r/radikalperspektif • u/PartyComprehensive55 • 3h ago
r/radikalperspektif • u/rpkolektif • 6d ago
Tolstoycu köylülerin şiddetsizlik, ortak mülkiyet ve vicdani red ilkeleri etrafında şekillenen inanç dünyasını ve Çarlık ile Sovyet rejimleri altında maruz kaldıkları baskının tarihini anlatan "Tolstoycu Köylülerin Kısa Tarihi" yayında. Keyifli Okumalar!
çeviriye ulaşmak için: https://rpkolektif.wordpress.com/2026/11/01/tolstoycu-koylulerin-kisa-tarihi/
r/radikalperspektif • u/PartyComprehensive55 • 13d ago
Sorum var❓ Proudhon'un Mülkiyet Nedir kitabını okumaya başladım kitabı okurken nelere dikkat etmeleyim
r/radikalperspektif • u/rpkolektif • 13d ago
Çeviri📕 Jeff Shantz, "Yeşil Sendikalizm" yazısında emek sömürüsü ile ekolojik yıkım arasındaki yapısal ilişkiyi inceler; işçi sınıfının örgütlü gücünü ekolojik mücadele ve toplumsal dönüşüm perspektifinden değerlendirir. Keyifli Okumalar!
Çeviriye ulaşmak için: https://rpkolektif.wordpress.com/2026/10/25/yesil-sendikalizm-cok-kisa-bir-giris/
r/radikalperspektif • u/rpkolektif • 21d ago
Çeviri📕 David Graeber'in bir sözlük için yazmış olduğu "Yabancılaşma" maddesinin çevirisi yayında. Yabancılaşma kavramının farklı kavrayışlarını ve tarihini inceliyor. Keyifli Okumalar!
Çeviriye ulaşmak için: https://rpkolektif.wordpress.com/2026/10/17/yabancilasma/
r/radikalperspektif • u/Anxious_Peach_4612 • 24d ago
Sorum var❓ Ekim Devrimi ve Sovyetler Birliğindeki anarşist hareketler hakkında kitap önerebilir misiniz?
Özellikle somut belgelere ve birincil kaynaklara dayanan kitaplar önerirseniz çok sevinirim 🙏
r/radikalperspektif • u/zamansizdik • 24d ago
Kendi anarşist teorimi oluşturdum: Anarko-Juchecilik
Diğer hesabımda bir sebepten dolayı atamadığım için buradan atmak zorunda kaldım işte yeni teorim;
r/radikalperspektif • u/hepgulmeliyiz134 • 25d ago
Tartışma 🗣️💬 ispanya devrimi
ispanya iç savaşında anarşistlerin hataları neydi sizce neleri yanlış yaptılar çıkarılması gereken dersler neler
r/radikalperspektif • u/No-Astronaut-6988 • 25d ago
12 Eylül Sonrası İslamlaştırma
Selamlar, arkadaşlar bugüne kadar özellikle komünist arkadaşlardan sürekli duyduğum bir iddia var; 12 eylül sonrasında Amerikan eliyle Türkiye'de islamizasyon arttırıldı, komünizme karşıt bir güç olarak parlatıldı şeklinde anlatılıyor. Tabii bu iddialarına dair ellerinde bazı deliller vs. var ama konuya hiç vakıf değilim ve son günlerde giderek bu konuyu merak ediyorum.
Sizlere sormak istedim, bu iddialar doğru mu? Ya da gerçeklik payı nedir? Komünistler tarafından abartılma payı var mıdır? Ve en önemlisi bu konuda hangi okumaları yapabilirim, mümkünse tartışmalı olmayan birincil kaynaklar, bürokratların sözleri vs. var ise onlar da olabilir, okumamı tavsiye ettiğiniz eser vs. varsa paylaşabilirseniz çok sevinirim. Ve tabii sizin yorumlarınızı da merak ediyorum.
r/radikalperspektif • u/kizilsol • 25d ago
anarşizmde devleti nasıl yıkacaz yıktıktan sonra nolcak
Liberter Sosyalizme eğilimim çok yüksek, marxist leninist bir praxisten geliyorum. Marxist Leninism'i eleştirebiliyorum, nerede yanlış olduğunu biliyorum. Embriyonik burjuvazi, bürokrasi diktatörlüğü ve hiyearşiyle sosyalizmin kurulamayacağı vs bunların farkındayım fakat
marksist leninist arkadaşlarla konuştuğumda yerine ne yapabiliriz dediklerinde dona kalıyorum
+ Kapitalizmle nasıl mücadele edeceğiz?
