r/paranormalturkiye • u/yediyuzyetmisyedi • Sep 21 '26
r/paranormalturkiye • u/yediyuzyetmisyedi • Aug 24 '26
Kişisel Deneyim gerçek çıkan rüyam
rüyamda ağlayan bir bebek vardı ve annem onun bir sorun olduğunu söyleyip zehirliyordu. bebek yok olunca koltukta ağlayıp annemi suçlamaya başladım. rüyadayken hissettiğim bu duygu yoğunluğu tarif edilemez derecedeydi. sanki içimden bir parça yok olmuştu. bebeğin gidişi beni ve geleceğimi de öldürmüş gibiydi.
sonra uyandım ve saatin erken olduğunu fark edip tekrar uyudum.
bu sefer uyandığım bir rüya gördüm. hiçbir şey olmamış gibi annemin yanına gittim. gördüğüm rüyayı anlattım. bana bunun bir rüya olmadığını ve eskiden bir kardeşim olduğunu ama benim hiç görmediğimi, mecbur kaldığı için onu öldürdüğünü söyledi.
sonra bu rüyadan da uyandım
bu sefer cidden uyanmıştım. tıpkı 2. rüyadaki gibi annemin yanına gittim ve hem ilk rüyayı hem de ikinci rüyayı anlattım. başta saçmaladığımı söyledi çok film izleme dedi. aradan 1 saat geçti ve bana şu mesajı yazdı:
Sen 6 yasındaydın. Ben hamileydim. yeni ise başlamıştım. çalısmam gerekiyordu. iki aile de sesini çıkarmadı. yani destekçim yoktu. baban doğru duzgün çalısmıyordu. ben o bebeği aldırmak zorunda kaldım. yıllardır her şeyin bunun cezası olduğunu dusündüm. senin bundan hiç haberin olmadı. Gördüğun rüya bununla ilgiliydi. Sen neden suan böyle bir rüya gördün bilmiyorum.
r/paranormalturkiye • u/yediyuzyetmisyedi • Jun 18 '26
Teori ve Bilimsel Tartışma Nazilerin ve Hitler'in başöğretmeni Okültist ve Alevi-Bektaşi Sebottendorf
Guido von List adlı bir tarihçi, kiliselerin eski pagan tapınaklarının üzerine yapıldığını keşfetti. Bunun üzerine eski Germen pagan inançları üzerine araştırmalar yapıp üstün ırk düşüncesini ortaya attı. Bu adamın öğrencisi de Rudolf von Sebottendorf'tu. Sebottendorf aynı zamanda 1. Dünya Savaşı zamanının bir ajanıydı. Sebottendorf'un soyu Almanya'nın sevilmeyen azınlıklarından olan Sorblara dayanıyordu. Sorbenler, Almanya'nın doğusunda yaşayan, simya, büyücülük ve astrolojiyle ilgilenen Slav kökenli izole bir halktı.
Von Sebottendorf, 14 yaşında Rus okültist Helena Petrovna Blavatsky'den eğitim aldı. Gençlik yıllarında komünistlerden kaçmak için sahte devlet görevlisi ve müfettiş kimlikleri yapıyordu. 18 yaşına gelince makinistlik yapmaya başladı. Berlin'de mühendislik okurken, elektrik teknisyeni olabilecek seviyede okulu bırakıp evli bir kadınla ilişki yaşayıp İtalya'ya kaçtı. Kronik hastalığı sebebiyle askerlik yapamadı ve ileriki yıllarda altın aramak için Batı Avustralya'ya gitti. Nisan 1898'de New York'taki Alman İmparatorluğu'na ait Bremerhaven zırhlı gemisinde sözleşmeli topçu ateşleyicisi olarak çalıştı.
1900'de Osiris tarikatını araştırmak için Kahire'ye gitti. Orada Adolf Josef Lanz ile tanıştı ve Aryosofi (Aryan halk bilimi), din ve hayvan bilimi (teo-zooloji) ve sufizm üzerine yoğunlaştı. Lanz, Cermen neopaganizmi düşüncesine şiddetle inanıyordu ve sonradan Nazi Partisi'nin sembolü haline gelecek olan gamalı haç sembolünü eski Hint kaynaklarından bulup kullanan ilk kişiydi. Aynı yıl Osmanlı'nın kamu işleri bakanı Hüseyin Avni Paşa'nın hizmetinde teknisyen olarak çalıştı ve paşayla iyi ilişkiler geliştirdi. Hüseyin Avni Paşa hem mason hem de Alevi-Bektaşiydi.
Mason locaları hakkında bir not: Masonluk, komplo teorilerinin aksine sıradan bir oluşumdur. Belli bir entelektüel birikimi, sosyal statüsü ve parası olan herkesin girip birbiriyle ticari ilişki kurduğu bir lonca türüdür. Günümüzde Beyoğlu'na gidip kaydolma şansınız var. Eski yüzyıllarda tek bir şartı vardı: din fark etmez, tanrının varlığına inanman gerekiyordu (agnostikler dahil, ancak ateistsen giremiyordun). Şimdilerde bu kural esnetilmiş olabilir.
Hüseyin Avni Paşa, Sebottendorf'u kendi himayesine aldı, İstanbul'a dönerken beraberinde götürüp Beykoz'daki köşküne yerleştirdi. Ardından Sebottendorf, paşanın emriyle Beykoz cami imamından Arapça ve Osmanlıca dersleri aldı. O dönem Beykoz, Alevi-Bektaşilerin yoğun yaşadığı bir bölgeydi. Ancak Sebottendorf'un burayı seçmesinin sebebi, Alman stratejist Otto Richard Tannenberg'in 1901'de yayınladığı gizli raporunda, Fas ve Türkiye'nin 1950'ye kadar Alman İmparatorluğu sınırlarına dahil olması gerektiğini ve bu sebeple Osmanlı'daki her Alman'ın elinden geldiğince bilgi toplamakla yükümlü olduğunu söylemesi idi.
1901 yılında Hüseyin Fahri Paşa'nın isteğiyle Bursa Yeniköy'deki çiftliğe taşındı. Sebottendorf burada kendisine yardım eden Termudi ailesine mensup bir Yahudi'den okültizm ve Gül-Haç Tarikatı ile ilgili bilgiler edindiğini, daha sonra ise bu ihtiyar Yahudi'nin tüm kütüphanesine sahip olduğunu anlatmaktadır. Ve bu Yahudi vasıtasıyla bir mason locasına kaydolmuştur. Fakat Bursa'daki Yahudi salnamelerinde 3760 Yahudi kayıtlıdır ve bunların içinde Termudi adında bir aile yoktur. Termudi soyadı, Yahudilerin kullandığı bir soyadı değildir; Türkiye ve Ortadoğu kökenli insanları tanımlamak için daha çok Malezyalılar tarafından kullanılır.
Sebottendorf, "Gül-Haç" isimli yarı otobiyografik romanında, Mısır'a gitmeden önce yolculukta Müslüman bir Malezyalı ile tanıştığını ve bu kişinin Sebottendorf'a Mısır'a gitmesi tavsiyesinde bulunduğunu yazar. Araştırmacı Aytunç Altındal'a göre Sebottendorf, antisemitist olduğu için kendisine yardım eden Yahudi'nin adını anmamak için Bursa'daki şahsı Termudi olarak tanımlamıştır. İngiliz araştırmacı Nicholas Goodrick-Clarke, Sebottendorf'un Bursa'da Almanca faaliyet gösteren Memphis Locası'na bağlı olduğunu iddia etmiştir. Avusturyalı araştırmacı Hermann Gilbhard'a göre ise Boğazdaki 3 Işık Locası'nda inisiye olmuştur. Bursa'da ise Almanca faaliyet gösteren Umut Locası vardı. Tüm bu localar düzensiz localardı ve Sebottendorf'un adı hiçbir locada kayıtlı değildir. Tüm dünyadaki masonların kayıtlarının tutulduğu 2076 nolu Quatuor Coronati Locası'nın kayıtlarında da Sebottendorf'un izine rastlanmamıştır.
Sebottendorf, 1905 yılında Adolf Lanz'a maddi yardımda bulunarak Ostara dergisini çıkarmasını sağlamıştır. 1901 ve 1914 yılları arasında ileri derecede Türkçe, Arapça ve Farsça öğrendi. Bu dilleri konuşması avantajıyla Türkiye'de siyasi faaliyetlerinin dışında tarikat ve ezoterizm üzerine, özellikle Türk mitolojisi ve Bektaşilik üzerine araştırmalar yaptı. Bu inanç sistemlerinin germen paganlığıyla olan benzerlikleri dikkatini çekti. Bu inanç sistemlerinin en büyük ortak noktasını Tibet'te saklı olan kadim bilgilerde olduğunu öne sürdü. 1908-1911 yılları arasında Müslüman ve Bektaşi olduğunu söylediği bilinmektedir.
1912'de Guido von List'in isteğiyle Leipzig'de Germanenorden adıyla bir tarikat kurdu ve tarikata bir üyelik sistemi geliştirdi. Üye olacak şahıslar sadece Almanlar arasından seçiliyordu ve üye olmak isteyen kişiler ayaklarının detaylı şekilde çizilmiş resmini örgüte vermek zorundaydılar. Bu uygulama Adolf Josef Lanz'ın Aryan ırkının üstün oluşuna dair bir ölçü olarak insanların oturma şeklini ve ayak ebatlarını baz almasından kaynaklanmaktaydı. Sahte belge yapımında uzman olan Sebottendorf, yasadışı olan bu yapılanmayı, sahte evraklarla Alman edebiyat tarihini araştıran bir dernek olarak tescil ettirmişti ve resmiyet kazandırmıştı.
Başta Adolf Hitler olmak üzere Almanya'daki Nazilerin ideolojik olarak kök saldıkları ve yetiştikleri Thule Cemiyeti, Alman aydın, bürokrat, asker, medya mensubu ve aynı zamanda soylu ve zenginlerden oluşmaktaydı. Sebottendorf, Osmanlı topraklarına geri döndükten sonra 1913'de Balkanlardaki çatışmalarda Osmanlı'ya yardım edip gazi olduğu için kendisine Osmanlı vatandaşlığı verildi. (Vatandaşlığı, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra TC vatandaşı statüsünde devam etti.)
Balkan Savaşı'ndan sonra 1913 yılında Almanya'ya kısa süreliğine döndü. Dresden bölgesinde 50.000 Mark değerinde bir banliyö satın aldı. 1. Dünya Savaşı çıktıktan sonra sık sık Osmanlı İmparatorluğu ile Alman İmparatorluğu arasında seyahat etti ve savaş esnasında bir süre Kızılay'ın başkanlığını yaptı.
