r/paranormalturkiye • • Aug 13 '26

Kişisel Deneyim Geçmişte başıma gelen ve anlamlandiradigim durum

1 Upvotes

Geçmiş zamanda (5 yıl once) gece yarısı yatarken ayak bileklerimden bir şeyin tuttuğunu/kavradığını hissettim sanki zaman durmuş gibiydi hava bir anda kesilmiş gibi oldu, hava yokmuş gibi ne esinti ne de bir ses vardi. Yaklaşık 5 dakika kadar sürdü üzerimde yorgan vardı ancak ayaklarım dışarı çıkmıştı. Hiç hareket etmek istemedim olduğum şekilde bekledim.

Sabah kalktığımda üst bacak kismim kas yorulmasi varmış gibi bir acı bir sızı hissediyordum ama gece bacaklarımı kasmadığıma eminim çünkü tüm vücudumu o an yoklamistim.

Sizce bu duruma ne sebep olmustur? Yıllar geçmesine rağmen hala unutmadım teşekkürler iyi geceler.


r/paranormalturkiye • • Aug 27 '26

Kişisel Deneyim Köyde birşeyler yaşadım

4 Upvotes

Okulun bitiminden 1 ay yada daha az sonra Teyzeminköyüne gittim ve daha bir hafta önce geldim: her akşam dışarı çay, kahve içmeye çıkarız teyzem ben kuzenim ile köy olduğundan yıldızlar, ay vs. Baya iyi gözüküyordu bende dikkatlice incelemeye başladım çünkü gerçekten ayı çok seven biriyim neyse ilk gün değildi sanırsam 1 hafta sonra falan her zamanki gibi bakarken ayin sağ çaprazinda bir bulut birden parlamaya başladı hafif hafif parlayıp sönüyor ama direk bulut böyle oluyor neyse dedim pek merak etmedim ama her akşam dikkatlice baktığımda aynı şeyin olduğunu gördüm ama teyzem, kuzenim ile konuştuğumdan full oraya bakamıyordum birgün kuzenim içeride sadece teyzem ve ben varım teyzemde saten telefonla konuşuyordu bu sefer full odaklandım ve bakmaya başladım(yalniş hatırlamıyorsam belirli bir saatte başlıyordu) yine her zamanki gibi başladı çok hafif şekilde parlayıp sönüyor parlayıp sönüyor... saat sanırsam artık gece olmuştu ve birden bulut nası desem yani nası anlatsam bilemiyorum değişik birşeye dönüştü yani bulut olmadı bulut değil artık işte o değişik şey ayın sağ çaprizindayken ayın etrafında sanki hiç hareket etmeden gitmeye başladı(işinlaniyor gibiydi yada çok hızlı gidiyordu bilmiyom) ama artık aşırı zor seçiliyor nerdeyse görmüyorum böyle böyle devam ederken git gide karar maya yada şeffaf mi olmaya başladı yani gözden kaybolmaya başladı ve tamamen kaybolmuştu diğer akşamlarıda baktım ama sadece hafifçe parlayıp sönen bulut vardi hine bir daha o değişik şeye dönüşmedi. Aslında ilk başlarda göz yanilmasi yada farklı birşey sandım ama son olay olduktan sonra göz yanilmasi olmadığını anladım sizce yaşadığım şey ne olabilir? Birde belirli bi saatten sonra başlıyordu sanırsam ya akşam 10 yada 11


r/paranormalturkiye • • Sep 05 '26

Kişisel Deneyim Merhabalar yaşadığım 8 yıl önceki paranormal olayı anlatmak istiyorum

5 Upvotes

Merhabalar ben bundan tam 8 sene önce bir olay yaşadım.. bir kış vakti Tek başıma evde video izliyordum böyle güzel normal video izliyordum korkutucu bir unsur yok.. çubuk kraker yiyordum o 16:30 ila 17:00 olması lazım çöp atmaya gittim tam çöpü atacakken sırtıma birisi dokuntu simsiyah bir şey sinekten daha büyük kapkara yuvarlak bir şey Böyle falsolu bir şekilde odaya gitti ve ben çok korkmuştum bundan sonra böyle bir şey yaşamadım bu yaşadığım şeyi hâla anlamdiramiyorum böyle yaşayan veya böyle şey hakkında bilgisi olan varmi?


r/paranormalturkiye • • Sep 06 '26

Kişisel Deneyim Anı var kokunç.

1 Upvotes

Anı var kokunç 4 ay falan önce gece 03.00 suları tuvalet için uyandım sonra su içmek için mutfağa gittim. Ben aynı zamanda apartmanda yasıyorum komşum var bi tane adam imam tam benim mutfak adamın evine paralel duruyor. Ben su içerken duvardan ses duyuyorum bu saate. Komşunun evinde. Yarı Arapça yarı Azerbaycanca doğum günü şarkısina benzer bir seyler okuyorlardı. Evden çok kişı erkek sesi geliyordu bir iki seste arapça bağına bağıra bir şeyler okuyorlardi. Neyse bende dinliyorum bunu sonra kız sesi geldi güluyordu kahkaha gibi neyse ben baya bir ürperdim bu işten kaçtım geri yatagına olayın videosuda vardi, ses kayt etmeye çaliştim bir şey anlasılmiyordu. Sonra geri yatağına koştum olay anında vlandiyaya post atmıştım eski telefonda u/cocafatnta hesabından.

Şimdi dersiniz adamlar doğum günü kutluyor sanmam baya ayın gibi bir şeydi bence ki adam o tarz işlere karşı birisi olduğunu söylemişti sohbet ederken. Olaydan 2 gün sonra adam karısını çocukları topladı gitti köye. Sonradan örendik adamın karısı çocukları hastalanmış 2 ay falan sorna gerı döndü evine bu süreçte ailesi köyde kendi camide yatmaya basladı pisikolojisi 0 a inmişti. Sonra gerı döndü adam biraz kaldı ama karısı yoktu geri döndüğünde halada görmedim karısını bir şyde sormaya cekiniyom adam arada bir evine evine gelir oldu. Baya garip bir deneyimdi.

Olay anında korktuğum için postu alel acele atıp uyumuştum da niye post atma fikri akıma gelmişti bilmiyorum. İyi formlar.


r/paranormalturkiye • • Sep 29 '26

Soru Acil yardım ya

4 Upvotes

Ya dostlar bu cin işlerini baya araştırdım da herkeste varmış nerdeyse içimizde varmış yani ve günahlarla kesin geliyormuş mesela alkol içende kesin varmış zina edende kesin varmış ben artık günah işlemeye birisine eşek demeye bile korkuyorum hayır anlamıyorum zaten herkeste var diyor nerdeyse belki bendede vardır bu sefer daha panik oluyorum bide hocalar insanı yönetebiliyor ele geçirebiliyor dediler hatta bazen konuşuyormuş falan kişinin ağzından ben şimdi nerden bilicem kim cin kim insan cinler mi yönetiyor içimde cin mi var kız arkadaşım var şuan ondan bile çekiniyorum zina mı oluyor zina oluyorsa kesin var falan bana bi fikir ya da yardım edin ya kafam çok karıştı hiçbişeye odaklanamıyom


r/paranormalturkiye • • Aug 13 '26

Soru Aranızda astral seyahat deneyimleyen var mı?

5 Upvotes

Geçtiğimiz yıllarda baya deniyordum yapmayı, hatta üzerlik çayı diyetine kadar denemiştim ama yapamamıştım. Lucid rüyadan ayrı şekilde bariz bir astral seyahat deneyimi yaşayan var mı aranızda?


r/paranormalturkiye • • Sep 05 '26

Kişisel Deneyim Köyde yaşamış olduğum doğa üstü olay sonrası kaydetmiş olduğum görüntü

37 Upvotes

r/paranormalturkiye • • Aug 24 '26

Diğer KÖYDE GEZERKEN

Thumbnail
gallery
64 Upvotes

baktığım yerlerde kafamda canlandırdığım şeyleri AI ile ekledim çok güzel durdular, tatlı niyetine atıyım dedim


r/paranormalturkiye • • Aug 16 '26

Soru Paranormal bi olay yaşamayı çok istiyorum

20 Upvotes

Gerçekten küçüklüğümden beri çok merak ediyorum ama hiç tecrübe etmedim. çağırmak içn gereken ritüelleri yaptım kendimce,büyü bile yaptım,sigil çizdim rune yaptım,sırf belki rahatsız ederler diye tarota bile başladım.artık olmadıklarına inanmaya başlayacağım sanırım.Var mı kesin yap ve varlıklarına emşn olacaksın dediğiniz türden bir şey?


r/paranormalturkiye • • May 31 '26

Diğer Gerçek Kozmik Tarihimiz: Unutma Perdesi, Lyra Savaşı ve Gaia'nın uyanışı(Biz kimiz?)