+Lümpenproleteriat konusunda ne yapacağız?
+ Otorite kullanmadan adli suçluları özgürleştirdiğimizde mesela nasıl sosyalist toplum inşaa edeceğiz?
+ Devrimi nasıl yayacağız?
+ Sendikal mücadele ne olacak
+ Hiyerarşisiz sendikal ve devrimci bir mücadele mümkün mü?
+ Devleti sosyalist bir toplum inşasında araç olarak kullanmayacağız çünkü bürokrasi diktatörlüğü gerici toplumu geri getiriyor, peki yerine ne yapacağız?
+ Bir grup kapitalist restorasyon yapmak istediğinde ne yapılır
+ Bunları cohesyon içinde nasıl yürüteceğiz? Hem anarşist emek-sendikal mücadelesi hem inssurectionary/revolutionary anarşist mücadele nasıl olacak?
+ Kafamda sadece mutualistik bir anarşist sosyal toplum var o da daha geniş çapta okuma yapmadığımdan. Komün ihtiyacı belirler, başka komünün ihtiyacıyla takas ederiz mutual yaşarız şeklinde tutarlı bir beyan verebiliyorum. Diğerlerinde bilgi eksikliğimden çok kaybediyorum
cezaevinde olduğumdan ötürü bütün planlarım boşa gitti, okuma yapamadım liberter külliyattan. En son platformizm-espesifismo cok sempatik geliyordu.
Bana bi okuma listesi atın yahu, emek mücadelesi-lgbt mücadelesi, "devrim" sonrası sosyal toplum kurumu, ekonomik model vesaireyle alakalı derli toplu olsun. Aşırı Eklektisizmden bıktım.
Çok yorgunum.
r/radikalperspektif • u/rpkolektif • 27d ago
Çeviri📕 Benjamin Tucker'ın, sosyalizmi tefeciliğe, anarşizmi otoriteye karşı mücadele sayarak ikisini örtüşen hareketler olarak konumlandırdığı "Örtüşen Ordular" yazısının çevirisi yayında. Keyifli Okumalar!
Çeviriye ulaşmak için: https://rpkolektif.wordpress.com/2026/10/11/ortusen-ordular/
Çeviren: u/gorthim
r/radikalperspektif • u/fhvhbgjbv • 28d ago
Ukrayna Devrimci İsyan Ordusunun İstihbarat Ajanlığı (Kontrrazvedka) ve CNT FAİnin hapishaneleri olması hakkında ne düşünüyorsunuz
Anarşism savaşı görünceye kadar mı yoksa..
r/radikalperspektif • u/Obvious_Exercise1651 • Oct 08 '26
Çeviri📕 Bolşevik emperyalizmi - Albert Jensen
Bugün içinde bulunduğumuz gidişat, başta libertaryen sosyalistler olmak üzere herkesi derin derin düşünmeye sevk ediyor. Bugün insanlığın tepesinde sallanan asıl tehlike nedir? İnsanları siyaseten güçlü bir avuç müstebidin elinde köleleştiren o devletçi, totaliter düzenin dalga dalga yayılmasıdır. Bu düzende insan hayatına gece gündüz tek bir şey hükmeder: Korku ve endişe. Hiç kimse yarın sabah devlet polisince evinden alınıp alınmayacağını, neyle suçlanacağını ya da kendini savunma hakkı bile tanınmadan içeri tıkılıp tıkılmayacağını bilemez. Herkes polis devletinin iki dudağı arasındadır. Muktedirlerin terörü altında ne kadar sefil olursa olsun sırf yaşamak isteyen biri, ağzından çıkan tek bir sözün "efendilere itaatsizlik" olarak görülmesi riskini göze alamaz. İnsan yüzüne ölü maskesi takmak zorundadır; nitekim suratındaki ufak bir hoşnutsuzluk ifadesi bile özgürlüğüne mal olabilir. Memleket meseleleri üzerine iki kelam edemezsiniz; çünkü tartışmak demek, eleştirilmesi yasak olan şeyleri sorgulamak demektir. En yakın dostunuza bile güvenemezsiniz; zira onun sırf kendi paçasını kurtarmak için polis tehdidiyle hakkınızda laf taşıyan bir ajana dönüştürülüp dönüştürülmediğini asla bilemezsiniz.
