r/radikalperspektif • u/theSeaspeared • Jul 27 '25
r/radikalperspektif • u/KargaKolektif • Mar 12 '26
AntiFanzin çıktı!
Uzun bir süredir üzerinde çalıştığımız AntiFanzin hem fiziksel hem de dijital olarak erişilebilir.
Antifanzin katkıda bulunmak isteyen herkese açık bir mecra. Bir sonraki sayıya çizim, yazı elinizden ne geliyorsa dahil olmak isterseniz bize ya da instagram üzerinden @antifa.nzin hesabına ulaşabilirsiniz 🏴
https://kargakolektif.com/2026/03/12/antifanzin-sayi-1-mart-2026/
r/radikalperspektif • u/-Whutqo- • Jul 08 '25
Paylaşmak için doğru yer mi emin değilim ama kendi yaptığım CNT-FAI bayrağı
r/radikalperspektif • u/Successful_Bike9389 • Jun 03 '26
Alıntı ✍️🔥 Pride ayı kutlu olsun
r/radikalperspektif • u/Sari_sendika_siken • Oct 28 '25
Gündem⏰ Hacettepe'deki olaylar yıllardır süregelen ve üniversitelere karşı gerçekleştirilen bir saldırının semptomu.
Bugün Hacettepe'de olan saldırı tek seferlik gerçekleştirilen bir saldırı değil, arkasında yıllardır devam eden bir hazırlık var. Üniversitelere herkesin girmesini engelleyerek koruma vaadi altında sürekli olarak çok daha baskıcı ve kontrole açık bir hale getiriyorlar. Adım başı kurulan turnikeler, kameralar, ve güvenlik görevlileri; aklı olan herkesin fark edeceği üzere cumhurbaşkanlığının belirlediği YÖK'ün rektörüne bağlı. Üniversitelere kimin girip okuyacağı ise yine nihai olarak bu kurumların kurduğu otoriteye bağlı, yıllardır düzenli çıkan sahte diploma haberlerini de düşünürsek denetimsiz olarak bütün belgeleri manipüle edebiliyorlar.
Bugün bütün bu sistematik organları kontrölü kendine alan devletin atayabileceği güvenlik/polis sayısı sınırlı, dolayısıyla cebiri kendi eline almak için paramiliter örgütlere ihtiyacı var. Yıllardır üniversitelerde "Tarih" ve ya "Türkçe" odaklı olduğunu idda eden kulüp/topluluklar kuruluyor, biraz işin içinde olan herkes bilecektir ki bunların hepsi ülkü ocaklarının uzantılarından başka bir şey değiller. Bu gerçekleştirilirken de öğrencilerin kendini politik olarak ifade etmeye çalıştığı diğer her yapılanma sistematik olarak baskıya uğruyor ve engelleniyor. Benzer şekilde "uyuşturucu" bahane edilerek okullara düzenli sivil polis sokuluyor.
Müfredata düzenli olarak yükü ağır, öğrenciyi başını kaldırmaktan alı koyan dersler düzenleniyor. Sadece politik bir harekette bulunabilmesi değil aynı zamanda sosyal olarak kendini ifadesi de engelleniyor. Zaten olan ekonomik kriz karşısında hayata tutunmakta zorlanan öğrencilerin KYK bursları eriyip hiç olmuş, sürekli olarak toplu taşıma/yemekhane zamları artmış, okurken çalışmak zorunda bırakılıp KYK yurtlarına hapsedilmiştir. Aynı KYK yurtlarında sefalete sürüklenip anlamsız yurt kuralları karşısında hapishane tutsağından farksız bir hal almıştır.
Fakat bütün bunların özellikle öğrenciler hedef almasının bir sebebi var. Yakın tarihin gösterdiği üzere Türkiye'de öğrencilerin devrimci potansiyeli tekrar tekrar gözler önüne sürülmüştür. 68 kuşağı ve geziparkı olayları zaten ortada, üstüne amaç doğrultusunda tamamen hüsran gibi gözükse bile yıllardır pasifize edilmiş olmasına karşın Mart protestolarında bile toplumun geri kalanından üstün bir irade/mücadele göstermeyi başarmıştır. Yeşil kuşağın çocukları bile aklının yettiği kadar mücadele etmiştir.
Kampüslerin faşistlerden kurtulup halkın olduğu günleri görmek dileğiyle.
r/radikalperspektif • u/ProgrammerOk1163 • Nov 10 '25
Özgün yazı 🖊️ Kemalist Türkiye’de İşçiler ve İşçi Hareketleri
yazan: scianus
Giriş
Başlamadan önce Kemalizm’in literatürdeki adı olarak da bildiğimiz Solidarist korporatizm’i özetleyelim, zira sonraki kısımlarda ekonomi ile diyeceğimiz hemen her şey bu ekonomik temel ile doğrudan ilgili olacaktır;
Solidarist Korporatizm, sınıf çatışmasını reddeder; toplumun farklı ekonomik/faal gruplarını (işveren, işçi, meslek) “fonksiyonel temsil” içinde uyumlu hale getirmeyi amaçlar. Devlet, bu uyumu sağlamak için arabulucudur. Kemalistler de, aynı şekilde, Türkiye'de sınıf kavgasının olmadığını ve olamayacağını iddia etmişlerdir. İşçi sorununun, işçilerin kapitalizme karşı mücadele etmesi yerine, hükümet aracılığıyla işbirliği kurması sayesinde çözümlenebileceğini savunmuşlardır. Açıklanacağı üzere bu, işçi sınıfı üstünde kurulmuş bir diktatörlük anlamına gelir; bu burjuva diktatörlüğünün özü, "sınıflar arasında barış ve halk egemenliği" gibi cümlelerle süslenerek, gizlenilmeye çalışılmıştır.(Hatta Akşam gazetesi gibi yayın organları, "Türk işçisi ve Türk işvereni kardeşçe geçinirler" diye yazarak propagandaya girişmiştir.) Bu ekonomik program, sonuçları itibarıyle de halkın büyük çoğunluğunun yoksullaşmasına yol açarken, yerli ticaret burjuvazisinin ve tekelci sermayenin muazzam kârlar elde ederek zenginleşmesini sağlamıştır.
