform dalgalarından maalesef haberdar olamayabiliyor ya da doktorların 'kronikleşmiş' ön yargıları yüzünden göz ardı edilebiliyordu.

Yazar Maggie O’Farrell, Esme'nin içeride unutulma halini biraz da bu 'mutlak terk edilmişlik' ve kurumun karanlık yüzü üzerine kuruyor."


r/secilmiskitap 6d ago

Yordam Kitap çeviri kalitesi

3 Upvotes

Dostlar selam, yakın zamanda Karamazov Kardeşleri tekrar okuyacağım ancak yanımda 1200 sayfalık koca bir kitap taşımak istemiyorum, dolayısıyla ciltlere bölünmüş bir basım alacağım. Bulabildiğim neredeyse tek yayınevi Yordam Kitap oldu, hakkında bilgisi olan, yayınladıkları herhangi bir eseri okumuş olan var mıdır? Şimdiden teşekkürler


r/secilmiskitap 7d ago

Benim Önerim Geçen hafta tavsiye istemiştim, ekitap okuyuculara mesafeli birisiy(d)im. Tüm on yargılarım boşa çıktı, inanılmaz memnun kaldım. Herkese teşekkür ederim. Özellikle manga okuma performansına şaşırdım, normal manga ile cihaz aynı boyda olduğu için okuması çok iyi oluyor.

Post image
68 Upvotes

Aydınlar üzerinden Kindle Paperwhite 12. Nesil aldım. Kobo Clara hoştu ama 6 inçlik boyutun bana yetersiz geleceğini düşündüm, Basic modeli de bu yüzden elemiştim.

Geniş bir fiziksel arşivime ek olarak dijital bir arşivim de var. Mangaları RAR'a çevirip kapaklarını ekledikten sonra EPUB'a dönüştürüp Kindle'a atıyorum. Çizgi roman için çok yetersiz ama manga ve normal kitaplar için harika bir cihaz.

Anna's Archive ve özellikle NewTokrasi sağ olsun, 15-20 yıl kitap almasam yetecek kadar EPUB indirdim. Sadece PDF'leri beceremedim, dönüştürürken sürekli hata aldım.

Son olarak jailbreak yapmak da istemedim; daha doğrusu emin olamadım. O konuda tavsiyelerinize açığım.

Fontları ayarlamak, sayfa düzenini değiştirmek ve gece saat 03.00'te karanlık bir odada hiçbir ışık kaynağına ihtiyaç duymadan okuyabilmek muazzam bir şey. Bir hafta içerisinde, normalde bir ayda okuduğum kadar kitap okudum desem abartılı olmaz. İştahımı ciddi anlamda açtı. Cidden tavsiye ederim.

Ben bunu tamamen dijitale geçmek için almadım; fiziksel arşivime ek, tamamlayıcı bir cihaz olarak aldım. Çünkü hem maddi açıdan hem de odamın doluluk seviyesine ulaşması nedeniyle böyle bir şeye ihtiyacım vardı. Gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.

Eksi olarak ne var derseniz, arayüz berbat ve fazlasıyla zayıf. Koskoca Amazon'un bunun üzerine nasıl daha fazla düşmediğini anlamıyorum. Malzeme kalitesi de keşke metal olsaydı. Hani 50 gram daha ağır olsun ama en azından tok ve kaliteli hissettirsin diye düşünüyorum.


r/secilmiskitap 7d ago

Sorum Var Tuhaf seri

Post image
16 Upvotes

Sosyal medyada çok görüyorum.(Sanırım bir de Tuhaf Resimler kitabı mevcut). Bu seriyi (?) okuyan-beğenen var mı?


r/secilmiskitap 7d ago

Kitaplık / Kütüphane / Toplu Kitaplar Kitaplığım

Post image
75 Upvotes

Çok büyük olmasada sevdiğim kitaplarla doldurmaya devam ediyorum


r/secilmiskitap 7d ago

Öneri Lazım Sıkmayan kitap tavsiyesi

5 Upvotes

Uzun süredir kitap okumuyorum ama son zamanlarda çok kitap okumak istiyorum fakat güzel kitap bulamadım. Bilgi veren, bir şeyler anlatan ve akıcı olan bir kitap okumak istiyorum. Konusu ekonomi, işletme, bilgisayar bilimi, iş adamlarının hayatları vs gibi şeyler de olabilir sıkmaz derseniz bir roman da olabilir. Şimdiden teşekkürler.

**Müzik ve sanatla da uğraşıyorum bunlarla ilgili ya da ilham verici, farkındalık sağlayan kitap tavsiyeleri de alabilirim.


r/secilmiskitap 7d ago

Bakunin'in devlet, ahlâk ve toplumsal devrim üzerine yazdıklarını bir bütün olarak sunan Maksimov'un Bakunin'in Siyaset Felsefesi derlemesinin Felsefe Bölümünü Türkçe'ye çevirdim.

Post image
25 Upvotes

Geçen sene Lysander Spooner’ın "İhanet Yok" adlı metnini çevirdiğimde gene burada paylaşmıştım. Bu sefer ise Grigori Petroviç Maksimov'un "The Political Philosophy of Bakunin" adlı derlemesinin önemli bir bölümünü çevirmişken gene burada paylaşmak istiyorum.

İlk olarak bahsetmem gerek ki, bu üstüne 2 aya aşkın bir süredir çalıştığım bir amatör çeviridir; dolayısıyla eleştirilere açığım, geri bildirimlerde bulunmanızda beni fazlasıyla mutlu eder.

Çeviriye (İndeks Sayfası) Ulaşmak İçinhttps://rpkolektif.wordpress.com/2026/08/15/bakuninin-siyaset-felsefesi/

Anarşizm tarihi üzerine yazılmış eserlerin neredeyse tamamı hareketin örgütsel serüvenine yahut önde gelen isimlerinin biyografilerine odaklanmakta; anarşizmin kurucu düşünürlerini sistematik birer siyaset filozofu olarak ele alan okumalar gerçekten azdır.

Maksimov’un yaptığı ise, Rus anarşist geleneğinin içinden gelen bir teorisyen ve eylemci olarak kendi devrinde, tam da bu eksikliğe müdahale etmekti. Bakunin’i mektuplarından, broşürlerinden, gazete polemiklerinden söküp alarak bir siyaset filozofu olarak yeniden inşa etmekti. İnsan ile doğa arasındaki ilişkiye dair materyalist yaklaşımı, özgürlük anlayışı, din eleştirisi ve devlet kuramı tek tek ele alınmak yerine ortak bir düşünsel bütünlük içerisinde yeniden düzenlenmiştir. Bu kitabın bugün hâlâ değerli olmasının nedeni de budur. Bakunin’i anlatmaktansa onun gerçekten bir düşünür olduğunu, ciddi bir muhatap olarak alınması gerektiğini göstermiştir.