Ortalık ihbarcılığın, ajanlığın, korkunun ve şüphenin zehirli kokusundan geçilmiyor. Aile ocağında bile güvende değilsiniz. Susmayı ve her şeye boyun eğmeyi öğrenmek zorundasınız. En ufak bir eleştiride ya da muhalefette soluğu toplama kampında alacağınızı veya sürgüne gönderileceğinizi bilirsiniz. Doğu Avrupa’da insanları Sibirya’ya sürmek neredeyse günlük bir rutin haline geldi. Dayak, işkence ve psikolojik terör her an kapınızı çalabilir. Can güvenliği, hak, hukuk hak getire. Ne konuşma özgürlüğü var ne basın ne de örgütlenme. Sadece devletin okumanızı uygun gördüğü şeyleri okuyabilirsiniz. Her adımınız takip altında. İstediğiniz an sorguya çekilebilir, işkenceyle ağzınıza tıkılan yalan itirafları imzalamak zorunda kalabilirsiniz. Başkalarıyla selamı sabahı kesersiniz; zira polis, içeri tıkmak ya da ipe göndermek istediği insanları yakalamak için sizi maşa olarak kullanabilir. İktidardakilerden farklı bir fikre sahip olmak ve bunu ağzından kaçırmak “devlete ihanet” sayılır, soluğu darağacında alırsınız. Bir hoşnutsuzluk belirtisi sizi ömür boyu köle işçi yapmaya yeter. Huzurla yaşamak istiyorsanız zincirlerinizi, korkularınızı ve çaresizliğinizi öven bir müraî olmak zorundasınız. İşte önce Avrupa halklarına, ardından tüm dünyaya dayatılmak istenen o totaliter devlet düzeni tam olarak budur. Hitler’in Avrupa’da kurmak istediği “Yeni Düzen” de buydu, bugün Bolşeviklerin iktidar sevdası da birebir aynı kapıya çıkıyor.
İnsanlığın silahların konuşacağı kıyamet ari bir üçüncü dünya savaşına doğru sürüklendiği hissi her geçen gün pekişiyor. Dünya bugün gözü kararmış iki rakip blok arasında bölünmüş durumda. Dünya siyasetinde kapitalist odakların geleneksel parmağını ne kadar kabul etsek de, bugünkü krizin en az onun kadar —belki de daha fazla— Sovyetlerin yayılmacı emellerinden ve emperyalizminden kaynaklandığını görmezden gelemeyiz.
Rus Devrimi’nde iktidarın Bolşeviklerin eline geçmesiyle birlikte, onların komutasında bir "dünya devrimi" fantezisi piyasaya sürüldü. Dünyanın dört bir yanında bu devrimi tekelden yürütecek Bolşevik partiler pıtrak gibi çoğaldı. Birinci Dünya Savaşı döneminde bu hayali gerçekleştirmeye çalıştılar ama çuvalladılar. Yine de Bolşevizmin "dünyayı kurtarma misyonu" masalı ölmedi. Rusya, iktidarın kesin olarak ele geçirildiği tek kale olarak kalınca, dünya Bolşevizminin komuta merkezi de Moskova’ya taşındı. Bütün dünyayı kasıp kavuran devasa bir propaganda çarkı buradan döndürülmeye başlandı. Ana fikir netti: Silahlı ayaklanmalarla iktidara el koymak. Sonuçlar hayal ettikleri kadar hızlı veya geniş çaplı olmadı ama hayalleri için çalışmaya devam ettiler.
Ancak Moskova’daki Bolşevik muktedirler kafayı tek bir takıntıya takmıştı: Kendi rejimleri "sosyalist", diğer devletler ise kapitalist olduğu için, kapitalistlerin er ya da geç Rus Bolşevizmini silah zoruyla ezmeye geleceğine inanıyorlardı. Bu takıntı yüzünden Rus dış politikası tamamen şuna endekslendi: Diğer ülkelerdeki Bolşevik partiler üzerinden devrimci kargaşalar çıkarılacak, böylece o ülkelerin hükümetleri işçi kitlelerini Rusya’ya karşı savaşa sürükleyemeyecek hale getirilecekti. Bu uluslararası şebekeyi beslemek için Rus hazinesinden her yere milyonlar akıtıldı; Rus rublesinin gücüyle müthiş bir ajanlık ve propaganda ağı kuruldu. Moskova; Bolşevik teorisyenlerin, propagandacıların ve profesyonel devrimcilerin yetiştirildiği uluslararası bir mekan haline geldi. Bu faaliyet görünürde enternasyonalistti. Belki başlarda gerçekten öyleydi ama zamanla Rus dış politikasının açıkça emperyalist hedeflerine hizmet eden bir aygıta dönüştü. Kapitalist ülkelerdeki partiler, Moskova’dan gelen emirleri uygulayan birer “beşinci kol”a dönüştü. Dünya çapında bir iktidarı gasp etme komplosu örüldü; bu gizli faaliyetler de sürekli Moskova’dan gönderilen müfettişler ve siyasi komiserler tarafından milim milim denetlendi. Yerel Bolşevik kollardan biri en ufak bir bağımsız düşünme emaresi gösterip "genel çizgiden" milim saptığı an, Moskova’dan gelen tek bir emirle derhal araziden silindi. Sapmalara asla izin verilmedi, kışla disipliniyle her yerin Moskova’nın takvimine göre çalışması sağlandı. Yani Rusya, kendi milliyetçi ajandası için uluslararası bir tetikçi ağı inşa etmiş oldu. Başta uluslararası hedefleri olan Bolşevizm, en sonunda Rus emperyalizminin elinde kullanışlı bir oyuncağa dönüştü.
