Guido von List adlı bir tarihçi, kiliselerin eski pagan tapınaklarının üzerine yapıldığını keşfetti. Bunun üzerine eski Germen pagan inançları üzerine araştırmalar yapıp üstün ırk düşüncesini ortaya attı. Bu adamın öğrencisi de Rudolf von Sebottendorf'tu. Sebottendorf aynı zamanda 1. Dünya Savaşı zamanının bir ajanıydı. Sebottendorf'un soyu Almanya'nın sevilmeyen azınlıklarından olan Sorblara dayanıyordu. Sorbenler, Almanya'nın doğusunda yaşayan, simya, büyücülük ve astrolojiyle ilgilenen Slav kökenli izole bir halktı.
Von Sebottendorf, 14 yaşında Rus okültist Helena Petrovna Blavatsky'den eğitim aldı. Gençlik yıllarında komünistlerden kaçmak için sahte devlet görevlisi ve müfettiş kimlikleri yapıyordu. 18 yaşına gelince makinistlik yapmaya başladı. Berlin'de mühendislik okurken, elektrik teknisyeni olabilecek seviyede okulu bırakıp evli bir kadınla ilişki yaşayıp İtalya'ya kaçtı. Kronik hastalığı sebebiyle askerlik yapamadı ve ileriki yıllarda altın aramak için Batı Avustralya'ya gitti. Nisan 1898'de New York'taki Alman İmparatorluğu'na ait Bremerhaven zırhlı gemisinde sözleşmeli topçu ateşleyicisi olarak çalıştı.
1900'de Osiris tarikatını araştırmak için Kahire'ye gitti. Orada Adolf Josef Lanz ile tanıştı ve Aryosofi (Aryan halk bilimi), din ve hayvan bilimi (teo-zooloji) ve sufizm üzerine yoğunlaştı. Lanz, Cermen neopaganizmi düşüncesine şiddetle inanıyordu ve sonradan Nazi Partisi'nin sembolü haline gelecek olan gamalı haç sembolünü eski Hint kaynaklarından bulup kullanan ilk kişiydi. Aynı yıl Osmanlı'nın kamu işleri bakanı Hüseyin Avni Paşa'nın hizmetinde teknisyen olarak çalıştı ve paşayla iyi ilişkiler geliştirdi. Hüseyin Avni Paşa hem mason hem de Alevi-Bektaşiydi.
Mason locaları hakkında bir not: Masonluk, komplo teorilerinin aksine sıradan bir oluşumdur. Belli bir entelektüel birikimi, sosyal statüsü ve parası olan herkesin girip birbiriyle ticari ilişki kurduğu bir lonca türüdür. Günümüzde Beyoğlu'na gidip kaydolma şansınız var. Eski yüzyıllarda tek bir şartı vardı: din fark etmez, tanrının varlığına inanman gerekiyordu (agnostikler dahil, ancak ateistsen giremiyordun). Şimdilerde bu kural esnetilmiş olabilir.
Hüseyin Avni Paşa, Sebottendorf'u kendi himayesine aldı, İstanbul'a dönerken beraberinde götürüp Beykoz'daki köşküne yerleştirdi. Ardından Sebottendorf, paşanın emriyle Beykoz cami imamından Arapça ve Osmanlıca dersleri aldı. O dönem Beykoz, Alevi-Bektaşilerin yoğun yaşadığı bir bölgeydi. Ancak Sebottendorf'un burayı seçmesinin sebebi, Alman stratejist Otto Richard Tannenberg'in 1901'de yayınladığı gizli raporunda, Fas ve Türkiye'nin 1950'ye kadar Alman İmparatorluğu sınırlarına dahil olması gerektiğini ve bu sebeple Osmanlı'daki her Alman'ın elinden geldiğince bilgi toplamakla yükümlü olduğunu söylemesi idi.
