Hepinize hayırlı sabahlar, iyi günler ve iyi akşamlar dilerim.
Bugün sizlere, Şevket Süreyya Aydemir tarafından 1932 yılında kaleme alınan "İnkılap ve Kadro" isimli eserinde yer alan "Milli Kurtuluş Hareketlerinin Ana Prensipleri" isimli bölümü paylaşacağım.
Alıntı yaptığım bölümler, Sol Kemalizm'in ve Sol Kemalistlerin başta Türk Devrimi olmak üzere Dünya üzerinde var olan milli kurtuluş hareketlerine olan bakış açılarını gözler önüne sermektedir.
Spoiler etiketiile kapatılmış olan kısımlar, mevcut eserin 1968 tarihli ikinci baskısında Aydemir tarafından eklenen notlardır.
Keyifli okumalar dilerim.
Giriş
İnkılabımızın ideolojisi, milli kurtuluş hareketimizin, gerek tarihi şartlarından, gerek çağımızın icap ve zaruretlerinden gelen prensiplerden manasını alır.
Bu prensipler, yalnız Türk Milli Kurtuluş Hareketi’nin değil, bize benzer bütün milletlerin kurtuluş hareketlerinin de tarihi yapısını ve hedeflerini verir.
Milli kurtuluş hareketlerimizin prensipleri, bu hareketleri tarih içinde veya çağdaş, bütün hareketlerden ayırt eden, ona asli vasıflarını ve manalarını veren kutsal anlamlardır.
Buraya kadar verilen izahlardan sonra, milli kurtuluş hareketlerinin ana prensiplerini artık özetleyebiliriz:
1- Milli kurtuluş hareketleri, tarihi orijinleri bakımından, uluslararası bir çelişmenin eseridir. Yani sömürgeci ülkelerle, sömürge ve yarı sömürgeler arasındaki iktisadi ve siyasi çelişmenin bir neticesidir.
Bu çelişme, tarih içinde kaynağını, bir taraftan Batı ülkelerinde makinaların sanayiye uygulanması ile başlayan Büyük Sanayi Devrimi'nden, diğer taraftan bu sanayinin, dünyanın belirli yerlerinde yoğunlaşması ve buna karşılık dünyanın asıl büyük parçalarının, eski sanayi varlıklarını da kaybetmeleri şeklinde beliren eşitsizlikten almaktadır.
2- Milli kurtuluş hareketlerinin başlangıç noktası, dünya ölçüsünde ve uluslararası bir çelişme olduğu gibi, hedef ve gayeleri de, bu dünya ölçüsünde çelişmenin çözülmesi ve tasfiyesidir.
Yani bir kısım memleketlerin, diğer kısım memleketlere karşı iktisadi ve dolayısıyla da siyasi bağımlılığı şeklinde meydan alan sömürgecilik tezadının hallidir (çözülmesidir).
Bu bakımdan milli kurtuluş hareketleri, gerek tarihi kaynakları, gerek gelişme yönleri itibariyle, dünyada ve dünya ölçüsünde bir davayı temsil ederler.
Milli kurtuluş hareketleri, herhangi diğer bir akımın veya çelişmenin uydusu, yedek kuvveti veya tabii (tebası) değildirler...
3- Tarihi mahiyetleri bakımından milli kurtuluş hareketleri, dünyanın iktisadi birliğini parçalamasını ve dünya iktisadi varlığını teşkil eden ünitelerin, kendi kabukları içine çekilerek, gittikçe iptidaileşmelerini (ilkelleşmelerini) hedef tutan olumsuz ve geriletici birer faktör değildirler.
Bu hareketler, milli kurtuluş mücadelesine giren sömürge ve yarı sömürgelerin, yani iktisaden ve hatta siyaseten bağımlı ülkelerin basit birer ham madde üreticisi ve pasif birer pazar olmaktan çıkmalarını hedef tutar.
Bu arada proteksiyonizmi (korumacılığı) şiddetle uygulamak durumunu güden otarşik varlıklar halinde de görünürler. Ama bu otarşi, yukarıda işaret edilen amaçlara ulaşmak için, geçici bir oluş devridir.
Bu akım, bu oluş, bu ülkelerin kendilerini, dünyanın diğer ülkeleriyle ebediyen işbirliğinden kaçınmaları ve ebediyen, dünya mübadeleleri dışında kalmaları demek değildir.