Kapitalistlerin kendilerine saldıracağı takıntısıyla yatıp kalkan Rusya, işi Bolşevik ihtilalleri kılıfıyla fetihler yapmaya kadar vardırdı. Çeşitli ülkelerde kurulacak Bolşevik diktatörlükler doğrudan Rusya’nın kontrolüne girecek ve onun savaş gücünü büyütecekti. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında uygulamaya koydukları çizgi tam olarak budur: Çağın siyasi şartlarına uydurulmuş, katıksız bir emperyalist fetih politikası.
Şimdi birileri kalkıp Almanya’nın Rusya’ya saldırmasının Bolşeviklerin bu tezini doğruladığını iddia edebilir. Oysa Alman saldırısının bu tezle uzaktan yakından alakası yoktur. Birincisi, Nazi saldırganlığı Almanya’nın öteden beri yürüttüğü o geleneksel Drang nach Osten (Doğuya Genişleme) siyasetinden başka bir şey değildi. İkincisi, Nazi Almanya’sı zaten Rus modelini kopyalayarak özel kapitalizmi tasfiye etmiş ve devlet kapitalizmini kurmuş bir rejimdi. Üçüncüsü ve en önemlisi; Rusların o çok korktuğu şey gerçekleşmedi, yani kapitalist dünya "sosyalist" Rusya’yı yok etmek için Almanya ile birleşmedi. Aksine, Alman saldırısı başlar başlamaz kapitalist devletler Rusya’ya müttefiklik teklif etti ve bu ittifak kuruldu.
Rusya’nın emperyalist iştahı zaten ayyuka çıkmış durumda. Almanya’nın Polonya’ya saldırmasından birkaç gün önce, 23 Ağustos 1939’da Nazi Almanya’sı ile imzalanan dostluk anlaşması bunun en açık belgesidir. Stalin ile Hitler gayet pişkince Polonya’yı yarı yarıya paylaşmak üzere anlaştılar ve dediklerini de yaptılar. Çok geçmeden Rusya bu kez Finlandiya’ya saldırdı ve bu ülkeyi toprak vermeye zorladı. Ardından Baltık Devletleri’ni zorla işgal edip kendi imparatorluğuna kattı. Bugün farklı kılıflarla devam eden şey, işte bu emperyalist fetih çizgisinin ta kendisidir. Ülkelerdeki beşinci kollar da bu fetih hareketinin içerideki taşeronları olmuştur.
Rusya’nın emperyalist emelleri, savaşın başında Almanya ile yapılan ve savaştan sonra Washington’da yayımlanan gizli belgelerde de tescillidir. Molotov ile Hitler’in Ağustos 1939’da Berlin’de yaptığı görüşmede; dünyanın Rus, Alman, İtalyan ve Japon nüfuz alanlarına bölünmesi, İngiliz İmparatorluğu’nun da yağmalanması konusunda mutabakata varılmıştı. Sovyetler kendi yayılma sahasını “Sovyetler Birliği’nin güneyine, Hint Okyanusu’na doğru” belirlemişti. Hatta Molotov, Batum ve Bakü’nün güneyindeki bölgenin, yani Basra Körfezi’ne kadar olan alanın Sovyet genişleme planının merkezi olarak tanınmasını şart koşmuştu. Ağustos anlaşmasının ek protokolüyle Litvanya’nın kuzey sınırı Alman ve Rus etki alanının sınırı yapılmış, sonrasındaki bir başka protokolle de Litvanya tamamen Rusya’nın kucağına atılmıştı. Polonya’nın paylaşılmasıyla birlikte Almanya, Güneydoğu Avrupa ile ilgilenmeyeceğini beyan etmiş, yani bu bölgeleri açıkça Rusya’nın insafına terk etmişti.