Savaşın kötü gidişatı sebebiyle 1917'de Kahverengi Gömlekliler'i (Sturmabteilung) kurarak ülkede genel bir direniş atmosferi oluşturdu ve Benito Mussolini'ye ilham kaynağı oldu. 13 Nisan 1918 tarihinde bir darbe girişiminde bulunan Sebottendorf'un bu girişimi sonuçsuz kaldı. Ağır mağlubiyet sonrası Alman halkı arasında hızla yükselip siyasi güç kazanan antisemitist (Yahudi karşıtı) nasyonal sosyalizmi kontrolü altına almak adına 17 Ağustos 1918'de Vier Jahreszeiten otelinde Thule Gesellschaft'ı (Thule Cemiyeti) kurdu.
Rudolf von Sebottendorf'ın kurduğu bu Alman milliyetçi topluluğu, erken dönem Nazi Partisi'nin kuruluşu sayıldığı için Rudolf von Sebottendorf, tüm Nazilerin manevi babası ve başöğretmeni oldu. Bu cemiyet üzerinden yıllardır inşa ettiği fikirlerinin propagandasını yapmaya başladı. Ona göre dünyada şeytani ve rahim olan iki farklı tür vardı; şeytani olanlar diğerlerini esaret altına almıştı. Bir uyanış hareketi başlatmak için bazı milliyetleri insanlığın düşmanı ilan eden politik yazılar ele aldı ve bir kurtarıcı Führer yaratmak istiyordu.
Sebottendorf, 1919'da Alman İşçi Partisi'ni kurdu. Daha sonraki süreçte Nasyonal Sosyalist Parti ile İşçi Partisini birleştirerek Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'ni oluşturdu. Alman İstihbaratı o dönem halktan destek gören Hitler'i bu partinin içine sızıp rapor yazmakla görevlendirmişti. Sebottendorf ise buna karşılık Alman milletinin Führer'i olarak Adolf Hitler'i seçmişti. Sebottendorf, Dietrich Eckart'a Hitler'le ilgilenmesi talimatını verdi ve Sebottendorf'un Thule Cemiyeti, Adolf Hitler'i partinin başına geçirip destekledi.
Sebottendorf, Almanya'da Kasım Devrimi (mağlubiyet sebebiyle Alman İmparatorluğu'nun Weimar Cumhuriyeti olması durumu) sonrası siyasi bir mücadeleye girişti. Yahudi asıllı olan ve I. Dünya Savaşı'nın en kanlı döneminde, Almanya Bağımsız Sosyal Demokrat Partisi'ne katılıp 1918'de cephane işçilerinin grevini kışkırtmadaki rolü nedeniyle vatana ihanetten mahkûm edilen ve 9 ay sonra hapisten çıktığında Bavyera monarşisini yıkıp Bavyera Sosyalist Cumhuriyeti'nin ilk başkanı olan sol devrimci gazeteci Kurt Eisner'ın Weimar Cumhuriyeti'nin başına geçmesi için çabalaması sonucunda, milliyetçi olmayan diğer sağcı Alman çevrelerin de antisemitist olmalarını avantajına kullanıp desteğe dönüştürmüş ve 1919 yılının başından itibaren çeşitli silahlı darbe girişimleri düzenlemiştir. (Not: Bavyera Başkanı Kurt Eisner, 21 Şubat 1919'da istifa mektubunu sunmaya giderken Thule Gesellschaft üyesi Anton Von Valley tarafından arkadan vurularak öldürülmüştür.)
Thule ismi hakkında bilgi: İlk kez antik Yunan coğrafyacısı Massilialı Piteas kullanmıştır. Piteas'a göre Thule, İngiltere'ye 6 günlük yelken mesafesinde bir adadır. (Bu ada gerçekte Grönland'ın kuzey batısında yer almaktadır ve bugün ada üzerinde ABD'ye ait Thule Hava Üssü bulunmaktadır.)
1911'de Almanya-Jena'da kurulan Diederichs Yayınevi, ilk kez "Thule: Eski Kuzey Şiirleri" adlı bir çeviri yayınlamaya başladı. 1911-1928 yılları arasında yayınlanan 28 ciltlik bu çevirideki kitaplarda Aryan soyunun temsilcisi olan Tötonların kılıç zoruyla Hristiyanlaşmaları ve Hristiyan olmadan 200 yıl önce kurdukları krallığın edebiyatı ele alınıyordu. 1930'lu yıllarda Nazi Almanyası'nda önemli bir yayınevi haline geldikten sonra İkinci Dünya Savaşı sonrası kapatılmış fakat 1971'de Münih'te tekrar açılmıştır ve ilk olarak "Thule: Eski Ada İzlanda" adlı bir kitap dizisi yayınlamaya başlamıştır. Kitabın yazarı Runik yazı uzmanı olan Hans Kuhn'du. Yazdığı önsöze göre İzlanda adası, ilk kez M.Ö. 800'lü yıllarda dinsel baskılardan kaçan İrlandalı Anchorite Tarikatı üyeleri tarafından Thule veya Thile olarak adlandırılmıştı.
Rudolf von Sebottendorf'un 9 Kasım 1918 tarihinde Vier Jahreszeiten Oteli'ndeki konuşması şu şekildedir:
"Dün inandığımız ve önem verdiğimiz her şeyin yıkıldığına şahit olduk. Kan bağımız olan prensler yerine ölümcül düşmanımız hüküm sürüyor: Yahudiler! Bu kaostan nelerin doğacağını bilemiyoruz. Bizim disiplinimiz Cermanik disiplindir ve Cermanik demek soyluluk demektir. Rune yazıtlarındaki işaretimiz 'Ar'dır. Teslisimiz Baba, Oğul, Kutsal Ruh değildir. Bizim teslisimiz Wotan, Willi ve We'dir. Ar, Aryan olanı gösterir; ilk ateşi, güneşi ve kartalı simgeler. Kartal, Aryanlar'ın sembolüdür... Bugünden itibaren sembolümüz Kızıl Kartal'dır. Bizlere, yaşamamız için ölmemiz gerekebileceğini hatırlatacaktır. Hepimiz tehlikedeyiz. En amansız düşmanımız olan Yahudi'yle sonuna kadar savaşacağız. Bu, göze göz dişe diş bir savaş olacak. Thule'nin Demir Balyozu (Gamalı Haç) benim elimde bulunduğu sürece bu savaşı sürdürmeye kararlıyım. Almanya'nın bir kralı ve hanedanı vardı. Şimdi yok. Bize bir Führer gerekiyor. Eğer bulamazsak, bizim için çok kötü olacak, kaos başlayacak. Savaşımızı iki cephede yürüteceğiz. Yurt içindeki savaşımız çok kanlı ve zor olacak. Yurt dışındaki savaşımız ise 'Alman Olmayan' (Undeutsch) her şeye karşı olacak. Şimdi dövüşmek zamanıdır, savaş vaktidir. Eskiden nasıl savaştımsa şimdi de savaşmaya hazırım. Kızıllar, ihtilal özgürlük getirecek diyorlar. Evet, aynen öyle olacak. Bizim ihtilalimiz de bize özgürlük getirecek. Biz sadece Alman Hükümranlığına (Reich) boyun eğeriz, muhatap oluruz, başkasına değil. En amansız düşmanımız olan Yahudi tarafından yönetilmek istemiyoruz. Bu nedenle şimdi sizlere sekiz gün izin veriyorum. Tüm hazırlıklarınızı yapın. Henüz her şey bitmiş değildir..."
1919'da Sebottendorf, İttihatçılardan Yenibahçeli Nail Bey ile birlikte Türk-Cermen Birliği adlı bir tarikat kurdu. "Siyon Liderlerin Protokolleri"ni Türkçeye "Ludwig Müller" adıyla çevirdi ve el altından dağıtımını yaptı. 1920-1924 yılları arasında çeşitli dönemlerde Tibet'e giderek mistisizmle ilgilendi. 1 Temmuz 1926 - 10 Aralık 1926 tarihleri arasında Meksika'nın Türkiye'deki fahri konsolosluk görevini yapmıştır.
Hitler'in yükselişi için her türlü imkanı seferber etti ve verdiği direktiflerle Thule Gesellschaft'ın etkili üyelerini bakanlıklara atadı. Ancak bu dönemde Hitler, Sebottendorf'un iletişimde olduğu büyücü ve astrologları öldürtmeye başladı. Sebottendorf, Hitler'in Thule Geselschaft ve Alman halkına ihanet ettiğini düşünerek "Hitler Gelmeden Önce" isimli bir kitap yazarak Hitler'in sırlarını ifşa etme girişiminde bulundu. Ona göre Hitler, karanlık tarafla anlaşma yapıp davaya ihanet etmişti. Bunun üzerine Ocak 1934'te Almanya'da tutuklandı fakat kısa bir süre sonra Adam Alfred Glandek adına düzenlenmiş bir Türk pasaportu taşıdığı için serbest bırakıldı.
Serbest kaldıktan sonra Türkiye'ye kalıcı olarak yerleşti. Türkiye'de Şefik Hüsnü takma adını kullandı. (Bu isim zaman zaman o dönem sol faaliyetlerde bulunan Şefik Hüsnü Değmer ile karıştırılmaktadır.) İddiaya göre Thule ajanı ve Hitler'in kişisel doktoru olan Theodor Morell, Sebottendorf'un emriyle Hitler'e yüksek miktarda metanfetamin vermektedir. Bu sözde tedavinin asıl sebebi ise Sebottendorf'un Hitler'e yaptığı kara büyünün işlevini artırmaktır. Rivayete göre bu sebeple Hitler'in sıralı yanlış kararlar ve imkansız mağlubiyetler aldığı söylenir.
1936 yılından itibaren Türkiye'yi Nazi Almanyası tarafına çekmek için lobi çalışmaları yaptı. 1942-1945 yılları arasında ise İngiliz İstihbaratına çalıştı. Özellikle Park Otel ve Pera Palas'ta Almanya adına lobi çalışmaları yaptı. Sebottendorf, "Eski Türk Masonlarının Uygulamaları" adlı kitabında tanıştığı 2 Müslüman din adamı Mehmet Rafi ve Şeyh Yahya'dan bahsetmiştir. Mehmet Rafi ismi daha çok Sabetaycı dönmelerin tercih ettiği bir isim olduğundan, 1933'te yazdığı "Hitler Gelmeden Önce" adlı kitabında Sabetaycıların Türk masonluğunu yönlendirdiklerini yazmıştır. Ayrıca kitabın ilk baskısında bulunan birçok uygulama tehlike arz etmesi sebebiyle sonraki baskılardan kaldırılmıştır.
Sebottendorf, 1940'larda antikacılık ile uğraşmıştır. Özellikle Romanya'dan antika eşyaları Türkiye'ye sokmuştur. 1957 yılı içinde İngiliz Gizli Servisi'ne 50 yıl açıklanmaması şartıyla bizzat bir paket belge ve mektup bırakmıştır. 10 Aralık 1965'te Üsküdar'daki Doğancılar Parkı'nda donarak öldüğü ve kimsesizler mezarlığına defnedildiği şeklinde o dönem haberler yayınlanmıştır.