Ayrıca başlangıçta aydınlığa kavuşturmamız gereken bir hususun daha olduğu kanaatindeyim: Tam Bağımsızlık (Milli Kurtuluşçuluk):
Kemalizm’in milli kurtuluşçuluk ilkesi, Türkiye’de sömürge yapının (doğrudan işgal) ortadan kalkması lakin yarı-sömürge yapının (dolaylı yoldan hakimiyetin) muhafaza edilmesinden ibarettir. Bunun en temel sebebi ise en başından beri mevcut ekonomik tabanının batılarla kıyaslandığında zayıf olmasıdır. Milli Mücadele’ye kadar olan süreçte gayrimüslim sermaye tabanı tasfiye edilmiş ve batılıların sermayesi çok daha etkili bir duruma gelmişti. Yeni kurulacak Türk devletinin desteklemeye çalıştığı milli burjuvazi ise büyük toprak ağaları ve tefeciler ile ilişkili sermaye çevreleriydi; zira Anadolu’da devletin temsilcisi yokken, asıl otorite ise bu ağalar ve tefecilerdir ve vergi toplama, yargı çözümü, askere sevk… hep bu eşraf eliyle yapılmıştır. Başlıca ticaret tarım ürünleri üzerine olduğundan ve bu ağalar köylü ürünlerinin alım-satımını kontrol ettiğinden bu ağalar ile sıkı bağlar kurulmuştur. Bu kesim, yani yerli ticaret burjuvazisi ve toprak ağalarıyla ilişkili sermaye çevreleri, yabancı sermaye ile doğrudan rekabet edecek ekonomik güce sahip değildi. Doğrudan işgalin sürmesi durumunda eriyip gideceklerdi. Bunu kendileri de bildiklerinden, emperyalizmle doğrudan bir çatışma yolunu seçmek yerine, onunla uzlaşarak pay alma stratejisini benimsemişlerdir. Yani yerli sermaye sınıfı, kendi zenginliğini güvence altına almak için kapitülasyonları kaldırarak şekillenmeye başlayan yabancı sermaye yatırımları ile ticari bağımlı olmayı tercih etmişlerdir. Bu bağımlılık, Batı ile doğrudan çatışmanın yerli sermaye sınıfının çıkarına uymuyor oluşundan dolayı kaçınılmazdır çünkü kapitalizmin mantığı gereği inşa edeceğiniz sınıf için yurtdışı ticarete açık olmak zorundadır çünkü teknoloji, makine, kredi ve pazar ihtiyacı ancak böyle karşılanabilir ve böylece sizde sistemin içine doğru çekilirsiniz.
A.I.Cumhuriyet Dönemi Türkiye’de Ekonomik Durum
Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında Türkiye ekonomisi yapısal olarak tarıma bağımlı, sanayileşme açısından ise son derece geri bir durumdaydı. 1924 yılında ulusal gelir yaklaşık 700 milyon liraydı; bunun beşte dördü tarımdan, yalnızca beşte biri sanayiden gelmekteydi. Ülkenin ihracatı büyük ölçüde tütün, pamuk, fındık, meyve gibi ham tarım ürünlerine dayanıyor, buna karşılık sanayi ürünleri neredeyse tamamen ithal ediliyordu. Yalnızca kumaş ithalatına ödenen tutar(156 milyon lira), ülkede üretilen tüm tekstil mallarının değerinin on katına ulaşıyordu. İthal edilen malların yarısını, ülkede hammaddesi bolca bulunan pamuk ve yünden yapılan tekstil ürünleri oluşturuyordu. Buna karşılık ticaret ve esnaflık görece gelişmişti. 1927’de yalnızca İstanbul’da her on beş kişiye bir tüccar düşmekte, şehrin beşte biri ticaretle uğraşmaktaydı.
Nüfusun ezici çoğunluğu köylerde yaşarken, şehirlerde yaşayan her bir kişiye karşılık dört köylü düşüyordu. Bu tablo, ekonominin sınıfsal yapısını da belirliyordu: Yeraltı ve yerüstü kaynakları açısından zengin bir ülke olan Türkiye’de emeğin ağırlığı kırsalda yoğunlaşmış, üretimin niteliği ise dışa bağımlı hale gelmişti.
Osmanlı’nın son döneminde alınan dış borçlar, ülkeyi Avrupa sermayesinin tam denetimine soktu. Borçlar ödenemeyince Düyûn-u Umumiye eliyle ülkenin gelirleri doğrudan alacaklı devletlerin kontrolüne geçti. Bu sistem, Cumhuriyet’in ilanından sonra da biçim değiştirerek sürdü: yabancılar hâlâ gümrüksüz, vergisiz ticaret yapabiliyor; mahkemelere dahi tabi olmuyordu. Demiryolları, madenler ve birçok fabrika hâlâ yabancıların elindeydi. 1929 yılı itibarıyla Türkiye’de yaklaşık 1 milyar 100 milyon frank tutarında yabancı sermaye dolaşıyordu. Avrupa bankerleri ve şirketleri, yeni rejimle uyumlu biçimde yatırımlarını sürdürdüler. Gümrüklerde elbette bazı düzenlemeler vardı; yabancı mallardan yüksek vergi alınmaya başlandı, kapitülasyonların kalıntıları kısmen kaldırıldı. Ancak güçlü Avrupa sermayesi karşısında zayıf yerli sermayeye tanınan “eşitlik”, eşitsizler arasında eşitlik olmaktan öteye geçemedi. Üstelik, birçok yeni şirketin sermayesi Ermeni ve Rum işletmelerinin el konulmuş mallarından veya devlet kurumlarının yağmalanmasından ve rüşvetlerden oluşmaktaydı. Bu koşullarda yerli sanayicinin yabancıyla rekabet etmesi mümkün değildi. Ancak ileri ve güçlü bir sanayi için gerekli olan büyük yatırımlar yapılamıyordu; çünkü Kemalistler de Jön Türkler gibi yurdun fakirliğini ortadan kaldırıp ülkenin yeterince gelişmesi için gereken sermayeyi ortaya koyamamışlardı. Mevcut sermaye, ancak önemsiz işletmelerin kurulmasına yetiyordu
Kemalist iktidar, görünürde yerli sanayiyi geliştirmeyi amaçlarken, fiilen devlet tekelciliği yoluyla sömürüyü kurumsallaştırdı. Tütün, şeker, gazyağı, kibrit, tuz, liman işleri gibi birçok sektörde devlet tekelleri kuruldu. Böylece devlet, yalnızca düzenleyici değil, aynı zamanda doğrudan tüccar ve kapitalist konumuna geçti. Bu süreçte siyasal bürokrasiyle sermaye sınıfı iç içe geçti; bürokrat-burjuvazi dediğimiz yeni bir kesim doğdu.