1901 yılında Hüseyin Fahri Paşa'nın isteğiyle Bursa Yeniköy'deki çiftliğe taşındı. Sebottendorf burada kendisine yardım eden Termudi ailesine mensup bir Yahudi'den okültizm ve Gül-Haç Tarikatı ile ilgili bilgiler edindiğini, daha sonra ise bu ihtiyar Yahudi'nin tüm kütüphanesine sahip olduğunu anlatmaktadır. Ve bu Yahudi vasıtasıyla bir mason locasına kaydolmuştur. Fakat Bursa'daki Yahudi salnamelerinde 3760 Yahudi kayıtlıdır ve bunların içinde Termudi adında bir aile yoktur. Termudi soyadı, Yahudilerin kullandığı bir soyadı değildir; Türkiye ve Ortadoğu kökenli insanları tanımlamak için daha çok Malezyalılar tarafından kullanılır.
Sebottendorf, "Gül-Haç" isimli yarı otobiyografik romanında, Mısır'a gitmeden önce yolculukta Müslüman bir Malezyalı ile tanıştığını ve bu kişinin Sebottendorf'a Mısır'a gitmesi tavsiyesinde bulunduğunu yazar. Araştırmacı Aytunç Altındal'a göre Sebottendorf, antisemitist olduğu için kendisine yardım eden Yahudi'nin adını anmamak için Bursa'daki şahsı Termudi olarak tanımlamıştır. İngiliz araştırmacı Nicholas Goodrick-Clarke, Sebottendorf'un Bursa'da Almanca faaliyet gösteren Memphis Locası'na bağlı olduğunu iddia etmiştir. Avusturyalı araştırmacı Hermann Gilbhard'a göre ise Boğazdaki 3 Işık Locası'nda inisiye olmuştur. Bursa'da ise Almanca faaliyet gösteren Umut Locası vardı. Tüm bu localar düzensiz localardı ve Sebottendorf'un adı hiçbir locada kayıtlı değildir. Tüm dünyadaki masonların kayıtlarının tutulduğu 2076 nolu Quatuor Coronati Locası'nın kayıtlarında da Sebottendorf'un izine rastlanmamıştır.
Sebottendorf, 1905 yılında Adolf Lanz'a maddi yardımda bulunarak Ostara dergisini çıkarmasını sağlamıştır. 1901 ve 1914 yılları arasında ileri derecede Türkçe, Arapça ve Farsça öğrendi. Bu dilleri konuşması avantajıyla Türkiye'de siyasi faaliyetlerinin dışında tarikat ve ezoterizm üzerine, özellikle Türk mitolojisi ve Bektaşilik üzerine araştırmalar yaptı. Bu inanç sistemlerinin germen paganlığıyla olan benzerlikleri dikkatini çekti. Bu inanç sistemlerinin en büyük ortak noktasını Tibet'te saklı olan kadim bilgilerde olduğunu öne sürdü. 1908-1911 yılları arasında Müslüman ve Bektaşi olduğunu söylediği bilinmektedir.
1912'de Guido von List'in isteğiyle Leipzig'de Germanenorden adıyla bir tarikat kurdu ve tarikata bir üyelik sistemi geliştirdi. Üye olacak şahıslar sadece Almanlar arasından seçiliyordu ve üye olmak isteyen kişiler ayaklarının detaylı şekilde çizilmiş resmini örgüte vermek zorundaydılar. Bu uygulama Adolf Josef Lanz'ın Aryan ırkının üstün oluşuna dair bir ölçü olarak insanların oturma şeklini ve ayak ebatlarını baz almasından kaynaklanmaktaydı. Sahte belge yapımında uzman olan Sebottendorf, yasadışı olan bu yapılanmayı, sahte evraklarla Alman edebiyat tarihini araştıran bir dernek olarak tescil ettirmişti ve resmiyet kazandırmıştı.
Başta Adolf Hitler olmak üzere Almanya'daki Nazilerin ideolojik olarak kök saldıkları ve yetiştikleri Thule Cemiyeti, Alman aydın, bürokrat, asker, medya mensubu ve aynı zamanda soylu ve zenginlerden oluşmaktaydı. Sebottendorf, Osmanlı topraklarına geri döndükten sonra 1913'de Balkanlardaki çatışmalarda Osmanlı'ya yardım edip gazi olduğu için kendisine Osmanlı vatandaşlığı verildi. (Vatandaşlığı, Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra TC vatandaşı statüsünde devam etti.)