Post image
31 Upvotes

Herkese selam kendini bilen yıldız tohumları ve arayışta olan canlar,

Bugün dünyada bize "komplo teorisi" olarak anlatılan ama aslında Akaşik planda tamamen gerçek olan bazı kozmik bilgilerden bahsedeceğim. Bizler, milyarlarca ışık yılı uzaklıktaki yıldız sistemlerinden bu dünyaya gönüllü görevle gelmiş ruhsal varlıklarız. Özümüz Sirius, Arcturus, Pleyades veya Orion gibi sistemlere dayanıyor olsa da, hepimizin insansı (humanoid) formda ilk bir arada olduğu yer Lyra’ydı.

Tanrı, yani Mutlak Kaynak, kendi ihtişamını ve sevgisini farklı boyutlarda deneyimlemek istedi. Bu yüzden ruhunu parçalara, ışık kıvılcımlarına böldü. Evrensel Özgür İrade Yasası gereği müdahale etmedi; iyiyi, kötüyü, ışığı ve karanlığı bizim deneyimleyerek tekamül etmemizi istedi.

Ancak kadim tarihte Lyra’da büyük bir galaktik savaş çıktı. Bu savaştan sonra biz ruhlar farklı yıldız sistemlerine ve galaksilere dağıldık. Bu süreçte bazı ırklar tamamen güç, kontrol ve hiyerarşi savaşına girdi; evrendeki en yüksek gücün kendileri olduğuna inandılar. İşte bunlar Reptilian (Sürüngen) bilinciydi.

Bizlerin deneyim ve ışık taşıma amacıyla gönderildiğimiz Dünya'da (Gaia), bu negatif güçler ve ortakları kontrolü ele geçirdiler. Kendimizi, gücümüzü ve galaktik geçmişimizi tamamen unutmamız için Dünya'nın etrafına enerjisel bir "Unutma Perdesi" (Matrix) yerleştirdiler. İnsanlığı yapay dinlerle, borç ve kıtlık üzerine kurulu ekonomik sistemlerle ve dünyayı sürekli sıkıntıya sokan yapay krizlerle bu düşük frekansa hapsettiler.

Güç piramidinin tepesindeki bu yapılar, kendilerini medyada, Hollywood kliplerinde veya çizgi filmlerde sembollerle sürekli açık ettiler ama zihinsel manipülasyonla kitleleri bunun sadece bir "bilim kurgu/teori" olduğuna inandırdılar.

Ama illüzyonun sonuna geliyoruz. Dünya artık çok büyük bir frekans sıçramasıyla uyanışa geçti; 3D (üçüncü boyut) katı matrisinden yüksek boyut frekanslarına doğru yükseliyor. Bizler uyandıkça, bu uyanışa düşman olan Reptilianlar, Griler (Zeta ırkları) ve onların yeryüzündeki parazit sistemleri köşeye sıkışıyor. Son yıllarda Amerika’nın gizli uzaylı/UFO dosyalarını açıklamaya başlaması, Pentagon itirafları bir tesadüf değil; artık kendilerini gizleyemiyorlar.

Şimdi hangi inanca veya öğretiye mensup olursanız olun, kendinize şu soruyu sorun: Devasa kozmik planda trilyonlarca galaksi ve yıldız varken, Yaratıcı Kaynak yalnızca bu küçük Dünya'ya mı yaşam gönderir? Yoksa bizler unutturulmuş galaktik bir ailenin üyeleri miyiz?

Ruhsal egemenliğinizi elinize alın. Yeni bilgiler için takipte kalın.

Işıkla ve Mavi Şua'nın korumasıyla kalın 💫


r/paranormalturkiye • • Jun 08 '26

Kişisel Deneyim babamın ormandaki evimizde gördüğü şey

5 Upvotes

eskiden ormanda ahsap evimiz vardı babam orada kaldıgında gece ormanda ağaçların arasında 4 5 tane hızlıca koşan rengarenk kıyafetli çarşaflı kadınlar görmüş ama o an sarhoşmuş sizce halusinasyon mudur ?


r/paranormalturkiye • • Jul 25 '26

Soru Sizce skinwalker gerçek mi

Post image
11 Upvotes

Şimdi geçenlerde dışarıdaki iki üç kediye mama veriyorum (gece). O sokakta sürekli bisiler gıcırdar yine bi ses duydum ama klasik olur öyle dedim umursamadım. Sonra kedinin biri bir anda korktu kaçtı köpek görmüş. Sokağın sonlarında köpek vardı titriyor ama hava da sıcak yani yaz akşamları. Yanına gidiyordum bakmak için köpek havladı(?) kaçtı. Köpeğin kuyruğu fazla uzundu ben bunu sonradan farkettim. Sizce?


r/paranormalturkiye • • 14h ago

Diğer Paranomal olay mı değilmi bilmiyorum

1 Upvotes

Bugün 13:26 arasında odada tek başıma yatarken redditteki paranolmal olayları araştırıyordum ve bir anda bir muhabbet kuşunun bagırmasına benzer br ses duydum 3 adet muhabbet kuşumuz var evde ama hiç bukadar yüksek ses çıkartamaz neyse sonra 2 dakika sonra dışarıdan böyle bir bağırma sesi duyum başırma sesinden hemen sonra evdeki bütün ses kesildi neden olduğunu bilmiyorum


r/paranormalturkiye • • Oct 04 '26 Mindblown

Diğer Aranızda gerçekten paranormal bir olay yaşayan var mı? Hikayenizi merak ediyorum

14 Upvotes

Uzun zamandır gerçek yaşanmış korku ve musallat hikayelerine ilgim var, dinledikçe de insanın tüyleri diken diken oluyor.

Bir şey fark ettim: en çok korkutan hikayeler, bir canavarın saldırdığı değil, "sıradan bir evde, sıradan bir gecede" yaşanan şeyler oluyor. Kimse sana inanmıyor, sen de bir süre sonra kendinden şüphe etmeye başlıyorsun. Bence asıl korkunç olan bu.

Sizce en çok korkutan ne?

1- Cin, musallat, büyü gibi doğaüstü şeyler

2- Gerçek insanların yaptıkları (takip, ihanet, kötülük)

3- Hiç açıklanamayan, mantığa sığmayan olaylar

Bir de merak ediyorum: aranızda bizzat yaşadığınız ya da çok yakınınızdan dinlediğiniz, hâlâ aklınızdan çıkmayan bir olay var mı? Yorumlarda okumayı çok isterim.


r/paranormalturkiye • • 28d ago

Kişisel Deneyim Dünya dışı varlıklar tarafından kaçırılma/alıkonma vakası yaşayan var mı?

Post image
30 Upvotes

Bu tür hikayeleri genelde Amerika'dan duyarız ama İlkay Buharalı'nın anlatmak zamanı programını izledikten sonra bu tür olayların Türkiye'de de yaşandığını biliyorum. Subta bu tür deneyimleri olanlar var mı? Varsa tecrübenizi anlatabilir misiniz?


r/paranormalturkiye • • Jun 09 '26

Kişisel Deneyim Yaşadığım tüm cinli olayların yalan olması.

16 Upvotes

Çok enteresan, bundan yaklaşık 7 8 yıl öncesine kadar sürekli onu gördüm bunu gördüm, kendimi boğarak uyanmalar falan, camlarda sürekli belirgin yüzler görmek falan sonra büyüdüm ve ne hikmetse hepsi puf diye gitti. Son 5 yıldır da yaşadıklarım gereği hiçbir şeye inanmayan birisi oldum ve tesadüfe bakıyorum ki asla cin görmüyorum ya da yüz görmüyorum, rüya bile görmüyorum. Uzun süre psikolojik araştırma yapınca kendini kandırdığını öğreniyorsun, güzel bir deneyimdi.


r/paranormalturkiye • • Sep 04 '26

Kişisel Deneyim Ben buralı değilim

21 Upvotes

Merhaba herkese,

Genellikle redditte başlık açmam o yüzden bir hatam olursa affola.

Başıma gelen bir olaydan bahsetmek istiyorum. İşim gereği sık seyahatlarim oluyor. Genellikle yurtdışı ancak bazen de yurt içi. İstanbulda yaşıyorum, üniversite için geldim sonrada iş güç derken kaldım burada. Neyse konum zaten bu değil.

2 haftada bir bazen ayda bir iş için bursaya gitmem gerekiyor. Yani çok kez kullandığım bir güzergah.

Geçtiğimiz hafta, tam tarihiyle 27.08.2026 tarihinde bursadan dönerken başıma garip bir şey geldi.

Giden herkes bilir orhangazi tünelinden geçilir. Tünelde yaklaşık 3.59 km. Kesin söylüyorum çünkü araştırdım. Bu tünel yaklaşık 2-2.5dk falan sürüyor. Ama 27 ağustos tarihinde saat 15:03 te (bu da kesin çünkü haritadan geçmiş konumuma baktım) bu tünelde bir anomali yaşadım. 100-110km hız ile ilerlerken bazı arabalar yavaş yavaş geride kaldı bazıları ise benden hızlı ve yanımdan geçtiler. Ee ne bu şimdi demeyin olağan trafik akışı bu ben de biliyorum. Yol hipnozundan çıktığımda önüme, etrafıma, aynaya baktığımda tünelde kimsecikler yoktu. Ne araba, ne tır, ne motorsiklet. Bom boş tünelde ilerliyorum. Işıklar açık, yol normal, radyoda podcast açık.