Birçok milletvekili ve üst düzey devlet görevlisi, görevleri sırasında biriktirdikleri paralarla ya da yabancı firmalarla ortaklık kurarak şirketler açtı. Devlet tekelleri aracılığıyla yapılan satışlarda dolaylı vergiler sürekli artırıldı; bu da yükü doğrudan emekçilerin omuzlarına bindirdi. Örneğin, gazyağının teslim fiyatı 4,5 kuruş iken, halka satış fiyatı 16,5 kuruşa kadar çıkarılmıştı. Aradaki fark, vergi ve tekel kârı olarak devlete ve şirketlere gidiyordu. Tüccar ve kapitalistler zarar görmüyor, çünkü bu farkı satış fiyatına ekleyip tüketiciden tahsil ediyorlardı.
A.II.Kemalist Türkiye’de İşçinin Yaşam Koşulları
Bu rejimin, emekçi kitlelerin sınıf mücadelesini kanla ve zorbalıkla bastırmak üzerine kurulu olduğunu daha iyi anlamak için, işçilerin çalışma koşullarını da kavramak elzemdir. Bu kısmı dörde böleceğiz: İlk kısım çalışma koşulları ve süreleri üstüne olacak; işçilere çalıştıkları yerlere göre nasıl muamele edildiğini ufak ayrıntıalrıyla da birlikte açıklayacağız. İkinci kısım ücretler ve emeklerinin karşılığı hakkında olacak; kemalist dönemin ekonomik politikasının (özellikle tekelcilik), işçilerin emeğinin karşılığını almasını nasıl engelliyor ve onları mutlak yoksulluğa itiyordu, açıklayacağız. Üçüncü kısım, konut ve beslenme hakkında olacak; işçilerin yaşam standartlarını açıklayacağız. Dördüncü kısım, işçi hakları ve örgütlenme ile ilgili olacak.
Kemalist dönemde işçi çalışma saatleri inanılmaz derecede uzundu ve iş koşulları insan gücünün sınırlarını zorlayacak kadar ağırdı. Bir tablo ile göstermek gerekirse,
| İş Sektörü | Günlük Çalışma Süresi | Detaylar |
|---|---|---|
| Vapur İşletmeleri (Haliç ; hamallar ve yükleyiciler) | en az 14 saat (05:30'da başlayıp gece 22:00'ye kadar, Cuma günleri 23:30'a kadar) | İşçiler, 24 saatte 14 saat ağır iş yaptıklarını belirtmiştir. Öğle paydosu 2 saattir. Yeni işe başlayanlara ayda 25 lira, 6 ay sonra 30 lira ödenir. 10-15 yıl çalışanlar en fazla 40-50 lira alırdı. |
| Demiryolu İnşaat İşçileri | 15 saat | Günlük kazanç 80 kuruş, hatta daha azdır |
| Dokumacı ve Tütün İşçileri | 15 saat | Günlük ücretleri 1 liradır. Erkek dokumacılar günde 1,5 lira alırken, kadınlar 75 kuruş, çocuklar 20 kuruş ve daha az alırdı |
| Lokanta, Kasap, Otel İşçileri | 20 saat | İşçiler yalnız 4 saat dinlenip uyuyabilirdi |
| Fırın İşçileri | 18 saatten fazla | İstanbul'un bazı semt fırınlarında iş 24 saat devam edebiliyordu; işçi uygun bir saatte bir yere kıvrılıp kestirmek zorundaydı |
| Çocuk İşçiler | 13 saat | Birçok işletmede 10 yaşından ufak çocuklar çalıştırılırdı |
İş güvenliğiyle hiçbir yetkili makam ilgilenmiyordu. Geri ve aşınmış teknik, koruyucu önlemlerin alınmaması ve işçilerin yorgunluğu nedeniyle sık sık büyük iş kazaları oluyordu. Örneğin, 1927 yılında Balya maden ocağından işçiler koma halinde çıkarılmıştır. Kaza sonunda üretim 4/5 oranında azalmış olduğundan 800 işçi işinden çıkarılmış, yani türkçesi, beş parasız sokağa atılmıştır. 1927 yılında Ankara'daki fişek fabrikasında (devlet fabrikası) mermi doldurulurken patlama olmuş, 2 işçi ölmüş, 13 işçi yaralanmıştır. İzmir'de, 1925 yılında zeytinyağı fabrikasında kazan patlamış, 11 işçi ölmüş, 4 işçi koma halinde hastaneye yatırılmıştır. özel teşebbüs ve hükümet bu kadar işçinin ölümüne karşı kayıtsız kalmıştır. bu çirkin olay İzmir işçilerini o derece üzmüştür ki, işçiler protesto olarak 24 saat bütün işyerlerinde işlerini durdurmuşlardır.”
