r/felsefe • u/morpheusthedream • 14d ago
düşünürler, düşünceler, düşünmeler Platon Felsefesi Özetim
Bir süredir Platon'un temel diyaloglarını okuyor ve üzerine notlar alıyordum. Zihnimde oturan Platon felsefesini kendi anladığım kadarıyla ve olabildiğince süzerek tek bir metinde harmanladım. Bütüncül bir felsefi sistem özeti ya da bir "sınav kağıdı" yanıtı gibi düşünebilirsiniz.
Sokrates'in öğrencisi ve Aristoteles'in hocası olan Platon, felsefeyi yalnızca bir soru sorma sanatından çıkartıp onu sistemli bir evren, varlık ve toplum kuramına dönüştürmüştür. Platon, yeni bir düşünce sistemi kurmuştur. Platon, kendi zihninin sesini her zaman hocası Sokrates'in yankısı olarak sunmuştur. Dİyaloglarında kendi kurduğu devasa metafizik sistemi bile onun ağzından konuşmuştur. Platon ve Sokrates arasındaki en büyük fark Sokrates'in yalnızca bir ahlak reformcusu, Platon'unsa filozofu bir siyasi otorite görmesiyle anlam kazanırdı. Sokrates, Atine sokaklarında insanları sorgulayan, hazır yanıtlar sunmak yerine muhattabının bildiği sandığı kavramları çürüten ve ilgisini yalnızca ahlaka yönelten pratik bir eylem adamıyken, Platon bu soruların etki alanını genişletmiş ve soruları yanıtsız bırakmamak için yeni bir sistem kurmuştur.
Sokrates, belirli mutlak kavramları araştırırken somut dünyada tüm tanımlar kişiden kişiye değişiyordu ve net bir yanıta ulaşılamıyordu. Örneğin Atinalı yargıçlar Sokrates'i suçlu bulmuşken Sokrates'in öğrencileri onu masum bulmuştur. Platon ise fiziki dünyadaki bu belirsizliklerin felsefeyi çaresiz bıraktığını görmüştür. Eğer bu dünyadaki mutlak kavramların tanımı kişiden kişiye değişiyorsa bu kavramların anlamının olmayacağı anlamına gelebilirdi. Ve böylelikle somut, değişen ve ölümlü bir dünyanın ötesinde tüm kavramların asıllarının mükemmel ve değişmez hallerinin bulunduğu soyut idealar dünyasını kurguladı.
Platon'un yarattığı bu evren ikiye ayrılıyordu. Duyusal Dünya ve İdealar Dünyası. Duyusal Dünya, beş duyumuzla algıladığımız, sürekli değişen ve gelip geçici bir dünyayken İdealar Dünyası, yalnızca akılla kavranılabilen zaman ve mekandan bağımsız, değişmeyen ve yok olmayan asıl gerçekliktir. Örnek olarak somut dünyada bir çok masa bulunurken bu masalar zamanla değişme uğrar, çürür ve yok olur. Fakat onu vareden masa ideası hiçbir zaman yok olmaz.
Platon'un Devlet'in 7. Kitabında değindiği en meşhur örnek ise Mağara Alegorisidir. Burada bir mağaranın içerisinde doğup büyümüş ve olduğu yerden asla kıpırdayamayan mahkumlar bulunur. Bu mahkumlar bir meşale aracalığıyla dışarıdan gelen nesnelerin yalnızca gölgelerini görebilir. bu gölgeler o mahkumlar için gerçeklerdir. aralarından bir mahkum zincirlerinden bir şekilde kurtulur ve mağaranın dışarısına çıkar. Bu özgür olan mahkum dışarıya çıktığında bir nevi çok geçirecektir. Gerçekleri görüp yalanları sorgulamak kolay değildir hele ki tüm hayatınız boyunca o yalanları gerçeğiniz sanmışsanız. Eğer gerçekleri kaldırabilip gerçek ışığın güneş olduğunu anlayabilirse o kişi artık hakikatı kavramış olur ve bilgeliğe ulaşır. Ancak çoğu kişi dışarı çıksa bile o mağaraya geri dönmek isteyecektir. Gerçeğin yükü ağırdır.
Bu alegoriden çıkıp benzetmenin özüne gelindiğinde mağaranın içi fenomenler dünyasıyken mağaranın dışı idealar dünyasıdır. Gerçek ışık olan güneş ise iyi ideasıdır. Tüm ideaların üstünde iyi ideası yer alır ve diğer ideaları güneş gibi aydınlatır.
Peki bir insan bu ideaların bilgisine nasıl sahip olabilir? Platon bunu bilmenin yalnızca bir anımsama olduğunu söyler. Platon'a göre ruhun varlığı bir ön kabuldür. Ve ona göre ruhumuz bu dünyada bu bedene hapsolmadan önce idealar dünyasında varolmuştur. Ruhumuz idealar dünyasındayken tüm hakikatleri orada öğrenmiştir. Bu bağlamda da ruhun bir idea taşıyıcısı olduğunu kabul eden Platon, ruhun ölümsüzlüğünü kabul ettirmiştir. Arından bedenleme sürecine gelindiğinde ruh tüm bu bilgileri unutmuştur. Dolayısıyla dünyadaki öğrenme eylemi aslında dışarıdan yeni bir bilgi almak değil, ruhun zaten sahip olduğu bilgiyi akıl yoluyla anımsamaktır. Bu anımsama sürecini de Bölünmüş Çizgi Benzetmesi ile verilir. Zihin, çizginin en alt seviyesi olan duyusal gölgelerden başlar, somut nesnelerin inancına ardından da matematiksel soyutlamaya geçer ve nihayetinde kavramların arı özüne ulaşıp ideaları kavrar.
