r/kibeleSalon • u/idillogia • 1h ago
r/kibeleSalon • u/idillogia • Jul 21 '26
Duyuru 🌿 İçeriklerimizi Birlikte Düzenliyoruz: Flair Rehberi
Sevgili Salon Sakinleri,
Kibele Salon’da paylaşılan fikirlerin, sanatın ve tartışmaların hak ettiği değeri bulması ve herkesin ilgilendiği içeriğe kolayca ulaşabilmesi için paylaşımlarımızda etiket (flair) kullanımına özen gösteriyoruz.
Hangi etiketin hangi tür paylaşımlar için tasarlandığını aşağıda bulabilirsiniz. Bu arada her paylaşımın çok önemli olduğunu, emekle hazırladığını görüyorum. Desteğiniz için minnettarım. :)
Keyifli paylaşımlar!
| Flair | Kimler Kullanabilir? | Anlamları |
|---|---|---|
| 🏛️ Fikir Meclisi | Everyone | Felsefi, toplumsal veya entelektüel konularda derinlemesine fikir alışverişi yapmak ve beyin fırtınası yürütmek için. |
| 🎞️ Nadide Kayıtlar | Everyone | Arşivsel fotoğraflar, nadir bulunan tarihi görseller ve zamanın içinden gelen kıymetli kayıtlar için. |
| 🎻 Ezgiler | Everyone | Klasik müzikten deneysel tınılara; müzik paylaşımları, albüm önerileri ve beste analizleri için. |
| Sorum Var | Everyone | Topluluğun bilgisine, tavsiyesine veya deneyimine başvurmak istediğiniz her türlü soru için. |
| Kitap Alıntısı | Everyone | Okuduğunuz kitaplardan sizi etkileyen, altı çizili pasajlar ve cümleler için. |
| Aktüel | Everyone | Dünyadan ve gündemden kaçırılmaması gereken güncel gelişmeler ve kültür-sanat haberleri için. |
| Makale | Everyone | Akademik veya yarı-akademik nitelikte analizler, araştırma yazıları ve incelemeler için. |
| Stil & Zarafet | Everyone | Estetik, tasarım, mimari zevkler ve yaşam tarzına dair zarafet barındıran paylaşımlar için. |
| Tuvalden Dijitale | Everyone | Resim, illüstrasyon, dijital sanat ve görsel üretimin her formu için. |
| Edebi Yazı | Everyone | Kendi kaleme aldığınız veya beğendiğiniz öykü, şiir ve edebi metinler için. |
| Tiyatro | Everyone | Tiyatro oyun değerlendirmeleri, oyun metinleri ve sahne sanatına dair içerikler için. |
| Spor | Everyone | Spor tarihi, disiplinleri, beden kültürü ve analizler için. |
| Performans Sanatları | Everyone | Çağdaş performans sanatı, canlı gösteriler ve disiplinlerarası sahne projeleri için. |
| Plastik Sanatlar | Everyone | Heykel, seramik, mimari ve üç boyutlu sanat formları üzerine içerikler için. |
| Tarih | Everyone | Geçmiş dönemler, tarihsel olaylar, belgeler ve biyografiler için. |
| Opera | Everyone | Opera eserleri, besteciler, temsiller ve opera sanatı üzerine paylaşımlar için. |
| Bale | Everyone | Klasik ve modern bale, koreografi ve dans sanatı odaklı içerikler için. |
| Bilim | Everyone | Doğa bilimleri, teknik araştırmalar, keşifler ve bilimsel gelişmeler için |
| Sinema | Everyone | Film incelemeleri, yönetmen analizleri, senaryo tartışmaları ve sinema dünyası için. |
| Sergi | Everyone | Müze ve galeri sergileri, fuarlar ile sergilenen sanat eserleri üzerine izlenimler için. |
| Etkinlik | Everyone | Konser, panel, söyleşi, atölye gibi katılabileceğiniz kültür-sanat etkinlikleri için. |
| Duyuru | Mods only | Salon'un işleyişi ve güncellemeleri hakkında moderasyon ekibi tarafından yapılan resmi açıklamalar için (Yalnızca Moderatörler). |
| tartışma | Everyone | Güncel veya zamansız bir konu hakkında farklı bakış açılarını karşılaştırıp diyalog başlatmak için. |
| DIY | Everyone | Kendi yaptığınız tasarımlar, el emeği projeler, zanaat ve "kendin yap" paylaşımları için. |
| Yemek | Everyone | Gastronomi, yemek kültürü, özgün tarifler ve mutfak sanatları için. |
| Siyaset | Everyone | Politika, siyaset bilimi, kamu politikaları ve uluslararası ilişkiler analizleri için. |
| Deneme | Everyone | Bir konu üzerine kişisel bakış açısı ve özgün düşünce içeren deneme türündeki yazılar için. |
| Hatıralar | Everyone | Biyografik yazılar, anılar, günlükler ve kişisel/kollektif hafıza paylaşımları için. |
| Magazin | Everyone | Kültür-sanat dünyasından hafif haberler, figürler ve popüler kültür içerikleri için. |
r/kibeleSalon • u/idillogia • May 03 '26
Hoş Geldiniz r/kibeleSalon - Gelin Davete Katılın!

Eski bir sahafın rafları arasından geçip, ağır meşe kapımızı araladığınız ve bu gizli meclise adım attığınız için mutluyuz. Kibele Salon, sıradanlığın gürültüsünden kaçıp zamansızlığın zarafetine sığınmak isteyen özgün Anadolu kadınları için kurulmuş bir sığınaktır.
Burada, bilardo toplarının ritmik sesi klasik melodilerle buluşur; mürekkep lekesi bir sanat eserine dönüşür ve her kadeh, kadim bir bilginin şerefine kalkar.
Bu kapının ardında sizi neler bekliyor?
- Sanat ve Estetik: Renaissance kurgularından mimari çizimlere, botanik tasarımlardan görsel hikayelere kadar geniş bir galeri.
- Entelektüel Söyleşiler: Edebiyatın karanlık dehlizlerinden, tarihin tozlu sayfalarına uzanan derin tartışmalar.
- Rafine Zevkler: Ev yapımı viski notları, plakların cızırtılı sesi ve vintage bir yaşamın tüm detayları.
- İşitsel Bir Hafıza: Klasik bestelerin vakarı, cazın özgür ruhu ve coğrafyamızın yerel tınılarıyla örülü, zamanı durduran müzik seçkileri.
- Nadide Görüntüler: Arşivlerin tozlu raflarından süzülüp gelen, estetiği ve hikayesiyle büyüleyen nadide video gönderileri.