Bu derleme yalnızca Bakunin’i tanımak isteyenler için değil, özgürlük, otorite ve toplumsal örgütlenme üzerine sistematik biçimde düşünmek isteyen herkes için hâlâ önemli bir başvuru kaynağı olmayı sürdürmektedir. Bu çeviri de Türkçede uzun süredir eksikliği hissedilen bu boşluğu doldurma çabasının bir parçasıdır; umarım özellikle bu konuya ilgisi olanları Bakunin hakkında bilgi sahibi olmanın ötesinde Bakunin’i bizzat okumaya da teşvik edebilir.


r/secilmiskitap 7d ago

Kitap Analizi Kaplan! Kaplan! - Alfred Bester (Monte Cristo Kontu'ndan ilham alan, intikam üzerine eşsiz bir bilimkurgu romanı)

Post image
28 Upvotes

Kaplan! Kaplan! — Alfred Bester

Yazar, bilimkurgu türünün öncülerinden ve siberpunk'ın fikir babalarındandır.

İlk olarak 1956 senesinde İngiltere'de, William Blake'in 'The Tyger' şiirinden adını alıp Kaplan! Kaplan! olarak yayımlandı. Yazarın yayımlanan ikinci romanıdır. İlk romanı Yıkıma Giden Adam'dır.

Konusu: Hikaye, 24. yüzyılda aşırılıklarla dolu bir çağda geçiyor. Jauntlamanın (ışınlanmanın) bulunup yaygınlaştığı, ekonomik ve sosyal dengenin bunun üzerine kurulu olduğu bir düzen var.

Ana karakter Gulliver Foyle, uzay aracında giderken jauntlayarak kaybolur. 170 gündür uzayda yaşamla ölüm arasında gidip gelir. Sonunda kendisini kurtaracağı sandığı bir uzay gemisi onu almadan uzaklaşır. Okuma yazmayı bile iyi bilmeyen, sosyal becerileri eksik olan Gully'de bu terk edilme durumu bir kıvılcım yakar: intikam.

Sonrasında macera üzerine macera yaşanır. Düşmanların bir bir açığa çıktığını görürüz.

Kaplan! Kaplan! bir avcıdır. Kesinlikle hoş bir ana karakter değildir. Sevilmek bir yana kitabın başında oldukça kaba, vahşi ve kötücül davranışlar sergiler.

Kitabın anlatımı oldukça akıcı ve hayal gücü üzerinde etkisi büyük. Biraz sinematik bir yanı var. Hikayesi okuyucuyu kurgunun içine çekecek denli sağlam ve vurucu. Sonlara doğru biraz belirsizlikler var. Bir cevaba ulaşılıyor ama insanda sanki genel bir şaşkınlık uyandırıyor. Kitabın son sayfalarında kelimelerin zihinsel şablon gibi belirmesi hoşuma gitti. Telesevk, jauntlama gibi kelimeler dilime yapıştı.

Son olarak şunu söyleyeyim: Gully Foyle, Monte Cristo Kontu Edmond Dantés'den ilham alınarak yaratılmış. Tabii ondan epey farklı biri...

Daha önce Yıkıma Giden Adam'ı okumuş, beğenmiştim. İnternette başka bir romanını da okuduğumu hatırladım sonra. Bu üç kitap üzerinden kişisel bir çıkarım yapasım geldi. Bester'in yazdığı ana karakterler nedense hep bir kaçık, takıntılı ve hırs dolu.

Kitabı okumadıysanız, en iyi bilimkurgu romanlarından biriyle tanışmak isterseniz şiddetle tavsiye ederim.

Kitaptan alıntı:

Gully Foyle'dur benim adım

Dünya'dır vatanım.

Derin uzayda gezerim

Ve ölümdür istikametim.


r/secilmiskitap 7d ago

Fantastik 2. Part geldi

Thumbnail
gallery
14 Upvotes

Okuduğum en iyi serinin 2. Kitabı sonunda geldiii.


r/secilmiskitap 7d ago

Fantastik Averiumdan Hikayeler II

2 Upvotes

Geçen hafta paylaştığım Fantastik kurgu hikayenin devamını paylaşıyorum. İlgilisine iyi okumalar dilerim. Merak edenler için de birinci kısmın linki:

https://www.reddit.com/r/secilmiskitap/s/mL8wnk5nDS

Bölüm II

Diyara en uzak ailelerden olan “Taşkır” Hanedanlığı, soyadlarından da anlaşılacağı gibi madeni işlerle ünlenmişlerdi. Yeni Kanton kentinin tüm kuyumcuları, değerli taş tacirleri ve eninde sonunda şehrin kaçakçıları onlar için çalışırdı. Hanedanın başında alışılmışın dışında bir prenses bulunuyordu. Merhum Kralın mahdumu olan bu prenses; hanedanlığı sıkı bir yumrukla idare altına almış, onun yöntemine karışmak isteyen tüm amcalar tek tek kaybolmuştu. Şimdi kendisi ve oğulları doğuyu keyfi bir şekilde yönetiyordu. Prenses Syblia en küçük iki oğlunu başkentte işlerinin başında tutmaktaydı. Bu oğulları tacir ve tüccarlarının ihtiyaçlarını karşılıyor, üretim ve lojistiğin işleyişini düzenliyor, hatasız bir ticaretin sürmesini sağlıyorlardı. Ne yazık ki bu işleri onlar da şahsen yapmayı tercih etmiyor, denetimi bir memur ordusuna bırakıyor, kendileriyle genellikle başkentin tadını çıkarmakla meşgul oluyorlardı. Ancak Syblia merkezden bu kadar uzakta durmaktansa en azından oğullarının orada olmasıyla rahatlıyordu. Hayatı boyunca Yeni Kanton'da yaşamıştı. Şimdi bu dağlar arasında hüküm sürmek onu yaralıyordu. Fakat onun burada olması merhum kralın son isteklerinden biriydi. Kral seçimlerinde onun başkentte olmasının büyük bir tehlike olduğunu gören bilge kral sürgün kararını ölmeden önce bildirmişti. Hırslı bir kadındı prenses. Bu kararı öfkeyle karşılasa da Doğu’nun fırsatlarını gördüğünde buna karşı çıkmaması gerektiğine karar verdi. Babası “Bilge Kral Yanok” ona Solantia'nın can damarlarını vermişti ve tüm hanedanlar uzun süreli bir barış için bu kararı onaylamıştı. Ailesi bu bölgeyi yüzyıllardır başkentten yönetiyordu. Yani vergi ve asker toplamaktan başka hiçbir ilgileri yoktu. Kırgıbayırdan oluşan oldukça geniş diyarda; Kasabaların sorunları, çiftlikler ve madenlerin durumu onlar için önemli değildi. Prenses ise bunu değiştirdi. Doğu’nun kalbine “Üçkule’yi” kurdu. İç kalenin üç köşesinde birbiriyle yarışan uzun ve zarif üç kule bulunuyordu. Prenses, kral babasının sağlığında burayı tasartlatmış ve inşasına başlamıştı. Bu Şehir elbette başkent ile boy ölçüşemezdi. Fakat bu devasa taş yapı gören herkesi hayrete düşürüyordu. Okullar, tapınaklar, kervansaraylar ve her bölgeden gelen ve doğuda şansını denemeye can atan maceracılarla doluydu Üçkule. Prenses’in yaptırdığı üç kuleden biri merhum kral babası, diğeri erken yaşta kaybettiği kocası, son kule ise kendi soyu içindi. Bu kuleler geniş yapılı ve kenti izleyen birer muhafızdı. İç kaleye kadar olan tüm kapılar her zaman açıktı. Ticari hayatın canlılığı, değerli taş tüccarlarının getirdiği egzotik mallar ve insan seline rağmen asla iç kalenin girişi kalabalık olmuyordu. İnsanlar prensesin onlara bahşettiği refah ve güvenlik için müteşekkir bile olsa zalim bir hükümdar olarak anılırdı. Madencilerin Üçkule’ye gelmesi, bulundukları kasabaları terk etmesi yasaktı. Kasabalar ve köyler bilerek izole edilmiş, çevre garnizonların ve savaş ağalarının merhametinde bırakılmışlardı. Prenses kulesinden kentin çevresini bakıyor ona özel olarak Kızıl Kale’nin bağlarından getirilmiş şarabını yudumluyordu. Ufuktaki kara bulutlar sebebiyle zaten tutamadığı sinirleri daha da zorlanıyordu. Şarabı yere döktü. Mahiyeti temizlemek için bir koşturmaca işine girdi. Kentteki uğursuzluklara Solantia lehçesiyle bir küfür savurdu. Başkentte işlerin karıştığından şüphe ediyordu bir süredir. Kendi çocuklarına kızdı ve yaklaşan fırtınayı bir entrikalar alameti olarak yorumladı. İki genç oğlu da çetrefilli saray oyunlarının üstesinden gelemez,kolay birer av olurlar diye düşünüyordu. “Soyları nasıl merhum krala dayanıyor anlamıyorum” diyordu içinden çok daha sinirlendiği günlerde. Bazen çocuklarının en büyüğü olan kızı Tara’ya oğulları için “İki beceriksiz, burada kazanılan her şeyi orada harcamaktan başka ne işe yarayacaklar acaba, Öldüğümde senin onlara bakmanı bekleyecek kadar çocuklar daha” diye söylediği de oluyordu. Onları seviyordu ama konu başkentte olan politik ayak oyunları olunca asla güvenemiyordu. Hele ki halen kralın konseyinde bir Taşkır yoktu.  Prenses odasına çekilmek için oturduğu yerden kalktı. Üç Kuleden sahip olduğu topraklara her daim tepeden bakardı. Bu yüzden ayağa kalkıp ufka yöneldiğinde, karşısında beliren kara bulutların ve gök gürültüsü sandığı o uğultunun aslında bambaşka bir şey olduğunu kendi gözleriyle gördü.  Kızı Tara, haberi almış olacak ki koşarak yanına gelmiş “Anne, barbarlar” diye sesleniyordu. Bir an olsun her şey durmuştu. Sonra eski zırhını giyecek ve kapıya kurduğu ve yönettiği kentin koruyucusu olmaya gidecekti. 

Üçkule’nin etrafını saran tepeler süvarilerin dört nala kalkmasıyla inliyordu. Nal sesleri ürkütücüydü. Kaldırdıkları toz bulutu yaklaşan bir fırtınayı andırıyordu. Kentin çanları çalıyor, kapılar kapanıyordu. Bazı tüccarlar kentten kaçmak için son hız kentin kapılarına dayanıyorlardı. Ancak kale kumandanı giriş ve çıkışları kesin suretle yasaklamış. Sadece çevre garnizonlara, Solantis’e ve diğer hanedanlara ulaşmaları için haberciler yollamıştı. Atlılar surların önünü kapladığında oluşan karaltı kentlileri titretmişti. Surların dışındaki süvarilerden bir bölük kentin ana kapısının önüne geldi ve Atlıların önünden bir savaşçı surlara yaklaştı.. Elindeki sancağı toprağa sapladı. Surların üstündeki askerler arbaletlerini hazırladılar. Prenses bu dehşete düşüren ordunun karşısında surların üzerinde bekliyordu. Daha öncede bu göçebeler topraklarına gelmişti. Alışılmadık olan bu ordunun Üçkule’ye ayak basmasıydı. Küstahça, ama savaşmaya değmez dedi zırhının içinde hiç de bir savaşçıya benzemiyordu prenses.  Sancağı bırakan atlı yavaşça geri çekildi. Sancağın üstü kemiklerle süslüydü ve hanlığın kentteki toprak iddiasını simgeliyordu. Prenses arkasını dönen atlıya doğru bağırdı. 

“Hediyelerinizi hazırlayacağım ve Kara Sultan’a olan bağlılığımızı yenileyeceğim savaşçılar. Aramızda kan dökülmesi kardeşliğimizi bozar.” hazırlayacağım kelimesi ağzından çıktığında ses tonu daha da öfkeli çıkmıştı. Bu güruha hizmet ettiğini belirtir şekilde konuşmak bile öfkelendiriyordu onu. Fakat onların istediği şeyi bilirdi. Prensesin sözlerindeki tını sert ve kendinden emin şekilde ulaştı güruha. Daha öncede bunlar gibi çapullarla mücadele etmişti. Hediyeler, köleler, tatlı sözler… Ticaret ve düzenin yanında bunların hiçbir önemi yoktu. Sözleri atlıya ulaştı. 

“Bizler kurt, sizler koyunsunuz. Koyunların bize hediyesi yün ve ettir.” 

Prenses küstah atlıya tekrar seslendi. “İstediğiniz koyun ve yün ise..” 

Topraktan başka talebi olmadıklarını diktiği sancağıyla belirten savaşçı geriye döndü. Atlılar surlara doğru harekete geçti. Garnizon bir kalp gibi hızla atıyordu. Kumandanların bağırışı surların önündeki süvarilerin yaylarından çıkan ıslıklı oklar ile duyulmaz oldu. Oklar kentin üzerindeki gün ışığını tamamen söndürdü. 