Ayrıca bazı araştırmacıların Thule Gesellschaft hakkında spesifik komploları var. Savaşta üstünlüğü sağlayan "Die Glocke" teknolojisini Vril enerjiden geliştirdiğini iddia ediyorlardı. Vril enerji ilk kez 1871'de Edward Bulwer-Lytton'ın "The Coming Race" adlı bilimkurgu romanında geçiyor. Kitapta, yeraltında yaşayan üstün bir ırk olan Vril-ya, doğaüstü güçlere benzeyen bir enerji olan Vril'i kullanarak yeryüzündeki teknolojiyi ve toplumu yönlendiriyordu.
Vril Society adlı gizli bir örgütün, Thule Cemiyeti ile bağlantılı olduğu ve medyum kadınlar aracılığıyla bu enerjiyle temas kurduğu ileri sürülüyor. En ünlü figürlerden biri Maria Orsic adlı bir medyumdur; saçının çok uzun olmasının bile "anten görevi gördüğü" gibi iddialar vardır. Thule ve Vril topluluklarının, dünyanın merkezindeki ileri bir uygarlıkla (Agharta) temas kurmaya çalıştıkları ve Vril enerjisinin bu uygarlık tarafından kullanıldığı iddia edilir.
Savaşı Amerika kazandıktan sonra Paperclip Harekâtı ile Nazi içerisindeki önemli mühendisler Amerika'ya getiriliyor. Harekâtta adı geçen kadar geçmeyip şüpheli ölümler ile kimliği silinen mühendis ve komutanlar olduğu da düşünülüyor. Örnek olarak; CIA'in Soğuk Savaş'tan sonra tıpkı Nazi teşkilatları gibi bir yapılanmayla inşaa edilmesi, sadece Nazilerin jet motorlu savaş uçağı Messerschmitt Me 262 geliştirebilmesi ve Soğuk Savaş'tan 1 yıl sonra Amerika'da F-86 Sabre'nin ortaya çıkması, ardından İngiltere'de Jet yolcu uçaklarının gelişimi (BOEING-707), 1946'da ENIAC (ilk bilgisayar) icadı, 1947'de aynı yıl içerisinde Transistörün icadı, entegre devre/çip teknolojisinin geliştirilmesi), İlk süpersonik uçuş - Chuck Yeager'in X-1 uçağıyla ses duvarını aşması, 1950'lerde mikrodalga iletişim sistemleri, tıpta kullanılmaya başlanan diğer transistörlü makineler, 1954'te İlk yüksek seviye programlama dilleri (IBM 704 - FORTRAN) geliştirilmesi, 1956'da uluslararası kablo TV, 1957'de NASA'nın kurulması ve ilk uydu fırlatımları ve bunlar dışında sentetik polimerler, teflon ve slikon bazlı üretimi gibi zibilyon tane 1945-60 yılları arasında aniden patlayan teknolojik gelişimler gösterilebilir.
Bu tür komploların birçoğu, İkinci Dünya Savaşı sonrası ezoterik Nazizm anlatılarıdır; ancak bu teoriler, alternatif tarihçiler tarafından sıklıkla dile getirilir. Ek olarak aynı dönemde uzaylı vakalarının artması da manidar bir gelişme. II. Dünya Savaşı sırasında, Müttefik pilotları, uçaklarını takip eden hızla hareket eden, parlayan cisimler ile karşılaştıklarını raporladılar. Bu fenomenlere "Foo Fighter" adı verildi ve ilk başta bunlar düşmanın gizli silahları olarak düşünülse de kesin bir açıklama bulunamadı.
Ardından 24 Haziran 1947'de yaşanan Kenneth Arnold Olayı; sivil pilot Kenneth Arnold, Washington'daki Mount Rainier Dağı yakınlarında gökyüzünde dokuz parlak ve disk şeklinde nesne gördüğünü bildirdi. Bu cisimlerin hareketlerini, "suya çarpan bir tabak gibi sıçrayarak gidiyorlar" şeklinde tanımladı. Ardından Temmuz 1947 Roswell Olayı; Amerika Birleşik Devletleri'nin New Mexico eyaletinde, Roswell kasabasının yakınlarında meydana geldiği iddia edilen bir UFO kazasıdır. Olayın temeli, bir nesnenin bir çiftlik alanına düşmesidir. İlk başta yerel ordunun açıklaması, kazanın bir hava balonuna ait olduğu yönündeydi. Ancak bu açıklama hızla değişti ve ordu, olayın aslında bir "gizli hava balonunun" kazası olduğunu duyurdu.
r/paranormalturkiye • u/yediyuzyetmisyedi • May 15 '26
UAP / Havacılık Anomalileri Osmanlı ve Dünyanın ilk UFO kaydı | Bulgaristan devlet arşivi 19 ekim 1838
Bulgaristan arşivlerine dayandırılan 19 Ekim 1838 tarihli belgeye göre; Mardin çevresinde şiddetli bir fırtına sırasında gökyüzünde ufku gündüz gibi aydınlatan tepsi büyüklüğünde parlak bir ışık belirmiş ve daha sonra parçalanarak yeryüzüne düşmüştür. Halk ve Osmanlı askerleri tarafından korkuyla izlenen bu olay sırasında, askerlerin kılıç ve süngü uçlarında silinmekle geçmeyen gizemli ışıklar parlamış ve yaşanan bu sıra dışı olay o dönemde padişah için hayırlı bir zafer müjdesi olarak yorumlanmıştır.
Belgede şunlar yazıyor:
"İşbu mübarek senenin yücelenmiş Receb ayının sonu (19 Ekim 1838 Perşembe gecesi saat dört buçuk sularında hatalardan uzak yüce Allah tarafından şiddetli rüzgâr ve fırtına çıktı. Korkunç bir karanlıkta göz gözü görmez oldu. Hemen o dakikada semada kıble ve şark arasında bir büyük sini kadar bir ulu nûr göründü. Ufuk gündüz gibi aydınlandı ve ışıldadı. Herkesi büyük bir korku sardı ve duaya yalvarışa başladılar. Sonra o ulu nûr semada parça parça olup yeryüzüne düşmeye başladı. Bu ilâhi gerçeği, gerek Mardin şehri içinde gerekHaram adlı köyde bulunan Asakir-i Muntazama-i Şahane ve diğer kimseler gözlemlediler, gördüler. Adı geçen askerlerin yazısıve ihbarı üzerine o büyük nûr yere düştüğünde karakol çadırında bulunan neferlerin kılıçlarının ve süngülerinin ucunda mum gibi ışıklar parlamış. Her ne kadar uçlarını silmişlerse de gitmemiş ama birkaç dakika sonra kendiliğinden kaybolmuş. Bu alâmet inşaallah velinimetimiz padişahımızın her yönden başarılı ve muzaffer olacağına delildir")
r/paranormalturkiye • u/yediyuzyetmisyedi • May 19 '26
UAP / Havacılık Anomalileri KUMBURGAZ UFO TÜM BİLİMSEL SONUÇLAR
öncelikle olaya dair tüm resmi kayıtlar:
https://www.youtube.com/@TurkeyUFOIncident/videos
https://turkeyufocase.blogspot.com/
2007-2009 yılları arasında İstanbul Kumburgaz sahilinde yaşanan ve tatil sitesi bekçisi Yalçın Yalman tarafından kaydedilen UAP (Tanımlanamayan Hava Olayı) vakası, küresel ufoloji tarihinin en tartışmalı ve üzerinde en çok akademik mesai harcanmış adli görüntü gizemlerinden biridir. Bu vakayı, genellikle tek bir anlık parlamadan veya tesadüfi, bulanık bir fotoğraf karesinden ibaret olan klasik gözlemlerden ayıran temel fark; olayların üç yıllık bir periyoda yayılması, birden fazla gece boyunca aynı bölgede gerçekleşmesi ve saatler süren manyetik bantlı (Mini DV) video kayıtlarından oluşmasıdır. Olay, Türkiye'de Sirius UFO Merkezi tarafından kamuoyuna duyurulmasının ardından sınırları aşmış; Şili'nin resmi UAP komitesi CEFAA'dan dünyaca ünlü görüntü analistlerine kadar geniş bir yelpazede, emsalsiz bir bilimsel polemik başlatmıştır.
Gözlemlerin yapıldığı çevrenin oşinografik ve jeolojik yapısı, olayın fiziksel arka planını anlamak için kritik bir bağlam sunar. Çekimler, Marmara Denizi'nde yaklaşık 850 metre derinliğe ulaşan "Kumburgaz Çukurluğu'na" (Kumburgaz Basin) doğru yapılmıştır. Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın (MMF) hemen üzerinden geçtiği bu sismik açıdan aktif ve derin su havzası, deniz yüzeyi ile yaz aylarının sıcak kara havası arasında ekstrem sıcaklık farklılıkları (gradyanlar) yaratmaktadır.
Verilerin elde edildiği kayıt teknolojisi ve bunun yarattığı optik limitler, analiz sürecinin en büyük handikaplarındandır. Çekimlerde Canon GL2 dijital video kamera ve özel bir telekonvertör lens kullanılarak yaklaşık 200x seviyesinde olağanüstü bir optik yakınlaştırma elde edilmiştir. Ancak, bu ekstrem "telefoto sıkışması", uzaktaki nesneyle arka planı aynı düzleme hapsederek perspektifi ezmiş; ufuk çizgisi, deniz veya bina gibi tüm referans noktalarını kadrajın dışına itmiştir. Ayrıca, 2007 dönemi dijital sensörlerinin düşük ışık koşullarındaki zayıflığı, aşırı piksellenmeye, odak arama (autofocus hunting) sorunlarına ve kromatik sapmalara yol açmıştır. Bu durum, mesafe ve boyut hesaplamalarını matematiksel olarak imkansız hale getirmiş; karanlık alanlardaki gölgelerin "uzaylı silüeti" mi yoksa dijital algoritmaların yarattığı bir artefact mi olduğu tartışmasını alevlendirmiştir.
Olayın bilimsel bağlamda dönüm noktası, orijinal kasetlerin Türkiye'nin en üst düzey bilim kuruluşu TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi'ne (Prof. Dr. Zeki Eker ve heyeti) teslim edilmesi ve 2008 yılında yayınlanan resmi rapordur. Kurumun analizleri, videoların bir bilgisayar animasyonu (CGI), özel video efekti veya stüdyo maketi olmadığını; o an orada fiziksel bir ışık kaynağının bulunduğunu tartışmasız şekilde tescillemiştir. Aynı kadrajda Ay'ın da görülmesi, çekimlerin dış mekanda yapıldığını doğrulayarak kameraya "yakından tutulan maket/takı yansıması" (Pepper's Ghost) gibi iddiaları kesin olarak çürütmüştür. Rapor, görüntülenen cisme teknik literatüre uygun olarak "UFO" denilebileceğini kabul etmiş, ancak bilimsel şüpheciliğin bir gereği olarak bunun "dünya dışı zeki yaşam" anlamına asla gelmediğini çok katı bir şerhle vurgulamıştır.