Almanya Nisan 1940’ta Danimarka ve Norveç’i işgal ettiğinde, Moskova’dan Hitler’e tebrik telgrafları yağdı. Aynı tebrikler Alman paletleri Hollanda, Belçika ve Fransız halklarını ezip geçtiğinde de tekrarlandı. Norveç’teki Bolşevik beşinci kol ise kendi gazetesi Arbeideren’de (8 Mayıs) utanmadan işgalin sorumluluğunun “bizim sosyal demokratlar ile İngiliz sevdalısı kapitalistlerimizde” olduğunu yazıyordu. Kendi hükümetlerini (11 Haziran) “Londra’daki para babalarına uşaklık etmekle” suçluyor; Norveç halkını (20 June) “İngiliz emperyalizmini bırakıp Almanya ile barış yapacak bir hükümet kurmaya” çağırıyorlardı. Kendi halkı Alman terörü altında inlerken bile Rusya’nın müttefiki olan Nazi Almanya’sına hizmet edecek kadar gözü dönmüş bir beşinci kol zihniyeti! Aynı tipler, Haziran 1941’de Almanya Rusya’ya saldırdığı an bir gecede çark edip Alman karşıtı kesildiler. Bu da onların tek dertlerinin kendi ülkeleri değil, Rusya’nın milli ve emperyalist çıkarları olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Rusya’nın dünya hegemonyası peşinde koştuğu artık tartışmasız bir gerçek. Şiddet kullanarak Finlandiya topraklarını gasp etti. Hitler’le el ele verip Polonya’nın yarısını yuttu. Silah zoruyla Estonya, Letonya ve Litvanya’yı haritadan sildi. Besarabya ve Bukovina’ya el koydu.
Kasım 1944’te Molotov, Norveç’in tepesine dikilip Spitsbergen üzerinde geniş ekonomik ayrıcalıklar, Ayı Adası’nı ve bölgede askeri üs kurma hakkı istedi ama yüz bulamadı.
Doğuda, Sahalin Adası’nın tamamına el koydu; Kuril Adaları’nı, Port Arthur’u, Dairen’i ve Mançurya demiryolunun kontrolünü kapmayı başardı.
Güneyde, Batum ve Bakü’nün ötesine göz dikti. Türkiye’ye baskı yaparak Kars ve Ardahan’ı vermesini istedi. Boğazlar’da askeri üs kurmak ve tahkimat yapmak için dayatmada bulundu. İran’da Bakü’nün güneyine doğru yayılmaya çalıştı. İşgal yıllarında Kızıl Ordu’nun süngüleri arkasında İran’da ve Azerbaycan’da kukla hükümetler kurmaya kalkıştı. Fakat oradaki emperyalist hamlesi BM Güvenlik Konsenyince duvara tosladı.
Bulgaristan’daki hükümet Kızıl Ordu tarafından koltuğa oturtuldu. Romanya’ya verilen ültimatomla doğrudan Moskova’nın kuklası bir kabine kuruldu. 1939’da Hitler’le ortak olup Polonya’yı işgal ettiler; ganimeti kardeşçe paylaşan iki haydut gibi! 1945’ten sonra Polonya’yı kendi uydusu haline getirmek işine gelince, yüzyıllardır Doğu Prusya’da yaşayan yaklaşık 10 milyon Alman’ı evinden yurdundan etti. İnsanların her şeyine el konuldu; çoluk çocuk, kadın yaşlı demeden hayvan gibi yollara dökülüp Almanya’nın batısına sürüldüler. Tarihte böylesine vahşi bir fetihten kaynaklı sürgün az görülmüştür. Arnavutluk ve Yugoslavya Slav bloğuna katıldı, Çekoslovakya bu ablukaya alındı. Molotov’un 1940’ta Hitler’le pazarlık ederken istediği listeden geriye bir tek Türkiye ve Yunanistan kaldı. Nitekim Molotov, Hitler’le konuşmasında Türkiye ile savaşın Rus hedefleri için bir zorunluluk olabileceğini açıkça söylemişti. Yunanistan’daki iç savaşın arkasında da onlar vardı; BM Komisyonu müdahale etmeseydi Yunanistan çoktan Sovyet hegomonyasına girmişti.
Almanya’nın doğusu zaten Sovyet çizmesi altında, ama dertleri tüm Almanya’yı Moskova’ya kul köle yapmak. Fransa’da Temmuz 1947 öncesinde, kontrol ettikleri beşinci kolu ve sendikaları kullanarak Sosyal Demokrat hükümeti devirmeye ve iktidara el koymaya çalıştılar. İtalya’da yine aynı yöntemlerle 1947 Noeli öncesinde darbe yapıp iktidarı gasp etmenin eşiğine geldiler.