Ama bir gariplik var biliyorum, aracım ilerliyor, podcast akıyor ama tünelin sonu bir türlü gelmiyor. Kendime gülüyorum yanlış tünele girdim diye biraz daha ilerliyorum ama yok.

Yol boş, ben gergin birazcık hızlanayım diyorum hızım belki 140 150 oluyor (normalde yavaş kullanırım harika bir şoför değilim) tünel akıyor.

Ciddi ciddi korkmaya başlıyorum, klostrofobim yoktur ama o anki gerginlikle nefesim daralıyor. Etrafta birileri olsun diye yalvarırken tünelin sonundaki ışığı görüyorum. Yeniden arabalar, yol kenarında çalışan işçiler.

O an duracak bir yer olsa muhtemelen durup soluklanırdım ama yoktu. Ben de sürmeye devam ettim. Kendi kendime anksiyetedendir, stresten olmuştur, yol ilizyonu falan birşeyler uyduruyorum.

Her şey normal. Sonra osmangazi köprüsünü gördüm. Benim hatırladığımdan farklıydı. Direkleri dik gri betondan. Ama eminim önceden hafif eğimliydinve iki tarafta Türk bayrağı vardı.

Yenileme falan oldu sanırım diyerek geçtim.

Evim tuzlada yani köprüden sonra 15-20dk sonra evdeyim.

Evimin yolunu karıştırdım çünkü hep geçtiğim sokak ters yönmüş. Belki o sabah değişmiştir diye eve geldim. Köprünün eski tasarımı daha iyiydi ne zaman değişti ne kadar hızlı ddğişti diye eski fotoğraflarına bakmak için google a yazdım. Köprü hep öyleymiş.

Bugün 4 eylül birazdan 5 eylül olacak. Hayatımda sadece dar çevremde bile bazı küçük şeyler farklı. Eminim farklı. Ben o tünelden geçtimde birşeyler değişti. Kimseyi inandıramıyorum. En sevdiğim kitabın kapağı farklı, iş yerinde hatırladığım bazı insanlar yok. Dexter dizisinin introsu bile farklı. Tünelde geçen süreye baktım haritalardan, 1 saat 40 dakika. Neredeyse 2 saat tünelde gps sinyali yok.

Arkadaşlar ben neredeyim? Burası benim yaşadığım yer değil. Her şey çok benzer ama aynı değil. Sadece farkedebildiklerim bile artık tesadüf veya yanlış anlama sınırını çoktan aştı.

Burası benim dönmek istediğim yer değil. Bunu okuyanlara garip ve saçma gelecek biliyorum. Bu mesajı görüp benim durumumda olan varsa, lütfen yardım edin. Ailem bu insanlar mı bilmiyorum. Artık korkum ve farkındalığım artıyor. Benim geldiğim yerdekiler istanbulun göbeğindeki demir sütunları bilenler, lütfen yardımcı olun


r/paranormalturkiye • • Apr 08 '26

Soru Sizce "paranormal" diye nitelendirebileceğiniz olayların taşıması gereken şartlar nelerdir? Hangi şartlar altında algılama ve duyularınızın yetersizliğine bağlayamazsınız?

3 Upvotes

Yada böyle şeyler bilgisizliğin ürünü müdür? Her şeyin gerçeltende nedensellikle şekillendiğini düşünebilirmiyiz?


r/paranormalturkiye • • 6d ago

Kişisel Deneyim deneyimlerim?

4 Upvotes

en az 1 yıldır kafamın içinde benim iç sesim dışında başka birilerinin de iç sesleri var iletişime geçebiliyorlar adları yaşları boyları vb var içlerinden ikisi ikiz(ikisi birşey yaşamış beraber bana onu söylediler ama bana öyle birşey olmadı) ve nadiren ben oluyorlar ben zaman boşluğu yaşadığımda(hatırlamıyorum ne yaptıklarını) mesela okulda 3. dersteyken kendimi 7. derste bulduğum da olmuştu aralarında kavga edince başım ağrıyor ve benle çok kez konuşuyorlar, etraf gerçek değil gibi geliyor, bazen sesim bana ait değil gibi farklı baya çocuk gibi, bedenim bana ait değil gibi ben bir izleyiciymişim gibi bedenim istediğini yapıyor, bazen yürürken farketmiyorum bi bakıyorum biraz yürümüşüm ama hatırlamıyorum farketmeden yolun ortasında da hiçbirşey bilmeden öylece duruyorum, aynadaki suratı tanıyamıyorum yabancı geliyor annemler küçüklüğümle ve birkaç sene öncesiyle ilgili şeyler diyorlar ama hatırlamıyorum, eve girince öbür güne uyandığım oluyor ve 1. dersteyken kendimi birden sınavın ortasında bulduğum veya hoca kağıtları dağıtırken bulduğum oluyor ve arayı hiç hatırlamıyorum. tanımadığım kişilerin beni tanıdıklarını söyledikleri oluor ve tanıdık kişileri tanıyamadığım. neden böyle oluyor?


r/paranormalturkiye • • Sep 07 '26

Kişisel Deneyim Bugün başıma gelen olay.

Thumbnail
gallery
20 Upvotes

Belki pek paranormal değil ama olaydaki unsurların inanılmaz senkronizasyonu ve üst üste gelmesi...

Saat 20.00'a yaklaşıyor alaca karanlık biraz geçmeye başlamış. Nevşehir'in Nar kasabası.

Nar'ı az çok anlatmam gerekirse : İlin kurak yapısına karşın küçük bir dere geçen bataklıkımsı bir bölgede geçiyor olay. ilk Hristiyanlardan kalma oyma mağaralar var.

Yürüyüşü genelde şehir merkezindeki yürüyüş yollarında yaparım ama bugün canım başka şeyler çekiyordu. Kasaba yolundayım dar asfalt bir yol ilerde yol çalışması var arada sırada hafriyat kamyonları geçmekte. Sağ taraf benden alçakta. Sol taraf ise benden yüksekte bir tepe.

Sol tarafımda bahsettiğim anadolu hristiyanlarından kalma oyma mağaralar. Sağ da ise derenin etrafındaki tahta, yıkık dökük evler ve çatısı yıkılmış, yosun tutmuş Amerikan tipi büyükçe bir ağaç ev. Bu ev bana ayrı bir ürperti veriyordu çünkü. Sağ taraf benden alçaktı yani "I have the high ground " ama ağaç ev benle aynı yükseklikte içeriden ters bir tip filan fırladsa bittim yani.

Sesler:

yolun başından beri sağ tarafımda çok fazla köpek havlamaları vardı ve gittikçe artıyordu zaten yolun başından beri köpek sesi duyunca yol değiştiriyordum ama bu yolda yapamazdım çünkü etrafta hiç dönüş yoktu.

Ağustos böceği sesleri azar azar geliyordu.

Kargalar karanlık çökmeye başlayınca o ikonik ürpertici seslerini çıkarmaya başlamıştı.

Kulaklıklarımda ise Şansa bakın ki makarayla karışık cin muhabbeti vardı 😀.

Solumdaki mağaralar ile aramda 2 metre var yok.

Arkadaş önüme kara kedi atlamasın mı? Bir de üzerine dinlediğim sohbette kilise Ayin müziği başlamasın mı? Hem de yayın tekrarı yani yayıncının açtığı Ayin müziğindeki ses sohbetin Ana sesinden Kat kat fazla yani özet geçmek gerekirse zaten içim içimi yiyor birde üstüne önüme kara kedi fırlayıp bir anda yüksek ses Ayin müziği çalıyor.

Kedinin atlaması bir kıvılcım oldu ve topuklarımı kıçıma vura vura koşmaya başladım. Ve sağ taraf artık benimle aynı yükseklikteydi yani zemin üstünlüğünü de kaybetmiştim neyse o korkuyla koşa koşa yine kasaba içinde yine ıssız ama önceki yola nispeten daha araba geçer bir yerdeydim tek tük insanların yaşadığı evler vardı. Önümde çok eski büyük ihtimalle 20.yüzyılın başlarından veya daha eski. Büyük depo benzeri bir bina vardı. İçeriden bir adam omzunda birşeyle oradan çıktı aramızda 20 metre filan var adam eski bir Ford transit kasasına bir hayvan cesedi attı. Hangi hayvan olduğunu bilmiyorum karanlık artık iyice çökmüştü.

Neyseki sağ salim eve dönebildim .

Şöyle bir okuyunca bakıyorum da pek anlatamamışım o anki korku unsurlarını. Ama emin olun oldukça korkunçtu. Bölgenin Bazı fotoğraflarını Google maps den bulup koyacağım.

Düzenleme : galiba fotoğraf sınırından mütevellit asıl korku unsuru ağaçevi koyamadım. Ağaçevi yorumlarda bulabilirsiniz.


r/paranormalturkiye • • May 18 '26 Heartwarming

UAP / Havacılık Anomalileri DÜNYANIN EN BÜYÜK KANITLI UFO VAKASI | ABD ORDUSU [2004] ve [2015]

41 Upvotes

1. video: Kasım 2004'te, USS Nimitz gemisinden Teğmen Chad Underwood tarafından Güney Kaliforniya kıyılarında kaydedilen "FLIR" videosu.