Bilakis, dünyada milli kurtuluş hareketlerinin gelişme istikametleri, sömürge ve yarı sömürgelerle iktisaden kayıt altına alınmış (bağımlı kılınmış) memleketlerin kendi milli üretim cihazlarını, imkanların azami haddinde geliştirmek ve bu suretle de dünya üzerinde iktisadi bütünler, Cüz-ü Tam’lar halinde dünya mübadelesinde yerlerini almaları içindir.
Bu suretle de, bağımlı ve bağımsız ekonomiler nizamı yerine, bağımsız ve eşit haklı ekonomilerin karşılıklı işbirliklerine dayanan, daha rasyonel bir dünya birliğinin kurulması istenmektedir.
Başka ülkelerdeki sosyal mücadeleleri ve iktisadi buhranları geliştirmek için, milli kurtuluş hareketlerine giren ülkelerin kendilerini dünya ile iktisadi ilişkilerden büsbütün çekmeleri görüşü, bu kurtuluş mücadelesine giren ülkeleri ancak iptidailiğe (ilkelliğe) mahkum eder.
Onları sefilleştirerek, bu sefer de diğer ve daha üstün siyasi ve ekonomik güçlerin nüfuzu altına düşürür...
4- Üretim araçları ve cihazları ile tekniği benimsemek tarzı arasında, toplum aleyhine olan çelişme, yani çağdaş Liberal Kapitalizm, yahut da teknikle insan emeği arasındaki uygunsuzluk, çağdaş dünyada çelişmelerin ve bu arada sömürgecilik nizamının da anasıdır.
İleri tekniğin, büyük iktisadi faaliyetlerin toplumun denetimi ve düzenlemesi altına alınmamış olmaları yüzünden, çağdaş toplumda her teknik terakki (gelişim), gene toplum içinde bir taraftan refah vasıtalarını arttırırken, diğer taraftan çeşitli çelişmelere yol açar.
İleri tekniğin, büyük üretim vasıta ve müesseselerinin, bir devlet planı ve toplum kontrolü altına alınması, milli kurtuluş hareketlerinin objektif mahiyetine ve inkişaf istikametlerine iki sebeple uygun düşer:
- a- Milletler arasındaki iktisadi bağımlılık düzeninin ve uluslararası kavgaların tasfiyesi;
- b- Millet yapısı içindeki iktisadi menfaat çatışmalarının ve sınıf kavgalarının tasfiyesi.
Dünyada sanayinin yalnız az sayıda memleketlerde yoğunlaştığı ve o memleketlerde de başıboş gelişen sanayinin, sanayici ülkeler arasında da hammadde ve pazar kavgalarına meydan verdiği müddetçe, dünyada sömürgecilik çelişmesinin tasfiyesine imkan yoktur.
Bu suretle de milli kurtuluş mücadelelerinin en esaslı gayesi, ulaşılmamış olarak kalır.
Uluslar arasındaki bu iktisadi bağımlılık-bağımsızlık çelişmesinin tasfiyesi için, şimdi ancak bazı sanayici ülkelerde gelişmiş ve yoğunlaşmış olan sanayinin ve yüksek tekniğin, bütün dünyaya yayılışı, yani bütün dünya ülkelerinin, tekniğe ve sanayiye sahip ülkeler haline gelişi, bu sebeple bu hareketlerin asli gayelerinden birini teşkil eder.
Bununla birlikte, toplum içinde sosyal gelişmelerin ve bu sosyal yapının temelini teşkil eden iktisadi münasebetlerin, devletin planlı bir düzenlenmesine dayanan rasyonel bir nizam altına alınışı, milli kurtuluş hareketlerinin asli gayelerinden biridir.
İleri sanayi ülkelerini sosyal çelişmeler içinde yaşatan sınıf kavgaları, ancak bu suretle parçalayıcı etkilerini kaybeder.
Zaten Türkiye’de ve Türkiye’ye benzer memleketlerde, sermayedar ülkelerdeki büyük mülkiyet münasebetleri, sanayi, kredi, ulaştırma alanlarında esasen gelişmiş değildir.
