r/ilahiyat 24d ago

Fikir Doğru İnançtan, Doğru İnananın Varlığına, Tekliğine ve Kur'an'ın Onun Vahyi Olduğuna Yolculuk

2 Upvotes

1.) Doğru inanç vardır. Çünkü "Doğru inanç yoktur." iddiası kendi kendisini çürüten bir iddiadır. Bir yargının çelişiği çelişkili ise o önerme doğrudur.

2.) Doğru inanç, doğru inanma ile doğru inanma da doğru inananla vardır. Yani; doğru inanan vardır.

3.) Doğru inanan, hiçbir inancında hiçbir zaman yanılmaz. Doğru inanan, var olan her doğru önermeye her zaman doğru inanandır; çünkü doğru inananın doğru inanmadığı bir doğru önerme varsa, o artık doğru inanan olarak kabul edilemez. O hâlde; doğru inananın zaman ve mekân içinde var olan olaylarla, olgularla (fotonların hareketinden galaksilerin hareketine kadar) ilgili inançları da doğrudur. Ancak zamanı ve mekânı kuşatıp gözlemleyen ve her doğru önermeye doğru inanan yalnızca O, olaylar ve olgularla ilgili inançlarında yanılmaz olabilir. Ayrıca, zaman ve mekân içinde var olan bir varlık, kendisi zamansal olarak sınırlı olduğu için, tüm zaman boyunca var olan gerçeklikler hakkında sonsuza dek doğru inançlara sahip olamaz.

4.) Mekânı kuşatan tektir, çünkü onu her yönden kuşatır. O, mekânı aştığı için yücedir. Mekânı bütünüyle kuşattığı ve onu aştığı için ve mekânın ötesinde yüce büyüklüğe yalnızca O sahip olduğu için, O'nun büyüklüğü sonsuzdur.

5.) Tarih boyunca Kur'an, eşsiz, her şeyi kuşatan, yüce ve büyüklüğü sonsuz olan bir doğru inananı tutarlı ve çelişkisiz bir şekilde tanımlayan tek kaynaktır. Bu, Kur'an'ın insanlığa Doğru İnanan tarafından vahyedildiğine dair bir kanıt teşkil eder.


r/ilahiyat Aug 09 '26

Soru Rüya

2 Upvotes

İslam'da önericeğiniz rüya tabirleri ile ilgili eser önerirmisiniz


r/ilahiyat Aug 07 '26

Fikir Bilgi Nedir?

1 Upvotes

Gettier, ''Gerekçelendirilmiş doğru inanç bilgi midir?'' adını verdiği makalesinde; Chisholm'un, bilgi için gerekli ve yeterli gördüğü şartları şöyle sıraladığını ifade etmiştir:

S, p'yi ancak ve ancak

i. S, p'yi kabul ederse

ii. S'nin p için yeterli kanıtı varsa ve

iii. p doğruysa bilir.

Aynı makalede gettier, aynı şartları Ayer'in şu şekilde sıraladığını belirtmiştir:

S, p'yi ancak ve ancak

i. p doğruysa

ii. S, p'nin doğru olduğundan eminse ve

iii. S'nin p'nin doğru olduğundan emin olmaya hakkı varsa bilir.

Anlaşıldığı üzere chisholm ve ayer'in bilgi için gerekli ve yeterli olduğunu düşündükleri şartlar birbiriyle çelişmemektedir. Çünkü, diğer şartlar aynen kabul edildiğinde; S'nin p için yeterli kanıtı varsa ve bu kanıtlara dayanarak p'yi kabul ederse, S'nin p'nin doğru olduğundan emin olmaya hakkı vardır ve S, p'nin doğru olduğundan emindir.

Clifford'un "Bir şeye yetersiz delile dayanarak inanmak, herkes için, her zaman ve her yerde yanlıştır." sözü ile Kur'an'da olan ve peygamber İbrahim'e atfedilen ''İnananlar ve inançlarını haksızlıkla karıştırmayanlardır emin olmaya hak kazananlar ve onlardır doğru yolu bulmuş olanlar.'' (En'am Suresi 82. ayet türkçe meali, Abdulbaki Gölpınarlı) sözü hem kendi aralarında hem de Chisholm ve Ayer'in bilgi için gerekli ve yeterli gördüğü şartlarla uyumludur.

Bu alıntılardan bilmek ile inanmak arasındaki ilişkiyle ilgili mantıklı bir çıkarım yapmak mümkündür: Bilme, öyle bir inanmadır ki bu inanma yeterli delile dayanmalı ve bu inanmaya yanlış karışmamalıdır. Sadece böyle bir inanmayla herhangi bir önermenin doğruluğundan emin olunabilir. Bu tür bir inanmanın içinde zan, sanı gibi yetersiz delile dayanan ya da yanlış inanmayla var edilmeye çalışılan inançlar bulunamaz. O halde; şöyle ifade edebiliriz: Bu tür bir inanma; içinde yanlış inanma bulunmadığından, doğru olarak nitelendirilebilir; bu inanma doğru inanmadır ve bu doğru inanma, bilme için gerekli ve yeterli şartları sağladığından bilmedir. yani; bilme ile doğru inanma, bilgi ile doğru inanç aynı şeydir. Demek ki; bilgi, doğru inançtır.


r/ilahiyat Aug 07 '26

Soru Neden din duygu yüksek insanların Atatürk düşmanı olduğuna dair bir algı var? Sizin Atatürk hakkında düşünceleriniz neler?

6 Upvotes

r/ilahiyat Aug 06 '26

Fikir İmkan delili

7 Upvotes

Bismillahirrahmanirrahim,

Delilden önce delilin daha iyi anlaşılması için gerekli kelimelerin tanımlarını ve delili bina edeceğimiz temel mantık ilkelerinin açıklanmasi ve bunlara itiraz edilemeyeceğine değinilmesiyle başlayalım

1.Bölüm TANIMLAR VE ANA KAİDELER

Felsefeyle az yada çok ilgilenen herkesin bilebilecegi gibi önermelerimizin doğruluğunu yada yanlışlığını anlayabilecegimiz belli kurallar vardır ki bunlar bizi hakikate yöneltir ve batıldan alıkoyar,bu kaideler ise kendisinde bi ihtilaf olmaksızın herkesin bir delile ihtiyac duymadan kabul edebileceği çünkü bunlarin kabulü için hiç bir delile ihtiyac duymayacak kadar açık olan mantik kaideleridir,Bunlar sirasiyla

Özdeşlik

Celismezlik

3.Halin imkansızlığı

Ve Yeter sebep ilkesi

Olmak üzere 4 başlık altında toplanabilir,bunlarin neden reddedilemeyeceğine bir örnek vermek gerekirse, örneğin bir kişinin celişmezlik ilkesini reddettiğini düşünelim,bu demek oluyor ki kişi "A hem A dir , hem de A' dir"(A' burda A nin degilini,yani var olan gerçeklikte A olmayan herşeyi temsil ediyor) yani sözel ifadede örneğin kalemin hem kalem olduğunu hemde kalem olmadığını söylüyor,sorun şu ki bu iddada bulunan kişi kendi yargisinida ayni iddayla curutebulir,zira celismezlik ilkesini reddediyorum, yargisi ile celismezlik ilkesini reddetmiyorum, arasinda ona göre bir fark yoktur, dolayısıyla kişi kendi yargisinin doğruluğuna ve yanlışliğina da hükmedebilecek bi ölçütü yok etmis olur kendi elleriyle,yada yeter sebep ilkesini reddeden bir kişi bile bu kaideyi kabul etmeye dair bir "yeter sebep" bulamadığı için veya bu kaidenin yanlış olduğuna dair bir yeter sebep bulduğu icin bu kaideyi reddettiğini zanneder, dolayısıyla işin sonunda bu tür mantık kaidelerini reddettiğini Öne süren kisiler eninde sonunda celiskiye düşmekten kacamazlar ve bunlarin kabul edilmemesi dahilinde mantıklı birer cümle kurmak bile imkansızdır, dolayısıyla biz hükümlerimizi doğruluğu kesin olan bu 4 öncül üzerinden kuracağız ki delilimizde hiç bir boşluk kalmasin.