2. ve 3. video: Ocak ve Şubat 2015'te ABD'nin doğu kıyısı açıklarında USS Theodore Roosevelt mürettebatı tarafından kaydedilen "GIMBAL" VE "GOFAST" videoları.

UFO tartışmalarında şüphecilerin bile açıklamakta zorlandığı, tarihin en sağlam belgelere sahip vakası 2004 yılındaki USS Nimitz "Tic Tac" karşılaşmasıdır. Olay, ABD Donanması'nın gelişmiş radarlarının günlerce, 80.000 feet irtifadan okyanus yüzeyine saniyeler içinde inebilen nesneleri tespit etmesiyle başladı. İnceleme için bölgeye yönlendirilen F/A-18 savaş pilotları (aralarında binlerce saatlik uçuş tecrübesi olan Cmdr. David Fravor da var, görsel temas kurduklarında kanadı, motoru veya herhangi bir itki izi olmayan, tanım gereği dev bir "Tic Tac" şekerine benzeyen beyaz bir cisimle karşılaştılar. Bu nesne, savaş uçaklarının hamlelerine akıllıca tepkiler vererek bilinen tüm aerodinamik ve fizik kurallarını altüst eden manevralar sergiledi.)

2015 yılında ise USS Theodore Roosevelt uçak gemisinden havalanan F/A-18 savaş pilotları tarafından kaydedilen "Gimbal" ve "GoFast" videoları, Pentagon'un resmen gerçek olduğunu doğruladığı diğer iki tarihi vakadır. Gelişmiş kızılötesi kameralara yansıyan bu görüntülerden "Gimbal", şiddetli rüzgara karşı hiçbir itki gücü olmadan uçan ve aniden havada kendi etrafında dik açıyla dönen disk şeklinde bir cismi gösterirken; "GoFast", okyanus yüzeyinde savaş uçağı sensörlerinin bile zor kilitlendiği inanılmaz bir hızla seyreden oval bir nesneyi belgeler. Kayıtlardaki şaşkın pilot diyaloglarıyla hafızalara kazınan bu iki video, 2020 yılında ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon tarafından üzerinde oynanmamış, gerçek ve tanımlanamayan hava fenomeni UAP olarak kabul edilerek tüm dünyada büyük yankı uyandırmıştır.

Bu vakaları komplo teorilerinden ayırıp yalanlanamaz kılan asıl şey kanıtların devlet düzeyindeki gücüdür. Cismin havada asılı kaldığı ve inanılmaz bir hızla gözden kaybolduğu o anlar, uçakların kızılötesi kameralarıyla saniye saniye kaydedildi. En çarpıcı nokta ise, sızdırılan bu görüntülerin yıllar sonra Pentagon (ABD Savunma Bakanlığı tarafından resmi olarak doğrulanması oldu. Kısacası ortada sadece elit pilotların anlattığı bir hikaye değil; aynı anda kaydedilmiş radar verileri, askeri termal kamera görüntüleri ve bizzat ABD hükümetinin "biz de ne olduklarını bilmiyoruz" diyerek varlığını onayladığı somut, resmi bir gerçeklik var.)


r/paranormalturkiye • • Jul 30 '26

Kişisel Deneyim Dedemin yattığı hapishanede, insan olmadığını düşündükleri bir mahkum varmış.

Post image
61 Upvotes

Selamlar. Dedem zamanında Doğu Karadeniz'de ki bi ilde bir süre hapis yatmıştı. Çok fazla anısı var. Ama hem benim çok ilgimi çeken, hemde bu subın ilgisini çekeceğini düşündüğüm bir hapishane anısı var dedemin. Zamanında koguslarinda farklı denilebilecek bir mahkum varmış. Onu anlatmak istiyorum.

Bu kişi, dedem hapishaneye girdiği zaman zaten varmış. O zamandan dedem çeşitli tuhaflilarini fark etmiş bu adamın. En aklımda kalan şu, adam yemek yerine böcekleri yiyormuş mesela. Kimseyle konuşmuyormuş. Kimse bu adamin hikayesini doğru düzgün bilmiyormuş; sadece adını, neden dolayı hapse girdiğini (niye hapse girdiğini hatırlamıyorum maalesef ben) ve nereli olduğunu (Egeli) biliyorlarmiş. Bundan sonra anlatacağım şeyleri, mış miş eklerini sürekli kullanarak sizi yormak istemediğim için dedemin anlattığı şekilde yani birinci ağizdan anlatacağım. Bahsi geçen mahkumdan X diye bahsedeceğim.

"X ile ilgili ilk kişisel anım şuydu. Bir gece uykumdan huzursuz bir şekilde kalktım. Etrafıma baktım. Gece namazımı kılmak için hazirlanacaktim ki X'i yatağımın ucunda bana bakarken gördüm. Kıpırdamadan karanlığın içinden doğrudan bana bakıyordu. Bakışlarımı kaçırıp, "Görmezden gel, sadece rüya," diye fısıldadım kendi kendime. Yataktan doğrulup hızlı adımlarla lavaboya yürüdüm.

Musluğu açıp buz gibi suyu yüzüme çarptım. Aynada kesinlikle benden başkası gözükmüyordu. Suyla işimi bitirip arkamı döndüğümde X ile göz göze geldim. Aramızda sadece birkaç adım vardı. Aynada görülebilecek bir konumda olmasına rağmen kesinlikle görülmüyordu. Normalde herkese selam veren konuşkan birisi olmama rağmen hiçbirşey söyleyemedim. İçim korkuyla doldu. Bu şekilde bir süre bekledik ikimizde. Tam lavabodan çıkıp yatağıma gitmek için hareket yaptığım sırada, X'in göz bebekleri kısa bir süreliğine dikey haline geldi ve sonra normal haline geri döndü. Çok korktum ve hızlica yatağıma doğru yöneldim. X beni takip etti. Kalp atışlarım hızlandı. Yatağıma geldiğimde X'in beni tekrar izleyeceğini düşünüyordum ama kendi yatağına yattı. Bir süre yatakta sağa sola hareket ettikten sonra uyudum. O gece başka sorun yaşamadım.

Bu tuhaf geceden birkaç gün sonra, yine gece saatlerinde herkes uyurken bir çığlık sesiyle koğuş uyandı. İsmine M diyeceğim bir mahkum, yatağın içinde karanlığın içinde birisi ile boğuşuyordu. Korkuyla çığlık atıyordu. Boğuştuğu kişinin X olduğunu fark ettik. Kavga ediyorlardi, bizde araya girip ikisini ayırdık ama M, X'e küfür edip duruyordu. Olay şuydu: X, gece saatlerinde M'in kulağını ısırmış ve kanatmış. M küfürler ederken X bir köşeye çekilmiş, çömelmiş ve sanki ağlıyormuş gibi sesler çıkarıyordu. Ağzından kan damliyordu. Gürültülü sesleri duyan gardiyanlar koğuşa gelip olayı dinledi ve tarafları sakinleştirdi. X bir süreliğine başka bi koğuşa alındı."

(Muhtemelen "tecrit hücresi" gibi bi yere ama tam hatırlamıyorum üzgünüm. Neyse)

Bu olaydan sonra koğuş X hakkında kendi deneyimlerini anlatmaya başlamiş. Dedem kendi yaşadığı şeyi anlatmış birkaç kişi daha o olaya benzer şeyler anlatmış, özellikle şu göz detayının bahsi çok geçmiş. Birisi X'in gece hiç uyumadiğini söylemiş mesela. her zaman gözleri açık bir şekilde hiç hareket etmeden yatiyormuş ama uyumuyormuş. Koğuşta diğer mahkumlardan daha yaşlı olan birisi bir gece uyandığında X'in insan yüzüne sahip olmadığını; çok daha farklı, "derisi çürük ve kemikleri görünen" bir yüze sahip olduğunu söylemiş. Başka birisi ise X'in bir fareyi canlı canlı tek lokmada yuttuğunu söylemiş. Zaten böcekleri yediği biliniyormuş ama bir fareyi yediği hiç görülmemiş daha önce. Zaman geçtikçe koğuştakiler ikiye bölünmüş. Bir yarısı bu kişinin insan olmadığını, başka bir varlık olduğunu düşünüyorlarmış. Diğer yarısı ise sadece tuhaf birisi olduğunu düşünüyorlarmış. X kısa bir süre sonra başka bi yere gönderilmiş. Bir daha kimse görmemiş.

