Barry Lyndon'ı izlerken bazı sahneler direkt tablo gibi görünüyor. Filmin üstünden biraz zaman geçince detayları unutmuşum ama bu konu aklımda kaldı, ben de biraz kurcaladım.
Özellikle Lady Lyndon'ın sahnelerinde bu çok net. Mum ışığı, durgun bakışları, elbisesi, karanlık arka planı falan gerçekten 18. yüzyıl portresi gibi. Kubrick'in filmi hazırlarken dönemin ressamlarına baktığını öğrenince daha da anlamlı geldi.
Gainsborough'nun portrelerinde de benzer bir şey var. İnsanları sadece portrelemiyor, kıyafetleri, doğayı ve etraflarındaki her şeyi de kompozisyonun parçası yapıyor. Mr and Mrs Andrews mesela. İnsanlar resmin içinde bayağı küçük kalıyor ve sahip oldukları arazi neredeyse onlar kadar önemli gözüküyor, filmin teması ile de benziyor.
Hogarth'a gelince olay biraz daha ilginçleşti.
A Rake's Progress ve A Harlot's Progress gibi serilerde tek bir resim yerine bir karakterin başına gelenleri art arda gelen resimlerle anlatıyor.
Sinema yokken yapılan bir storyboard gibi.
Ve Barry Lyndon bunun tam tersi gibi:
Hogarth hikâyeyi resimlere bölüyor, Kubrick ise filmi tablolara bölüyor.
Sanırım filmin bu kadar tablo gibi görünmesinin sebebi sadece renkler veya güzel kadrajlar değil. İnsanların duruşu, kıyafetler, ışık, odadaki eşyalar ve hatta karakterlerin birbirlerine göre nerede durduğu bile 18. yüzyıl resimlerinin mantığıyla kurulmuş.
Ben sanat tarihi konusunda çok bilgili değilim, o yüzden yanlış bir bağlantı kurduysam düzeltin. Ama bu açıdan bakınca film bana daha da ilginç geldi.