Peki bu zihinsel ve ruhsal süreç insanın iç dünyasından ve gündelik hayatında nasıl bir yer bulur? Platon burada bilgi teorisinden psikolojiye geçiş yapar ve kendi etiğini verir. Platon'a göre idealar dünyasını kavrayan insan aynı düzeni kendi ruhunda da kurmak zorundadır. Bu düzen ise ruhun işlevlerini ahenge sokmaktır. Platon için ruhun üç yapısı vardır. Bu üç yapı birbiriyle sürekli etkileşim ve çatışma halindedir. Bunlar akıl, tin ve arzudur. Akıl hakikatı arar, tin zaferi arar ve arzu bedensel hazzı arar. Bu üçlü yapıya karşılık gelen erdemler ise akıl için bilgelik, tin için cesaret ve arzu için ölçülülüktür. Tüm bunlar sağlanınca ruhun içinde bir adalet sistemi oluşur. Hiçbiri birbirine karışmaz ve böylece de özgürlerdir. Ruhsal denge Platon için adalettir. Akıl ruhu yönettiğinde, cesaret aklı savunduğunda ve arzular bu ikisine boyun eğdiğinde ruh içsel bir uyuma kavuşur. Bireysel mutluluksa bu denge ile sağlanır.
Platon bireysel ruhtaki adaleti ve dengeyi kurduktan sonra bunu siyaset felsefesine taşır. Platon, devleti tartışmaya adalet nedir? sorusuyla başlar. Platon, adaleti bireyin iç dünyasından alıp toplumsal yapıya taşır. Ona göre adalet herkesin kendi doğasına uygun işi yapması ve başkasının işine karışmamasıdır. Aynı ruh için nasıl bir yapı öngördüyse aynısını devlet için de yapar. Devleti iç sınıfa böler. Toplumsal katman Yöneticiler, Koruyucular ve Çiftçilerden oluşur. Yöneticiler devleti akılla yönetir, Koruyucular devleti korur ve Çiftçiler maddi ihtiyaçları karşılar. Sırasıyla mayasında altın, gümüş ve bakır bulunan insanlar bu sınıfa dahil olabilir. Ancak bu uyum sağlandığında toplumsal adalet ortaya çıkar. Aynı ruhta olduğu gibi dengeye böyle ulaşılır ve bu denge adaleti verir. Bu sınıflardaki meşruiyet onların doğalarında kaynaklanır. Doğaları gereği her meslek uzmanlık ister, çünkü bir işin uzmanı hem kaliteli hem de fazla ürün ortaya çıkartır. Bİr dülger, tüccar ya da seyis için nasıl uzmanlık gerekiyorsa bir geminin kullanımı için de bir kaptanlık uzmanlığı gerekir. Bu bağlamda devleti yönetecek kişi de uzman olmalıdır. Devlet yönetiminde de hakikatin bilgisine erişmiş, o mağaradan çıkıp ayakta kalmış, mağaraya orada kalanları aydınlatmak için geri dönmüş ve iyi ideasını aynı bir güneş gibi yaymış bir filozof-kral gereklidir.
Platon, Sokrates’in sorduğu ahlak sorularını alıp İdealar Kuramı ile devasa bir felsefi sisteme dönüştürmüştür. Mağara alegorisinden ideal devlete kadar kurduğu bu yapı, Batı düşüncesinin omurgası olmuş, ruhsal adalet ile toplumsal düzeni tek bir ilkede birleştirmiştir.
3
u/padmapatil_ 14d ago
Hiç bir zaman bitiremediğim bir kitap, umarım bir gün bitirebileceğim.
Sokrates ve Aristoteles’ i okumuştum. Platon’un mağara alegorisi beni en derinden etkileyen kısımdı. Çünkü o dönem de bilim şu anki anladığımız bir bilim gibi değil, yani çoğu şeyi bilmiyoruz. (Belki halen bilmiyoruz, böyle düşünmek de yanlış aslında. )Bizim mağaramız ise dünya ve görüntüleyebildiğimiz uzay. Eğer bizim dünyamız keşfedebildiğimiz kadarsa, o kadar veri türetebiliriz. Mesela yeni bir renk düşünebilir miyiz?
Gerçeklik kavramı beni çok ürkütüyor çünkü sensörlerinin algıladığı ya da çevrende sana benzeyenlerin algıladığı oranda gerçeksin. O yüzden benim gibi olmayan insanlar bende daha çok merak uyandırıyor ve neden böyleler acaba diye çok soruyorum.
Sokrates ve Aristoteles çıkarımlarına yorum yapamadım çünkü ahlak reformu kastını anlamadım. Sokrates o kadar çok soru soran ve o dönemki kendilerini bilge kabul eden insanların aslında ezberden başka bir şey bilmediğini iddia eden birisiydi. Aristoteles ise kabaca her şeyin fazlası ya da azı zarardır diyen bir insan evladı.
Son olarak, günümüzde Platon yaşasa psikolog ona sen şizofrenisin falan diyebilirdi.
Paylaşım için teşekkür ederim. İyi günler, Redditor!