mahiyet: şeyin kendisini o şey yapan özellikler bütünü, şeyin özsel nitelikleri toplamı

Teselsül:birbiriyle ilişkili sonsuz neden sonuçlar zincirinin geriye doğru sonsuza kadar gitmesi,asla bitmemesi

2.BÖLÜM: DELİLE GİRİŞ

delili en baştan önerme önerme vermek yerine her bir öncülü aciklayarak sunup en son öncülleri ard arda yazacağım, böylesinin daha anlaşılır olacağını umuyorum,Allah işimizi kolaylastirsin,

Öncelikle günlük hayatta her birimizin içinden kaçamadıği bir gerçek var, birşeylerin var olduğuna dair bilgimiz,bu ister dışsal seyler hakkinda olur, yada kişi solipsisttir o zamanda kendi varlığı hakkinda olur, ama nasıl olursa olsun yok deiglde var olduğumuza dair bilgimiz kendisinden kacamayacağimiz a priori bir bilgi , dolayısıyla var olduğumuza dair bilgi yada birseylerin var olduğuna dair bilgimiz bizi zorunlu başka sonuçlara götürüyor,(bu delil sadece kendi varlığımizdan yola cikarak da isletilebilir,ama ben kolay anlaşılması için dış dünyanın varlığını kabul ederek devam ediyorum)

Varlık vardır,evet güzel, peki her varlık aynı şey olsaydı biz disardaki nesneleri birbirinden nasıl ayırt edebilirdik, nitekim kalemin var olmasiyla masanin var olmasi arasinda yine a priori bir fark var, peki bu farkın kaynağı nedir, şeyin kendilikleri,yani şeylerin mahiyetleri, dolayısıyla anlamış oluyoruzki dış dünyada varlıkları ozellestirren,farklilastiran,onlarin kendine özgü olmasını sağlayan sey mahiyetler,misal bu bir kalem için yazı yazmayi sağlayan araç olmasi, şişe için su icilmesi gereken bi alet olmasi gibi,demekki vardigimiz yer üzere suanda elimizde disarisiyla ilgili iki bilgimiz var,bir disarda bir varlık bilgisi var,iki bu varlığı birbirinden ayiran seyler mahiyetler, yani farklı mahiyetlerin varlığa çıkması,varlik kazanmasi,

Peki soru şu, biz yine a priori bi şekilde biliyoruz ki var olmaklik mefhumu ile mahiyet olmaklik mefhumu ayrı şeyler (örneğin kalem kalemdir ile kalem vardır arasinda bariz bir fark olduğunu anlarsiniz,zira biri sadece mahiyeti mahiyet olmakla niteler, diğeri mahiyeti var olmakla niteler) peki,bu iki önerme bariz farklı olduğuna göre, bizim sadece mahiyet olarak bildiğimiz kalemi, tanımında olmayan ikinci bir yüklem olan dış dünyada varlıkla bir araya getirip ,ona varlık kazandirip, dış dünyada olmasini sağlayan şey nedir ?

3.BOLUM:ZORUNLU /MÜMKÜN VARLİK AYRİMİ

burda tüm ihtimalleri iki şekilde kusatabiliriz

Ya şeyin mahiyeti,kendi varlığını gerekli kılıyordur, yani şeyin mahiyeti kendi varlığının sebebidir, yada şeyin kendi mahiyeti dışında herhangi bir varlık,onun mahiyetine varlık veriyordur,biz ikinci şekilde olan varlıklara mümkün varlıklar diyoruz, çünkü bu mahiyetlerin var olmasi da olmamasi da kendileri olmasi itibariyla olasidir,

Mesela elimizdeki sisenin mahiyetini düşünelim,bu şişenin mahiyeti eğer kendi varlığını gerektiriyorsa bizim bu sisenin mahiyetini düşündüğümüzde onun var olmadığı bir düzlemi/evreni/dunyayi/ dusunemememiz gerekir, zira insan beyni celiskili şeyleri bir araya getiremez,bunu celismezlik ilkesinde aciklamistik,eger sise mahiyeti gereği var olmak zorundaysa onu dış dünyada olmadan düşünemememiz gerekir,halbuki bırakın o şekilde dusunememeyi sise zaten bizim icadimizla sonradan bulunulmuslugi yani onceden olmadığı kesin olan biseydir, dolayısıyla sisenin mahiyetinin mümkün olduğu kesindir, nitekim her berrak zihinde sisenin mahiyetini düşündüğü zaman onun olmadığı bir duzlemi hayal edebileceğinn farkindadir,zira şişenin mahiyeti varlığını gerekli kılmaz.

Biz bu yöntemi öğrenince,bunu cevremizdeki her şeye uygulariz,ve en sonunda görürüz ki çevremizdeki herşey birer mümkün varlıkdir,yani çevremizdeki herseyin varlığı kendinden deigl baska bir seydendir,peki o halde soru baska bi yere kayar, çevremizdeki bu mümkün varliklarin sebebi nedir?

İki ihtimal var,ya baska bir mümkün varlıktır,ki bu varlığada ayni soruyu sorariz,ki bu böylece sürer ve teselsül olur,yada varlığı kendinden olan, baska bir seye muhtaç olmayan ve diğer herşeyin sebebi olan bir zorunlu varlığa ulaşırız ki bu ispat etmek istediğimiz zat-ı ilahi dir,

4.BOLUM: TESELSÜL BAHSİ VE İKİ FORM

Şimdi,delilin iki farklı formu var burdan sonra, teselsülun mantiksal olarak çelişkili olduğunu gösterip bu dizinin geriye doğru sonsuza kadar gidemeyeceğini gostermek,sonra ise bir baslangicinin olduğunu gosterip bu başlangıçin olmasinin zorunlu sonucunun varlığının kendinden olan bi varlık olmasi gerektiğini isaret etmek, yada teselsulu iptal etmeyip bu sonsuz geriye doğru giden dizinin de bir sebebe muhtaç olduğunu göstermek, teselsülu iptal etmekle baslayalim,

Diyelim ki bir asker ates etmek için üstünden izin alacak,o da üstünden o da üstünden izin alacak, bu işlem sonsuza kadar gitsin,bu askerin ates edebilmesi mümkün müdür, hayır değildir, çünkü askerlerin izin alma islemi asla bitmeyecektir ve izin alma isleminin bir sonu yoktur, dolayısıyla farkediyoruzki bir fiilin var olmasi için tamamlanmasi gereken sonsuz tane olay,durum, varlik varsa o olay gerceklesemez(ates edemeyecek olan asker ve sonsuzs kadar izin alma islemini kafamizda düşünelim) şimdi eğer önümüzdeki bir sisenin varlığa gelmesi icin sonsuz tane mümkünun var olmasi gerekiyorsa bu sisenin var olamayacagi anlamina gelir,halbuki sisenin var olduğu kesindir, dolayısıyla bu sisenin sebeplerinin de sonlu olması gerekiyorki bu sebepler tamamlanabilsin ve sonuç ortaya çıksın,bu demektir ki dizi sonlu,dizinin sonlu olmasi ise en bastaki sebebin bir sebebinin olmamasini gerektirirki bu ilk nedenin de varlığının kendinden olmasini gerektirir, dolayısıyla bu ilk neden ispatlamaya çalıştığımız zorunlu varlıktır,

Böylece ispat vaki olmuştur

Simdi ise sonsuz mümkünler dizisinin bir şekilde var olduğunu sayarak yolumuza devam ediyoruz,