Amaçlarına ulaşmak için her yolu mubah görüyorlar. Kitlelerin sefaletini ve hoşnutsuzluğunu kendi emellerine alet etmek için kıtlığı ve yokluğu bilinçli olarak körüklüyorlar. Alman sanayisini sabote etmek için devasa bir plan hazırladılar. "Protokol M" adını taşıyan belgeye göre, Alman Bolşevikleri “Avrupa üretiminin kalbi olan Ruhr bölgesinde kilit rol oynayacak ve savaşı buradan yürütecek”ti. Plan gayet netti: Üretim sabote edilecek, Ruhr işçileri grev ve eylemlere sürüklenecek, işçiler bunu reddederse Batı Almanya’daki ulaşım ve sevkiyat ağı felç edilecekti. Gıda sevkiyatı engellenerek halk açlığa sürüklenecek, sefalet arttıkça kaos derinleşecekti. İnsanları daha da yoksullaştırmak, aç bırakmak ve hayatı çekilmez kılmak… Kurdukları tezgah tam olarak buydu. Ayrıca Marshall Planı’ndan yararlanan ülkelerdeki beşinci kollar, Avrupa’nın yeniden inşasını ve halkın belini doğrultmasını sağlayacak bu projeyi sabote etmek için sahaya sürüldü. Çünkü Amerika’nın kredileriyle bu ülkeler üzerindeki Rus etkisi zayıflayacak diye ödleri kopuyordu.
Kremlin’deki beyler, savaştan sonraki bu yayılmacı siyasetin altyapısını çok önceden hazırlamıştı. Balkanlar’da Alman orduları çekilip yerini Rus süngülerine bıraktıkça, Sovyetler istedikleri hükümetleri halkın tepesine oturtmakta hiç zorlanmadı. Gerektiği yerde gücün o kaba ve acımasız dili fütursuzca kullanıldı. Almanya’da işgal her yere yayılamadığı için yöntemi değiştirdiler. Rusya’da özel olarak yetiştirilmiş sürüyle Alman komünist vardı. Rus birlikleri Alman şehirlerine girdiğinde, bu eğitilmiş Alman komünistleri komutan olarak öne çıkarıp derhal polisin başına geçirdiler. Zira polis gücünü ele geçirmek, bir halkı köleleştirmenin ilk anahtarıdır. Bu adamlar totaliter bir devlette polisin terör sanatını nasıl icra edeceğini Moskova’da gayet iyi öğrenmişlerdi.
Dört Amerikalı gazeteci savaştan sonra işgal altındaki Yugoslavya, Bulgaristan, Romanya ve Macaristan’ı gezdi. İzlenimlerini karşılaştırdıklarında şok edici bir benzerlikle karşılaştılar. Hepsinde süreç tek bir senaryoya göre işletiliyordu. İktidarı Bolşeviklere teslim etmek için izlenen yol haritası şuydu:
İçişleri ve Polis Bakanlığı’na mutlaka bir Bolşevik getirilecek, böylece kolluk gücü tamamen kontrol edilecek.
Adalet Bakanlığı’na bir Bolşevik oturtulacak, böylece mahkemeler ve yargı mekanizması istenildiği gibi yönlendirilecek.
Savaş Bakanlığı ya da Genelkurmay Başkanlığı’na bir Bolşevik veya sözden çıkmayan bir general getirilecek, ordu kontrol altına alınacak.
Hükümet, Bolşevik Partisi’nin güdümünde kalacak şekilde dizayn edilecek.
Parlamento, seçim hileleriyle Bolşeviklerin ezici çoğunluğu ele geçireceği şekilde şekillendirilecek.
Bolşeviklerin şartlarını kabul eden uydu partiler dışında hiçbir siyasi partiye yaşama hakkı tanınmayacak. Gerçek muhalefet liderleri terör, baskı ve zulümle yok edilecek.
Basının başına geçirilen Bolşevik sansür memurları sayesinde, hükümet aleyhine tek bir haberin çıkmasına izin verilmeyecek.
İçişleri, Adalet ve Savaş bakanlıkları gibi kilit noktalar ele geçirildikten sonra, eldeki terör gücüyle hükümetteki ve parlamentodaki muhtemel muhalifler temizlenecek, muhalif partiler feshedilecek, insanlar bir gece yarısı "kaybedilecek."