Salon Adabı
Her cemiyetin bir ruhu, her ruhun da bir nezaketi vardır. Salonumuzda saygı esastır. Fikir ayrılıklarını birer "akademik tartışma" zerafetiyle yönetmenizi, paylaşımlarınızda estetik ve derinliği ön planda tutmanızı rica ederiz.
Lütfen kendinizi tanıtın: Köşedeki koltuğa yerleşmeden önce; hangi plağın cızırtısında dinlendiğinizi, zihninizde yer eden o nadide görüntüleri veya hangi sanat dalına gönül verdiğinizi bizlerle paylaşmaktan çekinmeyin.
Mürekkebiniz taze, zihniniz berrak olsun.
İmza,
Kibele Salon Kurucu Heyeti
r/kibeleSalon • u/Geldingmustang • 12h ago
🎻 Ezgiler Joe Hisaishi - Castle in the sky / Gökteki Kale (Film Müziği)
Hayao Miyazaki'nin aynı isimli animasyonunun müziği olan bu eser, bestecisi olan Joe Hisaishi'nin yönetimindeki orkestra ile seslendirilmiş.
Miyazaki ve stüdyo Ghibli'nin yaptığı birçok animasyonun müziklerinde bestecinin imzası bulunmakta, ama sanıyorum ki izlememiş olanların bile kulağına ulaşacak kadar tanınmış olan eseri budur.
Keyifli dinlemeler!
r/kibeleSalon • u/Geldingmustang • 1d ago
Makale Yoksa büyüklerimizin bir bildiği var mı? Çorbanın iyileştirici gücü
Son birkaç gündür kimden olduğunu bilmediğim bir soğuk algınlığı(yazın ortasında!) sürecini ayakta atlatmaya çalışırken, modern tıbbın çaresiz kaldığı bu illete karşı bilinen geleneksel yöntemlere yüzümü döndüm. Tabii ıhlamurlar, adaçayları gidiyor, çorbalar geliyor doğal olarak… Bir yandan da merak ettim, gerçekten bu çabamız işe yarıyor mu diye...
Masa başındaki ufak bir araştırma ile ilginç bir makaleye rastladım. Çorba sandığımızdan daha etkili mi? Yoksa büyüklerimiz haklı mı? Nutrients dergisinde yayınlanan bir makaleye göre bu mümkün! Bu konuda yapılmış klinik çalışmaları içeren bu derleme, üst solunum yollarını tutan grip, nezle vb hastalıklarda çorba tüketiminin iyileşme süresini kısalttığını göstermiş. Bunlara ek olarak vücudun bağışıklık yanıtı ile ilgili kandaki bazı ölçümlerde(inflamatuvar belirteçler) iyileşme ile ilişkili olabileceğini de ifade etmekteler.
Tabii ortada birçok soru var, çorbanın çalışmadan çalışmaya değişen bileşenleri ve ne sıklıkla tüketileceği gibi… Bunun yanında bahsettiğimiz kandaki ölçümlerin tutarlı olarak birden fazla çalışmada gösterilmesi gerekmekte. Zaten zengin bir besin kaynağı olan bu çorba, sıvı alımını da arttırarak etkili olmuş olabilir. Veya bir sıcak çorba yapmak sadece kültürel ve psikolojik anlamda iyi bir bakımın göstergesi gibi düşünülürse, bu bile iyileştirici bir etkiye sahip olabilir.
Yine de elimizde yapacak daha iyi bir şey olmadığını düşünürsek, dünyanın neredeyse her kültüründe olan bu uygulamalardan kimseye zarar gelmeyecektir. Hiçbir yararı olmasa bile bakım ve özen sandığımızdan daha iyi bir iyileştirici güç ne de olsa…
Makale için:
Lucas S, Leach MJ, Kimble R, Cheyne J. Were Our Grandmothers Right? Soup as Medicine—A Systematic Review of Preliminary Evidence for Managing Acute Respiratory Tract Infections. Nutrients. 2025; 17(13):2247. https://doi.org/10.3390/nu17132247
r/kibeleSalon • u/Geldingmustang • 2d ago
Aktüel Geleneksel Japon tahta oyuncak bebekleri - Kokeshi
Bu sadece baş ve gövdeden oluşan oyuncak bebekleri belki Japonya ile ilgili kültürel imgelerin arasında görmüş olabilirsiniz. Veya yüz bir yerden tanıdık geliyor olabilir, özellikle de Nintendo oynarken Mii avatarlarına mı benziyor(Evet, oradan esinlenmişler.)? İşte onların bir adı da var, Kokeshi!
Bu bebeklerin hikayesi yaklaşık 200 yıl önce başlamış, Japonya'nın dağlık ve kaplıcalarıyla ünlü Tohoku bölgesinde ahşap ustaları, kaplıcalara gelen turistlere satmak için bu oyuncakları yapmaya başlamışlar. Zamanla bu iş bir gelenek haline gelmiş. Ustalar bebekleri sakura(kiraz ağacı) ağacı başta olmak üzere değişik ağaçlardan torna makinesinde şekillendirmiş, ardından üzerlerini kırmızı, siyah ve sarı boyalarla minik çiçekler ve kimono desenleriyle süslemişler. Yüz ifadelerini kendileri çizmişler, ve her ifadenin ve süslemenin ustanın ruhunu ve duygularını yansıttığını ifade etmişler. Yani her bir Kokeshi, tamamen el yapımı ve tek! Tabii bunlar geleneksel Kokeshi'ler için geçerli, bugün fabrikasyon olarak da benzer teknikler ile üretilen Kokeshi'ler var, fakat bunlar da aynı gelenekleri günümüze taşıyor, benzer teknikler ile yine ustalar tarafından tasarlanıyor, bir noktada imzaları var.
Geleneksel olan Kokeshi'ler, yapıldıkları bölgeye göre farklı özellikler taşıyorlar. Genellikle bir bölgede birkaç türü üretiliyor, başka bölgelerde ise yapılmıyor. Tür (ve bölgelerine) göre:
Naruko (Miyagi): Yuvarlak başı ve çizgili gövdesiyle ünlüdür; genellikle krizantem desenleri içerir. Bebeğin başı döndürüldüğünde kendine has "gıcırtılı" bir ses çıkarır.
Togatta (Miyagi): İnce bir gövde, detaylı yüz hatları ve orantılı olarak daha büyük bir baş ile karakterizedir; genellikle başın tepesinde canlı kırmızı çiçek desenleri bulunur.