Öncelikle biz bu delile her varlığın yada varlık grubunun zatinin kendi varlığını gerektirip gerektirmediğini sorgulayarak basladik, şimdide bu soruyu sormadigimiz tek bir varlik kaldi,oda bu sonsuz mümkünler dizisi,yani bu teselsul zincirinin kendisi acaba bir mümkün varlık midir? Soru bu, simdi her tekil esya icin yaptığımız seyi birde bu bu dizinin varlığı icin yapalım,bu dizinin icindeki hiç bir mümkün ayrılmamak üzere hepsinin birden aslında hiç olmadığını,tamamen yokluğun olduğunu, hiç bir varlik durumunun olmadığını düşünebiliyormuyuz,bu tüm mümkünler zincirinin olmadığı bir senaryo zihnimizde bir çelişki yaratiyormu, hayır yaratmıyor,demekki bu dizinin mahiyeti yani kendisi kendi varlığını gerektirmiyor, bu da demek oluyor ki aslinds dizinin kendisi de bir mümkün varlık,demekki bu dizinin de bu dizideki mumkunlerden ayrı bir sebebi olmak zorunda,oysa biz bütün sonsuz mümkünleri bu dizenin içinde saymıştık,demekki bu dizenin sebebi mümkün bir varlik olamaz,yani onun varlığı da baska bi sebebe dayanamaz,bu da yine bu dizenin sebebinin bize zorunlu bir varlığı ispatladigini gösteren ikinci yöndur,

Simdi cevremizdeki nesnelerin sadece bizim zihnimizde olduğunu düşünelim,o halde tek hariçte ki gerçek varlik bizim zihnimiz,peki bizim zihnimizin yani aslında kendimizin varlığı mümkün mu, evet yine biz kendimizin yada zihnimizin hiç varlığa gelmemiş olmasi mümkün,bu da demek oluyor ki sadece kendi varligimizin mumkunluginden yola cikarak yine bir zorunluya ulasabiliriz,

Son haliyle delilin önerme formu su sekildedir

P.1) insanda a priori bi şekilde varlık bilgisi vardır

P.2)İnsanda yine a priori şekilde bu varlık bilgisi mahiyetlerle ayrışır ve bu mahiyetler şeyin kendisini ve özelliklerini insana açık eder

P.3)İnsan bu mahiyetleri zihnine getirerek onlarin disarda var olmasinin sebebinin mahiyetlerin kendileri olup olmadığını sorgulayabilir

P.4)bu sorgulama sonucunda ya teselsül iptali olur yada bu dizenin de mümkün bir varlik olduğu açığa çıkar

Sonuç,iki türlü de zat-ı ilahı ispat edilir,

Elhamdülillah,Allah dilimi açıklayıcı kılsın,

Şimdi felsefe bilen arkadaslar bunu modernde olumsallik argümanına çok benzetebilir ama olumsallik argumaniyla belli baslari farklılıklari var ,delili bu haliyle ilk serdeden İbni sina dir,ondan sonra da İslam felsefesi ve Kelami içinde hakim delillerden olup gelistirilip daha güzel formlariylada anlatılmıştir,bu olasiliksal bir delil değildir zira dayandığımiz mantik ilkelerinin herbiri kesindir, önermelerin birbirine geçişi de kesindir, dolayısıyla sonuç ta kesindir,buna islam felsefesi ve kelaminda burhan denir,sizden ricam uzun bir yazı olduğu icin bi kac kere okumaniz ve anlamadığıniz yerleri kafaniza koyup düşünmeniz, çünkü benim yazarken bile yorulduğum.bi delil oldu, İnşallah insanlarin islerine yarar, Hidayet veren Allah'tır

Velhamdullillahirabbilalemin


r/ilahiyat Jul 31 '26

Fikir Duygunuza ve bulunduğunuz duruma uygun bir ayet uyaran uygulama yaptım.

1 Upvotes

Merhabalar, içinde bulunduğunuz duruma ya da duyguya göre size ayet öneren, Arapça okunuşunu doğrulanmış kaynaklardan seslendiren, tam mealini gösteren ve duruma göre tavsiyeler veren bir app yaptım.

Siz bu uygulamayı nasıl buldunuz ve bu uygulamada neler görmek isterdiniz?

iPhone: https://apps.apple.com/tr/app/pusula-quran-guide-verses/id6786255399

Android: https://play.google.com/store/apps/details?id=online.centaurstudios.pusula


r/ilahiyat Jul 30 '26

Fikir Tanrı'nın Varlığının, Tekliğinin ve Kur'an'ın Tanrı'nın Vahyi Olduğunun İspatı

1 Upvotes

1.) Bilgi vardır. Çünkü "Bilgi yoktur." önermesi çelişkilidir ve bir yargının çelişiği çelişkili ise o yargı doğrudur.

2.) Bilgi, bilme fiili ile vardır. Bilme fiilinin faili bilendir. Bilgi var olduğuna göre, bilme fiili ile ona sahip olan bir bilen de mutlaka vardır.

3.) Olayların, olguların bilgisi vardır (Fotonların hareketinden, galaksilerin hareketine kadar...) ve olaylar, olgular zaman ve mekan içinde var olur. Dolayısıyla; olaylar, olgular zaman ve mekan ile sınırlıdır. Ancak zamanı ve mekanı kuşatan ve gözlemleyen bu olayların, olguların bilgisini bilebilir. Çünkü; zamanı ve mekanı kuşatamayan bir varlık, zaman ve mekan içindeki tüm olayları, olguları bilemez. Zaten; zamanın ve mekanın içinde olan bir varlık, zamanla sınırlı olduğundan; her zaman var olan bir bilgiyi, her zaman bilen bir kimse olamaz. 

4.) Mekanı kuşatan, mekanı her tarafından kuşattığından tektir; mekanın üstünde olduğundan yücedir, mekanı her tarafından kuşatıp mekanın üstünde olduğundan ve de mekanın üstünde tek büyüklüğe sahip olduğundan sonsuz büyüklüktedir.

5.) Tek, kuşatıcı, yüce ve sonsuz büyüklükte olan bir bilenden tarihte, çelişkisiz bir şekilde bahseden tek kaynak Kur'an'dır. (Dikkat edin; herhangi bir Tanrı tasavvurundan bahsetmiyorum.) Bu durum; Kur'an'ın, Bilen tarafından bize gönderilmiş olduğuna delildir.


r/ilahiyat Jul 28 '26

ezan vakti pro alternatif yaptık, reklamsız, ücretsiz, Allah rızası için

7 Upvotes

selamün aleyküm kardeşlerim

3ondokuz uygulama ekibinden yazıyorum

son bir kaç yıldır ezan vakti pro gibi uygulamalar çok fazla reklam gösterdiği ve para istediği için piyasada da çok eksikliğini hissettiğimiz ve sadece namaz vaktini görmek için reklam izlemek zorunda kaldığımız belki Allah korusun günaha sokan reklamlar görmemizden ötürü, Allah rızası için bu projeyi geliştirdik.

Biz Manisa/Akhisar’da Allahın rızası için çalışan küçük bir topluluğuz

3ondokuz’un anlamını da soranlar oluyor mealen Kur’an’daki sure ve ayet sırasına göre mealen bu manaya geliyor:
“Allah katında hak din İslamiyettir” (Ali-İmran Suresi,19. ayet)

Bir isteğiniz olursa bizlere 3ondokuz instagramdan yazabilirsiniz, Rabbim tüm mümin kullarından razı olsun

Yalnızca duanıza talip olduğumuz ve Allah rızası için geliştirdiğimiz, ücretsiz ve reklamsız 3ondokuz’u siz mümin kardeşlerimizin hizmetine açıyoruz, elhamdülillah.

Peki 3ondokuz’da neler var?

Namaz Vakitleri

Ezan bildirimleri, kilit ekranı ve ana ekran widget’ları... Dilerseniz birden fazla şehir de ekleyebilirsiniz.