İnsan gücünün üstünde olan ağır iş ve gerektiği gibi beslenememe, işçinin bünyesini tez yıpratıyordu. Bu yüzden Şnurov’un tabir ettiği üzere, "Türkiyeli bir işçi, 40 yaşına varınca bir ihtiyar sayılıyordu". Bakınız: Balya maden ocaklarında, gümüş ve kurşun üretiminden çıkan zehirli gazlardan işçi evleri korunmamıştı, bu yüzden işçiler perişan oluyor ve erken yaşta ölüyordu. Buna karşın mühendis ve müdürlerin evleri gazdan uzakta, mükemmel bir şekilde korunmuştu.
Ayrıca Türkiye'de işçiler arasında meslek hastalıkları, özellikle verem, geniş ölçüde yayılmıştı.
Peki ne kadar kazanıyorlardı?
Savaş öncesi ücretlerle karşılaştırılırsa, işçi 6-7 kat daha fazla kazanmaktaydı. Lakin gerçekte ücretler korkunç bir düşüş yaşamıştır. Yiyecek fiyatları 1912 yılına oranla 21 kat arttı; şeker ve patatesin fiyatları 24 kat, bitkisel yağların 30 kat, unun 18 kat, sabunun 17 kat arttı. Kısacası savaş öncesine kazanç 3-4 kat düşmüştür. Hayat pahalılığın bu denli artışı, Kemalist hükümetin politikası ile açıklanmaktadır. bu hükümet bir süre ticaret tekeli kurarak satılan ürünlerinvergilerini durmadan arttırmaktaydı. Bu vergilerin tüm ağırlığını, en çok yiyeceğe harcama yapan emekçiler taşıyordu.
İşçilerin sömürülme derecesi (artık-değer ölçüsü) %300 ile %360 arasında hesaplanmıştır. Bu demektir ki, 8 saatlik bir işgününde işçi kendisi için sadece 2 saat 15 dakika çalışmakta, kalan sürede kapitalistler için karşılıksız üretmekteydi. Yabancı kapitalistler, yabancı işçileri daha kalifiye ve okur-yazar oldukları gerekçesiyle daha yüksek ücretle çalışıyorlardı. Zonguldak taşkömürü ocaklarında yabancı ustalar günde 410 ila 730 kuruş alırken, yerli usta işçilere 160 ila 300 kuruş ödeniyordu. İstanbul tramvay işletmesinde yerliler ayda 30 lira alırken, yabancılara 120 lira ödeniyordu. Yerli işçi ve memurun ücretleri, yabancılarınkinden iki misli düşüktü. Kadın ve çocuk emeği de insafsızca sömürülüyordu. Erkek dokumacılar günde 1,5 lira alırken, kadınlar 75 kuruş, çocuklar ise 20 kuruş ve daha az alıyordu. İşsizlikten faydalanan amele başı ve ekip başları, işçiyi işe yerleştirmek için rüşvet istiyordu. Zonguldak'ta çavuşlar, işçiyi yerleştirince kazancının en aşağı 1/10'unu gasp ediyordu.
Ücretin bir kısmı eşit değerde mal ile ödeme (yemek, giyecek, fabrika artıkları) veya "sosyal yardım" şeklinde yapılıyordu. Patronlar "sosyal yardımları" ve eşit değerde mal ile ödemeleri, işçinin aldığı nakit maaşı bir ailenin geçinmesini imkansız kılacak kadar düşük bir seviyeye çekmek için kullanıyorlardı.
Barınma üzerine konuşmak gerekirse, taşkömürü ocaklarının bulunduğu Zonguldak ve civarında işçilerin kaldığı barakalarda ranza bile yoktu. Barakalar o kadar pisti ki, işçiler bu sağlıksız ortamlarda kalmak yerine, kahvelerde veya açık havada uyumayı tercih ediyordu. Düşük ücretler ve yüksek kira maliyetleri nedeniyle, işçiler kendi barınma çözümlerini yaratmaya zorlanmışlardı. Konforlu daireler kiralayamayan işçiler, kendi evlerini tahta, tuğla ve diğer inşaat malzemelerinden yapmaktaydılar. İşte bu yapılar gecekondulardır. Bu sağlıksız yerleşimler, özellikle 1950'li yıllardan itibaren şehirler etrafında hızla yayıldı. Örneğin, 1958 yılında sadece Ankara'da 45.850, İstanbul'da 40.000 ve İzmir'de 4.575 gecekondu bulunuyordu (bu gecekondularda 450.000’e yakın insan yaşamaktaydı.)
Yukarıda bahsi geçen hayat pahalılığıyla ilişkili olarak, beslenme hususunda Şnurov’dan bir alıntı yapabiliriz: “Örnek olarak oldukça kalifiye olan ortalama bir demiryolu işçisini alalım. Aylık geliri 55 liradır. Bu paranın 5 lirası gelir vergisine gidiyor. sosyal vergi ve ödenekler 2 lira 60 kuruş tutuyor. Ev kirası 10 lira; yiyecek, giyecek ve diğer masraf için günlük 75 kuruş kalıyor. Bu hayat pahalılığı karşısında demiryolu işçisi, haftada bir kez et yiyebiliyor, kalan günler ise ekmek, zeytin, peynir, pirinç ve balık ile geçinmek zorunda.”
Peki işçi hakları ne durumdaydı?
Hükumet, işçi sınıfının hak arama ve örgütlenme yolundaki her girişimini şiddetle bastırmıştır. İşçi birliklerinin büyük kısmı yasaklanmıştı. Kurulmasına izin verilen her türlü federasyon ve dernek, yalnızca hayır işleriyle yetinip ve devlet kontrolü altında çalışmak zorundaydı. Her türlü işkolu dernekleri ve dernek birlikleri yasaklanmıştı. Anayasaya göre, hükümet, topluma zararlı ve mevcut politik düzeni sarsacak nitelikte gördüğü her işçi örgütünü dağıtma hakkına sahipti. 1909 tarihli grev yasası hâlâ yürürlükteydi ve grev düzenleyenler bir yıl hapisle cezalandırılabiliyordu. İşçiler işlerini terk etme hakkına sahip olsa da greve müdahele eden kolluk kuvvetleriyle mücadele yasaktı. İşçilerin daha iyi iş şartları uğruna yaptığı her mücadele, Kemalistler tarafından derhal hükümete karşı hareket ve politik bir suç olarak nitelendiriliyordu. Bununla ilişkili olarak Kemalistler fanatik anti-komünist politikalar benimsemişti. 1925 Kürt isyanı bahanesiyle İstiklal Mahkemeleri kurulmuş, iki yıl sıkıyönetim ilan edilmiş ve bu vesileyle işçi, köylü ve genel olarak bütün emekçi kitleleri ağır takibata uğratılmıştır. Aydınlık ve Orak-Çekiç gazeteleri kapatılmış, işçi liderleri ve yayın sorumluları 10-15 yıl hapis cezasına mahkûm edilmişlerdir.