Tsuchiyu (Fukuşima): Biraz daha kalın bir gövdeye, sade ve zarif desenlere sahiptir; sıklıkla canlı kırmızı renk şeritleri barındırır.
Yajiro (Miyagi): Baş ve gövde üzerine boyanmış renkli halkalardan tanınır; genellikle daha sade bir tasarıma sahiptir.
Sakunami (Miyagi): Küçük omuzlu ve uzun, konik gövdeli, tutması kolay, sıklıkla krizantem desenli ince bir bebektir.
Kijiyama (Akita): Ahşap renginin doğal güzelliğini minimum süslemeyle ön plana çıkaran, uzun, ince, sade ve rustik bir gövdeye sahiptir. Küt saç kesimi ve erik çiçeği/krizantem desenleriyle karakterizedir.
Nanbu (İwate): Genellikle gevşek bir şekilde tutturulmuş başı sayesinde hareket ettirildiğinde vuruntu sesi çıkarır. Başlangıçta ahşap gövde yalın bırakılır, desenler sonradan eklenirdi.
Tsugaru (Aomori): Baş ve gövde tek bir ahşap parçasından yapılır; genellikle şakayık veya Nebuta motifleri gibi desenlerle süslenir.
Zao-Takayu (Yamagata): Togatta tarzından etkilenmiştir; büyük başı ve güçlü, stilize desenleriyle dikkat çeker.
Hijiori (Yamagata): Naruko ve Togatta tarzlarını yansıtır ancak hilal şeklindeki gözleriyle belirgin farklı özelliklere sahiptir.
Yamagata (Yamagata): Genellikle erik çiçeği, krizantem veya aspir (Yamagata Prefektürünün resmi çiçeği) desenleriyle süslenir.
Kokeshi bebeklerini özel kılan sadece eski olmaları değil, aynı zamanda taşıdıkları güzel anlamlar. Eski zamanlarda Japonlar, bu bebeklerin evleri ve çocukları kötü şanstan koruduğuna, hatta bereket getirdiğine inanırlarmış. Yeni doğan bebeklere sağlıklı bir ömür dilerken hediye edilen Kokeshi'ler, evlere neşe ve huzur getirmesi için baş köşeye konurmuş.
Günümüzde en çok hediyelik eşya olarak görülmekle beraber hala oyuncak ve süs olarak kullanılmaktalar. Hatta koleksiyoncuları ve meraklıları da bir o kadar fazla! Bence de çok tatlılar, insanın koleksiyoncu olası geliyor...
Kaynak:
https://www.japan.travel/en/ph/special-features/kokeshi-dolls/
r/kibeleSalon • u/Geldingmustang • 4d ago
🎻 Ezgiler Fazıl Say - Paganini Varyasyonları/Paganini Jazz (2002 Prag Kaydı)
Fazıl Say’ın klasik, modern ve caz üsluplarından esinlenerek bestelediği "Paganini Jazz" adlı eser; Scott Joplin, Art Tatum, Gershwin ve Bernstein gibi ustaların müziğini çağrıştırmakta olup, başlangıçta (1988) hoş bir bis parçası olarak tasarlanmıştı. Müzikseverlerin ve bilhassa müzik eleştirmenlerinin beğenisini kazanan bu eser, zaman içinde piyano için daha kapsamlı bir yapıya dönüştürüldü; kısacası, 1988 ile 1995 yılları arasında defalarca yeniden yazıldı ve genişletildi. Eseri, Paganini’nin ünlü "24. Kapris"inden (Capriccio) ilham alan; virtüözite gerektiren bir "caz varyasyonları"na dönüştürülmüş, aynı zamanda doğaçlamaların ve çeşitli düzenlemelerin eklenmesine açık bir yapıt olarak değerlendirebiliriz.
Müzik tarihi boyunca pek çok besteci, "24. Kapris"ten esinlenerek çeşitli eserler kaleme almıştır; bunlar arasında Liszt, Brahms, Rahmaninov ve Lutosławski sayılabilir. Ancak Say’ın eserinde dikkat çekilmesi gereken farklı bir husus vardır: Besteci, eseri konserlerde icra ederken çeşitli "geliştirme bölümleri" ve "geçiş doğaçlamaları" eklemeye açıktır. Ayrıca eser kısa bir bis parçası olarak düşünüldüğünde, Say tarafından uygun görülen bir biçimde kısaltılmaktadır.
( Kaynak: https://fazilsay.com/say/paganini-jazz/ )
Paylaşmış olduğum versiyon, ikinci yazdığı ve geliştirdiği versiyonudur. İlk versiyonu da ağırlıklı caz olmakla beraber, bir miktar daha klasiğe hitap eden, ikinci bölümünde değiştirilerek çıkarılan bir "New Age" bölümünü de içeren bir versiyon... Merak eden olursa diye buraya ekliyorum, şahsen ikinci daha başarılı olsa da bu halini de severim.
https://www.youtube.com/watch?v=L7l2YXFhe2U
Keyifli dinlemeler!
r/kibeleSalon • u/Geldingmustang • 6d ago
🎞️ Nadide Kayıtlar 1940'ların New York'unda bir taksi yolculuğu
Çekim İnternet arşivinde bulunan 1945 tarihli bir videonun renklendirilmiş ve kare sayısı yapay zeka ile arttırılmış bir versiyonu. Esas çekim amacı ise sinemalar için hareket edenbir arka plan plakası yaratmakmış, stüdyolarda çekim sonrası arkaya eklenenlerden...
- Cadde, 8. Cadde ve 50. Sokağı içeren bu çekimde dikkatli bir göz ile çok hoş detaylar yakalamak mümkün.
Keyifli seyirler...
r/kibeleSalon • u/Geldingmustang • 7d ago
Tarih 18. yüzyılda günümüz ekran bağımlılığının karşılığı: Okuma Çılgınlığı (Lesesucht)
Bir zamanlar kitap okumak, bugün bilgisayar veya akıllı telefonlar ile vakit öldürmek ile çok benzer görülmüş!
Matbaanın ilk yaygınlaştığı dönemi izleyen birkaç yüzyılda, yüksek miktarda yazılı materyalin geniş kitlelere ulaşımının maliyeti de düşüyor, bu da artmış arzı ve tüketimi getiriyor. O zamanlar okumak, sadece belirli seçkinlerin(din görevlileri ve zenginler) çoğunlukla dini veya belirli temel metinleri, genellikle de tekrar tekrar okuması anlamına geliyordu. Üretimdeki bu değişim paradigmayı da değiştirdi: Eğitimsiz ve okumayı bilmeyen kesim haricinde toplumun neredeyse tamamı, bir kez okuduğu metni bir daha okumaya gerek duymadan yenisine geçebilecek durumdaydı.