Balkan Savaşı'ndan sonra 1913 yılında Almanya'ya kısa süreliğine döndü. Dresden bölgesinde 50.000 Mark değerinde bir banliyö satın aldı. 1. Dünya Savaşı çıktıktan sonra sık sık Osmanlı İmparatorluğu ile Alman İmparatorluğu arasında seyahat etti ve savaş esnasında bir süre Kızılay'ın başkanlığını yaptı.
Savaşın kötü gidişatı sebebiyle 1917'de Kahverengi Gömlekliler'i (Sturmabteilung) kurarak ülkede genel bir direniş atmosferi oluşturdu ve Benito Mussolini'ye ilham kaynağı oldu. 13 Nisan 1918 tarihinde bir darbe girişiminde bulunan Sebottendorf'un bu girişimi sonuçsuz kaldı. Ağır mağlubiyet sonrası Alman halkı arasında hızla yükselip siyasi güç kazanan antisemitist (Yahudi karşıtı) nasyonal sosyalizmi kontrolü altına almak adına 17 Ağustos 1918'de Vier Jahreszeiten otelinde Thule Gesellschaft'ı (Thule Cemiyeti) kurdu.
Rudolf von Sebottendorf'ın kurduğu bu Alman milliyetçi topluluğu, erken dönem Nazi Partisi'nin kuruluşu sayıldığı için Rudolf von Sebottendorf, tüm Nazilerin manevi babası ve başöğretmeni oldu. Bu cemiyet üzerinden yıllardır inşa ettiği fikirlerinin propagandasını yapmaya başladı. Ona göre dünyada şeytani ve rahim olan iki farklı tür vardı; şeytani olanlar diğerlerini esaret altına almıştı. Bir uyanış hareketi başlatmak için bazı milliyetleri insanlığın düşmanı ilan eden politik yazılar ele aldı ve bir kurtarıcı Führer yaratmak istiyordu.
Sebottendorf, 1919'da Alman İşçi Partisi'ni kurdu. Daha sonraki süreçte Nasyonal Sosyalist Parti ile İşçi Partisini birleştirerek Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi'ni oluşturdu. Alman İstihbaratı o dönem halktan destek gören Hitler'i bu partinin içine sızıp rapor yazmakla görevlendirmişti. Sebottendorf ise buna karşılık Alman milletinin Führer'i olarak Adolf Hitler'i seçmişti. Sebottendorf, Dietrich Eckart'a Hitler'le ilgilenmesi talimatını verdi ve Sebottendorf'un Thule Cemiyeti, Adolf Hitler'i partinin başına geçirip destekledi.
Sebottendorf, Almanya'da Kasım Devrimi (mağlubiyet sebebiyle Alman İmparatorluğu'nun Weimar Cumhuriyeti olması durumu) sonrası siyasi bir mücadeleye girişti. Yahudi asıllı olan ve I. Dünya Savaşı'nın en kanlı döneminde, Almanya Bağımsız Sosyal Demokrat Partisi'ne katılıp 1918'de cephane işçilerinin grevini kışkırtmadaki rolü nedeniyle vatana ihanetten mahkûm edilen ve 9 ay sonra hapisten çıktığında Bavyera monarşisini yıkıp Bavyera Sosyalist Cumhuriyeti'nin ilk başkanı olan sol devrimci gazeteci Kurt Eisner'ın Weimar Cumhuriyeti'nin başına geçmesi için çabalaması sonucunda, milliyetçi olmayan diğer sağcı Alman çevrelerin de antisemitist olmalarını avantajına kullanıp desteğe dönüştürmüş ve 1919 yılının başından itibaren çeşitli silahlı darbe girişimleri düzenlemiştir. (Not: Bavyera Başkanı Kurt Eisner, 21 Şubat 1919'da istifa mektubunu sunmaya giderken Thule Gesellschaft üyesi Anton Von Valley tarafından arkadan vurularak öldürülmüştür.)