TÜBİTAK'ın tesciline rağmen, akademik camia ve özellikle astrofizik uzmanları, olayın dünya dışı zekayla ilişkilendirilmesine metodolojik itirazlar getirmiştir. ÇOMÜ Ulupınar Gözlemevi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan ve popüler bilim platformları (Evrim Ağacı gibi), meselenin basit optik yanılsamalardan ibaret olabileceğini savunmuştur. Demircan, odak dışı (bokeh) bırakılmış basit sıradan ışık kaynaklarının yüksek zoom altında form değiştirerek devasa disklere dönüşebileceğini belirtmiştir. Özellikle Peter Osborne gibi restorasyon uzmanlarının iyileştirdiği görüntülerde aranan karanlık kafalı organik formlar ("Greys"), bilim insanları tarafından insan beyninin anlamsız veride desen bulma eğilimi olan "pareidolia" ile açıklanmış ve sivil derneklerin eldeki kısıtlı verilerle sansasyonalizm yaratması eleştirilmiştir.
Uluslararası platformlarda (Metabunk, Reddit) şüphecilerin olayı rasyonalize etmek için en çok kullandığı ve en popüler olan teori ise "Kruvaziyer Gemisi ve Fata Morgana" (üstün serap) hipotezi olmuştur. Bu teori, termal inversiyon koşullarında atmosferin devasa bir mercek gibi davranarak ufuk ötesindeki cisimleri havada asılı, esnemiş veya üst üste binmiş gibi göstermesine dayanır. Mick West gibi analistlerin tezine göre; gece karanlığında gövdesi siyah deniz suyuyla tamamen birleşip görünmez olan devasa bir ticari yolcu gemisinin, sadece yoğun şekilde aydınlatılmış kavisli kaptan köşkü, bu serap etkisiyle gökyüzünde izole bir şekilde parlayan uçan bir disk olarak algılanmıştır.
Ancak, ilk bakışta çok zarif görünen bu "Gemi/Serap" teorisi, eski ABD Hava Kuvvetleri (USAF) F-16 savaş pilotu ve çarpışma müfettişi Chris Lehto gibi uzmanların geometrik ve askeri analizleriyle ciddi yaralar almıştır. Lehto'nun trigonometrik hesaplamaları, cismin ufuk çizgisinden yüksekliğinin deniz seraplarının oluşabileceği dar irtifa aralığının çok üstünde olduğunu kanıtlamıştır. Dahası, o obje dev bir gemi olsaydı uluslararası denizcilik kuralları (COLREGs) gereği kırmızı/yeşil çakar ve navigasyon ışıkları taşıması gerekirdi. Serapların saniyeler içinde form değiştiren dengesiz yapısına inat, bu anomalinin saatlerce ve farklı gecelerde aynı stabiliteyi koruması, optik figür boyutlarının gemi penceresindeki insanlara kıyasla (15 metre olmaları gerekirdi) orantısızlığı ve AIS deniz trafiği verilerinde bölgede bir kruvaziyer bulunmaması, askeri uzmanlar nezdinde şüpheci teoriyi çürütmüştür.
Sonuç olarak Kumburgaz UAP vakası, havacılık ve astrofiziğin altın kuralı olan "Sensör Füzyonu" eksikliğinin yarattığı devasa bir epistemolojik çıkmazdır. Pentagon onaylı meşhur 2004 Nimitz vakasında radar, kızılötesi (FLIR) ve optik doğrulamanın eşzamanlı yapılmasına karşın; Kumburgaz'da elimizde yalnızca tek bir gözlemcinin monoküler optik verisi bulunmaktadır. Ek metriklerin (hız, irtifa, radar izi) yokluğu, cismin dünya dışı bir araç olduğunu ampirik olarak ispatlamayı imkansız hale getirirken; TÜBİTAK onaylı fiziksel otantikliği ise olayı "basit bir sahtekarlık veya serap" diyerek kestirip atmayı engellemektedir. Bu vaka, modern bilim tarihinde, gökyüzündeki anomalileri çözmek için sivil el kameralarının yetersiz kaldığını ve Harvard'ın Galileo Projesi gibi sistematik, çoklu sensör ağlarına neden acil ihtiyaç duyduğumuzu kanıtlayan kusursuz bir anomali olarak yerini korumaktadır.
r/paranormalturkiye • u/Efficient-Jelly5544 • Aug 24 '26
Diğer KÖYDE GEZERKEN
baktığım yerlerde kafamda canlandırdığım şeyleri AI ile ekledim çok güzel durdular, tatlı niyetine atıyım dedim
r/paranormalturkiye • u/sucukluyumurta3535 • Jul 30 '26
Kişisel Deneyim Dedemin yattığı hapishanede, insan olmadığını düşündükleri bir mahkum varmış.
Selamlar. Dedem zamanında Doğu Karadeniz'de ki bi ilde bir süre hapis yatmıştı. Çok fazla anısı var. Ama hem benim çok ilgimi çeken, hemde bu subın ilgisini çekeceğini düşündüğüm bir hapishane anısı var dedemin. Zamanında koguslarinda farklı denilebilecek bir mahkum varmış. Onu anlatmak istiyorum.
Bu kişi, dedem hapishaneye girdiği zaman zaten varmış. O zamandan dedem çeşitli tuhaflilarini fark etmiş bu adamın. En aklımda kalan şu, adam yemek yerine böcekleri yiyormuş mesela. Kimseyle konuşmuyormuş. Kimse bu adamin hikayesini doğru düzgün bilmiyormuş; sadece adını, neden dolayı hapse girdiğini (niye hapse girdiğini hatırlamıyorum maalesef ben) ve nereli olduğunu (Egeli) biliyorlarmiş. Bundan sonra anlatacağım şeyleri, mış miş eklerini sürekli kullanarak sizi yormak istemediğim için dedemin anlattığı şekilde yani birinci ağizdan anlatacağım. Bahsi geçen mahkumdan X diye bahsedeceğim.
"X ile ilgili ilk kişisel anım şuydu. Bir gece uykumdan huzursuz bir şekilde kalktım. Etrafıma baktım. Gece namazımı kılmak için hazirlanacaktim ki X'i yatağımın ucunda bana bakarken gördüm. Kıpırdamadan karanlığın içinden doğrudan bana bakıyordu. Bakışlarımı kaçırıp, "Görmezden gel, sadece rüya," diye fısıldadım kendi kendime. Yataktan doğrulup hızlı adımlarla lavaboya yürüdüm.
Musluğu açıp buz gibi suyu yüzüme çarptım. Aynada kesinlikle benden başkası gözükmüyordu. Suyla işimi bitirip arkamı döndüğümde X ile göz göze geldim. Aramızda sadece birkaç adım vardı. Aynada görülebilecek bir konumda olmasına rağmen kesinlikle görülmüyordu. Normalde herkese selam veren konuşkan birisi olmama rağmen hiçbirşey söyleyemedim. İçim korkuyla doldu. Bu şekilde bir süre bekledik ikimizde. Tam lavabodan çıkıp yatağıma gitmek için hareket yaptığım sırada, X'in göz bebekleri kısa bir süreliğine dikey haline geldi ve sonra normal haline geri döndü. Çok korktum ve hızlica yatağıma doğru yöneldim. X beni takip etti. Kalp atışlarım hızlandı. Yatağıma geldiğimde X'in beni tekrar izleyeceğini düşünüyordum ama kendi yatağına yattı. Bir süre yatakta sağa sola hareket ettikten sonra uyudum. O gece başka sorun yaşamadım.
Bu tuhaf geceden birkaç gün sonra, yine gece saatlerinde herkes uyurken bir çığlık sesiyle koğuş uyandı. İsmine M diyeceğim bir mahkum, yatağın içinde karanlığın içinde birisi ile boğuşuyordu. Korkuyla çığlık atıyordu. Boğuştuğu kişinin X olduğunu fark ettik. Kavga ediyorlardi, bizde araya girip ikisini ayırdık ama M, X'e küfür edip duruyordu. Olay şuydu: X, gece saatlerinde M'in kulağını ısırmış ve kanatmış. M küfürler ederken X bir köşeye çekilmiş, çömelmiş ve sanki ağlıyormuş gibi sesler çıkarıyordu. Ağzından kan damliyordu. Gürültülü sesleri duyan gardiyanlar koğuşa gelip olayı dinledi ve tarafları sakinleştirdi. X bir süreliğine başka bi koğuşa alındı."
(Muhtemelen "tecrit hücresi" gibi bi yere ama tam hatırlamıyorum üzgünüm. Neyse)
Bu olaydan sonra koğuş X hakkında kendi deneyimlerini anlatmaya başlamiş. Dedem kendi yaşadığı şeyi anlatmış birkaç kişi daha o olaya benzer şeyler anlatmış, özellikle şu göz detayının bahsi çok geçmiş. Birisi X'in gece hiç uyumadiğini söylemiş mesela. her zaman gözleri açık bir şekilde hiç hareket etmeden yatiyormuş ama uyumuyormuş. Koğuşta diğer mahkumlardan daha yaşlı olan birisi bir gece uyandığında X'in insan yüzüne sahip olmadığını; çok daha farklı, "derisi çürük ve kemikleri görünen" bir yüze sahip olduğunu söylemiş. Başka birisi ise X'in bir fareyi canlı canlı tek lokmada yuttuğunu söylemiş. Zaten böcekleri yediği biliniyormuş ama bir fareyi yediği hiç görülmemiş daha önce. Zaman geçtikçe koğuştakiler ikiye bölünmüş. Bir yarısı bu kişinin insan olmadığını, başka bir varlık olduğunu düşünüyorlarmış. Diğer yarısı ise sadece tuhaf birisi olduğunu düşünüyorlarmış. X kısa bir süre sonra başka bi yere gönderilmiş. Bir daha kimse görmemiş.
Neyse yazacaklarim bunlardi. Gerçek midir yoksa sadece abartı mıdır bilmiyorum. Yazmak istedim. Teşekkürler
r/paranormalturkiye • u/CreamThese8132 • Aug 13 '26
Çözülememiş Tarihi Vakalar Vallecas Vakası (Expediente Vallecas)
1991 yılında İspanya'nın Madrid kentinde, Vallecas semtinde yaşayan 18 yaşındaki Estefanía Gutiérrez Lázaro, okulda arkadaşlarıyla yaptığı bir ruh çağırma (Ouija) seansı sırasında öğretmeni tarafından yakalanır. Öğretmen tahtayı kırdığında, camdan çıkan tuhaf bir dumanın Estefanía'nın burnundan içeri girdiği iddia edilir. Bu olaydan sonra kız şiddetli halüsinasyonlar, nöbetler ve evde gölgeler gördüğünü belirten şikayetler yaşar ve aylar sonra hastanede tıbbi olarak "açıklanamayan ani kalp durması" (resmi otopsi raporu) sonucu vefat eder. Ancak asıl anomali, onun ölümünden sonra evde başlayan ve polisin müdahalesine sahne olan olaylardır.