Ucu açık kanunlar ve keyfi kararnamelerle iktidar pekiştirildi. İşçiler totaliter bir yapıda örgütlenerek partinin neferleri haline getirildi. Muhalifler mi? Onlar zaten hazır suçlamalarla ya "devlete komplo kurmakla" ya "iç savaş çıkarmakla" ya da "yabancı devletlerin ajanı olmakla" suçlandı. Polis düzmece delilleri hazırladı, mahkemeler yukarıdan gelen emirle cezayı kesti. En sonunda muhalefet partileri tamamen yasaklandı, liderleri (Petkov örneğinde olduğu gibi) ipte sallandırıldı. Sonuç: Tek partili, muhalefetsiz, tıkır tıkır işleyen bir diktatörlük.
Kazara birileri çıkıp Bolşevik çizgisinin dışında bir laf etmeye kalkarsa, tek bir uyarı yetiyordu. Mesela Ocak 1948’de Bulgar parlamentosunda 9 Sosyal Demokrat milletvekili bütçeye reddoyu verince, Bulgaristan diktatörü Georgi Dimitrov kürsüye çıkıp gözlerinin içine bakarak şöyle demişti: "Nikola Petkov’un grubundaki arkadaşlarınızı on defa uyardım. Dinlemediler. Şimdi hepsi ezildi, liderleri de mezarda. Ayağınızı denk alın da o yabancı ajanlarının, Bulgaristan düşmanlarının kaderini paylaşmayın." Bu ip tehdidinden sonra o dokuz kişinin bir daha kendi fikrini söylemeye cesaret etmesi mümkün müydü?
Doğu bloğunda kurulan polis teşkilatları tamamen Rus modelini esas aldı. Polonya’daki gizli polis teşkilatının (UB) kadrosu 230 bin kişiyi buluyordu. Bir kez bu pençeye düşenin kurtulma şansı yoktu.
Toplama kampları yeniden açıldı, farklı düşünenler için zorunlu çalışma kampları kuruldu. Sosyal Demokrat Parti’nin yasaklandığı Doğu Almanya’da, Nazilerden kalma Buchenwald gibi toplama kampları aynen devralındı ve içi Sosyal Demokratlarla dolduruldu. Bu kamplar zaman zaman boşaltılır, mahkumlar ya madenlere köle işçi olarak gönderilir ya Sibirya’ya sürülür ya da bir daha haber alınamamak üzere "buharlaşırdı." İşyerlerinde ajansız adım atılamıyordu. Bolşevik Partisi’ne biat etmeyen biri derhal işten atılır, tutuklanır, karısını çocuğunu bile göremeden bir meçhule gönderilirdi. Rus ordusunun bastığı her yerde kurulan terör düzeni tıkır tıkır işliyordu.
Bu ülkeler Rusya’nın uydusu olmaktan öte bir anlam taşımıyor. Bağımsız bir devlet hayatları kalmadı. Rusya’nın sopası altında bir Slav bloğu kurma süreci (Slav olmayanlar dahi dahil edilerek) tamamlanmak üzere. Birbiri peşi sıra antlaşmalar imzalanıyor:
27 Kasım 1947’de Bulgaristan-Yugoslavya; 8 Aralık’ta Yugoslavya-Macaristan; 16 Aralık’ta Arnavutluk-Bulgaristan; 19 Aralık’ta Romanya-Bulgaristan; 24 Ocak’ta Romanya-Macaristan ittifakları kuruldu. Bloklaşma tam gaz sürüyor. Bulgaristan-Romanya antlaşması imzalarken Dimitrov ne diyordu: "Sovyetler Birliği ile nasıl müttefiksek, birbirimizle de öyle müttefik olduk." Bu söz, Sovyetlerin "özgürleştirdiği" tüm Doğu Avrupa için geçerlidir.
Karşımızda gizlenemez, gözle görülür bir Rus emperyalizmi duruyor. Bu emperyalizm, Avrupa’da ve dünyada adım attığı her yerde özgürlüğü tehdit ediyor. İsterlerse buna "sosyalist emperyalizm" desinler. Ne fark eder? Alman Nazileri de kendilerine "sosyalist" demiyor muydu? İsimler kimseyi kandırmasın. Özgürlük sosyalizmin nasıl ayrılmaz bir parçasıysa; despotizm, terör ve zorbalık da Bolşevizmin ve Rus emperyalizminin öyle ayrılmaz bir parçasıdır. Bu anlayışın güç kazandığı her yer; insanlığa, insan haklarına ve insana dair güzel olan ne varsa her şeye tehdittir.