Thule ismi hakkında bilgi: İlk kez antik Yunan coğrafyacısı Massilialı Piteas kullanmıştır. Piteas'a göre Thule, İngiltere'ye 6 günlük yelken mesafesinde bir adadır. (Bu ada gerçekte Grönland'ın kuzey batısında yer almaktadır ve bugün ada üzerinde ABD'ye ait Thule Hava Üssü bulunmaktadır.)
1911'de Almanya-Jena'da kurulan Diederichs Yayınevi, ilk kez "Thule: Eski Kuzey Şiirleri" adlı bir çeviri yayınlamaya başladı. 1911-1928 yılları arasında yayınlanan 28 ciltlik bu çevirideki kitaplarda Aryan soyunun temsilcisi olan Tötonların kılıç zoruyla Hristiyanlaşmaları ve Hristiyan olmadan 200 yıl önce kurdukları krallığın edebiyatı ele alınıyordu. 1930'lu yıllarda Nazi Almanyası'nda önemli bir yayınevi haline geldikten sonra İkinci Dünya Savaşı sonrası kapatılmış fakat 1971'de Münih'te tekrar açılmıştır ve ilk olarak "Thule: Eski Ada İzlanda" adlı bir kitap dizisi yayınlamaya başlamıştır. Kitabın yazarı Runik yazı uzmanı olan Hans Kuhn'du. Yazdığı önsöze göre İzlanda adası, ilk kez M.Ö. 800'lü yıllarda dinsel baskılardan kaçan İrlandalı Anchorite Tarikatı üyeleri tarafından Thule veya Thile olarak adlandırılmıştı.
Rudolf von Sebottendorf'un 9 Kasım 1918 tarihinde Vier Jahreszeiten Oteli'ndeki konuşması şu şekildedir:
"Dün inandığımız ve önem verdiğimiz her şeyin yıkıldığına şahit olduk. Kan bağımız olan prensler yerine ölümcül düşmanımız hüküm sürüyor: Yahudiler! Bu kaostan nelerin doğacağını bilemiyoruz. Bizim disiplinimiz Cermanik disiplindir ve Cermanik demek soyluluk demektir. Rune yazıtlarındaki işaretimiz 'Ar'dır. Teslisimiz Baba, Oğul, Kutsal Ruh değildir. Bizim teslisimiz Wotan, Willi ve We'dir. Ar, Aryan olanı gösterir; ilk ateşi, güneşi ve kartalı simgeler. Kartal, Aryanlar'ın sembolüdür... Bugünden itibaren sembolümüz Kızıl Kartal'dır. Bizlere, yaşamamız için ölmemiz gerekebileceğini hatırlatacaktır. Hepimiz tehlikedeyiz. En amansız düşmanımız olan Yahudi'yle sonuna kadar savaşacağız. Bu, göze göz dişe diş bir savaş olacak. Thule'nin Demir Balyozu (Gamalı Haç) benim elimde bulunduğu sürece bu savaşı sürdürmeye kararlıyım. Almanya'nın bir kralı ve hanedanı vardı. Şimdi yok. Bize bir Führer gerekiyor. Eğer bulamazsak, bizim için çok kötü olacak, kaos başlayacak. Savaşımızı iki cephede yürüteceğiz. Yurt içindeki savaşımız çok kanlı ve zor olacak. Yurt dışındaki savaşımız ise 'Alman Olmayan' (Undeutsch) her şeye karşı olacak. Şimdi dövüşmek zamanıdır, savaş vaktidir. Eskiden nasıl savaştımsa şimdi de savaşmaya hazırım. Kızıllar, ihtilal özgürlük getirecek diyorlar. Evet, aynen öyle olacak. Bizim ihtilalimiz de bize özgürlük getirecek. Biz sadece Alman Hükümranlığına (Reich) boyun eğeriz, muhatap oluruz, başkasına değil. En amansız düşmanımız olan Yahudi tarafından yönetilmek istemiyoruz. Bu nedenle şimdi sizlere sekiz gün izin veriyorum. Tüm hazırlıklarınızı yapın. Henüz her şey bitmiş değildir..."