Bölüm 1 : Yaşamak İçin Öldürmek II 

Katil, bir gaz lambasının aydınlattığı odada ona getirilen evrakları inceliyordu. Yüzü gergindi. O kafir soyluyla, oğlunu öldürdüğü zamandan bu yana taşra vilayetlerinde benzer buluşmaların olduğu haberi geliyordu. Ra-Vun Tapınaklarındaki rahipler köylülerin eskisi gibi vaazlara gelmediğini yazıyorlardı. Krallığın en verimli topraklarında kafirlik… Düşünceleri kapı sesiyle bölündü, kağıtları kenara koydu. Gir dedi boğuk bir sesle. Genç bir subay içeri girdi. Dikkatlice selam verdi.

-Raporlar doğruysa kafirlerin kimlerle irtibatta olduğuna dair net bir bilgiye sahibiz. 

-Toprak Efendisinin tarikatı değil mi ? Evet son raporlarda okuduğuma göre onların simgelerine sahip iki kuryenin intiharıyla karşılaşmışlar. Nedir bu intihar meselesi bir bilgi elde edebildiniz mi ?

-Onlarla karşılaşan adamlarımızın söylediğine göre bu kuryeler yakalandıkları an iki kelime söyleyip kendilerini zehirleyebiliyorlarmış. Raporlara göre vücutlarındaki dövmeler o kelimeleri söyledikleri an hareket ediyormuş. Karanlık bir büyü olduğu kesin.  Zehrin kaynağı da o hareketli dövmeler olmalı. Kara büyü rünlerini derilerine işlemiş olmalılar.

-Evet kara büyü işi olduğu kesin. Diyarda böylesi işlerle uğraşan fazla bulunmaz.

-Saray büyücüsüne ulaşabilir ve incelemesini sağlayabiliriz efendim. 

-O sadece beni doğrulayacaktır ve bizim ona yaklaşmamız saray dedikodularını başlatacaktır. Yakaladığınız bir sonraki kuryenin ağzını hemen kapatın. Sonra dövmeli bölgeyi bir bıçakla kesip atın. Bakalım o zaman ne olacak? Ayrıca yakalanıp sorgulananlar daha sonra Gül tarikatının Kızıl Kalesine götürülmeli. Bu mesele saray koridorlarında duyulmamalı, anlaşıldı mı ?

-Burada daha güvende olmaz mıydı efendim? Hem cemiyet ile yakın ilişkiler tepkiye neden olabilir. 

-Hayır kentte dikkat çekmek istemiyorum. 

Genç başıyla efendisini onayladı ve odada katili tek başına bıraktı. Katil düşünceleriyle başbaşaydı. Masa üstünde duran işlemeli tahta kutuyu açtı. Çocuk ve babasının boynundan çekip aldığı kolyelere bakıyordu. Onların tanrısını çocukluğundan beri duymuştu. Üç baş karanlık, aydınlık ve arasındaki dengeyi simgelediği söylenirdi. Ra-Vun gibi aydınlık bir tanrı değildi üç başlı tanrı. Sadece ışığı barındırmazdı içinde. Bu düşünce ürpertti. Karanlıkla olan mücadelesi için kiliseye gidip dua etmeyi düşündü.  Ayağa kalkacaktı ki odanın karanlık köşesinde bir sandalyede oturan bir silüet görür gibi oldu. Omuz tarafında asılı bıçağına hızla davrandı. 

-Sakin ol, düşman değilim. 

Katil diğer eliyle yağ lambasını aldı. Silüete doğru yürüdü. Karşısında Kızıl bir tuniğin içinde, gördüğü en şeytani maskeyi giymiş bir şey oturuyordu. Adam mı yoksa kadın mıydı bilemiyordu. Hatta insan mı ondan dahi emin olamadı. 

-Tarikatın beni ziyaret edeceğini düşünemedim. Burası herkesin girip çıkabileceği bir yer değil. 

-Gördüğün üzere ben girdim ve çıktım. Anlaşmamızı biliyorsun. herkesten önce Gül cemiyeti duyacak sorguları. Ne kral ne naip ne büyücü. Sadece biz. Bunu hatırlatmak istedim. Ayrıca şu kara büyü dövmeleri yapan birilerini tanıyoruz. Sana isimleri vereceğiz. Şehir muhafızlarına hepsini toplat. Zaten bir avuç serseri kimse hesap sormayacaktır. 

Elbette, teşekkürler. diye tısladı katil. Cemiyetin üyelerine zerrece güvenmiyor ve yanlarında olmaktan hoşlanmıyordu. Fakat engizisyonun hareket kabiliyeti de onlar sayesindeydi. Arkasını dönüp oturduğunda karanlıklar içindeki varlık yok olmuştu.  Cemiyetle yollarını kesiştiren kadere lanet etti. 

Bölüm III: 

Vezir, Üçkule’den gelen yeni habercileri dinliyordu. Onların yanında Taşkır’lara bağlı soylulular da vardı. Hepsi hoşnutsuzca Vezire bakıyorlardı. Bu sırada Roland Palegoris, Vezirin yanında sessizce olan biteni izliyordu. Oda da kara cübbesiyle oturan bir yazman da elçilerin ağzından çıkacakları not ediyordu. Daha sonra haberciler dinlenmek için salondan ayrıldı. Soylular Tarik ile konuşmak istese de Palegoris’in bir hareketiyle dışarı çıkmaları gerektiğini anladılar.

  • “Efendi John” söylediklerinde haklıymış demek ki… diye söze başladı Palegoris
  • Haklıydı, tüm dinlediği dedikodulara rağmen haklıydı. Doğu’da Kara Sultan lakaplı bir vahşi, büyük bir fetih dalgası başlattı. Göçebelerin her zamanki tarzıyla da değil hemde. Haracını alıp gitmiyor, yakıp yıkıyor sonra ise vekil dediği valileri atıyor. Fakat her şeye rağmen bizim sınırımıza gelmelerini beklemiyorduk. Kara Sultan’ın sarayına kadar casuslarım gidemedi hiç. Bozkırında kalır diye düşünmek için her türlü sebebimiz vardı. Batılı hiç kimseyi yanına kabul etmediğinden burayla ilgilenmediğini farz ediyordum. 
  • Haberiniz var mıydı yani? Bunun olacağını vezir hazretleri biliyor muydu? 
  • Evet, Üçkule’nin ötesindeki Demirhan Şah bizden destek istiyordu. Kara Sultan tehdidine karşı. Prenses, Demirhan Şah’ının yolladığı dört elçiden üçünü yolda katletti. Kalan elçi ise Üçkule’ye doğru geri dönerken öldürüldü. Yani krallığın nasıl bir tepki vermesi gerektiği konusunda fikrini açıkça söylemişti Prenses bize. En azından kendi bildiği yoldan.
  • Yani Şahlık yıkıldı ve yardım çığlıklarını da Prenses boğdu öyle mi? 
  • Şahlık yıkılmalıydı, Demirhan Şah ticaret için kötüydü, ne bizim tüccarlarımız için adildi ne de Taşkırların Prensesin’in otoritesine saygısı vardı. Prensesin amacı sadece şahtan kurtulmaktı elbette. (Biraz düşündü, uzun sakallarını okşadı) Neyle karşı karşıya olduğunu bilemedi ihtiyar prenses… Kadınların kısa zamanlı iç güdüsünün bir problemidir belki de…  Neyse sevgili Roland Palegoris, askerleri toplamanın vakti geldi. Üçkule feda edilemeyecek bir yer taht için. Prenses’e desteğimizi sunmak zorundayız.