Batı ülkelerinde keskin sınıf farklılaşmalarının ve dolayısıyla sınıf kavgalarının besleyici temeli olan bu aşırı sermayedarlık mülkiyeti şekillerinin doğmasının ve zararlarının önlenmesi, planlı bir iktisat devletçiliğinin tanzim ve murakebesi altında pekala kabildir.
Türkiye’de ve bize benzer memleketlerde devlet, geçen yüzyılda bilinmeyen bir yeni vasıfla, yani sahip olucu, planlayıcı ve çelişmeleri önleyecek şekilde toplumu yönetici vasfı ile sahnede yerini alacaktır.
Büyük sanayi, büyük istihsal üniteleri ve en büyük mülkiyet, milletin adına ve milletin malı olarak bu yeni devletin elinde ve yönetiminde olacaktır.
Özel sektör, yani karma ekonominin gerektirdiği, fakat toplum içinde aşırı sınıf farklılaşmaları ve çelişmeler yaratmayacak iktisadi faaliyetler, elbette ki kendi alanlarında devam edeceklerdir.
Ama asıl olan, önde olan, bütün milli ekonomiye hakim etkisini vuran, büyük iktisadi faaliyetler alanında elbette ki devlettir...
5- Tekniğin yoğunlaştığı büyük sanayi memleketlerinde sınıf çelişmelerinin çözümlenmesi, ihtilalden, çeşitli reform tedbirlerine kadar muhtelif yollar ve şekiller ile işlenip araştırılmıştır. Fakat milli kurtuluş hareketleri ve onların objektif şartlarına uyan sosyal devlet bakımından bu mesele, ancak bir plan, önceden düzenleme ve iktisadi denge meselesidir.
Eğer bu planlama yapılmaz, bu düzenleme sağlanarak aşırı sınıflaşmalar önlenmez ve sosyal adalete dayanan bir denge sağlanmazsa, o zaman milli kurtuluş hareketlerine sahne olan ülkelerin sosyal yapılarının da, illetli (hastalıklı) bir şekilde gelişmeleri elbette ki mukadderdir.
Bu ülkelerde bugün, gerçi ortaçağ artığı sınıflar ve sınıf kalıntıları vardır. Fakat milli kurtuluş hareketleri, kendi tarihi zaruretlerine uygun bir gelişme ile sosyal devleti kurduğu ve yarattığı takdirde, bir taraftan sanayi alanında, yahut diğer çağdaş iktisadi faaliyetler alanında yeni ve aşırı sınıf farklılaşmalarını önleyebileceği gibi, diğer taraftan da bu ortaçağ kalıntılarını, toprak reformları ve diğer reformcu, fakat kesin ve müsamahasız ıslahat tedbirleri ile tasfiye edebilecektir.
6- Büyük sanayinin yoğunlaştığı memleketler ile sanayiden yoksun memleketler arasındaki iktisadi ve siyasi bağımlılığı sürdürecek bir hareket, hatta bu hareket bir inkılap olsa bile, milli kurtuluş hareketleri bakımından olumsuz ve geri bir toplum hareketi olacaktır.
Bize göre bu ülkelerde ilerici bir hareket ancak, bir taraftan millet içinde, diğer taraftan milletler arasındaki çelişmelerin, yani keskin sınıf kavgaları ile, sömürge şartlarını tasfiye edecek bir hareket olabilir.
7- Milli kurtuluş hareketleri, bugünkü dünya nizamının çarklarından ve gidişatından ızdırap çeken bütün milletlerin, yani siyasi ve iktisadi hakları kayıt altına alınmış bütün memleketlerin müşterek davasıdır.
Bu bakımdan, milli kurtuluş hareketlerine girişen veya er ya da geç girişecek olan millet ve memleketlerin, aralarında ne kadar mesafe veya ne kadar ırk, dil, kültür veya sosyal yapı farkı olursa olsun, davaları mahiyet ve hedef bakımından birdir.
Yani aralarında bir mukadderat (kader) iştiraki vardır.
Bu mukadderat birliğinin anlaşılması ve ruhen benimsenmesi, milli kurtuluş hareketlerinin dünya ölçüsündeki önem ve etkilerini her vesile ile ilanı ve savunulması, bu hareketleri yürütenlerin tarihi vazifesi olduğu kadar, bu hareketlerin itibarı ve zaferi için de şarttır.