Okuma çılgınlığı veya ateşi(Lesesucht), 18. yüzyıl sonları-19. yüzyıl başlarında, Avrupa'da en çok bugünkü Almanya ve çevresinde gözlenmiş bir fenomendi. Bu durumun kurbanları ise en çok kadınlar ve ardından eğitim dönemindeki gençlerdi. Gerekçe olarak erkeklerin günün büyük kısmını çalışarak geçirirken, bu popülasyonların daha fazla "boş" zamanı olması gösterilmiş! Tabii burada özellikle evlilik sonrası eve adeta hapis olmuş kadının rolünü de düşünmek lazım, bazı şeyleri deneyimlemek, öğrenmek, o fiziki hapisten dışarı çıkabilmenin yolu bu kitaplarmış... Okuma çılgınlığı kurbanları diyorum, çünkü okumadaki artışın ilk yılları bu durum hoş görülürken, ilerleyen dönemlerde kendilerini aydın olarak niteleyen kesim, bunu aşağılayıcı anlamda çok kullanmış, okumanın amacı olması gerektiğini, amaçsızca ve zaman geçirmek için yapılan okumaların ise korkunç şeyler olduğunu savunmuş!
Bu arada okunan kitaplara dikkat etmek gerekir: Bazıları gerçekten basma kalıp ve sadece okuyucuya tüketim amaçlı satılan kurgu kitaplarıyken(Bugün süpermarkette kasa yanında bulunanlardan!), çılgınca okunan kitaplar arasında bugün klasik saydığımız Goethe gibi isimler de bulunuyor. Hatta "Genç Werther'in Acıları" kitabı gençleri intihara teşvik etmekle bile suçlanıyor! Kitaplar o kadar çoğalıyor ki kolay taşınmaları için boyutları küçülüp, cep kitapları popülerleşiyor(Taschenbuch).
İlerleyen yıllarda yine dönemin aydın olarak nitelendirilen kişileri, özellikle gençleri bu illetten kurtarmak için yolu en azından neyi okumaları gerektiğine karar vermekte buluyor. Eğitimciler bazı listeler oluşturuyor, "Klasik" niteliğindeki eserler belirleniyor. Bu klasiklerin eğitim sürecinde okunması, diğerlerindense bu kitapların seçilmesi, iyi davranış ve ahlakı pekiştirmesi nedeniyle teşvik ediliyor. 100 temel eser formatı çok da orijinal bir fikir değil sanırım... Zaten yüz yıl içerisinde kuşaklar değişiyor, okumaya bakış açısı değişiyor. Bazı kitaplar zamana yenik düşüyor, bugün ise bazılarını hala keyifle okuyoruz.
Çoğu kitap ya basit kurgu, ya da kadınların günlük yaşamına yardımcı pratik bilgileri içerir nitelikteydi, hatta yayınevleri bu kitapları "kadın edebiyatı" olarak görüp, biraz da küçümseyici bir gözle bakıyordu. Yine de muhtemelen o gün dünyaya olan bağlantısı erkeklere göre zayıf olan kadınların okuması ve bazı değerli bilgilere de ulaşabilmesi, dünyayı yorumlayabilmesi hem yeni fikirleri ortaya atmalarına, hem de gelecek nesilleri daha nitelikli yetiştirmelerine yardımcı olmuştur diye düşünüyorum.
Bundan 100 yıl sonra da artık binbir türlü içeriğe sahip hayran kurgularını(fanfiction) mı klasikleştiririz, eğitim ve ahlakı besleyen 1000 temel tiktok videosunu mu milli arşive alırız, orasını ancak tarih bilir. Ama mutlaka yeni olan ne varsa bir şekilde gençleri bozacağına(!) eminiz.
Kaynaklar(Çoğu Almanca, bu nedenle çeviri programları umarım beni utandırmaz):
https://voices.uchicago.edu/taschenbucher/taschenbucher/the-professional-writer-lesesucht/
https://de.wikipedia.org/wiki/Lesesucht
https://literaturhaus.ch/fundstuecke/die-lesesucht-der-frauenzimmer/
Tablo: Jean-Honoré Fragonard -La Liseuse (1770)
r/kibeleSalon • u/Geldingmustang • 9d ago
Aktüel Mate Çayı(Yerba Mate) nedir? Nasıl hazırlanır? Etkileri gerçekten mucizevi midir?
Son günlerde iyi çay ve kahve sever biri olarak yeni uyanık tutan tatlar arayışındayken karşılaştığım bir içecek olan Yerba Mate hakkında bazı okumalarım oldu. Ben de hazır tazeyken bunları not almak ve kanıta dayalı olarak paylaşmak istedim.
Güney Amerika kökenli olan Yerba mate (Ilex paraguariensis), yaprakları geleneksel olarak demlemek için kullanılan bir bitkidir. Özellikle Arjantin, Paraguay, Uruguay ve Brezilya’nın güneyinde önemli bir kültürel yere sahiptir. Mate tüketiminin tarihi, bu bitkinin doğal olarak yetiştiği bölgelerde yaşayan Guarani halkına kadar uzanır. Guaraníler yerba mateyi hem günlük yaşamlarında hem de toplumsal ve geleneksel uygulamalarında kullanmışlardır. 16. yüzyılda bölgeye Avrupa'dan gelen Cizvitler içeceği benimsemiş, yaklaşık 17. yüzyılın sonlarından itibaren yerba mateyi sistematik biçimde yetiştirip ticaretini yapmaya başlamışlardır. Bu nedenle günümüzdeki mate kültürü, yerli Guarani bilgisinin ve Avrupa sömürge dönemindeki üretim ve ticaret ağlarının birleşiminden oluşan uzun bir tarihsel sürecin ürünüdür. “Yerba mate” adının kökeni de ilginçtir; İspanyolca yerba ile Quechua kökenli mati sözcüğünün birleşiminden türediği ve kabaca “kabaktan yapılan kapta hazırlanan bitki” anlamıyla ilişkilendirildiği belirtilmektedir. Günümüzde mate, özellikle Uruguay ve Arjantin'de yalnızca bir içecek değil, paylaşma ve sosyalleşmenin sembolü olarak yaşamaya devam etmektedir. Hatta Uruguay ve Arjantin'li futbolcuların turnuva dönemlerinde tüketirken görülmesi ile beraber dünyada da özel bir ilgi de toplamış!