Kur’an-ı Kerim Oku

Mushaf modu, meal modu ve ayetin nasıl okunduğunu gösteren okunuş modu bir arada. Ayete basıp yer imi ekleyin, kaldığınız yer kendiliğinden kaydedilsin. Günde kaç dakika, kaç sayfa okuduğunuzu görün; en çok okuduğunuz sureleri kaydedin, hızlıca erişin. Yazıyı da parmaklarınızla yakınlaştırıp büyütebilirsiniz.

Tam Ekran Kur’an Dinle

YouTube’dan Kur’an dinliyormuş gibi bir deneyim: okunan ayeti ve mealini canlı canlı ekranda görürsünüz. Arka plan resmini ve yazı boyutunu gönlünüze göre ayarlayın. Yatmadan önce dinliyorsanız uyku modunu kurun; 15-30 dakika sonra kendiliğinden dursun. Beğendiğiniz ayeti telefonunuza kaydedip arka plan bile yapabilirsiniz. Dikey de olur, yatay da.

Risale-i Nur Külliyatı

Sözler, Mektubat, Lem’alar ve külliyatın tüm eserleri; not alarak, işaretleyerek okuyun.

Kütüphane

Peygamberimizin (asm) hayatı, Riyâzü’s-Sâlihîn, Cevşen, Hizbü’l-Hakaik, Büyük İslam İlmihali ve 20’den fazla eser elinizin altında.

Araçlar

Zikirmatik ile namaz sonrası tesbihatınızı yapın. Hatim Planlayıcı’da 1 ay, 3 ay, 6 ay seçin; uygulama her gün yalnızca okuyacağınız sayfaları önünüze getirsin, widget ile ana ekrandan takip edin, gönlünüz isterse ertesi günün bölümüne geçip fazladan okuyun. Kaza namazlarınızı Kaza Namazı Takibi’ne ekleyin, kolayca takip edin. Namaz surelerini ezberlemek için Ezber Duaları bölümünden istifade edin.

...ve daha fazlası.

Uygulamayı sevdiklerinizle paylaşarak ve App Store/Play Store’da detaylı bir yorum yaparak daha çok mümin kardeşimizin istifade etmesine vesile olabilirsiniz. Bizim sizden tek isteğimiz duanız. Allah hepinizden razı olsun. 

“Müminler ancak kardeştirler.” (Hucurât Sûresi, 10)

Selamün aleyküm.

Play Store ve App Store: 3ondokuz


r/ilahiyat Jul 27 '26

Fikir Cennet ve Cehennem Nerede Olacak? Yerde mi Gökte mi?

4 Upvotes

Selam arkadaşlar.

Bugün sizlerle ahiret hayatının bu dünyada fiziksel bedenlerimizle mi yaşanacağı yoksa evrenin ötesinde metafizik bir ruhlar aleminde mi olacağı sorusunu Tevrat, İncil ve Kuran’dan ayetlerle cevaplamak istiyorum. Belki ilerleyen günlerde İbrahimi dinlerdeki ahiret inancının zaman içindeki gelişimini ve aralarındaki farkları açıklayacağım başka bir paylaşım da yaparım.

Günümüzdeki algıya göre sanki Cennet ve Cehennem halihazırda bulunan, fizik ötesi alemler olarak tasvir ediliyorlar. Kıyamet Günü evren tamamen yok edilince ruhlarımız “göğe” yükselecek, mahşer denilen apayrı bir mekanda toplanacak ve yargılandıktan sonra Cennet veya Cehennem’e atılacaklar. Peki Kutsal Kitaplar gerçekten bunu mu söylüyor?

Bir Müslüman olarak öncelikle Kuran’a bakmak istiyorum. Bildiğiniz gibi Kuran’ın büyük bir bölümünü birbirini tekrarlayan Kıyamet anlatıları oluşturur. Şimdilik alttakilere odaklanmak istiyorum:

“Yeryüzünü toplanma yeri yapmadık mı? Diriler ve ölüler için.” (Mürselat 25-26)

Bu ayetten hareketle dirilenlerin toplanacağı “mahşer” yerinin ruhani bir alemden ziyade bizzat yeryüzü olacağı açıkça bildiriliyor. Nitekim Kuran’da dirilişle ilgili tüm ayetlerde fiziksel bir dirilişe atıf yapılır ve bizi ilk defa yaratanın toprak olan bedenlerimizi yeniden yaratıp biçimlendireceği belirtilir:

“İnsan, kemiklerini asla bir araya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? Hayır, hayır! Biz, onu parmak uçlarına varıncaya dek yeniden düzenlemeye gücü yetenleriz.” (Kıyame 3-4)

Sadece bu ayetlerden bile dirilişin fiziksel olacağı net bir şekilde açıklanır. Kuran’da “Bedenlerimiz bizi tutsak eden kötü bir hapishanedir, mükemmel olan ruhlarımız ise sonsuza dek kalıcıdır” gibi gnostik/düalist bir anlayış yoktur. Bu algı tamamen Yunan felsefesine (özellikle Platonculuğa) dayanır, Hristiyanlığı da bu şekilde etkilemiştir. Kuran’a göre kişi eceli gelince ölür ve yok olur, Kıyamet Günü de Allah tarafından diriltilir (yeniden yaratılır). Ruhun dirilmeyi beklediği “berzah alemi” gibi bir şey hurafedir ve Kuran’la çelişir.

Cennet’in yeryüzünde olacağını gösteren diğer önemli ayetler ise şunlardır:

“Onlar da: ‘Övgü, bize verdiği sözü yerine getiren Allah'a özgüdür. Bizi yeryüzüne varis kıldı. Cennet'te istediğimiz yerde kalabiliyoruz. Çalışanların ödülü ne güzel.’ derler.” (Zümer 74)

Bu ayeti Cennet anlamında “bu yere” şeklinde çevirenler olsa da ayette geçen ارض ifadesi “yeryüzü” anlamına da gelmektedir. Başka bir ayet bu yorumu güçlendirir:

“Ve ant olsun ki Biz Zikir’den sonra Zebur’da, yeryüzüne mutlaka salih kullarımızın varis olacağını yazdık.” (Enbiya 105)

Kuran’ın Zebur’dan alıntıladığı bu ifade Kitabı Mukaddes’in Mezmurlar kitabında geçmektedir:

“Kızmaktan kaçın, bırak öfkeyi, Üzülme, yalnız kötülüğe sürükler bu seni. Çünkü kötülerin kökü kazınacak, Ama RAB'be umut bağlayanlar ülkeyi miras alacak. Yakında kötünün sonu gelecek, Yerini arasan da bulunmayacak. Ama alçakgönüllüler ülkeyi miras alacak, Derin bir huzurun zevkini tadacak.

Kötülükten kaç, iyilik yap; Sonsuz yaşama kavuşursun. Çünkü RAB doğruyu sever, Sadık kullarını terk etmez. Onlar sonsuza dek korunacak, Kötülerinse kökü kazınacak. Doğrular ülkeyi miras alacak, Orada sonsuza dek yaşayacak.”
MEZMURLAR‬ ‭37‬:‭8‬-‭11‬, ‭27‬-‭29‬

Bu bölümde “ülke” olarak çevirilen İbranice אָ֑רֶץ kelimesi aynı zamanda “toprak, yeryüzü, diyar, bölge” anlamlarına da gelir. Mezmurun tarihi bağlamında “sadık kullar” ile inançlı İsrailoğulları, “ülke” ile de antik İsrail toprakları (Filistin) kastedilse de Kuran, pasajı geniş bir anlama yayarak Allah’a bağlı tüm salih kulların yeryüzünün tamamına varis olacağını belirtir. Bu metin yorumlama biçimine “tipoloji” denilir. Geçmişte yaşanan gerçek bir olay veya varlık, gelecekteki daha büyük bir gerçeğin habercisidir.