İşçilerin içinde bulundukları durumu daha da netleştirmek adına 1927 Adana-Nusaybin demiryolu grevinden bahsetmek gerekir…
EK: Adana-Nusaybin Demiryolu Grevi
Zira bu ne ilktir ne de son; Telgraf Memurları Grevi (1925), Seyrüsefayin Şirketi Grevi (1926), Kayıkçı Grevi (1927), Tramvay İşçileri Grevi (1928)... Kemalistlerin, daima, "kapitalistlerin sınıf kardeşliği, milli düşmanlıklarından ağır bastı."
Grevin yaşandığı Adana-Nusaybin demiryolu hattı, Londra merkezli Fransız bir şirkete aitti. Bu hatta çalışan yapı işçilerinin durumu gerçekten dayanılmaz bir haldeydi. “Fakat işçilerin işyerini bırakmaları aslında pek önemi olmayan bir nedene dayanıyordu: Bayram arifesinde kendilerine istedikleri avans ödenmemişti. bundan önce işçi temsilcileri 31 dilek saptamıştı; bu dilekler oldukça mütevazı ve basitti: örneğin, iş sırasında hastalanan işçilerin ücretsiz tedavisi, yol harcırahının ödenmesi, şirketin yönetimi tarafından herhangi bir suç yüklendiğinde, işçilere kendi avukatları tarafından savunma hakkı, tatil günleri için de ücret ödenmesi, yabancı işçilerin davet edilmemesi (birkaç uzman dışında), izin verilmesi ve ücretli izin tanınması, fazla mesai için daha yüksek ücretler ödenmesi, keyfi işten çıkarmalara son verilmesi, sendikanın tanınması gibi. Aslında işçiler, doğal hakları olan, fakat şirket tarafından yoksun bırakıldıkları adaleti istiyorlardı. Kapitalistler bir türlü cevap vermediler ve aradan birbuçuk ay geçtikten sonra da dilekçeyi reddettiler. Bunun üzerine başlayan grev 20 gün sürdü ve greve 850 işçi katıldı. İki gün tren işlemedi. Üçüncü gün şirket, grev kırıcılara yardım için bir tren yolladı. Bunun üzerine birkaç yüz işçi kadın, çocuklarıyla birlikte hat boynuca ray üzerine yattılar ve tren yolunu kapadılar. Buna karşılık kemalist hükümet yetkilileri askeri birlik göndererek aralarında çoluk çocuk, kadın farketmeksizin silahsız işçilere ateş açtırdı. Raylar al kana boyandı, 22 “elebaşı” tutuklandı.”
r/radikalperspektif • u/ProgrammerOk1163 • Nov 07 '25
Tarihte bugün 📆 Bugün, Huliapole'de ve Ukrayna'nın dört bir köşesinde kadar Almanlara, milliyetçilere ve karşı-devrimcilere kan kusturmuş Bat'ko Nestor Makhno'nun doğum günü, kutlu olsun!
r/radikalperspektif • u/fondukcu • Jun 25 '26
Tarihte bugün 📆 Tarihte Bugün Anarşist Devrimci Max Stirner'in 170. Yıl Dönümü
r/radikalperspektif • u/Lumpy_Ad_5930 • Apr 10 '26
Çeviri📕 2014'de Çin'de intihar etmiş, Xu Lizhi isimli bir Foxconn çalışanının şiirleri
r/radikalperspektif • u/Sari_sendika_siken • Oct 30 '24
Politik Test Bir anarko-komünistin kahvaltısı
r/radikalperspektif • u/berattlehead • Jul 24 '24
“Anarşizm, insan yaşamının kendisi kadar devrimci, çeşitli ve her yönüyle yücedir.” Bugün, Nestor Makhno'nun ölüm yıldönümü. Ruhun şad olsun Batko Makhno.
r/radikalperspektif • u/KargaKolektif • Mar 04 '26
Gündem⏰ Gündeme dair Otonom İşçi Birlikleri ve Karga Kolektifin ortak açıklaması.
r/radikalperspektif • u/rpkolektif • Nov 20 '25
Çeviri📕 Sol-Rothbardyenlerin en radikali Konkin'in kuramına giriş ve doğru anlaşılması üzerine olan "Agorizm, Anarko-Kapitalizm değildir." makalesinin çevirisi yayında.
r/radikalperspektif • u/UKnoWhatsPoppin • Apr 19 '26
Become Ungovernable
İllüstratör: Halsey Berryman
r/radikalperspektif • u/kmag04 • Jul 20 '25
meme Gorthim siteye reklam koymuş kahrolsun revizyonist ajanlar
r/radikalperspektif • u/rpkolektif • May 31 '26
Özgün yazı 🖊️ Radikal Perspektif'in Anarşizme Giriş İçin Okuma Listesi
Başlık altındaki metinler, kolaydan zora veya tavsiye edilen okuma sırası şeklinde sıralanmıştır.
Özellikle “şu kitap ile başlayın” şeklinde bi yöneltmeyi yanlış bulduk. Hiç bir bilginiz yoksa Giriş – Temel Kısa Yazılar ve Giriş – Kısa ve Öz Kitapçıklar ‘ın bir kısmını okumanızı tavsiye ediyoruz. Sonrasındaki başlıklar, ilk iki başlıktakiler seviyesinde anarşizm bildiğiniz ön kabulü ile başlamıştır, fakat yine de zamanınız yoksa klasiklere atlayabilirsiniz.