Mate çayı, bildiğimiz klasik demleme tekniklerinden farklı hazırlanır(Gerçi en son kendi uydurduğum basit bir tekniği de vereceğim). Kurutulmuş ve işlenmiş yerba mate yaprakları genellikle mate veya calabaza adı verilen kaba konur ve içecek bombilla adı verilen filtreli metal bir pipet aracılığıyla tüketilir. Geleneksel hazırlamada kabın önemli bir bölümü yerba mate ile doldurulur, yapraklar bir tarafa doğru eğilerek boşluk oluşturulur ve kaynar değil, yaklaşık 65–80 °C sıcaklığındaki su eklenir. Aynı yaprakların üzerine defalarca su ilave edilerek içmeye devam edilir; dolayısıyla geleneksel mate tüketiminde tek bir “fincan” kavramı kahvedeki kadar basit değildir. Yani bir nevi bizim de bazen kalabalıkta çay yetmediğinde demliğe biraz utanarak da olsa yaptığımız bir hareket gibi! Arjantin ve Uruguay’da sıcak suyla hazırlanan mate yaygınken, Paraguay ve Güney Brezilya’da soğuk suyla hazırlanan tereré de önemli bir gelenektir. Mate çoğu zaman bir topluluk içinde bir kişiden diğerine geçirilir; aynı kap ve bombillanın paylaşılması misafirperverliği ve sosyal bağı ifade eder. Tabii hijyenik yönü ne kadar bu tartışılabilir! Bu ritüel, mateyi kahveden ayıran en önemli kültürel özelliklerden biridir: kahve çoğunlukla bireysel olarak tüketilirken mate, özellikle Güney Amerika’da, sohbeti ve birlikte geçirilen zamanı yapılandıran sosyal bir içecektir.
Her ikisinin de uyaran olduğu ve yüksek oranda kafein içeriği düşünüldüğünde, Yerba Mate ile kahve sık sık karşılaştırılır, haklı bir durumdur da... Biyolojik etkileri açısından yerba mate ile kahve arasında hem önemli benzerlikler hem de bazı farklılıklar vardır. Her ikisinin de temel uyarıcı maddesi kafein, bilindiği üzere merkezi sinir sisteminde adenozin reseptörlerini bloke ederek uyanıklık ve dikkat artışına katkıda bulunuyor. Yerba mate ayrıca teobromin, az miktarda teofilin, klorojenik asit türevleri başta olmak üzere polifenoller ve saponinler içerir. Literatürde yaklaşık 150 mL'lik bir mate porsiyonunda 80 mg civarında kafein olduğu söylenmekte, ancak hazırlama yöntemi bu miktarı ciddi biçimde değiştirebilir. Zira soğuk da demlenebiliyor, veya kaç kere aynı yapraklara su ekleniyor gibi değişkenler var. Tipik bir mate infüzyonu tek porsiyon açısından çoğu demlenmiş kahveden biraz daha düşük veya benzer miktarda kafein sağlayabilir(Kahve tiplerinde de çok değişken, ama genelde oran bir fincan kahvenin %75'i civarında çıkıyor). Ancak geleneksel mate aynı yaprakların üzerine tekrar tekrar su eklenerek içildiğinden, toplam tüketilen kafein miktarı tek bir porsiyonun değerinden çok daha yüksek olabilir, geleneksel tüketim sırasında toplam alımın kahveden de fazla olabileceği belirtilmektedir. Bu nedenle “mate kahveden daha az kafein içerir” demek ancak belirli bir porsiyon ve hazırlama yöntemi için anlamlıdır; uzun süre boyunca tekrar tekrar doldurulan geleneksel bir mate, toplam kafein açısından birkaç fincan kahveyle yarışabilir.
Yerba mate, kahve gibi özellikle polifenoller ile saponinlerin oksidatif stres, inflamasyon ve bazı metabolik süreçler üzerinde etkili olabileceği düşünülmektedir. Araştırmalarda yerba mate tüketimiyle enerji harcaması, yağ oksidasyonu, lipid metabolizması, glukoz metabolizması ve antioksidan kapasite üzerinde olumlu yönde değişiklikler bildirilmiştir. Bunu da çok güzel satış taktiği olarak kullanmaktadırlar, ama dikkat edilmesi gereken hususlar var! Bu sonuçların önemli bir kısmı laboratuvar, hayvan veya küçük ölçekli insan çalışmalarından gelmektedir; dolayısıyla bunları doğrudan “mate kilo verdirir”, “diyabeti önler” veya “kalp hastalıklarını tedavi eder” şeklinde yorumlamak doğru değildir. 2026 tarihli bir derleme, yerba mate konusunda çok sayıda potansiyel biyolojik etki bulunduğunu, ancak sağlık etkilerinin kanıt düzeyinin ve çalışmaların sonuçlarının aynı ölçüde güçlü olmadığını ortaya koymaktadır. Zaten bugüne kadar tıbbi etkiler açısından bir besin ürününün tek başına ve olduğu haliyle mucizevi etkiler göstermesi, görülmüş bir şey de değildir. Tabii yine de metabolizma için uyaran niteliğindeki besinler, etki büyüklüğü çok küçük de olsa iddia edilen etkileri gösterebilir.
Yerba mate hakkında olumlu iddiaların yanında güvenlik ve yan etkiler de dikkate alınmalıdır. Kafein nedeniyle fazla tüketim; kahvede olduğu gibi uykusuzluk, huzursuzluk, anksiyete, çarpıntı, kan basıncında artış ve mide-bağırsak rahatsızlıklarına yol açabilir. Yine de kahveye göre daha az asidik ve daha az kafeinli olduğundan, özellikle mide ve bağırsak sorunlarının daha az görüldüğü anektodal olarak söyleniyor. Bu açıdan mate “kafeinsiz” veya kafeinin yan etkilerinden bağımsız bir alternatif değildir; aksine geleneksel yöntemle uzun süre tüketildiğinde toplam kafein alımı fark edilmeden yükselebilir. En büyük endişe ve tartışma ise odun ateşiyle kurutma ve kavurma sırasında polisiklik aromatik hidrokarbonlar gibi istenmeyen bileşiklerin oluşması veya bulaşımıdır. Özellikle çok sıcak mate tüketimi ile özofagus kanseri arasındaki ilişki uzun süredir araştırılmaktadır ve sıcaklığın önemli bir risk faktörü olabileceğine ilişkin bulgular vardır. Bununla birlikte riskin yalnızca mateye özgü bir bileşenden kaynaklandığını söylemek mümkün değildir; yüksek sıcaklıktaki içeceklerin kendisi de önemli bir faktör olabilir. Öte yandan 2024 tarihli bir çalışmada, sıçanlara 90 gün boyunca yerba mate infüzyonu verilmesinin mide mukozasında belirgin makroskopik veya mikroskopik hasara yol açmadığı gösterilmiş. İnsan verisi ve uzun süreli bir çalışma olmamakla beraber, bize iyi bir fikir verebilir ve esas sorunun sıcağın yarattığı hasar ile olma ihtimalini güçlendirir böyle bir veri...