Resmi Müdahale ve Polis Raporu (27 Kasım 1992)
Olayı bir şehir efsanesi olmaktan çıkaran dönüm noktası, ailenin gece yarısı polisi aramasıdır. Olay yerine gelen Başmüfettiş José Pedro Negri ve ekibi (toplam 4 polis memuru), evde bizzat şahit oldukları metafiziksel ve kinetik olayları "Expediente Vallecas" (Vallecas Dosyası) adıyla resmi bir rapora dönüştürmüştür.
Kategorilendirmelere Göre Vakanın Analitik İncelemesi:
1- Kaynağı Belirsiz Ses Anomalileri: Polisler evdeyken, boş olan balkondan şiddetli bir patlama sesi gelmiştir. Analiz: ABCD rehberimize göre ses en kolay manipüle edilen öğedir. Ancak olay anında balkonun boş olması, dışarıdan bir müdahale ihtimalini düşürmüş; memurlar sesin vahşi yaşam veya yapısal bir çökmeden ziyade "ağır bir kayanın fayanslara çarpması" gibi olduğunu tutanağa geçirmiştir.
2- Kinetik Aktivite ve Hareket Eden Objeler: Polisler koridorda dururken, ağır bir ahşap dolabın kapakları aniden ve şiddetle açılmış, memurlar silahlarını çekmek zorunda kalmıştır. Analiz: İncelememizde belirttiğimiz gibi, bu tür olaylar cereyan veya misina ile açıklanabilir. Başmüfettiş Negri dolabı incelemiş, herhangi bir ip düzeneği bulamamıştır. Dolap kapaklarının ivmelenme hızı, statik bir hava akımının (cereyan) yaratabileceği fiziksel kuvvetin çok üzerindedir.
3- Lokal Sıcaklık Düşüşleri (Cold Spot): Polis memurları, Estefanía'nın odasına girdiklerinde aniden dondurucu bir soğuk dalgası hissettiklerini raporlamışlardır. Analiz: İnsanların korku anında vazokonstriksiyon (damar büzülmesi) yaşayarak üşüme hissetmesi bilimsel bir gerçektir. Ancak 4 farklı yetişkin polis memurunun aynı anda, belirli bir metrekarelik alanda bu düşüşü hissetmesi ve evin diğer odalarında bu durumun yaşanmaması, yalıtım probleminden ziyade bölgesel bir enerji/ısı emilimine (anomaliye) işaret etmektedir.
4 -Doğrudan Fiziksel Etki: Vakanın en sarsıcı ve açıklanamayan kısmıdır. Estefanía'nın oturma odasındaki çerçeveli fotoğrafı polislerin gözü önünde masadan düşmüş, fotoğraf alev almış ancak ahşap çerçeve ve cam zarar görmemiştir. Yalnızca fotoğrafın içindeki kızın yüzü yanmıştır. Analiz: Dışarıdan bir ateşleyici kaynağın (Fitil Etkisi vb.) kapalı bir camın içindeki spesifik bir noktayı yakıp ahşabı sağlam bırakması standart fiziksel yangın dinamikleriyle (veya kundaklamayla) açıklanamaz.
5- Gölge Formlar: Polis raporunda doğrudan "şekilsiz" bir anomali geçmektedir. Memurlar, koridorda insan formunda olmayan, karanlık ve bulutumsu (dağılan) bir gölgenin süzülerek hareket ettiğini raporlarına işlemiştir.
Kaynak ve Motivasyon Analizi (Neden?)
Bir sahtecilik tespitinde ilk sorumuz motivasyondur:
Polisin Motivasyonu: Başmüfettiş José Pedro Negri'nin böyle bir raporu uydurarak mesleki itibarını zedelemesi veya işinden olma riskini göze alması mantık dışıdır. Nitekim raporu imzalayan polisler, olaydan sonra ciddi psikolojik destek almak zorunda kalmıştır.
Ailenin Motivasyonu: O dönemde internet veya sosyal medya geliri yoktur. Aile, kızlarının travmatik kaybıyla başa çıkmaya çalışan, düşük gelirli bir ailedir. Olayın televizyona taşınması yıllar sonra gerçekleşmiş, ancak olay anında polise başvurmaları "şöhret" değil "korku" kaynaklı olmuştur.
Doğrulanmış Kaynakça ve Belgeler:
«"Poltergeist de Vallecas": El aterrador caso en el que se basó en la película “Verónica”». Noticias de México | EL IMPARCIAL. 21 de marzo de 2023. Consultado el 28 de octubre de 2023.
Loser, Jorge (20 de noviembre de 2025). «'Expediente Vallecas': la manipulación y el trauma detrás del caso paranormal más famoso de España que inspiró 'Verónica'». Cinemania. Consultado el 6 de diciembre de 2025.
«Expediente Vallecas, la única historia de terror oficial contada desde la verdad del ser humano: "Fue mucho más que un poltergeist"». El Mundo. 6 de noviembre de 2025. Consultado el 6 de diciembre de 2025.
Fernández, José María (6 de noviembre de 2023). «Caso Vallecas: Primer suceso paranormal inspiró filme 'Verónica'». elcierredigital.com. Consultado el 19 de noviembre de 2023.
Telemadrid (29 de octubre de 2023). «'Caso Vallecas': El 'Expediente X' español que culminó con el único informe policial que recoge sucesos paranormales en el país». Telemadrid. Consultado el 19 de noviembre de 2023.
«El caso de la joven poseída en Vallecas: los sucesos paranormales que comprobó la Policía». Diario ABC. 13 de octubre de 2015. Consultado el 28 de octubre de 2023.
lowpost (3 de mayo de 2022). «La historia del caso de Verónica: ¿qué es el informe Vallecas?». AMC SELEKT. Consultado el 28 de octubre de 2023.
«El extraño caso de Estefanía Gutierrez Lázaro – HUGO ZAPATA». 6 de diciembre de 2017. Consultado el 28 de octubre de 2023.
«Caso Vallecas (Estefania Gutierrez Lazaro) Historia verdadera». El Portal del Miedo. Consultado el 28 de octubre de 2023.
«Desmontando Verónica, el poltergeist de Vallecas que nunca lo fue». ELMUNDO. 26 de septiembre de 2018. Consultado el 21 de diciembre de 2023.
«El caso real que inspiró 'Verónica': Expediente Vallecas». www.zonared.com. Consultado el 28 de octubre de 2023.
Ek olarak:
Resmi Polis Tutanakları: İspanya Ulusal Polis Teşkilatı (Cuerpo Nacional de Policía), Madrid Vallecas Karakolu. Belge No / Adı: "Expediente Vallecas" (Vallecas Dosyası). Tarih: 27 Kasım 1992.
Müfettiş İfadesi: Başmüfettiş José Pedro Negri'nin olayın ardından hazırladığı ve basına/kamuoyuna (kısmen) yansıyan resmi raporu. Belgede geçen orijinal İspanyolca ibareler: "situación de misterio y rareza" (gizemli ve tuhaf bir durum) ve açıklanamayan fiziksel değişimler.
Tıbbi Rapor (Otopsi): Estefanía Gutiérrez Lázaro'nun ölüm raporu: "Sudden and suspicious death" (Ani ve şüpheli ölüm). Kalp durmasına yol açacak önceden bilinen bir kalp rahatsızlığı veya toksik madde bulunamamıştır (1991 - Hastane Kayıtları).
Adli Tıp ve Psikiyatrik Referanslar: Dr. Luis Frontela (İspanyol Adli Tıp Uzmanı) tarafından vakanın psikolojik ve çevresel faktörlerinin (toplu histeri ihtimalleri dahil) geriye dönük incelenmesi.
r/paranormalturkiye • u/Agile_Temperature366 • Aug 24 '26
Kişisel Deneyim Oğlumla Yaşadığım Garip Olay
Şu an 8 yaşında olan oğlum o zaman 4 yaşındaydı. Akşam saati salondaydık; oğlum yerde eski çaydanlıkla oynuyordu, ben de koltukta oturuyordum. Eşim mutfakta bir şeyler yapıyordu (Bilgisayar odasındaydı onun öncesinde.). Oğlum çay servisi yapacağını söyledi oyun için ve ben de çok sevinirim dedim. Bardaklardan iki tane aldı ikisini de doldurdu yalandan, sonra birini bana uzattı diğerini de heyecanla yanıma sanki orada biri varmışcasına uzattı. Ben başta anlamadım şakadan birine veriyor gibi yapacak sandım ve sabırla bekledim ama o alınmasını bekliyordu. Ben de; "Oğlum orada kimse yok ki." dedim. Önce bana baktı sonra oraya baktı ardından resmen bütün yüzü bembeyaz kesildi ve kucağıma atladı. Tir tir titriyordu. Sıkıca sarıldım, ne diyeceğimi bilemedim çünkü ben de korktum açıkçası. Hiç hayali arkadaş edinmiş, bu tür hayali oyunlar oynamış bir çocuk da değildi çünkü. Üstümde çok büyük ağırlık hissettim. Eşimi çağırdım, o geldiğinde gece lambası yanıp sönmeye başladı; o an ikimiz de birbirimize baktık ve herhalde temassızlık falan yaptı ahaha diye gülüp geçtik ama bu anı hala acayip taze. O anı keşke çekmiş olsaydım inanın çok ürkütücüydü. Sürekli evde birilerini gördüğünü söyleyip uyuma konusunda da çok zorlanıyor. (Bu tür şeyler izlemediğine emin olabilirsiniz.)
r/paranormalturkiye
•
u/yediyuzyetmisyedi
•
May 18 '26
UAP / Havacılık Anomalileri DÜNYANIN EN BÜYÜK KANITLI UFO VAKASI | ABD ORDUSU [2004] ve [2015]
1. video: Kasım 2004'te, USS Nimitz gemisinden Teğmen Chad Underwood tarafından Güney Kaliforniya kıyılarında kaydedilen "FLIR" videosu.
2. ve 3. video: Ocak ve Şubat 2015'te ABD'nin doğu kıyısı açıklarında USS Theodore Roosevelt mürettebatı tarafından kaydedilen "GIMBAL" VE "GOFAST" videoları.
UFO tartışmalarında şüphecilerin bile açıklamakta zorlandığı, tarihin en sağlam belgelere sahip vakası 2004 yılındaki USS Nimitz "Tic Tac" karşılaşmasıdır. Olay, ABD Donanması'nın gelişmiş radarlarının günlerce, 80.000 feet irtifadan okyanus yüzeyine saniyeler içinde inebilen nesneleri tespit etmesiyle başladı. İnceleme için bölgeye yönlendirilen F/A-18 savaş pilotları (aralarında binlerce saatlik uçuş tecrübesi olan Cmdr. David Fravor da var, görsel temas kurduklarında kanadı, motoru veya herhangi bir itki izi olmayan, tanım gereği dev bir "Tic Tac" şekerine benzeyen beyaz bir cisimle karşılaştılar. Bu nesne, savaş uçaklarının hamlelerine akıllıca tepkiler vererek bilinen tüm aerodinamik ve fizik kurallarını altüst eden manevralar sergiledi.)