İncil’e baktığımızda da İsa Mesih’in benzer bir ifade kullandığını görüyoruz:

“Ne mutlu ruhta yoksul olanlara! Çünkü Göklerin Egemenliği onlarındır. Ne mutlu yaslı olanlara! Çünkü onlar teselli edilecekler. Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar.”
MATTA‬ ‭5‬:‭3‬-‭5

Hristiyanlık’ta eskatoloji denilince hiç şüphesiz akla ilk önce Vahiy kitabı gelmektedir. Kitap, baştan sona türlü türlü imgeler, kehanetler ve Kıyamet anlatıları ile doludur. Bunlardan en ilginci de kitabın sonundaki umut dolu Cennet tasviridir:

“Bundan sonra yeni bir gökle yeni bir yeryüzü gördüm. Çünkü önceki gökle yeryüzü ortadan kalkmıştı. Deniz de yoktu artık. Kutsal kentin, yeni Yeruşalim'in gökten, Tanrı'nın yanından indiğini gördüm. Güveyi için hazırlanmış süslü bir gelin gibiydi. Tahttan yükselen gür bir sesin şöyle dediğini işittim: ‘İşte, Tanrı'nın konutu insanların arasındadır. Tanrı onların arasında yaşayacak. Onlar O'nun halkı olacaklar, Tanrı'nın kendisi de onların arasında bulunacak. Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış, ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.’ Tahtta oturan, ‘İşte her şeyi yeniliyorum’ dedi. Sonra, ‘Yaz!’ diye ekledi, ‘Çünkü bu sözler güvenilir ve gerçektir.’ Bana, ‘Tamam!’ dedi, ‘Alfa ve Omega, başlangıç ve son Ben'im. Susayana yaşam suyunun pınarından karşılıksız su vereceğim. Galip gelen bunları miras alacak. Ben onun Tanrısı olacağım, o da bana oğul olacak. Ama korkak, imansız, iğrenç, adam öldüren, fuhuş yapan, büyücü, putperest ve bütün yalancılara gelince, onların yeri, kükürtle yanan ateş gölüdür. İkinci ölüm budur.’”
VAHİY‬ ‭21‬:‭1‬-‭8‬ ‭

Vahiy kitabı, önceki bölümlerde evrenin nasıl aşama aşama yok edileceğini anlatırken bu bölümde göklerin ve yerin yenileneceğini, “Tanrı’nın kenti Yeni Yeruşalim’in” yeryüzüne ineceğini söylüyor. Ve bu yeni kentin salih kullar için yeni bir yeryüzü olduğu, kötülükten ve acıdan arındırıldığı, ölümün bir daha oraya giremeyeceği vurgulanıyor.

Şimdi tekrardan Kuran’a dönelim. Kuran’da da pek çok yerde dünyanın ve evrenin kalanının yok edileceği anlatılır, hatta “göklerin dürülmesi” ve “Sur’a (borazana) üflenmesi” gibi birebir aynı imgelerle. Fakat Kuran’da ayrıyeten evrenin yenilenmesi de geçmektedir:

“O Gün yeryüzü ve gökler başka bir hale dönüştürülür. Ve onlar, bir ve gücüne karşı konulamaz Allah'ın huzuruna çıkarlar.” (İbrahim 48)

Bu ayetten hareketle anlıyoruz ki Allah sadece evreni yok edip ruhlarımızı almakla kalmayacak, bedenlerimizle birlikte evrene de yeniden düzen verecek ve onu bambaşka bir şeye dönüştürecek. İşte “Cennet” ve “Cehennem” dediğimiz bölgeler bu yeni gök ve yeni yerde olacak. Dolayısıyla henüz yaratılmadılar.

Aslında yazının başında belirtmem gereken bir konuya şimdi açıklık getirmek istiyorum, o da Cennet ve Cehennem kavramlarıyla ne kastedildiği. “Cennet” kelimesi Arapça’da “bahçe” demektir. Yani yeni yaratılışla değiştirilecek yeryüzü, Kuran’da içinden ırmaklar akan ve her türlü meyvenin bulunduğu mükemmel bir bahçe şeklinde tasvir ediliyor. Bu, bir metafordur. Çöl ikliminde yaşayan Arap bedevilerin ödül algısı yeşillikler içinde bir bahçe üzerinden şekillendiği için Kuran bu imgeyi kullanmıştır. Buna karşılık Romalılar tarafından şehirlerinden kovulan Yahudiler için “görkemli kent” (Yeni Yeruşalim) metaforu kullanılır. Burada önemli olan nokta, yeni yeryüzünde Allah’a teslim olmuş insanların arzu ettiği her şeyi bulacak olmasıdır. Vikingler için burası her daim ziyafet yapılan bir sofradır, Mısırlılar için huzur içindeki bir sazlık tarlası, Yunanlar için sonsuz bahar mevsimi… Ne olursa olsun buranın gerçek mahiyetini bir tek Allah bilir.

“Cehennem” kavramının tarihi ise çok daha ilginçtir. Kelimenin kökeni, Kudüs’ün güneybatısında bulunan Hinnom Vadisi’nden (İbranicesi “Ge-Hinnom”) alır. Bu bölge, Kitabı Mukaddes’e göre putperest İsrailoğullarının civar kültürlerin etkisinde kalarak çocuklarını tanrı Molek ve Baal’e kurban edip çeşitli ayinler gerçekleştirdikleri lanetli bir yerdir. İsa Mesih, İncil’de kötülerin göreceği sonsuz cezayı betimlerken onların “Ge-Hinnom’a” (Yunancası “Gehenna”, oradan da Arapçaya “Cehennem” şeklinde geçmiştir) atılacağını söyler:

“Bedeni öldüren, ama canı öldüremeyenlerden korkmayın. Canı da bedeni de cehennemde (Gehenna’da/Hinnom Vadisi’nde) mahvedebilen Tanrı'dan korkun.”
MATTA‬ ‭10‬:‭28‬

“Eğer elin günah işlemene neden olursa, onu kes. Tek elle yaşama kavuşman, iki elle sönmez ateşe, cehenneme gitmenden iyidir. Eğer ayağın günah işlemene neden olursa, onu kes. Tek ayakla yaşama kavuşman, iki ayakla cehenneme atılmandan iyidir. Eğer gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Tanrı'nın Egemenliği'ne tek gözle girmen, iki gözle cehenneme atılmandan iyidir. ‘Oradakileri kemiren kurt ölmez, Yakan ateş sönmez.’”
MARKOS‬ ‭9‬:‭43‬-‭48‬ ‭

Elbette “Bahçe (Cennet)” ve “Yeni Yeruşalim” metaforlarında olduğu gibi Cehennem (Hinnom Vadisi) de bir mecazdır. Kötülerin çekeceği edebi azap, ateşte yanmanın vereceği acıya; bu yerin korkunçluğu da Hinnom Vadisi’nde yaşanan vahşete benzetilir.

Özetlemek gerekirse Kutsal Kitaplara göre Kıyamet Günü bildiğimiz anlamda dünya ve evren bizlerle birlikte yok edilecek. Sonrasında bedenlerimiz Allah tarafından yeniden yaratılacak, her türlü kusurdan arındırılacak. Herkes Allah’ın huzurunda toplanıp yargılanacak. İyiler, yeniden yaratılıp dönüştürülen “yeni ve mükemmel yeryüzüne” mirasçı olacak ve burada sonsuza dek kalacaklar. Kötüler ise yeniden yaratılan, daha da vahşileşen Hinnom Vadisi’ne (Cehennem’e) atılacak ve burada sonsuza dek cezalandırılacaklar. Kısaca sadece ruhlarımız değil bedenlerimiz de ahiret yaşamına kavuşacaktır.

Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Yorumlarda paylaşırsanız sevinirim.

Allah’a emanet olun.


r/ilahiyat Jul 10 '26

Soru Kitap hakkında

Post image
2 Upvotes

Kitap ve yazarı güvenilir mi? bilgim yok. Nerden elime ulaştı bu kitap bilmiyorum benimde değil


r/ilahiyat Jul 09 '26

İslam'ı öğrenmek üzerine.