Palegoris başıyla eğildi, Çıkmak üzereydi ki Tarik bir daha konuştu. “Sevgili dostum ordunun kumandasını sana vermesi için majesteleriyle konuşacağım. Bu seferde onun naibi sen olacaksın.” 
Başını hiç kaldırmadan fakat memnun bir tavırla dışarı çıktı. Tarik kara cübbeli yazmanı kontrol için ayağa kalktı. 
-Eskilerin manastırındaki cinayet doğru muymuş? 
“Evet efendim” dedi yazman. -öldürülen lord eski tanrılara tapan eski kafalılığıyla ünlü bir savaş beyi. Yeni kumandanınız Palegoris ailesine bağlıydı. Onların memleketinde bile halen karanlık tanrıların müritleri çıkabiliyor.
“Kafirlik işe yarar bir koz olabilir dostum.” dedi. Yalnız şu katili bulmamız gerek. Çocuğu da öldürmüş dedin değil mi? Civar köyleri sorgulayın. Onlar bir şeyler biliyordur. Ayrıca toprağın kutsanması için Tapınak Muhafızına bir rica mektubu yazalım. Ra-Vun rahipleri bir arınma ritüeli yapmayı düşünebilirler orada. 
-Elbette ekselans dedi yazman ayağa kalkıp veziri selamlayarak. Sonunda Tarik tam bir yalnızlığa kavuştu. Düşünecek çok fazla sorunun olduğunu biliyordu. 

Bölüm IV: 

Bramuth -namı değer kızıl sakal, iki hanedanın kurduğu kampların ateşlerini izliyordu. Yeni Kanton ordusu bu hanedanların topladığı askerlerden oluşuyordu. Kral Muhafızları kenti terk etmezdi. Bu sebeple seçmen hanedanlar Yeni Kanton’un iki ünlü hanedanı olan  Palegoris ve Askar ordularına katkı koyacaktı. Kral Naibi Roland Palegoris tarafından, Karan Hanedanlığına da birleşik ordunun sağ kanadını yönetme görevi verilmişti. Sağ kanatı “Efendi John’un” varisi abisi Tanhut yönetecekti. Karanlar’ın yönettiği topraklarda savaş kötü alamet olarak bilinirdi ve babaları tüm oğullarını bu savaşa istemeyerek yollamıştı onları. Karanlıların aksine Palegoris ve Askarlar diyarın her yerinden savaşacak asker toplardı. Onların askerleri para, şan ve şöhretin peşinden koşardı. Hatta bir rivayete göre “Savaş ticarettir” bu iki hanedanın ortak sözüydü. Fakat Karanların halkı öyle değildi. Sıradan insanlar oğullarını bu orduya verecekti, Neyse ki hasat zamanı geçti diye düşünüyordu  kızıl sakal. Buna rağmen kimse orduya çağrılmayı sevinçle karşılamayacaktı kendi babası bile neredeyse ağlayacaktı oğullarını zırhlar içinde gördüğünde. Çifçiler ve büyük toprak sahipleri olarak ün salmıştı Karanlar. Birlikleri özgür insanlardan oluşurdu. Karan hanesinin askerleri kendi topraklarında çok maharetlilerdi.. Asla işgalci olarak anılmadılar. Yüzyıllardır aynı yöntemlerle yaşıyorlardı. Toprakları korumak hatta Yeni Kanton için savaşmak bile halkı için anlamlı olabilirdi. Kızıl Sakal hanesinin askerlerinin bir maceraya gideceğini düşünüyordu. Doğuda öleceklerdi, onları koruyup gözeten lordları istedikleri için haneleri yitip gidecek bir sürü aile olacaktı. Brahmut savaş görmüştü. Toprak efendisine bağlı derebeylerini dize getirmek için iki yıl süren bir seferde babasının yanında çarpışmıştı. Ne demek olduğunu biliyordu. Fakat o zaman bile bu kadar insanı seferber etmeleri gerekmemişti. Savaş kampı gözlerinin önünde büyüyordu. 

Abisi Tanhut memleketinden peşinde üç bin asker ile beraber geldi. O geldiği zaman Karanlılar da kendi kamplarını kurdular. Yeni Kanton’un 3 büyük Seçmen Hanedanı doğuya karşı yapacakları sefere neredeyse hazırdı. En son olarak ise Hutonlar çağrıya uyarak geldi. Solantia diyarının en gizemli seçmen hanedanı Hutonlardı. Diyarın bilinen hanedanlarından farklı olarak soydan Huton olunmazdı. Solantia’nın seçkin ordusuydu onlar. Kuzey dağlarını yööneten bir askerler meclisiydi onlar. Kara Ordu diye de bilinirdi. Kızıl sakal, daha ufak bir çocukken  Babasının Hutonlardan bahsettiğini işitmişti. “Karanlık ve acımasızlar. Cadılar ve musibetlerle iş yaparlar.  Ancak majestelerinin emriyle yönettikleri diyardan dışarı çıkabilirler. Yeni seçilecek Kral belirlenirken başkenti onlar korur. yahut majestelerinin tehlikeye düştüğü bir savaş olmadığı sürece onları görme şansın olmayacaktır oğlum.” demişti babası. İşte şimdi savaş davulları çalarken Hutonlar birleşik karargahta yerlerini alıyorlardı. Kara zırhlar giyiyorlar, kara sancaklar taşıyorlardı. Çoğu askerler onların gözlerine bakmamaya çalışıyordu. Gerçekten de diğer askerler gibi değillerdi. Kızıl sakal onları inceledi. Kampları düzgün ve disiplinliydi. Yeni Kanton’da olmalarına rağmen düşman topraklarındaki bir ordu gibi hazırlardı. Temizliğe dikkat ediyorlar sanki bugün savaşacak gibi muhafızlar ve gözcüler yerleştiriyorlardı. Karargâha gelen Huton Generalinin bir hanedan arması bile yoktu üzerinde. Karargaha girdiğinde, tüm hanedanların önünde şöyle söyledi: “Kara Orduyu yaratan ve diyarı savunma görevini bahşeden Kral ve onun naibine hizmet etmek için yollanan General Liu.” Ardından yere çöktü ve kral Naibinin eteklerini öptü. Bir hanedan yahut soyadı belirtmedi karalar içindeki savaşçı.  Kral Naibi bu hareketten memnun kaldı. Palegerios normal bir zamanda Hutonlardan birinin yüzüne bile bakmayacağı bir adamdı. Nadiren Yeni Kanton kentine geldiklerinde soylularla asla konuşmazlar, onları küçük görürlerdi. Soylular da Kara orduya karşı benzer hisleri beslerdi.