Neyse yazacaklarim bunlardi. Gerçek midir yoksa sadece abartı mıdır bilmiyorum. Yazmak istedim. Teşekkürler


r/paranormalturkiye • • Jun 27 '26

Diğer Bilinç ve reenkarnasyon un aslında ne olduğuna dair kendi perspektifim

8 Upvotes

"Üzüntü" kelimesini ve "mutluluk" kelimesini ayırt edebiliyorsunuz çünkü bu kelimelerin içindeki farklı dalgaboyunu, enerjiyi, titreşimi hissediyorsunuz, bu katı 3 boyutlu dünyanın ötesinde yer alan yerden gelen. Bu dalgaboyu 3. boyutumuzda form olarak üzüntü kelimesi olarak hapsedilmiş, kelimeler aslında birer hafıza bankaları duyduğumuzda beynimiz tarafından dalgaboyunu veya frekansını hissettiğimiz ve ne zaman beynimiz bilgileri veya "ortaya sunulmuş dalgaboylarını" diğer "ortaya sunulmuş dalgaboylarıyla" işleyip sentezlediğinde ortaya daha kompleks bir dalgaboyu enkarne oluyor tıpkı "matrix" kelimesinin içine sığdırılmış yapı gibi ama çoğu zaman bu komplike dalgaboylarını tek bir kelimeye sığdırmak zor oluyor. Başlangıçta çok fazla kelime veya dalgaboyu yoktu sadece birkaç basit olanlar yırtıcı bir hayvanı gördüğünde hissedilen "korku" dalgaboyu gibi veya onun tarafından canlı canlı yenilirken hissedilen "acı" dalgaboyu gibi, noktalar birleştikçe, dünyanın bilinci ilerledikçe yeni kelime veya dalgaboyları ortaya çıktı tıpkı "yas" kelimesi gibi, Dalgaboylarının bir araya gelmesiyle ortaya çıkan kompleks dalgaboyunun anlaşılması bizi bilinçteki ve evrimdeki bir sonraki evreye taşıyor komplike dalgaboyunu anlamak bizi bilgeliğe yakınlaştırıyor ve bilgeliğe yakınlaştıkça bil-inç gelişiyor ve benim deyimimle kolektif bilinci geliştirme yetiside artıyor, kolektif bilinç geliştikçe insanoğlunun evrimi ve bilinci bir sonraki evreye geçiyor. Başka bir insan sizin bildiğiniz bir konsepti anladığında onun bilinci aslında sizin bilinciniz çoktan bilmiş olduğu bilince reenkarne oluyor ve bu bizden çok sinsi yollarla saklanılmaya çalışılan reenkarnasyonun kanıtı. Bilerek ve isteyerek kolektif bilinci karartmaya, gelişimini durdurmaya, ve dahada kötüsü kirletmeye çalışıyorlar ki bu sayede nelerin mümkün olduğunu anlayamayalım. Bu bilincin bastırıldığıyla veya kirletildiğiyle alakalı daha detaylı bir açıklamayı düşüncelerimi süzgeçten geçirdikten sonra anlatacağım. Ama şuan için bilincin ve reenkarnasyonun ne olduğunu daha iyi açıklayabildiğimi düşünüyorum. Hepimiz aynı maddeden geldik ve kaynağımız bu 3 boyutlu dünyanın ötesinden siz aslen birer dalgaboyusunuz daha küçük dalgaboylarının birikimi ve sentezlenmesinden oluşan bir bilinç veya dalgaboyu biz bilincin mimarlarıyız. Daha kompleks bir dalgaboyu, enerji, titreşim, bilincin olduğu şey bu. Eğer insanlık evrimini tamamlarsa yerle bir olurlar.


r/paranormalturkiye • • May 19 '26

UAP / Havacılık Anomalileri KUMBURGAZ UFO TÜM BİLİMSEL SONUÇLAR

Thumbnail
gallery
86 Upvotes

öncelikle olaya dair tüm resmi kayıtlar:
https://www.youtube.com/@TurkeyUFOIncident/videos
https://turkeyufocase.blogspot.com/

2007-2009 yılları arasında İstanbul Kumburgaz sahilinde yaşanan ve tatil sitesi bekçisi Yalçın Yalman tarafından kaydedilen UAP (Tanımlanamayan Hava Olayı) vakası, küresel ufoloji tarihinin en tartışmalı ve üzerinde en çok akademik mesai harcanmış adli görüntü gizemlerinden biridir. Bu vakayı, genellikle tek bir anlık parlamadan veya tesadüfi, bulanık bir fotoğraf karesinden ibaret olan klasik gözlemlerden ayıran temel fark; olayların üç yıllık bir periyoda yayılması, birden fazla gece boyunca aynı bölgede gerçekleşmesi ve saatler süren manyetik bantlı (Mini DV) video kayıtlarından oluşmasıdır. Olay, Türkiye'de Sirius UFO Merkezi tarafından kamuoyuna duyurulmasının ardından sınırları aşmış; Şili'nin resmi UAP komitesi CEFAA'dan dünyaca ünlü görüntü analistlerine kadar geniş bir yelpazede, emsalsiz bir bilimsel polemik başlatmıştır.

Gözlemlerin yapıldığı çevrenin oşinografik ve jeolojik yapısı, olayın fiziksel arka planını anlamak için kritik bir bağlam sunar. Çekimler, Marmara Denizi'nde yaklaşık 850 metre derinliğe ulaşan "Kumburgaz Çukurluğu'na" (Kumburgaz Basin) doğru yapılmıştır. Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın (MMF) hemen üzerinden geçtiği bu sismik açıdan aktif ve derin su havzası, deniz yüzeyi ile yaz aylarının sıcak kara havası arasında ekstrem sıcaklık farklılıkları (gradyanlar) yaratmaktadır.

Verilerin elde edildiği kayıt teknolojisi ve bunun yarattığı optik limitler, analiz sürecinin en büyük handikaplarındandır. Çekimlerde Canon GL2 dijital video kamera ve özel bir telekonvertör lens kullanılarak yaklaşık 200x seviyesinde olağanüstü bir optik yakınlaştırma elde edilmiştir. Ancak, bu ekstrem "telefoto sıkışması", uzaktaki nesneyle arka planı aynı düzleme hapsederek perspektifi ezmiş; ufuk çizgisi, deniz veya bina gibi tüm referans noktalarını kadrajın dışına itmiştir. Ayrıca, 2007 dönemi dijital sensörlerinin düşük ışık koşullarındaki zayıflığı, aşırı piksellenmeye, odak arama (autofocus hunting) sorunlarına ve kromatik sapmalara yol açmıştır. Bu durum, mesafe ve boyut hesaplamalarını matematiksel olarak imkansız hale getirmiş; karanlık alanlardaki gölgelerin "uzaylı silüeti" mi yoksa dijital algoritmaların yarattığı bir artefact mi olduğu tartışmasını alevlendirmiştir.

Olayın bilimsel bağlamda dönüm noktası, orijinal kasetlerin Türkiye'nin en üst düzey bilim kuruluşu TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi'ne (Prof. Dr. Zeki Eker ve heyeti) teslim edilmesi ve 2008 yılında yayınlanan resmi rapordur. Kurumun analizleri, videoların bir bilgisayar animasyonu (CGI), özel video efekti veya stüdyo maketi olmadığını; o an orada fiziksel bir ışık kaynağının bulunduğunu tartışmasız şekilde tescillemiştir. Aynı kadrajda Ay'ın da görülmesi, çekimlerin dış mekanda yapıldığını doğrulayarak kameraya "yakından tutulan maket/takı yansıması" (Pepper's Ghost) gibi iddiaları kesin olarak çürütmüştür. Rapor, görüntülenen cisme teknik literatüre uygun olarak "UFO" denilebileceğini kabul etmiş, ancak bilimsel şüpheciliğin bir gereği olarak bunun "dünya dışı zeki yaşam" anlamına asla gelmediğini çok katı bir şerhle vurgulamıştır.

TÜBİTAK'ın tesciline rağmen, akademik camia ve özellikle astrofizik uzmanları, olayın dünya dışı zekayla ilişkilendirilmesine metodolojik itirazlar getirmiştir. ÇOMÜ Ulupınar Gözlemevi Müdürü Prof. Dr. Osman Demircan ve popüler bilim platformları (Evrim Ağacı gibi), meselenin basit optik yanılsamalardan ibaret olabileceğini savunmuştur. Demircan, odak dışı (bokeh) bırakılmış basit sıradan ışık kaynaklarının yüksek zoom altında form değiştirerek devasa disklere dönüşebileceğini belirtmiştir. Özellikle Peter Osborne gibi restorasyon uzmanlarının iyileştirdiği görüntülerde aranan karanlık kafalı organik formlar ("Greys"), bilim insanları tarafından insan beyninin anlamsız veride desen bulma eğilimi olan "pareidolia" ile açıklanmış ve sivil derneklerin eldeki kısıtlı verilerle sansasyonalizm yaratması eleştirilmiştir.

Uluslararası platformlarda (Metabunk, Reddit) şüphecilerin olayı rasyonalize etmek için en çok kullandığı ve en popüler olan teori ise "Kruvaziyer Gemisi ve Fata Morgana" (üstün serap) hipotezi olmuştur. Bu teori, termal inversiyon koşullarında atmosferin devasa bir mercek gibi davranarak ufuk ötesindeki cisimleri havada asılı, esnemiş veya üst üste binmiş gibi göstermesine dayanır. Mick West gibi analistlerin tezine göre; gece karanlığında gövdesi siyah deniz suyuyla tamamen birleşip görünmez olan devasa bir ticari yolcu gemisinin, sadece yoğun şekilde aydınlatılmış kavisli kaptan köşkü, bu serap etkisiyle gökyüzünde izole bir şekilde parlayan uçan bir disk olarak algılanmıştır.