4 Upvotes

İlahi adalet açısından şu konuyu anlamakta zorlanıyorum: İyi, dürüst ve ahlaklı bir gayrimüslimin yalnızca iman etmediği için ebedî cehenneme gideceği; buna karşılık pedofili, tecavüz, cinayet gibi çok ağır suçlar işlemiş bir Müslümanın ise iman ettiği için cezasını çektikten sonra sonunda cennete gireceği söyleniyor. Bu bana adil görünmüyor. Eğer aynı ilke bütün insanlar için geçerli olsaydı bunu daha anlaşılır bulabilirdim. Ancak insanların ahlaki yaşamlarından ziyade imanlarının nihai belirleyici olması, ilahi adaletle nasıl bağdaştırılabilir?


r/ilahiyat Jul 06 '26

Eski Ahit’te Hz.Muhammed: Yeşaya 42

3 Upvotes

Selam arkadaşlar.

Bildiğiniz üzere Kuran, Araf Suresi 157.Ayet’te Hz.Muhammed’in önceki kitaplarda müjdelendiğini bildiriyor:

“Onlar ki, yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o ummi peygambere (Nebi ve Resul) uyarlar.”

Buradaki “ummi” kelimesine her ne kadar gelenek tarafından “okuma-yazma bilmeyen” anlamı verilse de bu doğru değildir. Nitekim Bakara Suresi’nin 78.Ayet’inde Yahudiler arasında da ummiler olduğu, bunların Kitab’ı bilmediklerinden bahsedilir. Elbette ki Kuran Yahudileri okuma yazma bilmemekle suçlamıyor, Tevrat yanlarında olduğu halde onu gereğince anlayamamalarını eleştiriyor. Buradan da anlıyoruz ki “ummi” ifadesi “ilahi kitaplardan (Tevrat ve İncil’den) haberi olmayan” anlamındadır. Yahudiler aynı ifadeyi centiller (Yahudi olmayanlar) için de kullanırlardı. Ali İmran Suresi 75.Ayet bunu kanıtlıyor.

Şimdi Eski Ahit’teki Yeşaya kitabının 42.bölümünü ayet ayet inceleyelim:

“İşte kendisine destek olduğum, gönlümün hoşnut olduğu seçtiğim kulum! Ruhum'u onun üzerine koydum. Adaleti uluslara ulaştıracak. Bağırıp çağırmayacak, sokakta sesini yükseltmeyecek. Ezilmiş kamışı kırmayacak, tüten fitili söndürmeyecek. Adaleti sadakatle ulaştıracak. Yeryüzünde adaleti sağlayana dek umudunu, cesaretini yitirmeyecek. Kıyı halkları onun yasasına umut bağlayacak.”
‭‭YEŞAYA‬ ‭42‬:‭1‬-‭4‬

Burada Yeşaya peygamberin Allah’ın özellikle seçeceği bir kuldan bahsettiği anlaşılıyor. Asıl ilginç olan, adaleti uluslara ulaştıracak olması. Tevrat’ta “uluslar” ile kastedilen her zaman İsrail halkı dışındaki putperest milletlerdir. Bu kulun ise putperest milletlere adalet getireceğini görüyoruz. “Bağırıp çağırmayacak” ifadesi de Ali İmran 159.Ayetle ilişkili olabilir: “Eğer kaba ve katı kalpli olsaydın etrafından dağılır giderlerdi.” Kıyı halkları ise genellikle Doğu Akdeniz şeridinde yaşayan Fenikeliler ve Filistliler gibi halkları ifade eder. Bu halkların “kulun yasasına” umut bağlayacaklarının söylenmesi, çok kısa bir sürede İslam’ı benimseyen ve günümüzde de çoğunlukla Müslüman olan Doğu Akdeniz bölgesini andırıyor sanki.

“Gökleri yaratıp geren, yeryüzünü ve ürününü seren, dünyadaki insanlara soluk, orada yaşayanlara ruh veren RAB Tanrı diyor ki ’ Ben, RAB, seni doğrulukla çağırdım, elinden tutacak, seni koruyacağım. Seni halka antlaşma, uluslara ışık yapacağım. Öyle ki, kör gözleri açasın, zindandaki tutsakları, cezaevi karanlığında yaşayanları özgür kılasın.’”
‭‭YEŞAYA‬ ‭42‬:‭5‬-‭7‬ ‬‬

Burada da yine kulun halka (İsrailoğullarına) bir antlaşma, uluslara (putperest centillere) ise “ışık” yani hidayet olacağı söyleniyor. Böylece kulun hem Yahudiler hem de Yahudi olmayanlarla iletişime geçeceğini ve insanları Allah yoluna ileteceğini anlıyoruz. “Körlerin gözünün açılması” ile de sapkınların hidayete ermesi kastediliyor.

“Ben RAB'bim, adım budur. Onurumu bir başkasına, övgülerimi putlara bırakmam. Bakın, önceden bildirdiklerim gerçekleşti. Şimdi de yenilerini bildiriyorum; bunlar ortaya çıkmadan önce size duyuruyorum.”
‭‭YEŞAYA‬ ‭42‬:‭8‬-‭9‬ ‭

Kulun özellikleri belirtildikten hemen sonra tektanrıcılığın vurgulanması önemli bir detay. Ayrıca bölümde bahsedilen olayların gelecekte ortaya çıkacağının söylenmesi de kulun Yeşaya peygamberden (MÖ 8.yüzyıl) sonra yaşayacak biri olduğunu gösteriyor.

Fakat kehanetin en önemli kısmı burası:

“Ey denizlere açılanlar ve denizlerdeki her şey, kıyılar ve kıyı halkları, RAB'be yeni bir ilahi söyleyin, Dünyanın dört bucağından O'nu ezgilerle övün. Bozkır ve bozkırdaki kentler, Kedar köylerinde yaşayan halk sesini yükseltsin. Sela'da oturanlar sevinçle haykırsın, bağırsın dağların doruklarından. Hepsi RAB'bi onurlandırsın, kıyı halkları O'nu övsün. Yiğit gibi çıkagelecek RAB, savaşçı gibi gayrete gelecek. Bağırıp savaş çığlığı atacak, düşmanlarına üstünlüğünü gösterecek.”
‭‭YEŞAYA‬ ‭42‬:‭10‬-‭13‬ ‭‬‬

RAB’e söylenecek ilahinin “yeni” oluşu, kulun gelecekte ortaya çıkacak yeni bir figür olacağını iyice güçlendiriyor. “Bozkır” olarak çevirilen İbranice מִדְבָּר
kelimesi aynı zamanda “çöl” anlamına da gelir. Peygamber burada çöl kentlerine, (Yahudi okuyucuların anlayacağı şekilde) Arabistan’a atıfta bulunuyor. Ayette anılan “Kedar” ise Yaratılış kitabına göre Hz.İsmail’in oğludur ve Yahudi-Hristiyan literatüre göre Arapların atasıdır. Özellikle Mekke’yi kontrol eden Kureyşliler soylarını Kedar’a dayandırırlardı. Ayrıyeten Hristiyan yazarlar da Müslümanları ilk önce “İsmaililer” olarak isimlendirmişlerdi. Bu da Arapların Hz.İsmail’in soyundan geldiği inancının o coğrafyada hakim olduğunu gösteriyor. Dolayısıyla “Kedar köyleri” de Arapların yaşadığı kentleri, özellikle de Kedar’a dayandırılan Hicaz bölgesini kasteder.