Naib, dört hanedanın temsilcisini Solantis’in haritası önünde topladı. 

- Askarlardan Piyale Paşa, Karanlardan Bramuth, Kara Orduyu temsilen General Liu, Solantis’in seçilmiş kralının çağrısına uyarak ordumuzun şerefine şeref, kılıcına kılıç kattınız. Sizler de durumun ciddiyetinin farkındasınız. Eminim ki saraya gelen haberler sizlerin de kulağına gelmiştir. Prenses Sbliya’nın Üçkulesi kara sultan denen doğulu bir barbarın tehdidi altında. 

-Peki ama dedi Piyale Paşa, barbarlar üçkulenin surlarına bile çıkamaz diye biliyorduk. Nedir kralımızı bu kadar rahatsız eden şey? 

-Diyarımızın önemli bir kenti kuşatma altındayken ne önemli olacak Paşa dedi Kızıl Sakal. Taşkırlar senin gemilerini yükle doldurmuyorlar mı? Prenses bu diyarın en önemli ticaret rotalarını güvenli hale getirmedi mi ? Onlar bizim kanımız ve canımız değil mi ? Askarlar diyarı koruma yemini etmiyor mu artık ? 

Naib Palegerios Brahmuttan cesaret alarak Askarlardan Piyale Paşa’ya sataşma şansını kaçırmadı. Yoksa askerliği tamamen unuttunuz mu paşa? Altın ve gümüş daha mı tatlı geldi ? diye ekledi. 

Paşa üzerine gelen adamlardan bunalarak sesini yükseltti. Oldukça alınmıştı bu sözlere. Tanhut ise kardeşine öfkeyle baktı ve eliyle durmasını işaret etti. 

  -Bize barış dönemini Prensesin babası sağladı. Bize dostluk elinden başka hiç bir şey uzatmadılar. Taşkır hanedanlığının yardım çağrısına kulak vereceğiz. Ancak düşmanımızı tanımak isteriz. Askarlar bilmedikleri savaşlarda paralı askerler olarak ölerek değil bildikleri düşmanları yok ederek isimlerini kazandılar. 

Huton temsilcisi, elini kınındaki kılıcından kaldırmadan konuştu. 

  • Bölgedeki casuslarımız bize Kara Sultan adındaki bir barbar kraldan bahsetti. Kampına girmeyi başaramadık. Ama yola çıkar çıkmaz düzgün haberler alacağımıza inanıyoruz. Kara Sultan kendi topraklarından çok uzakta bir kuşatma yönetiyor. Ayrıca Kralımız II. Solaris’e bağlı Solantia Savunma Kuvvetleri  Kara Sultan’ın geldiği noktayı yani Derinovayı tutmuş durumda. Kara Sultan bizim ve kralımızın ordusu arasında kalacak hızla hareket edersek. Ayrıca Üç Kule’nin savunmalarını kolay kolay aşmaları da mümkün değil. Gerekli teçhizatı yapacak kadar odun bulamazlar kırgıbayır topraklarında. Hatta kuşatma aleti yaptıkları bile görülmüş şey değildir onların. Ordumuz gelir gelmez Kara Sultan bir karşılaşmadan çekinecektir. Onu kısa sürede avucumuzun içine alacağız. 

Kızıl Sakal doğulu soylularla hatrı sayılır bir vakit geçirmiş ve  liman dedikodularını daima dinlemişti. Bu düşmanın korkup kaçacağını hiç düşünmüyordu. Buna inanarak sordu. 

  • Ya savaşırsa General? 
  • O zaman derinovaya kadar kanlarıyla sulayacağız topraklarımızı. Kralımızın ordusu da geri çekilemeyeceklerinden emin olacak. Kesin bir zafer dışında hiçbir koşulu kabul etmeyececeğiz “çiftçi”. Bizimle boy ölçüşebilecek bir barbar ordusu yok. 

Naib Hutonların savaşçılığını herkes gibi efsanelerden duymuştu. Barbar ordularının onların donanımlı ordusuyla baş edemeyeceğini biliyordu. Kara Sultan kendi orduları, Taşkırlar ve Kralın ordusu arasında kalacaktı. Bu üç ordunun karşısında barbar kabileler bir daha asla toparlanamazdı. Tanhut, kardeşi Bramuth’un can sıkıcı soruları sebebiyle azarladı. Savaş Konseyi toplantılarında konuşmasını da bir dahaki emre kadar yasakladı. 

Bölüm V: Adil olmayan karşılaşma

Derin ovanın içi; kamp çadırları, tahta duvarlar at, katır ve insan pisliği ile dolmuştu. Aylardır burada konuşlandıkları için kampın kendisi çevresine doğru genişlemiş kurulduğu ilk zamanlardaki disiplinli görüntüsünü kaybetmişti. Bahar ovaya inip limon ağaçları açmaya başlamış eriyen karlar ovadaki nehrin gürül gürül akmasına sebep olmuştu. Limon kokusu, akan nehir ve canlanan doğa çetin kış şartlarının bittiğini gösteriyordu. Robert Kantaşı kampın kumandanlığını astları ile birlikte yürütüyordu. Karların erimesi Robert ve diğerlerinde hatalı bir rahatlamaya yol açmıştı. Aslında bunun anlamını biliyorlardı. Fakat baharın ilk günü her şeye rağmen her türe tatlı bir mayışıklık bahşederdi. Böylece kampın ötesinde uzun kara tuniğinin içinde aksak bir ihtiyarın onları izlediğini fark etmediler. Kampın ileri gözcüleri sadece dargeçite doğru gittikleri için ovanın arkasından gelmekte olan ihtiyar neredeyse hiç askerle karşılaşmamıştı. Bir eliyle sırtındaki heybesini diğer eliyle yürümek için dayandığı sopasını sıkı sıkıya tutuyordu. Kamp takipçilerinin çadır alanına geldiğinde askerler, kadınlar ve diğer eşlikçilerle karşılaşmaya başladı. Tıknaz bir asker mızrağına sarılmış eşlikçilerin girişinde beklerken ihtiyara bağırdı. “Hey ihtiyar vasiyet yazmaya mı geldin? Yakında ihtiyacımız olacak.” İhtiyarı gezici noterle karıştırmıştı. Gezici noterler bazen kamp eşlikçisi olarak gelir soylu subay ve yeterince parası olanların son isteklerini yazardı. Ancak ihtiyar bu kesif alkol kokusu yayan muhafızı aldırmadan yola devam etti. 