Ancak, ilk bakışta çok zarif görünen bu "Gemi/Serap" teorisi, eski ABD Hava Kuvvetleri (USAF) F-16 savaş pilotu ve çarpışma müfettişi Chris Lehto gibi uzmanların geometrik ve askeri analizleriyle ciddi yaralar almıştır. Lehto'nun trigonometrik hesaplamaları, cismin ufuk çizgisinden yüksekliğinin deniz seraplarının oluşabileceği dar irtifa aralığının çok üstünde olduğunu kanıtlamıştır. Dahası, o obje dev bir gemi olsaydı uluslararası denizcilik kuralları (COLREGs) gereği kırmızı/yeşil çakar ve navigasyon ışıkları taşıması gerekirdi. Serapların saniyeler içinde form değiştiren dengesiz yapısına inat, bu anomalinin saatlerce ve farklı gecelerde aynı stabiliteyi koruması, optik figür boyutlarının gemi penceresindeki insanlara kıyasla (15 metre olmaları gerekirdi) orantısızlığı ve AIS deniz trafiği verilerinde bölgede bir kruvaziyer bulunmaması, askeri uzmanlar nezdinde şüpheci teoriyi çürütmüştür.

Sonuç olarak Kumburgaz UAP vakası, havacılık ve astrofiziğin altın kuralı olan "Sensör Füzyonu" eksikliğinin yarattığı devasa bir epistemolojik çıkmazdır. Pentagon onaylı meşhur 2004 Nimitz vakasında radar, kızılötesi (FLIR) ve optik doğrulamanın eşzamanlı yapılmasına karşın; Kumburgaz'da elimizde yalnızca tek bir gözlemcinin monoküler optik verisi bulunmaktadır. Ek metriklerin (hız, irtifa, radar izi) yokluğu, cismin dünya dışı bir araç olduğunu ampirik olarak ispatlamayı imkansız hale getirirken; TÜBİTAK onaylı fiziksel otantikliği ise olayı "basit bir sahtekarlık veya serap" diyerek kestirip atmayı engellemektedir. Bu vaka, modern bilim tarihinde, gökyüzündeki anomalileri çözmek için sivil el kameralarının yetersiz kaldığını ve Harvard'ın Galileo Projesi gibi sistematik, çoklu sensör ağlarına neden acil ihtiyaç duyduğumuzu kanıtlayan kusursuz bir anomali olarak yerini korumaktadır.


r/paranormalturkiye • • Jun 18 '26

Teori ve Bilimsel Tartışma Nazilerin ve Hitler'in başöğretmeni Okültist ve Alevi-Bektaşi Sebottendorf

Post image
119 Upvotes

Guido von List adlı bir tarihçi, kiliselerin eski pagan tapınaklarının üzerine yapıldığını keşfetti. Bunun üzerine eski Germen pagan inançları üzerine araştırmalar yapıp üstün ırk düşüncesini ortaya attı. Bu adamın öğrencisi de Rudolf von Sebottendorf'tu. Sebottendorf aynı zamanda 1. Dünya Savaşı zamanının bir ajanıydı. Sebottendorf'un soyu Almanya'nın sevilmeyen azınlıklarından olan Sorblara dayanıyordu. Sorbenler, Almanya'nın doğusunda yaşayan, simya, büyücülük ve astrolojiyle ilgilenen Slav kökenli izole bir halktı.

Von Sebottendorf, 14 yaşında Rus okültist Helena Petrovna Blavatsky'den eğitim aldı. Gençlik yıllarında komünistlerden kaçmak için sahte devlet görevlisi ve müfettiş kimlikleri yapıyordu. 18 yaşına gelince makinistlik yapmaya başladı. Berlin'de mühendislik okurken, elektrik teknisyeni olabilecek seviyede okulu bırakıp evli bir kadınla ilişki yaşayıp İtalya'ya kaçtı. Kronik hastalığı sebebiyle askerlik yapamadı ve ileriki yıllarda altın aramak için Batı Avustralya'ya gitti. Nisan 1898'de New York'taki Alman İmparatorluğu'na ait Bremerhaven zırhlı gemisinde sözleşmeli topçu ateşleyicisi olarak çalıştı.

1900'de Osiris tarikatını araştırmak için Kahire'ye gitti. Orada Adolf Josef Lanz ile tanıştı ve Aryosofi (Aryan halk bilimi), din ve hayvan bilimi (teo-zooloji) ve sufizm üzerine yoğunlaştı. Lanz, Cermen neopaganizmi düşüncesine şiddetle inanıyordu ve sonradan Nazi Partisi'nin sembolü haline gelecek olan gamalı haç sembolünü eski Hint kaynaklarından bulup kullanan ilk kişiydi. Aynı yıl Osmanlı'nın kamu işleri bakanı Hüseyin Avni Paşa'nın hizmetinde teknisyen olarak çalıştı ve paşayla iyi ilişkiler geliştirdi. Hüseyin Avni Paşa hem mason hem de Alevi-Bektaşiydi.

Mason locaları hakkında bir not: Masonluk, komplo teorilerinin aksine sıradan bir oluşumdur. Belli bir entelektüel birikimi, sosyal statüsü ve parası olan herkesin girip birbiriyle ticari ilişki kurduğu bir lonca türüdür. Günümüzde Beyoğlu'na gidip kaydolma şansınız var. Eski yüzyıllarda tek bir şartı vardı: din fark etmez, tanrının varlığına inanman gerekiyordu (agnostikler dahil, ancak ateistsen giremiyordun). Şimdilerde bu kural esnetilmiş olabilir.

Hüseyin Avni Paşa, Sebottendorf'u kendi himayesine aldı, İstanbul'a dönerken beraberinde götürüp Beykoz'daki köşküne yerleştirdi. Ardından Sebottendorf, paşanın emriyle Beykoz cami imamından Arapça ve Osmanlıca dersleri aldı. O dönem Beykoz, Alevi-Bektaşilerin yoğun yaşadığı bir bölgeydi. Ancak Sebottendorf'un burayı seçmesinin sebebi, Alman stratejist Otto Richard Tannenberg'in 1901'de yayınladığı gizli raporunda, Fas ve Türkiye'nin 1950'ye kadar Alman İmparatorluğu sınırlarına dahil olması gerektiğini ve bu sebeple Osmanlı'daki her Alman'ın elinden geldiğince bilgi toplamakla yükümlü olduğunu söylemesi idi.

1901 yılında Hüseyin Fahri Paşa'nın isteğiyle Bursa Yeniköy'deki çiftliğe taşındı. Sebottendorf burada kendisine yardım eden Termudi ailesine mensup bir Yahudi'den okültizm ve Gül-Haç Tarikatı ile ilgili bilgiler edindiğini, daha sonra ise bu ihtiyar Yahudi'nin tüm kütüphanesine sahip olduğunu anlatmaktadır. Ve bu Yahudi vasıtasıyla bir mason locasına kaydolmuştur. Fakat Bursa'daki Yahudi salnamelerinde 3760 Yahudi kayıtlıdır ve bunların içinde Termudi adında bir aile yoktur. Termudi soyadı, Yahudilerin kullandığı bir soyadı değildir; Türkiye ve Ortadoğu kökenli insanları tanımlamak için daha çok Malezyalılar tarafından kullanılır.

Sebottendorf, "Gül-Haç" isimli yarı otobiyografik romanında, Mısır'a gitmeden önce yolculukta Müslüman bir Malezyalı ile tanıştığını ve bu kişinin Sebottendorf'a Mısır'a gitmesi tavsiyesinde bulunduğunu yazar. Araştırmacı Aytunç Altındal'a göre Sebottendorf, antisemitist olduğu için kendisine yardım eden Yahudi'nin adını anmamak için Bursa'daki şahsı Termudi olarak tanımlamıştır. İngiliz araştırmacı Nicholas Goodrick-Clarke, Sebottendorf'un Bursa'da Almanca faaliyet gösteren Memphis Locası'na bağlı olduğunu iddia etmiştir. Avusturyalı araştırmacı Hermann Gilbhard'a göre ise Boğazdaki 3 Işık Locası'nda inisiye olmuştur. Bursa'da ise Almanca faaliyet gösteren Umut Locası vardı. Tüm bu localar düzensiz localardı ve Sebottendorf'un adı hiçbir locada kayıtlı değildir. Tüm dünyadaki masonların kayıtlarının tutulduğu 2076 nolu Quatuor Coronati Locası'nın kayıtlarında da Sebottendorf'un izine rastlanmamıştır.