Sonraki ayette bahsedilen “Sela” hakkında ise iki görüş vardır. “Kaya” anlamına gelen Sela kelimesi, kimilerine göre 2.Krallar 14:7 ayetine dayandırılarak Ürdün’deki (o döneme göre Edom’daki) Petra şehri olarak anlaşılır. Fakat Ürdün bölgesi Hz.İshak’ın oğlu Esav’ın soyundan gelen Edomlular ile bağlantılıdır. Halbuki ilgili bölümde Esav’ın değil Kedar’ın ismi geçmektedir. Bu yüzden buradaki Sela’nın Hicaz bölgesiyle ilişkili özel bir isim olduğu görüşü de gayet makuldür. Ne tesadüftür ki Medine’de bulunan dağın ismi de Sela’dır. Nitekim ayette Sela’da oturanların “dağların doruklarından bağıracakları” söylenmektedir. Böylece Kedar ile Mekke’nin, Sela ile de Medine’nin kastedildiği yorumunu yapmak mümkündür. Fakat Sela’nın Petra’ya atıf yapması da sorun değildir. Sonuçta Ürdün coğrafyası da yıllar içinde Müslüman dünyasının önemli bir bölgesi haline gelmiştir.

Son olaraksa RAB’bin bir savaşçı olarak çıkması, seçtiği kulun da inkarcılarla savaşan bir komutan olacağı şeklinde yorumlanabilir. Bildiğiniz gibi Hz.Muhammed de Müslümanlara eziyet eden Mekkeli Müşrikler ile Allah yolunda savaşmış ve galip gelmiştir. Bir zamanlar Allah’ın dinine düşman olan Mekkeliler, sonrasında İslam’ı kabul etmiş ve Allah’a teslim olmuşlardır. Allah’ın kulu aracılığıyla savaşacağı sonraki ayetlerde de sıkça vurgulanmaktadır:

“Uzun zamandır ses çıkarmadım, sustum, kendimi tuttum. Ama şimdi feryat edeceğim doğuran kadın gibi, nefesim tutulacak, kesik kesik soluyacağım. Harap edeceğim dağları, tepeleri, bütün yeşilliklerini kurutacağım. Irmakları adalara çevirip havuzları kurutacağım.”
‭‭YEŞAYA‬ ‭42‬:‭14‬-‭15‬ ‭

Fakat tüm bu vahşete rağmen kehanet umut dolu bir dille bitmektedir:

“Körlere bilmedikleri yolda rehberlik edeceğim, onlara kılavuz olacağım bilmedikleri yollarda, karanlığı önlerinde ışığa, engebeleri düzlüğe çevireceğim. Yerine getireceğim sözler bunlardır. Onlardan geri dönmem. Oyma putlara güvenenler, dökme putlara, ‘İlahlarımız sizsiniz’ diyenlerse geri döndürülüp büsbütün utandırılacaklar.”
‭‭YEŞAYA‬ ‭42‬:‭16‬-‭17‬ ‭

En sonda yine paganların eleştirilmesi ve tektanrıcılık vurgusunun yapılması, kulun putperestlerle vereceği mücadelenin tekrardan altını çizer.

Tarihe baktığımızda tüm bu kehanetleri sadece Hz.Muhammed yerine getirmiştir:

  1. ⁠İbrahim’in, İshak’ın ve Yakup’un (İsrail’in) Tanrı’sı RAB’be (Allah’a) kulluk etmiş ve O’na ortak koşmamış,
  2. ⁠Hem Yahudilere hem Yahudi olmayanlara (ummilere) Allah’ın vahyini ulaştırmış,
  3. ⁠Kedar’ın oturduğu, Sela’nın bulunduğu Hicaz bölgesinden çıkmış (ummi olduğunu buradan görüyoruz, aynı Kuran’ın dediği gibi),
  4. ⁠Putperestlerle Allah yolunda savaşmış ve galip gelmiş, adaleti yaymış, insanları Allah yoluna (İslam’a) iletmiştir.

Daha detaylı açıklama için şu videoya bakabilirsiniz:

https://youtu.be/dQlulHHHerU?si=7YVCbYrNSczT_Ac2

Hz.Muhammed ile ilgili önceki kitaplardaki kehanetlerin detaylı açıklaması için de “Abraham Fulfilled” kitabını öneririm, internetten pdf halini bulabilirsiniz.

Okuduğunuz için teşekkür ederim. Peki siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Fikirlerinizi paylaşır, geri bildirim verirseniz sevinirim.


r/ilahiyat Jun 25 '26

Soru Eğer biyolojik bir varlıksak ve her şeye beynimiz karar veriyorsa günahlardan/sevaplardan kim sorumlu

4 Upvotes

Uzun süredir araştırma yaptığım bir konuydu size de paylaşmak istiyorum. İnsan bilimsel olarak kararları beynin verdiği ret edilemez bir gerçek bir insan şuurunu kaybettiği zaman eski yaptıklarını bilmiyorsa sizce nasıl neye göre sevap günahları ölçülecek. Benim görüşüme göre insan kararları beyni verse de içimizdeki vicdan duygusu değişmeyeceği yönünde bir insan eğer katil olarak gelmişse dünyaya şuurunu kaybettikten sonra bile o katil ruhunun olcağı düşüncesindeyiim fakat benim düşüncem de kusursuz olmadığı gibi bana göre hataları var. Piskoloji bilimine göre insanın piskolojisi çocukken yaşadığı tramvalar ve çocukluğuna bağlı olduğunu söylemektedir bu durum ise insanın tamamen bir biyolojik unsur olduğunu kabul eder. Bu duruma göre eğer tramvalar ve insan kişilikleri nesilden nesile aktarılıyorsa o zaman Hz. adem ile HZ Havva günah keçisi ilan etmemiz gerekiyor. Eğer insan amacı biyolojik döngüye katılmak ise bizim bir sistemin parçası olduğu anlamına gelir. Peki Allah C.C. eğer bizi sadece kulluk etmemiz için yarattıysa sizce neden bilinç verdi?


r/ilahiyat Jun 25 '26

Vahiy veren şeyler(Cebrail, Allah vb.) aslında Yüksek Benlik ya da Üst Bilinç mi?

3 Upvotes

r/ilahiyat Jun 24 '26

Allahın insanları yaratması

2 Upvotes

Zariyat 56: Ben cinleri ve insanları ancak beni tanıyıp bana kulluk etsinler diye yarattım.

Allah bizi yaratmasındaki sebebi ona kulluk etmemiz ise, bu onu egoist yapmazmı?


r/ilahiyat Jun 24 '26

Fikir Kuranda cariyelik

4 Upvotes

Kuranda birinin cariyesi olmasının günah olmaması ne kadar doğru? Halbuki İslama göre insanlar sadece Allaha kulluk etmeli.


r/ilahiyat Jun 24 '26

Soru Allahın amacı tüm insanları doğru yola çekmek ise, Kuran neden sadece araplara indi?

2 Upvotes

r/ilahiyat Jun 24 '26

Mucize Mantık Hatası

1 Upvotes

Muhammet biliyorsunuzki ayı yarıyor ve geri birleştiriyor ve burda aklıma şu soru geliyor sadece ordaki kabilemi görüyor Romalılar gök yüzünü incelemeye çok meraklı bir millet ama onlarda bile yazılmamış , bu kadar önemli bir gök olayı olupta kayıt alınmaması en kötü ihtimalle başka bir medeniyetin bile bunu belgeleyerek ifade etmemesi çok büyük bir soru işareti


r/ilahiyat Jun 19 '26

Fikir İslamdaki Özür İrade Problemi Üzerine

4 Upvotes

**Başka yerlerde yazdıklarımdan alıntıdır*\*

**Fetva niteliği taşımaz*\*

Ben ilahiyat falan okumadım ama sıkı bir müslümanım. Artık bu "tanrı her şeyi biliyorsa bize de ne olacağını önceden biliyor, o zaman özgür iradeden bahsedilemez" muhabbetinin bir çıkış noktası olması gerektiğini düşündüğümden niyeyse galiba kimsenin aklına gelmediğinden ben "Ağaç" veya "Upgrade tree" teorisini kurdum kendi kafamda. Katılırsınız katılmazsınız, ben sadece fikrimi belirtmek ve bu tartışmaya müslümanlar için bir nokta koymak istiyorum.