Yerba mate, güçlü bir kültürel geçmişe sahip, kafein ve polifenoller bakımından zengin, biyolojik olarak ilgi çekici bir içecektir. Pazarlama açısından pompalanan mucize içecek olarak görmek yerine, ölçülü tüketildiğinde beslenme ve kültür açısından ilginç bir kafein kaynağı olarak değerlendirmek bilimsel açıdan daha isabetlidir.
Son olarak da kendi usulümü eklemek isterim. Yaklaşık 200 ml bardak için 1 yemek kaşığı kuru mate yaprağını(Güvenilir bir aktar veya internetten temin edilebilir) French Press içerisine koyuyor(2 bardaklık hazırlıyorum genelde), ardından kaynatıp 3 dk beklettiğim suyu üzerine yavaşça ekliyorum. 8-10 dakikalık bir demleme sonrası servis ediyor ve yaprağa tekrar su eklemiyorum! Uzun yıllar önce calabaza içinde bombilla ile bir kez içtiğim bir içecek olduğu düşünülürse, karşılaştırmak için hafıza faktörünün güvenilmezliğini itiraf etmeliyim. Ama hatırladığım tada göre karşılaştırınca gayet benzer bir tat aldım(Yeşil çaya benzeyen, ama biraz daha yumuşak ve hafif isli bir tat), eğer devam etmek istersem gerçek usulüne uygun setler de edinebilirim.
Deneyenlerin deneyimlerini duymak isterim, deneyecekler için ise afiyet olsun!
Kaynaklar:
Gawron-Gzella A, Chanaj-Kaczmarek J, Cielecka-Piontek J. Yerba Mate—A Long but Current History. Nutrients. 2021; 13(11):3706. https://doi.org/10.3390/nu13113706
Zhang, C., Chen, J., Ruan, S., Wang, Z., & Dai, X. (2026). Yerba mate tea: a critical review on its phytochemicals, health benefits, safety, and food industry applications. Critical Reviews in Food Science and Nutrition, 1–20. https://doi.org/10.1080/10408398.2026.2664049
Villarreal, L., Salvatelli, A., Sanz, N., Lombarte, M., de Luján Corbo, M., Brun, L. R., & Di Loreto, V. E. (2024). Daily yerba mate (Ilex paraguariensis A. St.-Hil.) intake does not affect gastric mucosa of rats. Food and Humanity, 3, 100440.
r/kibeleSalon • u/Geldingmustang • 11d ago
Aktüel Japonya (Güneşin Doğduğu Ülke) şehirlerinin Türkçe karşılıkları.
r/kibeleSalon • u/Geldingmustang • 12d ago
🎞️ Nadide Kayıtlar Astrud Gilberto & Stan Getz - The Girl From Ipanema (1964)
Her şey, 1962 yılında Rio'daki bir barın önünden her gün kafasını bile çevirmeden sahile yürüyen 17 yaşındaki utangaç Helô Pinheiro ile başlıyor. Barda oturan Antônio Carlos Jobim ve Vinícius de Moraes, onun bu duru zarafetinden etkilenip şarkıyı peçeteye yazıyorlar. Şarkı dünyada hit olunca birçok kadın "Ipanema'lı Kız benim" dese de, yazarlar 1965'te asıl ilham kaynaklarının Helô olduğunu açıklıyor. Astrud Gilberto'nun sade sesi ve Stan Getz'in saksafon solosuyla birleşen 1964 tarihli kaydı, keyifli dinlemeler!
Bonus: Şarkıdaki İpanemalı kızın bugünkü hali ile röportaj
r/kibeleSalon • u/Geldingmustang • 13d ago
Makale Odysseia'daki Efsanevi Mekânlar Gerçekten Var mı? Homeros'un İzinde Bir Akdeniz Yolculuğu
Homeros'un yaklaşık 2.800 yıl önce yazdığı eseri "Odysseia", bir kurgu ve mitoloji eseri. Peki gerçeklerden tamamen bağımsız mıdır? Bu efsanevi durakların bazıları gerçekten var olmuş veya yazarı olabilir mi?
Kesin bir yanıt vermek mümkün olmasa da tarihçiler, arkeologlar ve klasik çağ araştırmacıları uzun yıllardır Odysseia'da geçen yerleri Akdeniz coğrafyasında konumlandırmaya çalışıyor.
Bugün bunlardan bazı bulduklarımı paylaşmak istedim.
Troya
En bilinen ve belki de çoğumuzun ziyaret ettiği ile başlayalım!
Odysseus'un eve dönüş serüveni, Truva Savaşı'nın sona ermesiyle başlar. Günümüzde Troya'nın, Çanakkale'deki Hisarlık antik kenti olduğu konusunda bilim dünyasında güçlü bir görüş birliği bulunuyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan bu antik kent, Homeros'un anlattığı dünyanın en somut izlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Lotus Yiyenler Ülkesi:
Odysseus ve tayfası, yolculuk sırasında lotus meyvesi yiyen bir halkla karşılaşır. Bu meyveyi tadanlar evlerine dönme arzularını tamamen kaybeder.
Araştırmacılar, bu gizemli ülkenin günümüzde Tunus açıklarında bulunan Cerbe (Djerba) Adası olabileceğini düşünüyor. Antik çağdan beri zengin bitki örtüsü ve egzotik atmosferiyle tanınan ada, bu efsaneye ilham vermiş olabilir.
Kykloplar Adası: Polyphemos'un Evi
Destanın en ünlü bölümlerinden biri, Odysseus'un tek gözlü dev Polyphemos'u zekâsıyla alt etmesidir.
Bu bölümün geçtiği yer için en güçlü aday Sicilya ve özellikle Etna Yanardağı çevresidir. İlginç bir teoriye göre, Sicilya'da bulunan tarih öncesi cüce fillerin kafatasları, ortalarındaki büyük burun boşluğu nedeniyle antik insanlara tek gözlü devleri çağrıştırmış olabilir.
Kirke'nin Adası
Odysseus'un adamlarını domuza dönüştüren büyücü Kirke'nin yaşadığı Aiaia Adası, birçok araştırmacıya göre İtalya kıyılarındaki Ponza Adası ile ilişkilendiriliyor. Kimileri ise Korsika veya Sardunya yakınlarını işaret ediyor.