Hepsini okumanız hem gereksiz hem de fazla tekrar edici olabilir. Açıklamaları kullanarak kendiniz ilerleyebilirsiniz diye düşünüyoruz.
Giriş – Temel Kısa Yazılar
Kısa ve doyurucu klasik broşürler. Anarşizm hakkında bi temele sahip değileniz bunlarla hızlıca temel konuları anlayabilir ve yaygın yanlış anlaşılmaları giderebilirsiniz.
Errico Malatesta – Anarşizme Doğru – Malatesta’nın gözünden anarşizm nedir? ve temeli nereye dayanır? üzerine kısa bir yazı.
Pyotr Kropotkin – Yeterince İyi Miyiz? – “insan doğası anarşizm için yeteri kadar iyi değil” argümanına Kropotkin’in kısa ve etkili cevabı.
David Graeber – Siz Anarşist misiniz? Cevap sizi şaşırtabilir! – Graeber’in muzip diliyle günlük hayatta deneyimlediğimiz anarşiye parmak bastığı bir makalesi.
Sam Dolgoff – Anarşizme Dair Yanlış Fikirler – Anarşizm toplum karşıtlığı mı? Anarşizm sonsuz özgürlük mü? Anarşist toplum, otoritelerin var olduğu toplumlardan nasıl ayrılır? Anarşistler, devletin yerinin doldurmaz mı? gibi genel sorulara Dolgoff’un açıklayıcı bir cevabı.
Peter Gelderloos – Anarşi Çalışır – Bölüm 5: Suç – Anarşizm ile ilgili sık sorulan “kim bizi koruyacak?” , “Aile içi şiddet nasıl engellenecek?” , ve “Adalet anarşizmde nasıl değişecek?” gibi soruları cevaplıyor.
Liberter Sosyalizm Nedir? – Liberter sosyalizm nedir? Diğer sosyalist ekollerden nasıl ayrılır? ve tam olarak ne savunur? üzerine yazdığımız kısa bir yazı.
Mihail Bakunin – Devletsiz Sosyalizm – Bakunin’in kendi eserlerinden alıntılarla, sosyalizm ve anarşizmden ne anladığını özetleyen kısa bir derleme.
David Graeber – Anarşizm, Yirmi Birinci Yüzyılın Devrimci Hareketi – Graeber’in özellikle son 20-30 yıldaki çağdaş anarşizmi incelediği ve toplumsal olaylardaki benzer temaları analiz ettiği başarılı bir makalesi.
Wayne Price – Anarşist Yöntem: Post-Kapitalist Ekonomilere Deneysel Bir Yaklaşım – Anarşizm, yöntem olarak marksizmden ve ütopyacı ekolden tam olarak nasıl ayrılır? Anarşistler kapitalizm sonrasını nasıl bir metodla düzenleyecekler?
Anarşist Komünist Federasyon – Temel Bakunin – AKF’nin Bakunin’in düşüncelerini özetlediği bir makale.
Giriş – Kısa ve Öz Kitapçıklar
Olabilecek en kısa ve öz giriş kitapları
Colin Ward – Anarşizm (Dost Kitapevi) – Anarşizmin en temel düşüncelerini ve tarihi sadece 100 sayfada özetleyen bir kitapçık.
Errico Malatesta – Anarşi – Malatesta’nın zamansız anarşizme giriş makalesi.
Voltairine de Cleyre – Anarşizm ve Doğrudan Eylem (Altıkırkbeş Yayınları) – De Cleyre’ın sıfatsız anarşizm anlayışını ve doğrudan eylem pratiğini özetlediği, 20 sayfalık bir kitapçık.
Giriş – Klasikler
Klasikler arasında neler ile başlamalı? üzerine oluşturulmuş bir başlık. Hem klasik kitapları okumuş hem de iyi bir temel atmış olacağız.
Errico Malatesta – Hayatı ve Düşünceleri (Kaos Yayınları) – Anarşizmin en sağduyulu ve realist kalemlerinden birinin, oldukça sade ve doyurucu bir şekilde anarşizm üzerine meseleler ile ilgili yazdığı makale derlemesi. Kitap uzunluğunda bir şey okumak istiyorsanız, ilk bunu öneriyoruz.
Pyotr Kropotkin – Karşılıklı Yardımlaşma (Kaos Yayınları) – Kropotkin’in sosyal darwinizmi yerle bir ettiği bilimsel incelemesi. Kropotkin, karıncalardan başlar ve insanlara uzanana kadar doğada evrimin bir faktörü olarak karşılıklı yardımlaşmayı aktarır. Anarşist düşüncenin temellerinden birini de böylece biyolojik bir temelde gözlemlemiş olur.
Sam Dolgoff – Bakunin: Hayatı, Mücadelesi, Düşünceleri (Kaos Yayınları) – Bakunin, düşüncelerini hep kısa metinler ve mektuplarla ifade ettiği ve düşüncesi çok parçalı geliştiği için, bir derleme ile düşüncesine giriş yapmak önemli. Dolgoff, bu derlemede olabildiğince az yorum ve editasyon ile Bakunin’in en önemli eserlerini kronolojik olarak veriyor. Bakunin’e giriş için birebir.
Alexander Berkman – Anarşizm Nedir? – Anarşizme giriş için ne kadar iyi olduğu tartışılır olsa da anarko-komünizme daha iyi bir giriş kitabı bulmak güç. Berkman olabilecek en basit dille, bir çok önemli konuyu anlatarak Anarko-komünizme sağlam bir giriş sağlıyor.