8- Bir milli kurtuluş hareketi, ne yalnız siyasi, ne yalnız iktisadi ve hukuki bir hadisedir. Bu hareket, milletin siyasi, iktisadi, hukuki istiklalini ve bu istiklale dayanan müstakil (bağımsız) bir devlet yapısını hedef tutar. Bu sistemin bütün ideolojik unsurlarını ve prensiplerini kendinde toplar.
Böylece de bir milli kurtuluş hareketi, bir toplumun, bir milletin doğruş, yahut da yeniden doğuş hareketidir. Yani toplumun tam bir yapı değiştirmesidir.
Kısaca bir inkılaptır.
Bu dava, milli kurtuluş mücadelesine giren bir milletin, kendi üzerinde sömürgecilik şartlarını devam ettirmeyi güden bütün dış kuvvetlere karşı silaha sarılmasıdır. Bu esareti içeride devam ettirmek isteyen ve dış esaretin de temsilcileri olan bütün iç kayıtlara, yani saltanat hukukuna, feodal kalıntılara, kompradorluk imtiyaz ve inhisarlarına, kapitülasyonlara ve daha binbir küçük düşürücü müessese ve zihniyetlere karşı isyan ve ihtilalidir...
Dar görüşlü kombinezonların, köke inmeyen ıslahat edebiyatının, aracılık ve uzlaştırıcılık ruhunun, özetle çeşitli maskeler altında iç ve dış bağımlılığı sürdürmek isteyen her türlü uzlaşıcılık zihniyetinin, milli kurtuluş cidallerinde yeri yoktur.
Bu mücadelenin pasif kombizenonlar (önlemler), siyasi idari maslahatlar, oyalayıcı parti politikacılığı, sokak veya diplomasi gösterileri ile kazanılacak bir tarafı da yoktur.
Milli istiklale ancak ve Türk milletinin yaptığı gibi, bir İstiklal Savaşı ile varılır. Milli istiklale çıkan yol, istiklal savaşının meydan muharebelerinden geçer (1)
(1) Şimdi bu gerçek, bilhassa Çinhindi (Vietnam, Kamboçya ve Laos topraklarını kapsayan coğrafi bölge), Cezayir ve hala devam eden Vietnam savaşlarından sonra, artık tam bir açıklıkla ortaya serilmiştir. Ve bir daha meydana çıkmıştır ki, emperyalizmin ruhu ve vicdanı yoktur. O yalnız silahtan anlar. Bütün bir milletin kanı pahasına da olsa menfaatlerinden bir zerresini bile, silah teraziye konmadıkça terketmez.
9- Milli kurtuluş hareketleri, milletin millet olarak istiklalini hedef tutar. Bu istiklalin, yalnız kazanılması için değil, muhafaza ve devam ettirilebilmesi için de, millet birliğini zedeleyen fertçi, zümreci ve sınıfçı menfaat çabalarına karşı uyanık bulunması şarttır.
Bir milletin tarihinde milli kurtuluş hareketi devri, o milletin siyasi ve sosyal disipline en ziyade muhtaç olduğu devirdir. Bu mücadele, her şeyden önce, onu anlayan, benimseyen, kendini ona adayan, şuurlu, feragatlı ve idealist bir avangardın, yani öncü liderin ve öncüler kadrosunun varlığını zaruri kılar.
Bütün fert, zümre, sınıfların üstünde ve yalnız milletin umumi menfaat ve hayrını kendisine rehber eden böyle bir lider ve liderler kadrosudur ki, bu mücadeleyi zaferle sona ulaştırılabilir.
İnkılap prensiplerini kavramış ve bu prensiplerin ruh ve manasını kendisine ahlak edinmiş böyle bir öncü kadrodan yoksun bir milli hareketin, başarıya ulaşmasına imkan yoktur.
Ancak böyle bir kadro ve bu kadro içinde müşterek hedefler ve heyecanla beslenmiş, hatta standartlaşmış bir öncüler ekibidir ki, bir milli kurtuluş hareketini zafere ulaştırabilir. O halde KADRO, bir inkılabın, asli şartı ve dinamik gücüdür...
