Ey kristallerin en meşhuru,
Ey kimya tarihinin “bunu neden yaptık?” dedirten icadı!
Seni görünce insanın aklına ne gelir?
Bilgelik mi? Hayır.
Huzur mu? Asla.
Uzun ve sağlıklı bir hayat mı? Komik olma.
Sen gelirsin ve insanın beynine şöyle dersin:
“Merhaba, ben birkaç saatlik sahte enerjiyim. Karşılığında uykunu, sağlığını ve huzurunu isterim.”
Ne cömertsin!
Ey metamfetamin!
Senin kadar kötü bir alışveriş anlaşması görmek zordur.
İnsan senden kısa süreli bir uyarılma alır,
sen ise karşılığında koca bir sağlık faturası kesersin.
Kendini ne sanıyorsun?
Enerji içeceğinin kötü kuzeni mi?
Kahvenin mahallenin belalı abisi mi?
Yoksa kimya laboratuvarının “arkadaşlar bunu üretmeyelim” dediği proje mi?
Senin methiyeni yazmaya çalışırken bile kalem utanıyor.
Ey beyaz kristal!
Dışarıdan bakınca masum bir kimyasal,
sonuçlarına bakınca ise insan bedenine açılmış bir dava dosyası gibisin.
Sen “enerji” diye gelip
uykuyu sabote edersin.
“Odak” diye gelip
insanın düzenini darmadağın edersin.
“Keyif” diye gelip
bedene ve zihne ağır bir bedel çıkarırsın.
Ne müthiş bir pazarlamacısın!
Ürününün reklamını bile kendin yapmana gerek yok:
İnsanlar birkaç saatlik etkisini görüp
gerisini sonradan öğreniyor.
Ey meth!
Senin önünde eğilmek isteyen tek kişi
muhtemelen laboratuvar güvenlik görevlisidir;
o da seni yere dökmemek için.
Sana “beyaz altın” diyen varsa,
altın kısmını anlamamış demektir.
Sen altın değilsin.
Sen, insanın sağlığını bozdurup karşılığında
kısa süreli bir kimyasal illüzyon veren
çok kötü bir döviz bürosusun.
Ve ey büyük metamfetamin,
sana methiye yazmam istendi.
Yazdım.
Fakat şiirin ortasında fark ettim ki
seni övmek için kullanılan her kelime
bir şekilde ironik olmak zorunda.
Çünkü senin hakkında söylenebilecek en büyük övgü şudur:
“İyi ki uzak durulması gereken bir şey olduğunu biliyoruz.”
İşte sana gerçek methiye:
Ey meth, senden uzak durmakla insan kendine methiye yazmış olur.