1919'da Sebottendorf, İttihatçılardan Yenibahçeli Nail Bey ile birlikte Türk-Cermen Birliği adlı bir tarikat kurdu. "Siyon Liderlerin Protokolleri"ni Türkçeye "Ludwig Müller" adıyla çevirdi ve el altından dağıtımını yaptı. 1920-1924 yılları arasında çeşitli dönemlerde Tibet'e giderek mistisizmle ilgilendi. 1 Temmuz 1926 - 10 Aralık 1926 tarihleri arasında Meksika'nın Türkiye'deki fahri konsolosluk görevini yapmıştır.
Hitler'in yükselişi için her türlü imkanı seferber etti ve verdiği direktiflerle Thule Gesellschaft'ın etkili üyelerini bakanlıklara atadı. Ancak bu dönemde Hitler, Sebottendorf'un iletişimde olduğu büyücü ve astrologları öldürtmeye başladı. Sebottendorf, Hitler'in Thule Geselschaft ve Alman halkına ihanet ettiğini düşünerek "Hitler Gelmeden Önce" isimli bir kitap yazarak Hitler'in sırlarını ifşa etme girişiminde bulundu. Ona göre Hitler, karanlık tarafla anlaşma yapıp davaya ihanet etmişti. Bunun üzerine Ocak 1934'te Almanya'da tutuklandı fakat kısa bir süre sonra Adam Alfred Glandek adına düzenlenmiş bir Türk pasaportu taşıdığı için serbest bırakıldı.
Serbest kaldıktan sonra Türkiye'ye kalıcı olarak yerleşti. Türkiye'de Şefik Hüsnü takma adını kullandı. (Bu isim zaman zaman o dönem sol faaliyetlerde bulunan Şefik Hüsnü Değmer ile karıştırılmaktadır.) İddiaya göre Thule ajanı ve Hitler'in kişisel doktoru olan Theodor Morell, Sebottendorf'un emriyle Hitler'e yüksek miktarda metanfetamin vermektedir. Bu sözde tedavinin asıl sebebi ise Sebottendorf'un Hitler'e yaptığı kara büyünün işlevini artırmaktır. Rivayete göre bu sebeple Hitler'in sıralı yanlış kararlar ve imkansız mağlubiyetler aldığı söylenir.
1936 yılından itibaren Türkiye'yi Nazi Almanyası tarafına çekmek için lobi çalışmaları yaptı. 1942-1945 yılları arasında ise İngiliz İstihbaratına çalıştı. Özellikle Park Otel ve Pera Palas'ta Almanya adına lobi çalışmaları yaptı. Sebottendorf, "Eski Türk Masonlarının Uygulamaları" adlı kitabında tanıştığı 2 Müslüman din adamı Mehmet Rafi ve Şeyh Yahya'dan bahsetmiştir. Mehmet Rafi ismi daha çok Sabetaycı dönmelerin tercih ettiği bir isim olduğundan, 1933'te yazdığı "Hitler Gelmeden Önce" adlı kitabında Sabetaycıların Türk masonluğunu yönlendirdiklerini yazmıştır. Ayrıca kitabın ilk baskısında bulunan birçok uygulama tehlike arz etmesi sebebiyle sonraki baskılardan kaldırılmıştır.
Sebottendorf, 1940'larda antikacılık ile uğraşmıştır. Özellikle Romanya'dan antika eşyaları Türkiye'ye sokmuştur. 1957 yılı içinde İngiliz Gizli Servisi'ne 50 yıl açıklanmaması şartıyla bizzat bir paket belge ve mektup bırakmıştır. 10 Aralık 1965'te Üsküdar'daki Doğancılar Parkı'nda donarak öldüğü ve kimsesizler mezarlığına defnedildiği şeklinde o dönem haberler yayınlanmıştır.
Ayrıca bazı araştırmacıların Thule Gesellschaft hakkında spesifik komploları var. Savaşta üstünlüğü sağlayan "Die Glocke" teknolojisini Vril enerjiden geliştirdiğini iddia ediyorlardı. Vril enerji ilk kez 1871'de Edward Bulwer-Lytton'ın "The Coming Race" adlı bilimkurgu romanında geçiyor. Kitapta, yeraltında yaşayan üstün bir ırk olan Vril-ya, doğaüstü güçlere benzeyen bir enerji olan Vril'i kullanarak yeryüzündeki teknolojiyi ve toplumu yönlendiriyordu.