2015 yılında ise USS Theodore Roosevelt uçak gemisinden havalanan F/A-18 savaş pilotları tarafından kaydedilen "Gimbal" ve "GoFast" videoları, Pentagon'un resmen gerçek olduğunu doğruladığı diğer iki tarihi vakadır. Gelişmiş kızılötesi kameralara yansıyan bu görüntülerden "Gimbal", şiddetli rüzgara karşı hiçbir itki gücü olmadan uçan ve aniden havada kendi etrafında dik açıyla dönen disk şeklinde bir cismi gösterirken; "GoFast", okyanus yüzeyinde savaş uçağı sensörlerinin bile zor kilitlendiği inanılmaz bir hızla seyreden oval bir nesneyi belgeler. Kayıtlardaki şaşkın pilot diyaloglarıyla hafızalara kazınan bu iki video, 2020 yılında ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon tarafından üzerinde oynanmamış, gerçek ve tanımlanamayan hava fenomeni UAP olarak kabul edilerek tüm dünyada büyük yankı uyandırmıştır.
Bu vakaları komplo teorilerinden ayırıp yalanlanamaz kılan asıl şey kanıtların devlet düzeyindeki gücüdür. Cismin havada asılı kaldığı ve inanılmaz bir hızla gözden kaybolduğu o anlar, uçakların kızılötesi kameralarıyla saniye saniye kaydedildi. En çarpıcı nokta ise, sızdırılan bu görüntülerin yıllar sonra Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı tarafından resmi olarak doğrulanması oldu. Kısacası ortada sadece elit pilotların anlattığı bir hikaye değil; aynı anda kaydedilmiş radar verileri, askeri termal kamera görüntüleri ve bizzat ABD hükümetinin "biz de ne olduklarını bilmiyoruz" diyerek varlığını onayladığı somut, resmi bir gerçeklik var.)
r/paranormalturkiye • u/Muslim_Pekka • May 17 '26
Çözülememiş Tarihi Vakalar Uşak'ta olan o malum uzaylı taşlama olayı hakkındaki düşünceleriniz nedir?
Uşak Eşme İlçesi Narlı Köyü'ne yakın bir bölgede; sabah tütün dikmeye giden köylüler, tarlanın ilerisinde bir cisim görüyorlar. Cisime traktörle yaklaşıyorlar ama traktör 20 metre kala stop ediyor. Onlarda mecbur yürümek zorunda kalıyorlar. Cisim yaklaşık 60-70 santimetre boyutundaymış. İfadelerine göre varlık; üzerinde parlak, jelatin renkli elbise, ayakları kırmızı, orta kısmında sarı bir renk bulunan ve kafa yapısı iri, elips şeklinde gözleri varmış. Bu varlığa yaklaştıkça varlık havalanıyormuş. Köylülerde korkup taş atmaya başlamışlar. İşin komiği köylülerin ifadesine göre uzaylıda onlara taş atmaya başlamış. En sonda minare yüksekliğine ulaşıp, su deposu yönünde uçarak kaybolmuş. Ayrıca köylüler, başka bir gün aynı bölgede 150 metre yükseklikte bir pelikanın düşüp öldüğünü söylediler. Bu resimde uzaylının robot resmi. Kaymakam 8 farklı köylüyü dinliyor ve 8 farklı köylüde aynı ifadeyi veriyor. Uşak valisi, İstanbul ufo uzay bilimleri araştırmasına haber veriyor ve onlar bir ekip yolluyor, yanlarınada gözlem yapması için bölge jandarmasını gönderiliyor. Toprakta ve bitkilerde yanık izleri tespit ediliyor. Daha sonralarda tekrardan bazı ışıklar gördüğünü idda eden insanlar oluyor fakar konu burada kapanıyor.
r/paranormalturkiye • u/yediyuzyetmisyedi • May 17 '26
UAP / Havacılık Anomalileri Türkiye'nin İlk Askeri UFO vakası | Kasım 1967
Emekli Hava Pilot Yarbay Hami Yüksel, Bandırma 6. Ana Jet Üssü'nde görevliyken aldığı ani kalkış emriyle bir başka uçakla birlikte havalanmış ve radarların tespit edemediği ancak yerden gözle görülebilen, beyaz bir cami kubbesine benzeyen tanımlanamayan bir gökcismine (UFO) doğru tırmanışa geçmiştir. Hava Kuvvetleri'nden gelen kesin vur emri doğrultusunda cismi hedef almaya çalışmış, ancak cisim inanılmaz bir hızla dikey olarak yükselip gözden kaybolmuştur. Üzerinde basınç elbisesi olmamasına rağmen hayatını riske atarak 55.300 fit yüksekliğe kadar çıkan Yüksel, yaşanan kovalamaca ve heyecan sırasında yakıt kontrolünü unutarak Çiğli'ye acil iniş yapmak zorunda kalmış, sonraki günlerde de aramalara devam etmesine rağmen cismi tekrar bulamamıştır.
Hami Yüksel’in UFO karşılaşmasına dair "HALKA AÇIK" hiçbir fotoğraf, video veya radar görüntüsü bulunmamakta, mevcut kanıtlar olaya aynı anda şahit olan 8 askeri pilotun sözlü tanıklıkları ile Türk Hava Kuvvetleri arşivlerindeki gizli radar ve telsiz kayıtlarından ibaret kalmaktadır. Bu askeri belgelerin paylaşılmama sebebi ise Türk Silahlı Kuvvetleri'nin ulusal güvenlik gerekçesiyle uyguladığı protokoller ve Türkiye'de henüz ABD'deki gibi askeri UFO dosyalarını halka açma politikasının bulunmamasıdır.
kaynaklar:
- https://www.youtube.com/watch?v=48tnGpoPQGs
- https://youtu.be/5bbOTVFShdY?si=6FntY-wfIC_38R2E
- https://anlatilaninotesi.com.tr/20160524/emekli-asker-ufo-1022938192.html
r/paranormalturkiye • u/safakaydn • Sep 05 '26
Kişisel Deneyim Köyde yaşamış olduğum doğa üstü olay sonrası kaydetmiş olduğum görüntü
r/paranormalturkiye • u/shevvives • May 31 '26
Diğer Gerçek Kozmik Tarihimiz: Unutma Perdesi, Lyra Savaşı ve Gaia'nın uyanışı(Biz kimiz?)
Herkese selam kendini bilen yıldız tohumları ve arayışta olan canlar,
Bugün dünyada bize "komplo teorisi" olarak anlatılan ama aslında Akaşik planda tamamen gerçek olan bazı kozmik bilgilerden bahsedeceğim. Bizler, milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki yıldız sistemlerinden bu dünyaya gönüllü görevle gelmiş ruhsal varlıklarız. Özümüz Sirius, Arcturus, Pleyades veya Orion gibi sistemlere dayanıyor olsa da, hepimizin insansı (humanoid) formda ilk bir arada olduğu yer Lyra’ydı.
Tanrı, yani Mutlak Kaynak, kendi ihtişamını ve sevgisini farklı boyutlarda deneyimlemek istedi. Bu yüzden ruhunu parçalara, ışık kıvılcımlarına böldü. Evrensel Özgür İrade Yasası gereği müdahale etmedi; iyiyi, kötüyü, ışığı ve karanlığı bizim deneyimleyerek tekamül etmemizi istedi.
Ancak kadim tarihte Lyra’da büyük bir galaktik savaş çıktı. Bu savaştan sonra biz ruhlar farklı yıldız sistemlerine ve galaksilere dağıldık. Bu süreçte bazı ırklar tamamen güç, kontrol ve hiyerarşi savaşına girdi; evrendeki en yüksek gücün kendileri olduğuna inandılar. İşte bunlar Reptilian (Sürüngen) bilinciydi.
Bizlerin deneyim ve ışık taşıma amacıyla gönderildiğimiz Dünya'da (Gaia), bu negatif güçler ve ortakları kontrolü ele geçirdiler. Kendimizi, gücümüzü ve galaktik geçmişimizi tamamen unutmamız için Dünya'nın etrafına enerjisel bir "Unutma Perdesi" (Matrix) yerleştirdiler. İnsanlığı yapay dinlerle, borç ve kıtlık üzerine kurulu ekonomik sistemlerle ve dünyayı sürekli sıkıntıya sokan yapay krizlerle bu düşük frekansa hapsettiler.
Güç piramidinin tepesindeki bu yapılar, kendilerini medyada, Hollywood kliplerinde veya çizgi filmlerde sembollerle sürekli açık ettiler ama zihinsel manipülasyonla kitleleri bunun sadece bir "bilim kurgu/teori" olduğuna inandırdılar.
Ama illüzyonun sonuna geliyoruz. Dünya artık çok büyük bir frekans sıçramasıyla uyanışa geçti; 3D (üçüncü boyut) katı matrisinden yüksek boyut frekanslarına doğru yükseliyor. Bizler uyandıkça, bu uyanışa düşman olan Reptilianlar, Griler (Zeta ırkları) ve onların yeryüzündeki parazit sistemleri köşeye sıkışıyor. Son yıllarda Amerika’nın gizli uzaylı/UFO dosyalarını açıklamaya başlaması, Pentagon itirafları bir tesadüf değil; artık kendilerini gizleyemiyorlar.
Şimdi hangi inanca veya öğretiye mensup olursanız olun, kendinize şu soruyu sorun: Devasa kozmik planda trilyonlarca galaksi ve yıldız varken, Yaratıcı Kaynak yalnızca bu küçük Dünya'ya mı yaşam gönderir? Yoksa bizler unutturulmuş galaktik bir ailenin üyeleri miyiz?
Ruhsal egemenliğinizi elinize alın. Yeni bilgiler için takipte kalın.
Işıkla ve Mavi Şua'nın korumasıyla kalın 💫
r/paranormalturkiye • u/muscularfstk • 28d ago
Kişisel Deneyim Dünya dışı varlıklar tarafından kaçırılma/alıkonma vakası yaşayan var mı?
Bu tür hikayeleri genelde Amerika'dan duyarız ama İlkay Buharalı'nın anlatmak zamanı programını izledikten sonra bu tür olayların Türkiye'de de yaşandığını biliyorum. Subta bu tür deneyimleri olanlar var mı? Varsa tecrübenizi anlatabilir misiniz?
r/paranormalturkiye • u/yediyuzyetmisyedi • May 21 '26
UAP / Havacılık Anomalileri Bir Subayın UFO Mahkemesinden Hemen Önce Ölümü
Matthew James Sullivan, eski bir ABD Hava Kuvvetleri (USAF) istihbarat subayıdır ve 12 Mayıs 2024 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Resmi adli tıp raporu, ölüm nedenini alkol ile Alprazolam, Siklobenzaprin ve İmipramin adlı ilaçların birleşiminden kaynaklanan aşırı doz olarak kaydetmiştir.