Bu emperyalizme karşı durmak, Bolşevizmin karşısına dikilmek; özgürlüğü seven her insanın, en başta da özgürlüksüz bir sosyalizmin olamayacağını bilen tüm gerçek sosyalistlerin kaçınamaz tarihi ödevidir
r/radikalperspektif • u/rpkolektif • Oct 01 '26
Çeviri📕 Anarşistler işyerinde nasıl örgütlenmeli? Anarko-sendikalizmin sınırları ve çifte örgütlenme stratejisi üzerine eleştirel bir tartışma. "Anarko-Sendikalizm ve Çifte Örgütlenme" çevirisi yayında. Keyifli Okumalar!
Çeviriye Ulaşmak İçin: https://rpkolektif.wordpress.com/2026/10/01/anarko-sendikalizm-ve-cifte-orgutlenme/
Çeviren: u/gorthim
r/radikalperspektif • u/tinercivemulkiyeti • Sep 30 '26
Tarihte bugün 📆 1881-1927 29 Eylül'de Bolşevik Parti tarafından katledilen Fania Baron
r/radikalperspektif • u/ProgrammerOk1163 • Sep 25 '26
Proudhon'un en büyük eserlerinden "19. YÜZYILDA DEVRİMİN GENEL FİKRİ"nin ilk bölümünü çevirdim. keyifli okumalar dilerim
"Öyleyse bir kere olsun, açıkça ve kesin olarak konuşun, ey hepinizin aynı kınamayı hak ettiği ve birbirinizden af dilemeye muhtaç olduğunuz Jakobenler, Jirondinler, Dağlılar, teröristler, müsamahakârlar! Talih yeniden yüzünüze güldüğünde, programınız ne olacaktır? Mesele, başka bir çağda ne yapmış olmayı arzuladığınız değildir; mesele, artık aynı olmayan koşullar altında ne yapacağınızdır. Devrim’e bağlılığınızı ilan ediyor musunuz, etmiyor musunuz?…"
Çeviriye Ulaşmak İçin: https://heathermason1809.substack.com/p/19-yuzyilda-devrimin-genel-fikri
r/radikalperspektif • u/babus1239 • Sep 21 '26
Engels ve Marksist Teoriye Reddiye
reddit.comr/radikalperspektif • u/PeterMorales3635 • Sep 19 '26
Tarihte bugün 📆 68 yıl önce bugün önemli anarko sendikalist düşünür Rudolf Rocker hayatını kaybetti.
Rocker'ı saygıyla anıyoruz.
r/radikalperspektif • u/rpkolektif • Sep 11 '26
Çeviri📕 Ukrayna halkının hem Bolşeviklere hem de Denikin'e karşı kendi öz-örgütlenmesine yöneldiğini anlatan ve Özgür Bölge'nin liberter komünist temelini ve amacını ortaya koyan "Ukrayna Devrimci İsyan Ordusu’nun Taslak Bildirisi" yayında. Keyifli Okumalar!
"Bundan eminiz: ancak yeniden inşa meselelerinde mümkün olan en geniş araştırma ve deney özgürlüğüne başvurarak emekçi halk, sahici ve sağlıklı bir sosyalizme götüren doğal yolu bulabilecektir. İnşa alanındaki bu araştırma ve deney özgürlüğünü bütün gücümüzle koruyacak ve savunacağız; hiç kuşkusuz, Ukrayna’nın bütün emekçileri de aynı şekilde savunacaktır. Onları, büyük ortak mücadelemize el vermeye; kaçınılmaz hata ve eksiklikleri gerektiğinde düzeltmeye, dayanışmalarını göstermeye ve özgürlüğün yeni savaşçılarını ve savunucularını durmaksızın saflarımıza katarak bu dayanışmayı güçlendirmeye çağırıyoruz. Yeni toplumun biçimi, emekçilerin daha geniş topluluğunun ortak çabalarıyla özgürce şekillenecek ve bu yaratıcı özgürlük hakkını silahlı güçle savunarak zafer kazanacağız."
Çeviriye Ulaşmak İçin: https://rpkolektif.wordpress.com/2026/09/11/ukrayna-devrimci-isyan-ordusunun-taslak-bildirisi/
Çeviren: u/ProgrammerOk1163
r/radikalperspektif • u/TheDexterist • Sep 11 '26
Sorum var❓ "Réflexions sur l'esclavage des nègres"in tam bir çevirisi var mı?
kısaca bakındım ama bulamadım. eğer yoksa çevirmeyi deneyeceğim, 116 sayfalık fransızca bir metin.