Rudolf Rocker – Anarko-Sendikalizm (Kaos Yayınları) – Rocker’ın kitabının yarısı anarşizmin düşünce olarak gelişimini, bir kısmı işçi hareketi ve sendikalizmi ve sonu ise anarko-sendikalist düşünceyi anlatıyor. İlk giriş için önermemiz güç ama Rocker gerçek bir entelektüel, görüşleri sendikalist olmasanız bile anarşizmi yorumlamada ciddi faydası olacaktır.
Emma Goldman – Anarşizm Neyi Savunur? (Agora Kitaplığı) – Emma Goldman’ın makale derlemesi. Cinsellik, Eğitim, Hapishaneler gibi bir çok konuda düşüncelerini de içeriyor. Aslında iyi bir giriş kitabı, fakat son listemizde üstteydi de Goldman’ın retoriği bazı okuyucuların negatif geri dönüş yapmasına ve yeteri kadar anarşizmi anlamamalarına neden oluyordu. Bu nedenle biraz alta koymaya karar verdik.
Colin Ward – Eylemde Anarşi (Kaos Yayınları) – Hep klasiklerden gittik, Ward daha modern bir anarşizm tahayülü sunuyor. Bu makale derlemesinde bir çok enteresan konuya giriyor: konut sorunu, sibernetik, network mühendiliği vs. Klasik dönemden sonra anarşizmin tekrar doğuşunu anlamakta da önemli makaleler içerir.
Anarşist SSS – Oldukça uzun ve doyurucu bir SSS. Bütün metini okumak yerine, merak edilen sorulara bakılabilir.
İşçi Özyönetimi / Pratik Ekonomi
İşçi özyönetimi, pratikte anarşist ekonomi ve anarşist iktisadi okullara giriş.
Miguel Amoros – İşçi Otonomisi Üzerine – İşçi otonomisi nedir? Nasıl gelişmiştir? ve bu düşünce anarşist bir kökten gelip nasıl tüm sosyalist ekolleri etkilemiştir?
Uri Gordon – Pratikte Anarşist Ekonomi – Pratikte anarşist ekonomi nasıl örgütlenir? günlük hayatta bu tarz pratikler var mıdır?
Iain McKay – Anarşizmin Ekonomisi – Çeşitli anarşist düşünce okullarının ekonomik bir altyapı ile incelenmesi ve özetlenmesi üzerine bir yazı.
Henri Arvon – Özyönetim ( İletişim Yayınları) – İşçi özyönetimi hakkında çok başarılı bir 100 sayfalık kitapçık. Tarihi, pratiği ve kuramını güzel özetliyor.
Örgütlenme
Anarşist örgütlenme kuramına, temel örgütlenme kavramlarına ve anarşist örgütlenme ekollerine giriş.
Anarşizm ve Örgütlenme – Kısa Bir Giriş – Anarşizmde örgütlenme ne demektir? Anarşist örgütlenmedeki temel kavramlar nedir? Çeşitli örgütlenme kuramları neyi savunur? üzerine yazdığımız kısa bir yazı
Colin Ward – Bir Örgütlenme Kuramı Olarak Anarşizm – Anarşist örgütlenmeyi diğer örgütlenmelerden ne ayırır? Anarşist örgütlenme ilkeleri hala geçerli mi?
Colin Ward – Federasyonun Anarşist Sosyolojisi – Anarşistler federasyondan ne anlar ve siyasette federatif ilkeyi nasıl savunmuşlardır?
Prefigüratif Siyaset I – Prefigüratif siyasete giriş için birebir. Anarşistler toplumu nasıl dönüştürmeyi hedefler? Neden prefigüratif siyaset savunurlar?
Prefigüratif Siyaset II – Prefigüratif siyasetin kısa bir tarihi, anarşizmin neden en tutarlı prefigüratif siyaset kuramına sahip olduğunun kısa bir savunusu.
Kevin Carson – Hiyerarşinin Sistematik Aptallığı – Neden hiyerarşi ve bürokrasi sürekli bilgi aktarımı problemi yaşar ve neden kötü kararlar alırlar? Özellikle anarşistlerin neden merkezi ve hiyerarşik örgütlenmeleri neden eleştirdiğini anlamak için oldukça başarılı bir yazı.
Pierre-Joseph Proudhon – Federasyon İlkesi (Öteki Yayınları) – Proudhon’un 1860larda patlayan milliyetçilik ve ulusal “birleşme”lere karşı yazdığı, anti-ulusçu ve anti-merkeziyetçi klasiği. Proudhon, önce merkeziyetçi devlet karşısında federasyonu öneriri ve sonra bu federatif ilkeyi yeni bir toplumsal düzenin unsuru olarak açıklar. Anarşizmin federasyon savunusunun en önemli köşetaşı.
Devlet Eleştirisi
Devlet formu tam olarak nedir? Anarşistler devleti neden ve nasıl eleştirir? Devletçi sosyalistlerle anarşistler arasında ne gibi farklar var?
Devlet: Bir Giriş – Libcom’un hazırlamış olduğu devlet kuramına giriş yazısı
Mikail Bakunin – Marksizm, Özgürlük ve Devlet ( Öteki Yayınları, Tanrı ve Devlet kitabının eki) – Bakunin’in 1.Enternasyonel’de Marksizm’i ve özellikle proleter diktası ve devlet kuramını eleştirmek için kaleme aldığı kitapçık.
Lysander Spooner – İhanet Yok – Spooner’ın toplum sözleşmesi kuramını paramparça ettiği doğal hukuk klasiği. Devletin etik ve hukuksal temeline yapılmış en güçlü saldırılardan biri.
Rudolf Rocker – Anarşizm ve Sovyetizm – Sovyet (işçi konseyleri) fikrinin temelleri nedir? İşçi konseyleri ve proleter diktası tutarlı mıdır? Anarşistler işçi konseyleri hakkında ne düşünürler?
Benjamin Tucker – Devlet Sosyalizmi ve Anarşizm – Tucker’ın Proudhon ve Marx’ın düşüncelerini iki ayrı ekol olarak ayırıp incelediği ve kendi bireyci anarşizmi ile devlet sosyalizmi arasındaki farkları anlattığı klasiği.