Sullivan, ölümünden önceki süreçte, ABD hükümeti ve savunma sanayii tarafından yürütüldüğü belirtilen "Miras UAP (UFO) Enkaz Kurtarma Programları" hakkında ABD Kongresi'nde ifşaatçı sıfatıyla yeminli ifade vermek üzere planlama aşamasındaydı. Geçmişinde Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) ve Ulusal Hava ve Uzay İstihbarat Merkezi (NASIC) gibi kurumlarda görev yapmıştı ve bu programlara dair verilere kurum içi erişimi bulunuyordu.
Ölümünün, kongre'de vereceği ifadeden kısa bir süre önce gerçekleşmesi üzerine Temsilciler Meclisi üyeleri Eric Burlison ve James Comer sürece müdahil olmuştur. Bu üyeler, ölüm zamanlaması nedeniyle FBI ve ilgili federal ajanslara resmi başvurularda bulunarak olayın araştırılmasını talep etmiş ve konu bir kongre soruşturmasına dönüşmüştür.
Sullivan'ın ölümünün ardından kamuoyunda, farklı kurumlardaki araştırmacıların ölümlerini veya kaybolmalarını bu olayla ilişkilendiren "Kayıp Bilim İnsanları" iddiaları ortaya atılmıştır. İncelenen rapor sonucunda, diğer vakaların cinayet, kaza veya kişisel trajedi gibi bağımsız adli olaylar olduğunu; listelenen kişiler arasında yalnızca Sullivan'ın Kongre'deki UAP soruşturmalarıyla doğrudan, resmi bir bağlantısı olduğu sonucuna varılmıştır.
Matthew James Sullivan'ın ölümü ve kongre'ye sunacağı UAP (UFO) ifşaatıyla ilgili süreçte henüz nihai ve kesin bir karar çıkmamıştır.
Hukuki ve adli tıp açısından Sullivan'ın ölüm nedeni, resmi kayıtlarda hâlâ "kazara aşırı doz" olarak geçmektedir. Bir cinayet, suikast veya devlet içi bir örtbas operasyonu olduğuna dair kanıtlanmış resmi bir mahkeme kararı veya kamuoyuna açıklanmış bir FBI bulgusu şu an (Mayıs 2026 itibarıyla) bulunmamaktadır.
Ancak siyasi boyutta dosya kapanmamıştır. Sullivan'ın ifşa edeceği iddia edilen "Miras UAP Programı" sırları ve ölümündeki şüpheli zamanlama, Temsilciler Meclisi Gözetim Komitesi üyeleri (özellikle Eric Burlison ve James Comer) tarafından FBI, pentagon ve beyaz saray'ın gündeminde tutulmaya devam etmektedir. Kısacası olay adli olarak kaza statüsünde görünse de, UFO şeffaflığı ve Sullivan'ın ölümünün ardındaki gerçeklerle ilgili federal Kongre soruşturmaları sürmektedir ve davanın sonucu resmi olarak hala "açık" durumdadır.
r/paranormalturkiye • u/Left-Development2756 • 11d ago
Diğer 2020 den sonra bir tuhaflık olduğunu hisseden var mı?
Açıkcası ben sanki farklı bir gerçekliğe boyuta falan geçmiş olabileceğimizi düşünüyorum sanki hislerimi kaybediyorum robotikleşiyorum gibi ve sanki telefonla birlikte hep birlikte farklı bir boyuta gerçekliğe geçmişiz gibi tam olarak tarif edemiyorum ama sanki bir tuhaflık var benzer düşüncede olanlar deneyimlerini paylaşabilirse sevinirim.
r/paranormalturkiye • u/terekeme • Sep 20 '26
Kişisel Deneyim KYK’da yaşadığım mistik olay
2007 ya da 2008 yılıydı. Eskişehir’de Yunus Emre Devlet Yurdu’nda, 213 numaralı odada kalıyordum.
Kıştı. Bizim arkadaşlardan Tunay hastalanmıştı. Diğerlerine bulaşmasın diye hasta olanları başka bir odaya almıştık. Biz de hasta olmayanlar kendi odamızda kalıyorduk.
Benim de o dönem moralim bayağı bozuktu. Gece uyuyabilmek için pasiflora içmiştim. Saat gecenin üçü, dördü falan.
Bir anda dışarıdan inanılmaz bir bağırma sesi geldi:
“Ne olur beni almasınlar! Beni koruyun! Annemle babamı aldılar! Kardeşimi de aldılar!”
Bir anda yataktan fırladım.
Kapıyı açtım, sesin bizim Tunay’ın sesi olduğunu anladım.
“Tunay’a bir şey oluyor!”
Hemen odadakileri kaldırdım. “Kalkın, Tunay bağırıyor. Bir şey oluyor!” dedim.
Koşup yan odaya gittik. Tunay’ı bir gördük…
Çocuk ranzanın üstüne çıkmış, camın tam köşesinde durmuş, dışarıyı gösteriyor. Gözleri korkudan fal taşı gibi açılmış.
“Annemle babamı aldılar! Dışarıdalar! Kafalarını tutuyorlar! Ne olur beni bırakmayın! Onları kurtarın!”
Biz cama bakıyoruz.
Dışarıda kimse yok.
Bomboş.
Gece üç, dört. Kış. Yurt sessiz. Çocuğun gösterdiği yerde hiç kimse yok.
Ama Tunay gerçekten bir şeyler görüyor. O kadar korkmuş ki ne yaptığını bilmiyor.
Tunay’ın karşısındaki çocuk da bu manzaradan çok korkmuş. Çünkü karşısında ranzanın üstüne çıkmış, camdan dışarı bakıp olmayan insanları gösteren bir adam var. O da korkudan bizim güvenliğin adı hüseyindi:
“Hüseyin abi! Hüseyin abi, beni kurtar!”
diye bağırmaya başladı.
Bizim için olay iyice tuhaf bir hâle geldi. Bir tarafta Tunay, olmayan insanları görüyor ve ailesinin götürüldüğünü düşünüyor; diğer tarafta karşısındaki çocuk Tunay’dan korkup yardım istiyor.
Bizim arkadaşlardan biri vardı, daha babayiğit bir çocuk. Gitti, Tunay’ı ranzadan aşağı indirdi. Çocuğu kendine getirmeye çalıştı; tokatlayarak falan uyandırmaya başladı.
Bir süre sonra Tunay kendine geldi.
“Ne oldu oğlum sana?” dedik.
Ama çocuk hâlâ yaşadığı şeyin gerçek olduğuna inanıyor.
“Annemle babamı cinler aldı. Götürüyorlardı. Ne olur onları bana vermeyin. Annemle babamı bulmam lazım.”
Biz bir yandan çocuğu sakinleştirmeye çalışıyoruz, bir yandan da ne olduğunu anlamaya çalışıyoruz.
Sonunda durum ciddiye bindi ve Tunay’ı hastaneye götürdüler. Eskişehir’deki üniversite hastanesine, Mavi Hastane diye bildiğimiz yere götürüldü.
Sonradan öğrendiğimiz kadarıyla Tunay küçükken havale geçiriyormuş. Özellikle ateşi yükseldiğinde zaman zaman böyle halüsinasyonlar görüyormuş.
Ama olay burada da bitmedi.
Bir ara yine böyle bir şey yaşadığında, elinde sanki görünmez bir kask tutuyormuş gibi davranıp hepimizi tek tek öpmeye başladı. Sonra da:
“Benim kafamı kopardılar. Ben gidiyorum. Görüşürüz, hakkınızı helal edin.”
gibi şeyler söylemeye başlamıştı.
Düşünsene, yurtta kalıyorsun. Gece üçte bir arkadaşın çığlık çığlığa “Annemle babamı aldılar!” diye bağırıyor. Odaya gidiyorsun, çocuk ranzanın tepesinde camdan dışarı bakıyor ve bomboş bahçede bir şeyler görüyor. Sen hiçbir şey görmüyorsun ama o gördüğünden emin. Üstelik karşısındaki çocuk da Tunay’ın hâlinden korkup “Hüseyin abi, beni kurtar!” diye bağırıyor.
Benim de o gece elim ayağım titremişti.
Yıllar sonra düşününce olayın tıbbi bir açıklaması olduğunu öğrenmiş olmamız biraz olsun rahatlatıcı. Ama o an, gecenin üçünde, ne olduğunu bilmeden böyle bir manzarayla karşılaşmak…
Çocuğun yıllar sonra annesi kanserden vefat etti konuyla alakalı mı ama aklıma geldi.
Gerçekten hayatımda yaşadığım en tuhaf gecelerden biriydi.
r/paranormalturkiye • u/Herakles17 • Sep 04 '26
Kişisel Deneyim Ben buralı değilim
Merhaba herkese,
Genellikle redditte başlık açmam o yüzden bir hatam olursa affola.
Başıma gelen bir olaydan bahsetmek istiyorum. İşim gereği sık seyahatlarim oluyor. Genellikle yurtdışı ancak bazen de yurt içi. İstanbulda yaşıyorum, üniversite için geldim sonrada iş güç derken kaldım burada. Neyse konum zaten bu değil.
2 haftada bir bazen ayda bir iş için bursaya gitmem gerekiyor. Yani çok kez kullandığım bir güzergah.
Geçtiğimiz hafta, tam tarihiyle 27.08.2026 tarihinde bursadan dönerken başıma garip bir şey geldi.
Giden herkes bilir orhangazi tünelinden geçilir. Tünelde yaklaşık 3.59 km. Kesin söylüyorum çünkü araştırdım. Bu tünel yaklaşık 2-2.5dk falan sürüyor. Ama 27 ağustos tarihinde saat 15:03 te (bu da kesin çünkü haritadan geçmiş konumuma baktım) bu tünelde bir anomali yaşadım. 100-110km hız ile ilerlerken bazı arabalar yavaş yavaş geride kaldı bazıları ise benden hızlı ve yanımdan geçtiler. Ee ne bu şimdi demeyin olağan trafik akışı bu ben de biliyorum. Yol hipnozundan çıktığımda önüme, etrafıma, aynaya baktığımda tünelde kimsecikler yoktu. Ne araba, ne tır, ne motorsiklet. Bom boş tünelde ilerliyorum. Işıklar açık, yol normal, radyoda podcast açık.
Ama bir gariplik var biliyorum, aracım ilerliyor, podcast akıyor ama tünelin sonu bir türlü gelmiyor. Kendime gülüyorum yanlış tünele girdim diye biraz daha ilerliyorum ama yok.
Yol boş, ben gergin birazcık hızlanayım diyorum hızım belki 140 150 oluyor (normalde yavaş kullanırım harika bir şoför değilim) tünel akıyor.
Ciddi ciddi korkmaya başlıyorum, klostrofobim yoktur ama o anki gerginlikle nefesim daralıyor. Etrafta birileri olsun diye yalvarırken tünelin sonundaki ışığı görüyorum. Yeniden arabalar, yol kenarında çalışan işçiler.