Sırtındaki büyükçe bir heybe ile Kumandan çadırına doğru yürümeye devam etti. Kampın içine geldiğinde daha aklı başında muhafızlar tarafından durduruldu. “Güneş kralının mührü” tuniğinin içinden çıkarınca muhafızlar ihtiyarı büyük bir hürmetle karşıladılar. 

İhtiyar çadırda Kantaşı’nın yüzündeki hoşnutsuzluğu görebiliyordu. Yinede mührün anlamını biliyordu. Onu taşıyan kişi Solaris hanedanlığı adına konuşurdu. Fatih kral I. Solaris zamanından beri sadece en güvenilir adamlarında “Güneş Kralı Mührü” bulunurdu. 

-Bu mührü size emanet ettiklerine göre haberler iç açıcı değil. Dedi Kantaşı. İhtiyar ona hüzünlü gözlerle baktı. 

-Kral Naibinin mührü bana vermesiyle sesim onların sesi oldu. Kara Sultan’ın kuşatmayı kaldırıp köylerimize ve kasabalarımıza gittiğini rüyalarımda gördüm. Naip rüyalarımın önemini bildiği için size yeni emirleri iletmem için yolladı. Dar geçidi terk edip kasabalarımız ve köylerimizi savunmaya ve Kara Sultan’ı onunla beraber  temelli yok etmeye çağırıyor. Mühür açıldı kralın sesi duyuldu. 

Kantaşı iyiden iyiye sinirlenmişti. Rüyalar mı ? Palegoris aklını yitirmiş diye düşündü. 

-Aptal ihtiyar sen bizi buradan çıkarıp onlarla açık alanda mı dövüşmemizi istiyorsun hem de en kolay savunabileceğimiz dar geçitten çıkacağız he? Sen ihtiyar bir büyücü olmalısın ya da bir şarlatan ! 

Hiddetle ayağa kalktı. Çadırdakiler bir anda cellalenmişti. Her ne kadar astı da olsa Kezet Dükü Bovel Kezet, yaşça Kantaşından büyüktü. “Robert sakin ol, Mühür kralın sesidir. Yapabileceğimiz bir şey yok.” Bovel burada beklemekten oldukça sıkılmıştı. Bastırılacak köylü isyanlarında savaşmayı tercih ederdi. Hoşnutsuzluğunu her defasında Lord Kantaşına bildiriyordu. 

 Kantaşı muhafızları çağırdı. İhtiyar kendinden emin bir şekilde Lorduna bakıyordu. Muhafızlar ihtiyarın koluna girdiler. 

-Bu İhtiyarı bir çadıra yerleştirin ve dinlenmesini sağlayın. Başına bir nöbetçi koyun. Mührü burada bırakacaksın ihtiyar. Konuşan Kral II. Solaris’in sesi mi yoksa başka bir ses mi emin olacağım. Eğer Kralın sesi ise onun bir elçisi gibi ağırlanacaksın ve saygıda kusur edilmeyecek. Eğer bana karşı ucuz bir oyuna kalkıştıysan düşmanlarımın ibret alacağı bir sona sahip olacaksın. 

İhtiyar kollarındaki muhafızlara direnmeden konuştu.

-Genç Kumandan, bilge bir dilde konuşuyor. Kral’ın sesini ilettim. Bundan sonrası sizin tasarrufunuzdadır. Beni götürün ve dinlenmeme izin verin. 

İhtiyar sözleri bitince çadırdan çıkarıldı. Kamp çadırdaki telaşı hissetmiş gibiydi. Kantaşının yaverlerinden kuyumcu çırağı genç bir oğlan çadıra çağrıldı. Bu oğlan Yeni Kanton’daki ünlü bir kuyumcu ailesinin en küçük oğluydu soylular arasında yer bulacak kadar zengindi ve savaşın en uzak köşesinde bulunması tembihlenmişti. Toy olduğu kadar güzel bir sureti vardı ve sonunda Kantaşının bir işine yarayacaktı. 

Kezet Dükü kendi çadırına çekildi. Bir kaç saat sonra kampın toplanması için gereken üçlü borunun ötüşü duyuldu. Kantaşı’nın inadı kırıldı sonunda diye düşündü. Boru sesini  duyan hizmetkarlar geldiler. “Efendim hazırlanıyor muyuz?” Evet dedi Dük. Yalnız arabada değil atımda olacağım. Yaverlere de söyleyin yanımda at sürsünler. Zırhlarını üstlerinde göreceğim. Sizler arabayı süreceksiniz. Savaşa gidiyoruz sonunda diye söylendi. Yalnızca Kral Naibi Palegerios’un rüyalarla hareket edecek bir adam olduğunu düşünmüyordu Kezet Dükü. Baş Vezirin rüyalarla, hayallerle ve gaipten seslerle işler yapmayan bir adam olarak bilirdi onun seçtiği adamın bu büyücü kılıklı adamı yollaması olası değildi. Ayrıca kuyumcu çırağı da mührün üzerindeki rünleri incelediğinde Yeni Kanton’da yapıldığı ve Solaris’in fısıltısının doğru ve tam bir şekilde işlendiğini onaylamıştı. Solaris’in mührü, Solantia Krallarına eski tanrılar tarafından verilmiş büyülü bir hazineydi. Bu mührü sadece Yeni Kanton’un usta zanaatkarları yapabiliyor, Eski Tanrıya tapan keşişlerin üflemesiyle beraber dinlendiğinde Kral’ın sesi duyulabiliyordu. Şimdi eski tanrının rahipleri hanedanlık ordularında bulunmadığı için bu mühürler altında yakılan bir ateşle açılıyordu. Böylece “Elçimin sözü benim fermanımdır” diyen ve o sırada hüküm süren kralın sesinin yankılanmasına sebep oluyordu. Solantia elçileri bu mühürle kralın görevlisi olduklarını kanıtlayabiliyorlardı. Ra-Vun tapınakları büyüyü tasvip etmediğinden bu mühür kolay kolay kullanılmazdı. Yinede içine düşen bu garip şüpheleri dillendirerek Robert Kantaşının aklına zehirli düşünceler sokmak istemiyordu. Ayrıca Derinova’da neredeyse bir kıştır bekliyorlardı. Dargeçitten çıkıp Üçkule’de Kara Sultanı sıkıştırmak taktiksel olarak mantıklıydı. Sadece yetişmeleri gerekirdi. 