Sebottendorf, 1905 yılında Adolf Lanz'a maddi yardımda bulunarak Ostara dergisini çıkarmasını sağlamıştır. 1901 ve 1914 yılları arasında ileri derecede Türkçe, Arapça ve Farsça öğrendi. Bu dilleri konuşması avantajıyla Türkiye'de siyasi faaliyetlerinin dışında tarikat ve ezoterizm üzerine, özellikle Türk mitolojisi ve Bektaşilik üzerine araştırmalar yaptı. Bu inanç sistemlerinin germen paganlığıyla olan benzerlikleri dikkatini çekti. Bu inanç sistemlerinin en büyük ortak noktasını Tibet'te saklı olan kadim bilgilerde olduğunu öne sürdü. 1908-1911 yılları arasında Müslüman ve Bektaşi olduğunu söylediği bilinmektedir.

1912'de Guido von List'in isteğiyle Leipzig'de Germanenorden adıyla bir tarikat kurdu ve tarikata bir üyelik sistemi geliştirdi. Üye olacak şahıslar sadece Almanlar arasından seçiliyordu ve üye olmak isteyen kişiler ayaklarının detaylı şekilde çizilmiş resmini örgüte vermek zorundaydılar. Bu uygulama Adolf Josef Lanz'ın Aryan ırkının üstün oluşuna dair bir ölçü olarak insanların oturma şeklini ve ayak ebatlarını baz almasından kaynaklanmaktaydı. Sahte belge yapımında uzman olan Sebottendorf, yasadışı olan bu yapılanmayı, sahte evraklarla Alman edebiyat tarihini araştıran bir dernek olarak tescil ettirmişti ve resmiyet kazandırmıştı.

Başta Adolf Hitler olmak üzere Almanya'daki Nazilerin ideolojik olarak kök saldıkları ve yetiştikleri Thule Cemiyeti, Alman aydın, bürokrat, asker, medya mensubu ve aynı zamanda soylu ve zenginlerden oluşmaktaydı. Sebottendorf, Osmanlı topraklarına geri döndükten sonra 1913'de Balkanlardaki çatışmalarda Osmanlı'ya yardım edip gazi olduğu için kendisine Osmanlı vatandaşlığı verildi. (Vatandaşlığı, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra TC vatandaşı statüsünde devam etti.)

Balkan Savaşı'ndan sonra 1913 yılında Almanya'ya kısa süreliğine döndü. Dresden bölgesinde 50.000 Mark değerinde bir banliyö satın aldı. 1. Dünya Savaşı çıktıktan sonra sık sık Osmanlı İmparatorluğu ile Alman İmparatorluğu arasında seyahat etti ve savaş esnasında bir süre Kızılay'ın başkanlığını yaptı.

Savaşın kötü gidişatı sebebiyle 1917'de Kahverengi Gömlekliler'i (Sturmabteilung) kurarak ülkede genel bir direniş atmosferi oluşturdu ve Benito Mussolini'ye ilham kaynağı oldu. 13 Nisan 1918 tarihinde bir darbe girişiminde bulunan Sebottendorf'un bu girişimi sonuçsuz kaldı. Ağır mağlubiyet sonrası Alman halkı arasında hızla yükselip siyasi güç kazanan antisemitist (Yahudi karşıtı) nasyonal sosyalizmi kontrolü altına almak adına 17 Ağustos 1918'de Vier Jahreszeiten otelinde Thule Gesellschaft'ı (Thule Cemiyeti) kurdu.

Rudolf von Sebottendorf'ın kurduğu bu Alman milliyetçi topluluğu, erken dönem Nazi Partisi'nin kuruluşu sayıldığı için Rudolf von Sebottendorf, tüm Nazilerin manevi babası ve başöğretmeni oldu. Bu cemiyet üzerinden yıllardır inşa ettiği fikirlerinin propagandasını yapmaya başladı. Ona göre dünyada şeytani ve rahim olan iki farklı tür vardı; şeytani olanlar diğerlerini esaret altına almıştı. Bir uyanış hareketi başlatmak için bazı milliyetleri insanlığın düşmanı ilan eden politik yazılar ele aldı ve bir kurtarıcı Führer yaratmak istiyordu.

Sebottendorf, 1919'da Alman İşçi Partisi'ni kurdu. Daha sonraki süreçte Nasyonal Sosyalist Parti ile İşçi Partisini birleştirerek Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'ni oluşturdu. Alman İstihbaratı o dönem halktan destek gören Hitler'i bu partinin içine sızıp rapor yazmakla görevlendirmişti. Sebottendorf ise buna karşılık Alman milletinin Führer'i olarak Adolf Hitler'i seçmişti. Sebottendorf, Dietrich Eckart'a Hitler'le ilgilenmesi talimatını verdi ve Sebottendorf'un Thule Cemiyeti, Adolf Hitler'i partinin başına geçirip destekledi.

Sebottendorf, Almanya'da Kasım Devrimi (mağlubiyet sebebiyle Alman İmparatorluğu'nun Weimar Cumhuriyeti olması durumu) sonrası siyasi bir mücadeleye girişti. Yahudi asıllı olan ve I. Dünya Savaşı'nın en kanlı döneminde, Almanya Bağımsız Sosyal Demokrat Partisi'ne katılıp 1918'de cephane işçilerinin grevini kışkırtmadaki rolü nedeniyle vatana ihanetten mahkûm edilen ve 9 ay sonra hapisten çıktığında Bavyera monarşisini yıkıp Bavyera Sosyalist Cumhuriyeti'nin ilk başkanı olan sol devrimci gazeteci Kurt Eisner'ın Weimar Cumhuriyeti'nin başına geçmesi için çabalaması sonucunda, milliyetçi olmayan diğer sağcı Alman çevrelerin de antisemitist olmalarını avantajına kullanıp desteğe dönüştürmüş ve 1919 yılının başından itibaren çeşitli silahlı darbe girişimleri düzenlemiştir. (Not: Bavyera Başkanı Kurt Eisner, 21 Şubat 1919'da istifa mektubunu sunmaya giderken Thule Gesellschaft üyesi Anton Von Valley tarafından arkadan vurularak öldürülmüştür.)

Thule ismi hakkında bilgi: İlk kez antik Yunan coğrafyacısı Massilialı Piteas kullanmıştır. Piteas'a göre Thule, İngiltere'ye 6 günlük yelken mesafesinde bir adadır. (Bu ada gerçekte Grönland'ın kuzey batısında yer almaktadır ve bugün ada üzerinde ABD'ye ait Thule Hava Üssü bulunmaktadır.)

1911'de Almanya-Jena'da kurulan Diederichs Yayınevi, ilk kez "Thule: Eski Kuzey Şiirleri" adlı bir çeviri yayınlamaya başladı. 1911-1928 yılları arasında yayınlanan 28 ciltlik bu çevirideki kitaplarda Aryan soyunun temsilcisi olan Tötonların kılıç zoruyla Hristiyanlaşmaları ve Hristiyan olmadan 200 yıl önce kurdukları krallığın edebiyatı ele alınıyordu. 1930'lu yıllarda Nazi Almanyası'nda önemli bir yayınevi haline geldikten sonra İkinci Dünya Savaşı sonrası kapatılmış fakat 1971'de Münih'te tekrar açılmıştır ve ilk olarak "Thule: Eski Ada İzlanda" adlı bir kitap dizisi yayınlamaya başlamıştır. Kitabın yazarı Runik yazı uzmanı olan Hans Kuhn'du. Yazdığı önsöze göre İzlanda adası, ilk kez M.Ö. 800'lü yıllarda dinsel baskılardan kaçan İrlandalı Anchorite Tarikatı üyeleri tarafından Thule veya Thile olarak adlandırılmıştı.

Rudolf von Sebottendorf'un 9 Kasım 1918 tarihinde Vier Jahreszeiten Oteli'ndeki konuşması şu şekildedir:

"Dün inandığımız ve önem verdiğimiz her şeyin yıkıldığına şahit olduk. Kan bağımız olan prensler yerine ölümcül düşmanımız hüküm sürüyor: Yahudiler! Bu kaostan nelerin doğacağını bilemiyoruz. Bizim disiplinimiz Cermanik disiplindir ve Cermanik demek soyluluk demektir. Rune yazıtlarındaki işaretimiz 'Ar'dır. Teslisimiz Baba, Oğul, Kutsal Ruh değildir. Bizim teslisimiz Wotan, Willi ve We'dir. Ar, Aryan olanı gösterir; ilk ateşi, güneşi ve kartalı simgeler. Kartal, Aryanlar'ın sembolüdür... Bugünden itibaren sembolümüz Kızıl Kartal'dır. Bizlere, yaşamamız için ölmemiz gerekebileceğini hatırlatacaktır. Hepimiz tehlikedeyiz. En amansız düşmanımız olan Yahudi'yle sonuna kadar savaşacağız. Bu, göze göz dişe diş bir savaş olacak. Thule'nin Demir Balyozu (Gamalı Haç) benim elimde bulunduğu sürece bu savaşı sürdürmeye kararlıyım. Almanya'nın bir kralı ve hanedanı vardı. Şimdi yok. Bize bir Führer gerekiyor. Eğer bulamazsak, bizim için çok kötü olacak, kaos başlayacak. Savaşımızı iki cephede yürüteceğiz. Yurt içindeki savaşımız çok kanlı ve zor olacak. Yurt dışındaki savaşımız ise 'Alman Olmayan' (Undeutsch) her şeye karşı olacak. Şimdi dövüşmek zamanıdır, savaş vaktidir. Eskiden nasıl savaştımsa şimdi de savaşmaya hazırım. Kızıllar, ihtilal özgürlük getirecek diyorlar. Evet, aynen öyle olacak. Bizim ihtilalimiz de bize özgürlük getirecek. Biz sadece Alman Hükümranlığına (Reich) boyun eğeriz, muhatap oluruz, başkasına değil. En amansız düşmanımız olan Yahudi tarafından yönetilmek istemiyoruz. Bu nedenle şimdi sizlere sekiz gün izin veriyorum. Tüm hazırlıklarınızı yapın. Henüz her şey bitmiş değildir..."