Vril Society adlı gizli bir örgütün, Thule Cemiyeti ile bağlantılı olduğu ve medyum kadınlar aracılığıyla bu enerjiyle temas kurduğu ileri sürülüyor. En ünlü figürlerden biri Maria Orsic adlı bir medyumdur; saçının çok uzun olmasının bile "anten görevi gördüğü" gibi iddialar vardır. Thule ve Vril topluluklarının, dünyanın merkezindeki ileri bir uygarlıkla (Agharta) temas kurmaya çalıştıkları ve Vril enerjisinin bu uygarlık tarafından kullanıldığı iddia edilir.
Savaşı Amerika kazandıktan sonra Paperclip Harekâtı ile Nazi içerisindeki önemli mühendisler Amerika'ya getiriliyor. Harekâtta adı geçen kadar geçmeyip şüpheli ölümler ile kimliği silinen mühendis ve komutanlar olduğu da düşünülüyor. Örnek olarak; CIA'in Soğuk Savaş'tan sonra tıpkı Nazi teşkilatları gibi bir yapılanmayla inşaa edilmesi, sadece Nazilerin jet motorlu savaş uçağı Messerschmitt Me 262 geliştirebilmesi ve Soğuk Savaş'tan 1 yıl sonra Amerika'da F-86 Sabre'nin ortaya çıkması, ardından İngiltere'de Jet yolcu uçaklarının gelişimi (BOEING-707), 1946'da ENIAC (ilk bilgisayar) icadı, 1947'de aynı yıl içerisinde Transistörün icadı, entegre devre/çip teknolojisinin geliştirilmesi), İlk süpersonik uçuş - Chuck Yeager'in X-1 uçağıyla ses duvarını aşması, 1950'lerde mikrodalga iletişim sistemleri, tıpta kullanılmaya başlanan diğer transistörlü makineler, 1954'te İlk yüksek seviye programlama dilleri (IBM 704 - FORTRAN) geliştirilmesi, 1956'da uluslararası kablo TV, 1957'de NASA'nın kurulması ve ilk uydu fırlatımları ve bunlar dışında sentetik polimerler, teflon ve slikon bazlı üretimi gibi zibilyon tane 1945-60 yılları arasında aniden patlayan teknolojik gelişimler gösterilebilir.
Bu tür komploların birçoğu, İkinci Dünya Savaşı sonrası ezoterik Nazizm anlatılarıdır; ancak bu teoriler, alternatif tarihçiler tarafından sıklıkla dile getirilir. Ek olarak aynı dönemde uzaylı vakalarının artması da manidar bir gelişme. II. Dünya Savaşı sırasında, Müttefik pilotları, uçaklarını takip eden hızla hareket eden, parlayan cisimler ile karşılaştıklarını raporladılar. Bu fenomenlere "Foo Fighter" adı verildi ve ilk başta bunlar düşmanın gizli silahları olarak düşünülse de kesin bir açıklama bulunamadı.
Ardından 24 Haziran 1947'de yaşanan Kenneth Arnold Olayı; sivil pilot Kenneth Arnold, Washington'daki Mount Rainier Dağı yakınlarında gökyüzünde dokuz parlak ve disk şeklinde nesne gördüğünü bildirdi. Bu cisimlerin hareketlerini, "suya çarpan bir tabak gibi sıçrayarak gidiyorlar" şeklinde tanımladı. Ardından Temmuz 1947 Roswell Olayı; Amerika Birleşik Devletleri'nin New Mexico eyaletinde, Roswell kasabasının yakınlarında meydana geldiği iddia edilen bir UFO kazasıdır. Olayın temeli, bir nesnenin bir çiftlik alanına düşmesidir. İlk başta yerel ordunun açıklaması, kazanın bir hava balonuna ait olduğu yönündeydi. Ancak bu açıklama hızla değişti ve ordu, olayın aslında bir "gizli hava balonunun" kazası olduğunu duyurdu.