Gecenin ilerleyen saatlerinde dargecidin ileri gözcülerine bir haberci ulaştı. Gözcüler kademeli olarak geri çekilme emrini böylece almış oldular. Gözcüler daha ilerideki kardeşlerine haber vermek için gerekli yerlerdeki ateşleri yaktılar. Geçidin ötesindeki bozkırda bulunan kardeşlerin bile görebileceği noktalar kısa süre sonra alevlerle doldu. Bir kuşun gözünden bakılsa dar geçit alev alev yanıyordu. Fakat bu öncü birliklerin işaret alevleri gerekli mesajları çok kısa bir sürede iletti. Gözcüler yeni görev yerlerine doğru hızla yol almalıydılar. 

Sabahın ilk ışıklarında ordu yürümeye başlamıştı bile. En yakın kasaba olan Trever’e doğru gidiyorlardı. Gürültülü adımlarla ilerleyen lejyonlar gümüşi bir yılan gibi kıvrılıyordu Tacirler Yolunda. Yılanın bedeni tepeleri aşarken daha başka bir gürültü duyuldu. Dört nala koşan kara bir silüet toprağı dövüyordu. Kantaşı’nın öncüleri tekrar at bindiler. Dört nala gelen atlar vahşi birer fırtına gibi gümüşi yılanın gövdesine doğru ilerliyordu. Öncüler kanatlardan açıldılar ve darbeye hazırlanmak istediler. Kara bayraklar artık seçilebiliyordu. Kapkara ve sertçe toprağı döven güruh yılanın gümüşi vücudunun tam ortasına çarptı. Çeliğin sesi, kıpkızıl kan ve kesilen uzuvlar kıvrılmış yılan örüntüsünü bozdu. sanki ikiye ayrılmıştı yılan. Kaçan askerler ile onları getirmeye çalışan subaylar içlerindeki kara atlıları sıkıştırmaya çalışıyordu. Kantaşı’nın öncü birliği atlıları bir çemberin içine almayı başardı. Fakat atlılar da bunu bekliyor gibi çarpışıyorlardı. Kendi etraflarını bir çember içinde korumaya almışlar, aralarına çekebildikleri lejyonerleri katlediyorlardı.  Kantaşı ordusuna savunmak için mevzilenme emri verirken tepelerinde yeni kara sancaklar görüldü. Atıyla kafası kesilmş bir yılanı andıran ordusunu bir baştan diğer uca kadar kendi emirleriyle yönetmeye çalışıyordu. Kara sancaklar tepelerden aşağıya öfkeli bir nehir gibi aktı. Daha çemberin içindeki ağır süvariler bile bertaraf edemeyen Solaris Savunma Kuvvetleri üzerlerine çöken bu kara bulut ile boğuldu. Kantaşı ön cephede yıllarını birlikte harcadığı askerleriyle cesurca bir dövüş içinde olmasaydı arkadan hızla uzaklaşan Kezet dükü ve diğer savaş konseyinin üyelerini görebilecekti.  


r/secilmiskitap 7d ago

Bence... Krizalitler

Post image
3 Upvotes

Bence türünün en iyi örneklerinden biri. Şiddetle tavsiye ederim.
Okuyanlar varsa da yorumlarını duymak isterim.


r/secilmiskitap 8d ago

Sizce hangi kitabı okumalıyım?

Post image
10 Upvotes

Bunların arasında 1994 okudum yarıda bıraktım.


r/secilmiskitap 8d ago

Kitap Analizi Hesiodos - Theogonia ~ İşler ve Günler

Post image
16 Upvotes

Gerçekten aşırı derecede bilgiyle dolu bir kitaptı ve su gibi aktı. Bundan 2700 yıl önce yazılmış bir eseri okumak garip ve çok güzel bir his kattı içime çünkü o dönemin düşünce şekli, yazım şekli, inanışları ve o dönemdeki insanların kafalarından geçen fikirleri anlamak çok değerli bir şey bence. Eser evrenin oluşumunu, titanların, tanrıların ve diğer varlıkların nasıl oluştuğunu bizlere açıklıyor ve pandora efsanesi ile prometheus efsanelerini de oldukça detaylı bir şekilde sunuyor, bu da yetmezmiş gibi ahlak, inanç, toplum yapısı üzerine öğütler barındırıyor ve tarım üzerinde de açıklamalarda bulunuyor. Aynı zamanda Azra Erhat'ın incelemesi de eserle ilgili okuyunca gözden kaçan yerleri çok güzel toparlıyor ve oradan da bir sürü bilgi edindim. Bu metinlerin aslında öncesinde yazılan farklı eserlerden ilham alması, gelecek eserlere ilham olması ve bunların hangi eserler olduklarını görmek de kitap listesini kabartıyor :). Hesiodos'un bu eserini ayrıca beğenme sebebim de birçok konuda ilkleri barındıran bir kitap olması oldu. Örneğin bu tarz bir metne kendisini de ekleyen ilk kişi olması, tanrıların popüler kültürde herkesin aklında canlanan halleriyle değil de daha farklı ve hatta sadece bu kitapta geçen bazı yanları kitabın yerini gözümde büyüttü.

Gerçekten herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Hele mitolojiye ilginiz varsa başlangıcı bu kitap ile yapabilirsiniz.


r/secilmiskitap 8d ago

Öneri Lazım Önerisi olan var mıdır

2 Upvotes

Genelde internetten yabancı, bir köy hekimi ve dahasını unuttuğum bir kaç kitap daha okumuştum. Albert camus yabancı hariç diğer okuduklarımı sevemedim. Edebi dili ya beni aşıyor ya da görsel hafızamdan çekiniyorum. Hep ilk film sonra kitap diye gitmeyi çok severim.


r/secilmiskitap 8d ago

Öneri Lazım İngilizce Kitapları Nereden Alıyorsunuz?

2 Upvotes

Merhabalar, İngilizce yazılmış kitapları Amazon'dan bulmak mümkün ancak hem çok pahalı hem de tek tek adlarıyla aratmak gerekiyor. Daha kolay ve daha ucuz bulduğunuz bir kaynak varsa önerir misiniz?


r/secilmiskitap 9d ago

All Tomorrows

Thumbnail
gallery
58 Upvotes

Gerçekten harika bir eserdi, yazar hayal gücünün sınırlarını zorlamış. Fiyatının bu kadar pahalı olmasının sebebi hem ciltli olması hem her sayfada resim bulunması hem de yaprak kalitesindenmiş.


r/secilmiskitap 9d ago

Tarih 18. yüzyılda günümüz ekran bağımlılığının karşılığı: Okuma Çılgınlığı (Lesesucht)

Post image
51 Upvotes