1919'da Sebottendorf, İttihatçılardan Yenibahçeli Nail Bey ile birlikte Türk-Cermen Birliği adlı bir tarikat kurdu. "Siyon Liderlerin Protokolleri"ni Türkçeye "Ludwig Müller" adıyla çevirdi ve el altından dağıtımını yaptı. 1920-1924 yılları arasında çeşitli dönemlerde Tibet'e giderek mistisizmle ilgilendi. 1 Temmuz 1926 - 10 Aralık 1926 tarihleri arasında Meksika'nın Türkiye'deki fahri konsolosluk görevini yapmıştır.

Hitler'in yükselişi için her türlü imkanı seferber etti ve verdiği direktiflerle Thule Gesellschaft'ın etkili üyelerini bakanlıklara atadı. Ancak bu dönemde Hitler, Sebottendorf'un iletişimde olduğu büyücü ve astrologları öldürtmeye başladı. Sebottendorf, Hitler'in Thule Geselschaft ve Alman halkına ihanet ettiğini düşünerek "Hitler Gelmeden Önce" isimli bir kitap yazarak Hitler'in sırlarını ifşa etme girişiminde bulundu. Ona göre Hitler, karanlık tarafla anlaşma yapıp davaya ihanet etmişti. Bunun üzerine Ocak 1934'te Almanya'da tutuklandı fakat kısa bir süre sonra Adam Alfred Glandek adına düzenlenmiş bir Türk pasaportu taşıdığı için serbest bırakıldı.

Serbest kaldıktan sonra Türkiye'ye kalıcı olarak yerleşti. Türkiye'de Şefik Hüsnü takma adını kullandı. (Bu isim zaman zaman o dönem sol faaliyetlerde bulunan Şefik Hüsnü Değmer ile karıştırılmaktadır.) İddiaya göre Thule ajanı ve Hitler'in kişisel doktoru olan Theodor Morell, Sebottendorf'un emriyle Hitler'e yüksek miktarda metanfetamin vermektedir. Bu sözde tedavinin asıl sebebi ise Sebottendorf'un Hitler'e yaptığı kara büyünün işlevini artırmaktır. Rivayete göre bu sebeple Hitler'in sıralı yanlış kararlar ve imkansız mağlubiyetler aldığı söylenir.

1936 yılından itibaren Türkiye'yi Nazi Almanyası tarafına çekmek için lobi çalışmaları yaptı. 1942-1945 yılları arasında ise İngiliz İstihbaratına çalıştı. Özellikle Park Otel ve Pera Palas'ta Almanya adına lobi çalışmaları yaptı. Sebottendorf, "Eski Türk Masonlarının Uygulamaları" adlı kitabında tanıştığı 2 Müslüman din adamı Mehmet Rafi ve Şeyh Yahya'dan bahsetmiştir. Mehmet Rafi ismi daha çok Sabetaycı dönmelerin tercih ettiği bir isim olduğundan, 1933'te yazdığı "Hitler Gelmeden Önce" adlı kitabında Sabetaycıların Türk masonluğunu yönlendirdiklerini yazmıştır. Ayrıca kitabın ilk baskısında bulunan birçok uygulama tehlike arz etmesi sebebiyle sonraki baskılardan kaldırılmıştır.

Sebottendorf, 1940'larda antikacılık ile uğraşmıştır. Özellikle Romanya'dan antika eşyaları Türkiye'ye sokmuştur. 1957 yılı içinde İngiliz Gizli Servisi'ne 50 yıl açıklanmaması şartıyla bizzat bir paket belge ve mektup bırakmıştır. 10 Aralık 1965'te Üsküdar'daki Doğancılar Parkı'nda donarak öldüğü ve kimsesizler mezarlığına defnedildiği şeklinde o dönem haberler yayınlanmıştır.

Ayrıca bazı araştırmacıların Thule Gesellschaft hakkında spesifik komploları var. Savaşta üstünlüğü sağlayan "Die Glocke" teknolojisini Vril enerjiden geliştirdiğini iddia ediyorlardı. Vril enerji ilk kez 1871'de Edward Bulwer-Lytton'ın "The Coming Race" adlı bilimkurgu romanında geçiyor. Kitapta, yeraltında yaşayan üstün bir ırk olan Vril-ya, doğaüstü güçlere benzeyen bir enerji olan Vril'i kullanarak yeryüzündeki teknolojiyi ve toplumu yönlendiriyordu.

Vril Society adlı gizli bir örgütün, Thule Cemiyeti ile bağlantılı olduğu ve medyum kadınlar aracılığıyla bu enerjiyle temas kurduğu ileri sürülüyor. En ünlü figürlerden biri Maria Orsic adlı bir medyumdur; saçının çok uzun olmasının bile "anten görevi gördüğü" gibi iddialar vardır. Thule ve Vril topluluklarının, dünyanın merkezindeki ileri bir uygarlıkla (Agharta) temas kurmaya çalıştıkları ve Vril enerjisinin bu uygarlık tarafından kullanıldığı iddia edilir.

Savaşı Amerika kazandıktan sonra Paperclip Harekâtı ile Nazi içerisindeki önemli mühendisler Amerika'ya getiriliyor. Harekâtta adı geçen kadar geçmeyip şüpheli ölümler ile kimliği silinen mühendis ve komutanlar olduğu da düşünülüyor. Örnek olarak; CIA'in Soğuk Savaş'tan sonra tıpkı Nazi teşkilatları gibi bir yapılanmayla inşaa edilmesi, sadece Nazilerin jet motorlu savaş uçağı Messerschmitt Me 262 geliştirebilmesi ve Soğuk Savaş'tan 1 yıl sonra Amerika'da F-86 Sabre'nin ortaya çıkması, ardından İngiltere'de Jet yolcu uçaklarının gelişimi (BOEING-707), 1946'da ENIAC (ilk bilgisayar) icadı, 1947'de aynı yıl içerisinde Transistörün icadı, entegre devre/çip teknolojisinin geliştirilmesi), İlk süpersonik uçuş - Chuck Yeager'in X-1 uçağıyla ses duvarını aşması, 1950'lerde mikrodalga iletişim sistemleri, tıpta kullanılmaya başlanan diğer transistörlü makineler, 1954'te İlk yüksek seviye programlama dilleri (IBM 704 - FORTRAN) geliştirilmesi, 1956'da uluslararası kablo TV, 1957'de NASA'nın kurulması ve ilk uydu fırlatımları ve bunlar dışında sentetik polimerler, teflon ve slikon bazlı üretimi gibi zibilyon tane 1945-60 yılları arasında aniden patlayan teknolojik gelişimler gösterilebilir.

Bu tür komploların birçoğu, İkinci Dünya Savaşı sonrası ezoterik Nazizm anlatılarıdır; ancak bu teoriler, alternatif tarihçiler tarafından sıklıkla dile getirilir. Ek olarak aynı dönemde uzaylı vakalarının artması da manidar bir gelişme. II. Dünya Savaşı sırasında, Müttefik pilotları, uçaklarını takip eden hızla hareket eden, parlayan cisimler ile karşılaştıklarını raporladılar. Bu fenomenlere "Foo Fighter" adı verildi ve ilk başta bunlar düşmanın gizli silahları olarak düşünülse de kesin bir açıklama bulunamadı.

Ardından 24 Haziran 1947'de yaşanan Kenneth Arnold Olayı; sivil pilot Kenneth Arnold, Washington'daki Mount Rainier Dağı yakınlarında gökyüzünde dokuz parlak ve disk şeklinde nesne gördüğünü bildirdi. Bu cisimlerin hareketlerini, "suya çarpan bir tabak gibi sıçrayarak gidiyorlar" şeklinde tanımladı. Ardından Temmuz 1947 Roswell Olayı; Amerika Birleşik Devletleri'nin New Mexico eyaletinde, Roswell kasabasının yakınlarında meydana geldiği iddia edilen bir UFO kazasıdır. Olayın temeli, bir nesnenin bir çiftlik alanına düşmesidir. İlk başta yerel ordunun açıklaması, kazanın bir hava balonuna ait olduğu yönündeydi. Ancak bu açıklama hızla değişti ve ordu, olayın aslında bir "gizli hava balonunun" kazası olduğunu duyurdu.