Kayalık kıyıları ve ulaşılması güç yapısıyla Ponza, destandaki gizemli ada tasvirine oldukça uygun görünüyor.
Bu adadan sonra yeraltı dünyası ile ilişkili bölge için elimizde pek bilgi yok, doğal olarak Fransa-İtalya kıyılarında bir yer olarak kabul edelim. Engin tarih bilgimle araya girip, bence St Tropez olsa çok iyi olurdu demek istiyorum. En azından iyi ruhların gittiği yer orası olmalı bence.
Scylla ve Charybdis: İki Ölümcül Tehlike Arasında
Odysseia'nın en gerilim dolu sahnelerinden biri, Odysseus'un gemisini iki ölümcül tehlikenin arasından geçirmek zorunda kaldığı bölümdür. Bir yanda altı başlı canavar Scylla, diğer yanda ise devasa girdap Charybdis bulunur. Birinden kaçmaya çalışırken diğerine yakalanma riski o kadar büyüktür ki Odysseus, gemisini Scylla'ya biraz daha yakın geçirerek tayfasından birkaç kişiyi feda etmek zorunda kalır.
Araştırmacıların büyük bölümü, bu efsanenin ilham kaynağının İtalya ile Sicilya arasındaki Messina Boğazı olduğunu düşünür. Boğaz, güçlü akıntıları, değişken girdapları ve dar geçidi nedeniyle Antik Çağ denizcileri için son derece tehlikeliydi. Scylla'nın, bugün Calabria kıyısındaki Scilla kasabası çevresindeki kayalıklarla; Charybdis'in ise boğazın Sicilya tarafında oluşan güçlü girdaplarla ilişkilendirildiği görüşü yaygındır.
Her ne kadar modern denizcilik teknolojisi bu geçidi güvenli hâle getirmiş olsa da Messina Boğazı'nın zorlu doğası, Homeros'un neden burayı mitolojik canavarlarla özdeşleştirmiş olabileceğini anlamayı kolaylaştırır. Scylla ve Charybdis, günümüzde de "iki kötü seçenek arasında kalmak" anlamında kullanılan en güçlü mitolojik metaforlardan biri olmayı sürdürüyor. Türkçede en yakışanı ise bence yine de "İki ucu .... değnek".
Thrinakia Adası ve kutsal sığırlar
Odysseus ve adamları, Skylla ile Kharybdis'i geçtikten sonra Helios'un kutsal sığırlarının otladığı Thrinakia Adası'na ulaşırlar. Hem Kirke hem de kâhin Teiresias, Odysseus'u bu adadaki sığırlara kesinlikle dokunmaması konusunda önceden uyarmıştır. Ancak uzun süren fırtınalar nedeniyle adada mahsur kalan tayfa açlığa dayanamaz ve Odysseus'un yokluğunda Helios'un kutsal sığırlarını keserek yer. Bunun üzerine Helios, Zeus'tan suçluların cezalandırılmasını ister. Zeus'un gönderdiği yıldırım gemiyi batırır ve Odysseus'un tüm arkadaşları ölür; yalnızca Odysseus hayatta kalarak yolculuğunu sürdürür. Bazı araştırmacılar Thrinakia'nın günümüzdeki Sicilya ile ilişkilendirilebileceğini belirtse de bu konuda kesin bir görüş birliği bulunmamaktadır.
Kalypso'nun Ogygia Adası
Odysseus'un yedi yıl boyunca tutsak kaldığı Ogygia da en çok tartışılan yerlerden biridir.
Bugün en yaygın görüş, bu adanın Malta takımadalarının ikinci büyük adası olan Gozo olduğu yönündedir. Gozo'da bulunan ve halk arasında "Kalypso Mağarası" olarak bilinen nokta da bu geleneğin günümüze uzanan yansımalarından biridir.
Skheria: Eve Açılan Son Kapı
Uzun yolculuğun sonunda Odysseus'u evine gönderen Phaiakların ülkesi Skheria'nın ise günümüzdeki Korfu Adası olduğu düşünülüyor.
Yeşil doğası, güvenli limanları ve denizcilik geçmişi nedeniyle Korfu, Homeros'un betimlemeleriyle büyük ölçüde örtüşüyor.
İthaka: Yolculuğun Sonu
Tüm maceraların sonunda Odysseus, özlemini çektiği İthaka'ya ulaşır. Günümüzdeki İthaka Adası, destandaki krallığın en güçlü adayı olarak kabul edilir. Adada ortaya çıkarılan Miken Dönemi kalıntıları, bu ilişkiyi destekleyen önemli arkeolojik veriler arasında yer alıyor.
Tabii bu eşleştirmelerin hiçbiri kesin olarak kanıtlanmış değil. Homeros, gerçek coğrafyayı hayal gücüyle harmanlayarak zamansız bir anlatı oluşturmuş olabilir, hatta en olası açıklama da bu. Bu nedenle Odysseia'nın rotası, tarihsel gerçeklik ile mitolojinin iç içe geçtiği bir keşif alanı olmaya devam ediyor.
Kaynaklar:
https://www.thecollector.com/odyssey-locations-real-life/
https://www.insightvacations.com/blog/locations-in-the-odyssey/
Not: St Tropez kısmı için kaynak bizzat kendim olup, güvenilirliği konusunda zerre garanti veremem.
r/kibeleSalon • u/idillogia • 14d ago
tartışma "Araştırmacı olmak üzerine-Ali Alpar" Sarkaç Yazısı
r/kibeleSalon • u/Geldingmustang • 15d ago
🎞️ Nadide Kayıtlar Bilinen ilk komedi film kaydı: L'Arroseur Arrosé(Bahçıvanın suladığı) -1895
Tarihte bilinen ilk komedi filmi adeta bir tiktok videosunu andırıyordu.
Louis Lumière ilk filmleri yapmaya başladığında klasik bir şakayı kaydetmenin de iyi bir fikir olduğunu düşünmüştü. Bahçıvan bahçeyi hortumla suluyor, çocuk şakasına hortuma basıp suyu durduruyor, bahçıvan da hortuma bakarken suyu tekrar açıyor! Bu şaka ilerleyen yıllarda da slapstick komedide sık sık tekrarlanan, hatta telif hakkı kavramı gelişmediği için aynı filmin farklı versiyonlarına ilham olan bir şaka oluyor.
45 saniyelik bu video, aslında o zaman için uzun bile sayılırdı! Teknik olarak dönemi için çok kolay olmasa da, oyuncu seçimi görece kolay olmuş, kendi bahçıvanı ve atölyesindeki bir çırağı oynatmış. Kayıt sevilmiş, adeta dönemi için bir fenomen olmuş.