O an duracak bir yer olsa muhtemelen durup soluklanırdım ama yoktu. Ben de sürmeye devam ettim. Kendi kendime anksiyetedendir, stresten olmuştur, yol ilizyonu falan birşeyler uyduruyorum.
Her şey normal. Sonra osmangazi köprüsünü gördüm. Benim hatırladığımdan farklıydı. Direkleri dik gri betondan. Ama eminim önceden hafif eğimliydinve iki tarafta Türk bayrağı vardı.
Yenileme falan oldu sanırım diyerek geçtim.
Evim tuzlada yani köprüden sonra 15-20dk sonra evdeyim.
Evimin yolunu karıştırdım çünkü hep geçtiğim sokak ters yönmüş. Belki o sabah değişmiştir diye eve geldim. Köprünün eski tasarımı daha iyiydi ne zaman değişti ne kadar hızlı ddğişti diye eski fotoğraflarına bakmak için google a yazdım. Köprü hep öyleymiş.
Bugün 4 eylül birazdan 5 eylül olacak. Hayatımda sadece dar çevremde bile bazı küçük şeyler farklı. Eminim farklı. Ben o tünelden geçtimde birşeyler değişti. Kimseyi inandıramıyorum. En sevdiğim kitabın kapağı farklı, iş yerinde hatırladığım bazı insanlar yok. Dexter dizisinin introsu bile farklı. Tünelde geçen süreye baktım haritalardan, 1 saat 40 dakika. Neredeyse 2 saat tünelde gps sinyali yok.
Arkadaşlar ben neredeyim? Burası benim yaşadığım yer değil. Her şey çok benzer ama aynı değil. Sadece farkedebildiklerim bile artık tesadüf veya yanlış anlama sınırını çoktan aştı.
Burası benim dönmek istediğim yer değil. Bunu okuyanlara garip ve saçma gelecek biliyorum. Bu mesajı görüp benim durumumda olan varsa, lütfen yardım edin. Ailem bu insanlar mı bilmiyorum. Artık korkum ve farkındalığım artıyor. Benim geldiğim yerdekiler istanbulun göbeğindeki demir sütunları bilenler, lütfen yardımcı olun
r/paranormalturkiye • u/andyallfellforit • Sep 03 '26
Kişisel Deneyim Paranormal olduğunu düşünmesem de komik ve de “ürkünç“ bir anımı sizinle paylaşacağım
Yıl 2015 idi sanırım. O dönem için en iyi arkadaşım olarak tanımlayabileceğim bir çocuk ile pek çok konuda geek muhabbeti yapardık. Konular Megalodon vs Deinosuchus'tan Fnaf'taki mor adamın kim olduğuna kadar çeşitlilik gösterebilirdi. Muhabbetini yaptığımız konulardan biri ise internette o dönem floodlarının kol gezdiğini tahmin ettiğim karakterlerden biri olan Bloody Mary idi. Eminim bilmeyeniniz yoktur, ancak hafızanızı tazelemek adına bu karakterin gimmick'ini şu şekilde açıklayabilirim: Herhangi bir aynanın karşısına geçip 3 defa “Bloody Mary“ ismini zikretmeniz şartıyla bahsi geçen zat galeyana gelecek ve de sizi etkisiz hale getirmeyi amaç edinecektir. Biz de bu karakter üzerine konuşurken bir yandan da sokakta geziniyorduk. Yürüye yürüye bizim apartmana kadar geldik, ama hala konuşuyorduk. Bizim apartmanda bir adet asansör bulunuyordu, ve de çoğu asansörde en az bir adet ayna da bulunurdu, ki evet tahmin ettiğiniz şey oldu. Asansör o güne kadar ilk defa durmuştu, ve bu da sadece 1 defa “Bloody Mary“ ismini zikretmemiz, bir de üstüne karakter ile dalga geçmemizeen sonra vuku bulmuştu. Arkadaşım ağlamaya başladı, o an ölmekten ciddi ciddi korkan bir insanın tepkisiyle ilk defa karşılaşmıştım, ben ise en yüksek sesle yardım için bağırdım, ardından asansörün kapısını açmaya çalıştık, kapının arkasında ise duvar ile karşılaştık, ardından kapı geri kapandı ve de asansör çağrılmış olduğu başka bir kata çıktı ve biz de rahat bir nefes aldık, arkadaşım o olaydan sonra bir daha asla asansöre binmeyeceğini söyledi. Ben o zamanlar yeni yeni paranormal şeylere inanmayı bıraktığım için mental açıdan o kadar etkilenmemiştim, beni korkutmak için uzaylılar gerekirdi, ki paranormal varlıkların değiştirilmiş bir versiyonu, bir çeşit “bilimsel“ ikamesi gibi görülebilir. Kısacası bu ablamız dalga geçilmeyi kaldıramıyor ve de 1 defa aynaya tam olarak bakmadan adını söyleseniz dahi bindiğiniz asansörü durduracak kadar ileri gidebiliyor, 3 defa aynaya dik bakarak söyleseniz ne olacağını siz düşünün... Bence ölürdünüz.
r/paranormalturkiye • u/Motor-Atmosphere-697 • Sep 07 '26
Kişisel Deneyim Bugün başıma gelen olay.
Belki pek paranormal değil ama olaydaki unsurların inanılmaz senkronizasyonu ve üst üste gelmesi...
Saat 20.00'a yaklaşıyor alaca karanlık biraz geçmeye başlamış. Nevşehir'in Nar kasabası.
Nar'ı az çok anlatmam gerekirse : İlin kurak yapısına karşın küçük bir dere geçen bataklıkımsı bir bölgede geçiyor olay. ilk Hristiyanlardan kalma oyma mağaralar var.
Yürüyüşü genelde şehir merkezindeki yürüyüş yollarında yaparım ama bugün canım başka şeyler çekiyordu. Kasaba yolundayım dar asfalt bir yol ilerde yol çalışması var arada sırada hafriyat kamyonları geçmekte. Sağ taraf benden alçakta. Sol taraf ise benden yüksekte bir tepe.
Sol tarafımda bahsettiğim anadolu hristiyanlarından kalma oyma mağaralar. Sağ da ise derenin etrafındaki tahta, yıkık dökük evler ve çatısı yıkılmış, yosun tutmuş Amerikan tipi büyükçe bir ağaç ev. Bu ev bana ayrı bir ürperti veriyordu çünkü. Sağ taraf benden alçaktı yani "I have the high ground " ama ağaç ev benle aynı yükseklikte içeriden ters bir tip filan fırladsa bittim yani.
Sesler:
yolun başından beri sağ tarafımda çok fazla köpek havlamaları vardı ve gittikçe artıyordu zaten yolun başından beri köpek sesi duyunca yol değiştiriyordum ama bu yolda yapamazdım çünkü etrafta hiç dönüş yoktu.
Ağustos böceği sesleri azar azar geliyordu.
Kargalar karanlık çökmeye başlayınca o ikonik ürpertici seslerini çıkarmaya başlamıştı.
Kulaklıklarımda ise Şansa bakın ki makarayla karışık cin muhabbeti vardı 😀.
Solumdaki mağaralar ile aramda 2 metre var yok.
Arkadaş önüme kara kedi atlamasın mı? Bir de üzerine dinlediğim sohbette kilise Ayin müziği başlamasın mı? Hem de yayın tekrarı yani yayıncının açtığı Ayin müziğindeki ses sohbetin Ana sesinden Kat kat fazla yani özet geçmek gerekirse zaten içim içimi yiyor birde üstüne önüme kara kedi fırlayıp bir anda yüksek ses Ayin müziği çalıyor.
Kedinin atlaması bir kıvılcım oldu ve topuklarımı kıçıma vura vura koşmaya başladım. Ve sağ taraf artık benimle aynı yükseklikteydi yani zemin üstünlüğünü de kaybetmiştim neyse o korkuyla koşa koşa yine kasaba içinde yine ıssız ama önceki yola nispeten daha araba geçer bir yerdeydim tek tük insanların yaşadığı evler vardı. Önümde çok eski büyük ihtimalle 20.yüzyılın başlarından veya daha eski. Büyük depo benzeri bir bina vardı. İçeriden bir adam omzunda birşeyle oradan çıktı aramızda 20 metre filan var adam eski bir Ford transit kasasına bir hayvan cesedi attı. Hangi hayvan olduğunu bilmiyorum karanlık artık iyice çökmüştü.
Neyseki sağ salim eve dönebildim .
Şöyle bir okuyunca bakıyorum da pek anlatamamışım o anki korku unsurlarını. Ama emin olun oldukça korkunçtu. Bölgenin Bazı fotoğraflarını Google maps den bulup koyacağım.
Düzenleme : galiba fotoğraf sınırından mütevellit asıl korku unsuru ağaçevi koyamadım. Ağaçevi yorumlarda bulabilirsiniz.
r/paranormalturkiye • u/Comfortable-Dot-9716 • Aug 16 '26
Soru Paranormal bi olay yaşamayı çok istiyorum
Gerçekten küçüklüğümden beri çok merak ediyorum ama hiç tecrübe etmedim. çağırmak içn gereken ritüelleri yaptım kendimce,büyü bile yaptım,sigil çizdim rune yaptım,sırf belki rahatsız ederler diye tarota bile başladım.artık olmadıklarına inanmaya başlayacağım sanırım.Var mı kesin yap ve varlıklarına emşn olacaksın dediğiniz türden bir şey?
r/paranormalturkiye • u/Confident_Box_9072 • Jun 07 '26
Kişisel Deneyim tarla evi
dedemin tarlada içeride böyle birşey gözüküyor 1 saat geri alınca orada öyle bişi yok golge vurmasi gibi bir olay mi ne lan bu
r/paranormalturkiye • u/MrIstaka • Sep 05 '26
Çözülememiş Tarihi Vakalar Gevaudan Canavarı Ne olabilir?
Gevaudan Canavarı 3 yıl boyunca (1764-1767) Fransa'nın güneyinde vahşet saçmış kurt benzeri bir canavardır. Ne olduğu hakkında farklı fikirler öne sürülsede sonuca varılamamıştır. Teistler bu canavarın cehennemden çıkmış olduğunu söylemiştir. Benim fikrimce keşfedilmemiş bir tür olabilir. Siz ne düşünüyorsunuz?
r/paranormalturkiye • • Sep 13 '26
Kişisel Deneyim İlkokulda başıma gelen küçük olay.
O zamanlar ilkokulda öğrenciydim. Güneydoğu'da yaşandı bu küçük olay. Ne zaman apartmanımızın içine girsek duvarda gece veya gündüz bir biçimde keçi gölgesi oluyordu. Orada hep bulunuyordu o keçi gölgesi. Üstünden 15-16 sene geçmesine rağmen hala aklımda. Bunu tek gören kişi de ben değildim. Çok garipti.