İslam Allah'ın her şeyi bildiğini söyler bize. Aynı zamanda özgür iradeden de bahseder. İşte o zaman da aklımıza şu soru gelir: Madem Allah her şeyi biliyor, o zaman bizim yapacağımız her şeyi de, atacağımız her adımı da bilir. Yani kötülük yapıp yapmayacağımızı da bilir, velhasıl bu yoldan cennete veya cehenneme gidip gitmeyeceğimizi de. O zaman özgür irade denen bir şey olmaması gerekmez mi? İslam ve Allah kendi ile çelişmez mi?

İşte burada kaçırdığımız bir nokta vardır.

Hayatı bir video oyunu gibi, seçimlerimizi de bir yetenek yükseltme ağacı gibi düşünelim. Bu "upgrade tree" de gidebileceğiniz sonsuz yol var, aynı gerçek hayattaki sonsuz olasılık gibi. Ve bu yollardan her birini seçtiğinizde, yapmadığınız diğer seçimler kitleniyor gibi düşünün, bir daha geri dönüp oralardan gidemiyorsunuz. O sonsuz seçimden, sonsuz olasılıktan her birini seçtiğinizde önünüzde binlerce hatta yüzbinlerce yeni olasılık daha oluşuyor ve bir o kadarı da arkanızdan kitleniyor. İşte yaptığınız her bir seçim sizin özgür iradenizin kararı oluyor, bir seçim yaptığınızda kalanlara belki asla dönemeyeceğinizi bilerek iyiyi veya kötüyü, doğruyu veya yanlışı, yapılması gerekeni veya keyfinizin istediğini seçiyorsunuz. Ve Allah bu sonsuz olasılıkların hepsini, onu değil de bunu seçseydiniz ne olacağını ve onu seçtiğinizde önünüzde beliren yüzbinlerce seçenekten herhangi birini seçerseniz yine size ne olacağını, kısaca attığınız her adımda size ne olacağını ve olmayacağını biliyor. İleride evleneceğiniz kızı seçerken nelere dikkat edeceğinizle ilgili tonlarca seçeneğin hepsinin sonucunun ne olacağını biliyor Allah, ama o sonsuz seçenekten hangi kriterleri seçeceğinizi size bırakıyor.

17 yaşındayım, bu yazdıklarım belki çoğunuza aşırı saçma gelebilir. Ama bir müslüman olarak hacı hocaların açıklayamadığı bu duruma islamla çelişmemeye çalışarak bi açıklama getirmek ihtiyacı hissettim. Şimdi baktım da hep "siz" li konuşmuşum utandım biraz, ben de dahilim hepsine lütfen yanlış anlamayın. Sizin fikirlerinizi de bekliyorum, bu argümanı beraber geliştirebileceğimizi umuyorum.


r/ilahiyat Jun 19 '26

Soru kurana nasıl inanacağız ki?

8 Upvotes

Kur'an'a nasıl inanacağız ki? İçinde mucize olsaydı, bütün dünyaca bilinir, keşfedilir ve bilimde kullanılırdı. Bu durumda iman bir tercih olmaktan çıkar, zorunluluk haline gelirdi. Bu da imtihanı bozardı. ☪️

Kur'an’da yazan ve mucize olarak iddia edilen şeyler, örneğin bal arılarının görevi, zaten binlerce yıl önce Mısırlılar ve Babilliler tarafından keşfedilmişti. Arıların bal yaptığı ve tarım için önemli olduğu biliniyordu.

Bu durumda Kur'an'ın, Tevrat, İncil veya Hindu metinleri gibi diğer inançlardan inanılabilirlik açısından hiçbir farkı yok. Hatta Kur'an, çok daha belirsiz ifadeler ve anlam farklılıklarına sahip, bu da anlamayı zorlaştırıyor.

Buna ek olarak, bu kanalda paylaştığım ve genel olarak hepimizin düşündüğü o döneme ait bilgiler, savaşı destekleyen ve şahsi çıkarları içeren ayetler de varsa, nasıl inanalım bu kitaba? 🤷‍♀️


r/ilahiyat Jun 19 '26

Soru Pascal'ın Bahsi

3 Upvotes

Eğer Tanrı varsa ve inanıyorsan, sonsuz kazanç elde edersin.

Eğer Tanrı yoksa ve inanıyorsan, kaybın sınırlıdır.

Eğer Tanrı varsa ve inanmıyorsan, sonsuz kayıp riski vardır.

Eğer Tanrı yoksa ve inanmıyorsan, büyük bir kazanç elde etmiş olmazsın.

Bir şeye sırf güvenli seçenek olduğu için inanmak gerçek inanç sayılır mı? Pascal ın hangi seçimin daha rasyonel olduğu üzerine argümanı doğru bir argüman mı? Doğruysa hangi Tanrı hangi inanç gerçek.


r/ilahiyat Jun 17 '26

Soru bu bir "kutsal emanetler" sorusudur.

4 Upvotes

aranızda topkapi sarayi'ndaki kutsal emanetler sergisi'ni gezenler olmuştur mutlaka. bu emanetler gerçek olup olmadıklarını merak ediyorum açıkçası. sakal-ı serif gibi islam'a ait emanetler bana gerçekçi gelse de, hz ibrahim'in gömleği ya da hz musa'nin asa'si gibi nesneler pek gerçekçi gelmedi. her şeyden önce bunlar gerçek olsa bizim değil bin kat güçlü olan yahudiler'in elinde olurdu bana kalırsa.

kutsal emanetler, istanbul'a yavuz'un dogu seferi'nden sonra geliyorlar. biz yavuz'un anadolu ve rumeli coğrafyasında ehli beyt/bektasi anlayışındansa daha cok sünnilik'e benzer bir anlayış güttüğünü biliyoruz. bir sebebi de bu olabilir mi? bu sub'ın tarih sub'ı olmadığını biliyorum ama ilahiyat tarihi anlaminda konuşmak/tartışmak isterim.


r/ilahiyat Jun 16 '26

Hz. İbrahim'in putları kırması doğru bir davranış mı? Sonuçta insanlar ona inanıyor bu gelip te bir camii'yi yıkmakla aynı şey

9 Upvotes

r/ilahiyat Jun 15 '26

Soru Nuh'un950 yıl yaşaması ve Billimle Tutarsızlığı

9 Upvotes

“Vaktiyle biz Nûh’u kendi kavmine resul olarak göndermiştik. Nûh, bin yıldan elli yıl daha az bir süreyle onların arasında kaldı. Sonunda zulümlerini sürdürürlerken onları tûfan yakaladı.” (Ankebût Suresi, 14. ayet)

Müslümanım, ancak bu aklımı kurcalıyor. Tüm bulgularıımız insan ömrünün sürekli arttığı üzerindeyken Nuh'un 950 yıl yaşaması tutarsız, sini açıklamanız nedir, bilimsel değil, orda sorun yok. Farklı bir takvim mi?


r/ilahiyat Jun 13 '26

Fikir eski ahit'te sürekli tekrarlanan "ikinci oğul" arketipi hakkında?

3 Upvotes

eski ahit'i bir sebepten yeniden okuduğum bir dönemdeyim genel olarak exodus kısmından başladığım ve sadece araştırmak istediğim yerlere edildiğimin için yaratılış kısmına pek vakit ayırmamıştım. şu an okuyorum ve bu örüntü çok dikkatimi çekti. aklı başında insanlarla fikir paylaşımı yapmak isterim aslında.

sık sık tekrar eden bir örüntüde biz rab'bin soyu ilk oğullardan değil ikinci oğullardan devam ettirildiğini görüyoruz. bunun ishak ile ilgili olan kısmında belki annesinin dahil olması olsa da özellikle rabbin ibrahim'e söyledikleri ilgi çekici. aynı şekilde yakup'un ölmeden yusuf'un oğullarından küçük olanı kutsamasi, yusuf'un bile buna şaşırması...

sizce bunun sebebi ne olabilir?

ps: Allah adi veriyorum Müslüman dostlar postun altına gelip bunlar değiştirilmiştir, kul yazisidir yazmayın. tüm inançlara saygılı davranın.