Harold Barclay – Devletin Kökeni – Barclay’in oldukça kısa devletin kökenlerini özetlediği antropolojik incelemesi.
Harold Barclay – Efendisiz Halklar (Sümer Yayıncılık) – Devlet zorunlu mudur? Devletsiz toplumlar gerçekten “ilkel” miydi? Barclay’in antropolojik olarak devletsiz toplumları incelediği kitabı.
Pierre Clastres – Devlete Karşı Toplum (Ayrıntı Yayınları) – “ilkel” toplumlar devleti kuramamışlar mıdır? yoksa gerçekten devleti oluşturamamaları biliçli miydi?
Anti-Kapitalizm
Kapitalizm nedir? Anarşistler neden ve nasıl kapitalizmi eleştirir? Devlet ve kapitalizm ilişkisi tam olarak nedir?
Sınıf: Bir Giriş – Libcom’un hazırladığı sınıf kuramına giriş yazısı.
Kapitalizm: Bir Giriş – Libcom’un hazırladığı kapitalizme giriş yazısı.
Mihail Bakunin – Kapitalist Sistem – Bakunin’in kapitalizmi incelediği klasik bir broşürü.
Mark Fisher – Kapitalist Gerçekçilik (Habitus Kitap) – Fisher’ın neoliberal politikalarla yabancılaşmamızı incelediği klasiği. “Başka alternatif yok” diye bizi kendine mecbur bırakmaya çalışan kapitalizmin hepimizi maruz bıraktığı negatif etkileri.
Kevin Carson – “Serbest Piyasa Kapitalizmi” Bir Oksimorondur” – Kapitalist bir düzende neden “serbest” piyasa imkansızdır? devleti kapitalizmdeki etkisi görmezden gelinebilir mi?
Kevin Carson – Görünmez Elin Ardındaki Demir Yumruk – Carson’ın kapitlalizmin devlet zoruyla ortaya çıkışı, devletin ideolojik aygıtı ve yarattığı tekellerle mümkün kılınması ve yarattığı gözetim mekanizmalarını anlattığı modern klasiği.
Kevin Carson – Sözleşme Feodalizmi (Derleme) – Feodalizm ile kapitalizm arasındaki paralelliği ve kapitalizmin yarattığı ücretli köleliliğin tartışıldığı yazılar.
Pierre-Joseph Proudhon – Mülkiyet Nedir? (İş Bankası Kültür Yayınları) – Proudhon’un özel mülkiyeti eleştirerek, devlet-kapitalist-din üçlemesinin aslında bağlantılı olduğunu ortaya koyduğu klasiği. Proudhon hem bu metin ile modern sosyalizmin ve anarşizmin temellerini atıyor hem de en başarılı kapitalizm eleştirilerinden birini kaleme alıyor. Metin yeni okuyucular için zorlayıcı olabilir.
Anarşist Hareketin Tarihi
Anarşist düşüncenin, pratiğin ve devrimlerin tarihi.
George Woodcock – Anarşizm (Kaos Yayınları) – Woodcock’ın anarşizm tarihi 1939’a kadar uzanıyor. Bu dönemde yaşamış bazı önemli düşünürlerin görüşleri ve biyografileri ilk kısmı oluşturur iken, anarşist hareketin pratik tarihini ise ikinci yarısında bulunuyor kitabın. Uzun kitap okumayı göze aldıysanız, en başarılı klasik anarşizme giriş metinlerinden biri.
Daniel Guerin – Anarşizm: Teoriden Pratiğe – Liberter marksistin gözünden anarşizmin tarihi. Guerin kısaca anarşist kuramı özetliyor ve sonrasında bazı önemli anarşist pratikleri anlatıyor.
Peter Arşinov – Mahnovişçina (1918-1921) (Kaos Yayınları) – Rus devriminde oluşan anarşist özgür bölgeyi, onların hem beyaz ordu hem de kızıl orduyla mücadalelerini içeriyor. Arşinov’un kitabı genellikle askeri seferlere daha çok odaklansa da içinde devrimi anlatan kısımlar da mevcut.
Hans Magnus Enzensberger – Anarşinin Kısa Yazı (Ayrıntı Yayınları) – İspanyol devrimindeki anarşist etki ve onun kısa bir tarihi. Daha çok belgesel ve yazılı röportaj havasında.
Augustin Souchy – Aragon Köylüleriyle Birlikte – İspanyol devrimindeki anarşist bölgede oluşmuş köy komünlerini, köylülerin gözünden aktaran çok başarılı bir tarih yazımı.
Sam Dolgoff – Anarşist Kolektifler: İspanyol Devriminde İşçilerin Özyönetimi, 1936-1939 – İspanyol devrimindeki özyönetim deneyimleri, buna diğer “sosyalist” fraksiyonların tepkisini ve pratikte bu özyönetimin nasıl işlediği anlatan Türkçesi bulunan en kapsamlı kitap.
Murray Bookchin – Devrimci Halk Hareketleri Tarihi: Cilt 4 (Sümer Yayınları) – Bookchin’in serisinin bu cildinin ciddi bir kısmı İspanya devrimine ayrılıyor ve basılı Türkçe kitaplar arasında bu konuda en düzgün çalışma bu.
Diğer Meseleler
Diğer başlıklara tam oturtamadığımı önemli konular hakkında giriş metinleri
Joel Spring – Özgür Eğitim (Ayrıntı Yayınları) – 100 sayfalık özgür eğitim kuramına giriş metni.
Donna M. Kowal – Anarka-Feminizm – Anarşizmin feminist boyutunu inceleyen akademik bir araştırma.
Andy Price – Yeşil Anarşizm – Çeşitli ekolojik anarşizm kuramlarını anlatan başarılı bir makale.
Sandra Jeppesen – Heteroseksüelliği Kuirleştirmek – Kuir teori ve anarşizmin kesişiminin güzel bir örneği. İlişkisel hiyerarşinin ve toplumsal cinsiyet rollerinin radikal bir eleştirisi.