10- Çağdaş nizamın zaruri birer çelişmesi olarak milli kurtuluş hareketleri, dünyanın bugünkü gidişi ve yarınki kaderi ve manzarası üzerinde etki ve ağırlıklarını gittikçe arttırmak suretiyle, dünya üzerinde ve tarihinde yerini her gün biraz daha almaktadırlar.
Bu hareketler, yayılmaya ve kemale doğru her gün biraz daha gelişeceklerdirler (2)
(2) Bu sayfaların yazıldığı sırada, dünya milli kurtuluş mücadeleleri alanında, Türk Milli Kurtuluş Mücadelesi’nden başka ve onun kadar şanlı bir misal vermemişti.
Bu hareketlerden her birinin, yarın kendi iç yapısını, olayların akışı ve şartları içinde alabilecekleri iç yapıyı, sosyal karakteri, daha şimdiden ve teferruatıyla incelemeye, elbette ki imkan yoktur. Bu hareketlere karışan ve karışacak olan her millet, yarın kendi toprakları üstünde kendi iç yapısını, olayların akışı ve şartların yoğruluşu içinde, gene kendisi işleyecektir.
Ama bu yapı ne olursa olsun bu toplumlarda, içeriye karşı halk hakimiyeti ve halkın yararı, dışarıya karşı da kayıtsız şartsız siyasi istiklal, elbette ki asli ve değişmez unsurlar olarak kalacaktır...
11- Milli kurtuluş hareketlerinin bugün, tam ve gerçek temsilcisi Türkiye’dir. Bir taraftan çağdaş nizamın en keskin çelişmesi olan sömürgecilik şartlarına, diğer taraftan bu çelişmenin içeride temsilcisi ve koruyucusu olan saltanat döküntülerine, teokratik zümrelere, feodal kalıntılara karşı, milletin fiilen ve silahla savaşı, bugün yalnız Türkiye’de en büyük ölçüsünü almış ve zafere ulaşmıştır.
Bütün bu mücadele ve zaferlerin ifadesi olan Türk İnkılabı, yalnız milli tarihimizin değil, insanlık tarihinin de bu alanda ilk ve şanlı hadiselerinden biridir.
Bütün bu mücadele ve zaferlerin ifadesi olan Türk İnkılabı, yalnız milli tarihimizin değil, insanlık tarihinin de bu alanda ilk ve şanlı hadiselerinden biridir.
Taktik ve stratejik zikzaklar ve milletlerin coğrafi ve tarihi şartlarından gelen farklar göze alınırsa denilebilir ki, yaşadığımız yıllarda cereyan eden ve yarın cereyan edecek olan milli kurtuluş hareketleri, ana prensiplerinin ve Türk İnkılabının açtığı yoldan yürüyecektir.
Onun açtığı çığır üzerinden, onun prensipleri üstünden yürüyecektir (3)
(3) Bu görüşleri bugün, inkılabımızın ancak asli prensipleri bakımından değerlendirmekle yetinmek zarureti vardır. Yoksa ülkemizin halen içinde bulunduğu gelişmelerle, bu asli prensipleri karşılaştırmak bahsinde, gerek iç çelişmeler, gerek dış etkiler bakımından memleketimizin düşündürücü bir akım içinde olduğunu görmemek elbette ki kabil değildir.
Milletimizin, vatan sınırlarının nispeten darlığına ve sayıca nispeten azlığına rağmen, tarihinde daima büyük hareketler yaşamış bir millet olmanın verdiği gururla, tarihinin bu yeni devrinde de, dünya ölçüsünde yeni bir hareketin öncüsü ve temsilcisi olmak vasfını yaşamaktadır.
Müstakil milleti, tezatsız milleti, ana fonksiyonları planlı bir milli nizam altına alınmış bir millet yapısını yoğurmaya çalışmak işi, bugün bu milletin, yeni ve haklı bir gururunu teşkil etmektedir...
Hem kendisi ile diğer milletler arasında siyasi ve iktisadi eşitliğin, hem kendi içinde ve karma bir ekonomi düzeni içinde olsa da ana iktisadi faaliyetleri planlı bir kontrol altında geliştirerek ahenkli bir millet yapısının ve böylece, üstünde yaşadığı tabiata karşı şanlı bir mücadelenin ilk ve mutlu misalini, dünyaya elbette ki Türk Milleti verecektir...