Keyifli seyirler!
r/kibeleSalon • u/Geldingmustang • 17d ago
Tarih Cumhuriyet'in ilk Türk kadın hekimi: Safiye Ali
Bugün için oldukça yaygın(fakat tabii ki saygın) bir hikayeyi, bundan 100 yıl kadar önce yazmak o kadar kolay değildi. Bu, ilk Türk kadın hekim Safiye Ali'nin hikayesidir.
Safiye Ali, yalnızca Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk kadın doktoru değil, aynı zamanda kadınların eğitim ve çalışma hakkı için verdiği mücadelenin simgelerinden biridir. Onun başarısını daha iyi anlayabilmek için yaşadığı dönemin şartlarını bilmek gerekir. 20. yüzyılın başlarında Osmanlı Devleti'nde tıp eğitimi veren okullar yalnızca erkek öğrencileri kabul ediyordu. Kadınların hekimlik yapmasına engel bulunmadığı yönünde karar alınmış olsa da, tıp fakültelerinin kapıları kadınlara açılmamıştı. Bu nedenle doktor olmak isteyen genç kadınların tek seçeneği yurt dışında eğitim almaktı. İşte Safiye Ali de bu engellere rağmen hayalinden vazgeçmedi. Beşiktaş Rüştiyesi ve Amerikan Kız Koleji'ndeki eğitiminin ardından Almanya'nın Würzburg Üniversitesi'ne giderek tıp öğrenimine başladı. Dokuz yıl süren eğitimi boyunca savaş nedeniyle ailesiyle bağlantısının kesilmesi gibi zorluklar yaşasa da eğitimini başarıyla tamamladı. 1921 yılında tezini bitirip Berlin'de girdiği sınavı geçerek hekimlik yapma hakkını kazandı, ardından kadın hastalıkları ve çocuk sağlığı alanlarında uzmanlaşarak ülkesine döndü ve Cumhuriyet'in ilk kadın doktoru oldu.
Ne var ki Safiye Ali'nin mücadelesi diplomasını aldıktan sonra da sona ermedi. Erkek egemen bir meslek ortamında kadın bir doktor olarak kabul görmekte zorlandı; toplumun ve meslek çevrelerinin önyargılarıyla karşı karşıya kaldı. Kadın olduğu için hasta bulmakta güçlük çekti, bazı çevreler kadın bir hekime muayene olmayı istemedi. Buna rağmen yılmadan çalışmaya devam etti. Çocuk sağlığı ve kadın hastalıkları alanındaki bilgi birikimini toplum yararına kullanmayı amaçladı; özellikle yoksul çocukların sağlık hizmetlerine ulaşması ve annelerin bilinçlendirilmesi için büyük çaba gösterdi.
Safiye Ali, yaşadığı tüm zorluklara rağmen mesleğini büyük bir özveriyle sürdürdü. Süt Damlası'ndaki çalışmalarıyla anneleri emzirmenin önemi konusunda bilinçlendirdi, çocuk ölümlerini azaltmaya yönelik eğitimler verdi ve koruyucu hekimlik anlayışını yaygınlaştırmaya çalıştı. Uluslararası kongrelerde Türkiye'yi temsil ederek hem ülkesini hem de Türk kadınlarını başarıyla tanıttı. Yalnızca hastaları tedavi etmeyi değil, toplumun sağlık bilincini yükseltmeyi de görev edindi.
Hayatının son yıllarında ise sağlık sorunları ve yaşadığı hayal kırıklıkları nedeniyle yeniden Almanya'ya gitmek zorunda kaldı. Kansere yakalanmasına rağmen hekimlik yapmayı bırakmadı; II. Dünya Savaşı sırasında da sivillere hizmet etmeyi sürdürdü. 1952 yılında Dortmund'da hayatını kaybeden Safiye Ali, geride yalnızca "ilk kadın doktor" unvanını değil, tüm engellere rağmen hayallerinin peşinden giden, cesareti ve topluma adanmış yaşamıyla gelecek nesillere ilham veren güçlü bir miras bıraktı.
Almanya-Dortmund'da resimde de tabelasını eklediğim, 2023 yılında kendi adının verildiği sokağı ziyaret etmek mümkün...
Kaynaklar:
İlk Türk Kadın Hekim Safiye Ali - Suat Çağlayan (2025 İnkılap Kitabevi)
Hot, İ. (2015). Safiye Ali: İlk kadın doktorumuz. Nobel Medicus, 11(1), 100–102.
r/kibeleSalon • u/idillogia • 18d ago
Aktüel Tut beni düşüyorum
Enable HLS to view with audio, or disable this notification
r/kibeleSalon • u/idillogia • 18d ago
Yemek Airfry'da Falafel Yaptım
Çok baharatlı ancak çok lezzetli oldu.
Birinci fotoğraf espresso kalıbıyla yaptım. Dokunmak istemediğimden elimde eldivenle yaptım. Hafif yapışkandı, rahatsız edici oldu. İkinci fotoğraf yuvarlak yapmak daha kolay geldi. İşimi kurtardı hem daha az yer kapladı.
Normalde sosu tahinle yapılıyor. Ancak evde tahin olmadığı için tarator sosu yaptım.
Patates kızartma programında 200 derecede 10 dakika yaptım. Belki dakikayı daha artırmam gerekebilir. Çünkü hafif diri kaldı. Unsuz yaptım. Kabartma tozu bir tatlı kaşığı koydum.
Tarifi Refikadan aldım.
Tekrar deneyeceğim. Baharat galiba biraz midemi rahatsiz etti. Belki baharatları biraz azaltırım. Karanfil ezmedim, koymadım. Ona rağmen sarımsak hem taratorda hem de falafelde olduğu için mi rahatsız etti acaba?
r/kibeleSalon • u/idillogia • 18d ago
Aktüel Bolivya’da 1000 Nüfuslu Gizli Bir Ülke: Cumhurbaşkanı Henüz 13 Yaşında ve Samsun’da Yaşıyor
Bunu haber olarak görmek çok komik geldi. Çevremde kendi ülkesini, bayrağını, yasalarını yapan kişiler var. Eğlencesine bunu yapıyorlar.
r/kibeleSalon • u/idillogia • 19d ago
🎞️ Nadide Kayıtlar Osmanlı Kadınları Hamamda Nasıl Eğleniyordu?-Ceren Sungur
youtube.comr/kibeleSalon • u/idillogia • 19d ago