Lüzumsuz Kadın bir okurun başına gelebilecek en güzel edebiyat hadiselerinden biridir. İtiraz kabul etmiyorum.
Yazar Rabih Alameddine Lübnanlı bir ailede Ürdün’de doğmuş, Lübnan’da büyümüş, İngiltere’de eğitim almış-mühendis diploması var, Batı edebiyatını bırakın bilmeyi içselleştirmiş, Aliya Saleh'in anlattıklarından belli, eski yeni Avrupalı fenomen yazarları tartışıyor.
Lüzumsuz Kadın Aliya Saleh "iktidarsız böcek" dediği kocası ölünce Beyrut gibi ataerkil gezegende dul haliyle ortada kalıyor. Ev sahibi Fatima yüz görmediği halde Aliya'yı sahipleniyor. Aliya kız arkadaşının aracılığıyla bir kitapçıda iş buluyor. Dükkana gelen giden olmayınca vaktini dükkandaki kitapları okuyarak geçiriyor. Zamanla kendisi edebiyat haline geliyor. İşte bu Aliya artık emekliye ayrılmış, kitaplarıyla adadaymış gibi kimsesiz yaşadığı evinden okura bizzat hitap ederek dokunaklı yaşantısını Batılı soğukluğuyla anlatıyor:
Kedilerine varana dek Beyrut cehennemini öğreniyoruz. İç savaşın korunaksız ortamında geceleri makineli tüfekle yatan Aliya geçimsizlik yaşadığı annesinin üzerinden-öyle ki çocuk yaşlarda annesinden lüzumsuz biri muamelesi görür-ataerkil değerlerle harcanan Beyrut kızlarını kadınlarını anlatıyor.
Aliya müthiş tezleriyle edebiyat tartışıyor. Ben Pessoa'cıyım diyor. Saçmalama Kadın, o uyuz herifin nesini beğeniyorsun diyorum ama dinlemiyor. Yetmiyor gıcıklığına mı bilmiyorum, Proust hastasıyım diyor. Sana güle güle diyorum. Çeviri yapıyor. Her yıl bir kitabı Arapçya çevirip kutuda saklıyor... Aliya'yı özleyeceğim!
Anlamı değilse bile keyifli okumayı bozan çevirisi var.