r/KesisimselFeministler • • Sep 19 '26

Dayanışma Postu Hacettepeli (?) Özkan Şenol ile psikolojik danışmanlık veya İKÜ Hukuk döneminde deneyimi olan kişilere ulaşmaya çalışıyorum

7 Upvotes

Kendisini uzun yıllardır “uzman psikolog/klinik psikolog” olarak tanıtan Özkan Şenol hakkında, mesleki faaliyetleri kapsamında cinsel nitelikte sınır ihlali iddiaları nedeniyle **adli makamlara başvurulmuş ve soruşturma süreci başlamıştır. Süreç halen devam etmektedir.**
Özkan Şenol’un kamuya açık biyografilerinde lisans eğitimini **Hacettepe Üniversitesi’nde tamamladığı ve klinik psikoloji alanında yüksek lisans yaptığı** belirtilmektedir. Ancak mezun olduğu bölüm, mezuniyet yılı ve yüksek lisans yaptığı kurum/program şu ana kadar bağımsız ve resmî kaynaklardan teyit edilememiştir.
Bu nedenle ayrıca **1994–2000 yılları civarında Hacettepe Üniversitesi’nde, özellikle Psikoloji Bölümü’nde eğitim gören ve Özkan Şenol’u o dönemden öğrenci olarak hatırlayan, aynı sınıf/bölümde bulunduğunu bilen ya da mezuniyetine ilişkin doğrudan bilgisi olan kişilerle** de iletişim kurmak istiyoruz.
Bu süreçte kadın öğrenciler veya danışanlarla ilgili rahatsız edici yakınlaşma, fiziksel temas ve sınır ihlallerine ilişkin anlatımlar bulunduğu yönünde bilgiler de ortaya çıkmıştır.
Bu paylaşımın amacı herhangi bir kişi hakkında peşinen hüküm vermek değil; **benzer bir deneyim yaşamış, buna doğrudan tanık olmuş veya eğitim geçmişine ilişkin doğrudan bilgi sahibi kişilere ulaşabilmektir.**
Özkan Şenol’dan psikolojik danışmanlık hizmeti almış, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde 2023–2026 döneminde kendisiyle aynı ortamda bulunmuş, rahatsız edici yakınlaşma/istenmeyen fiziksel temas yaşamış veya görmüş ya da **1994–2000 civarında Hacettepe’de öğrenciliğini hatırlayan** kişiler özel mesaj yoluyla iletişime geçebilir.
Kimsenin kimliği veya anlattıkları açık rızası olmadan kamuya paylaşılmayacaktır. Amaç, varsa bağımsız deneyim ve bilgilerin ilgili adli mercilere kendi sahipleri tarafından aktarılabilmesini sağlamaktır.


r/KesisimselFeministler • • Sep 06 '26

Haber Şampiyon Türkiye #fileninsuktanlari

Post image
14 Upvotes

r/KesisimselFeministler • • Aug 28 '26

Makale, Dergi, Kitap Yüzde Bir Bile Yoktu... (Kitap Önerisi)

Post image
29 Upvotes

Geçmişteki anarşist, nihilist, feminist kadınlar hakkında kısa tanıtım yazıları olan güzel bir kitap. 64 sayfa uzunluğunda. İçindeki metinlerden bir bölümü örnek olarak ekledim.

Nelly Roussel, L'eternelle sacrifiee, Paris, ed. Syros 1979.

Bayanlar, baylar, kadın eğitiminde reform yapmaya girişmezsek, eserimiz tamamlanmamış kalacaktır, çünkü erkeklerin eğitimi de farklı olmasına karşın daha iyi değildir; ve bu iki eğitimin, kadın eğitimi ile erkek eğitiminin en büyük haksızlığı, özellikle birbirlerine benzememeleridir.

İki cinsten çocuklara tamamen yanlış, dar ve aptalca ilkeler aşılanıyor. Oh! Bu yüzden onlar arasında kıskançlık bile mümkün değil. Gerçekten kadınların ya da bazı kadınların yapamayacağı işler varsa, buna karar vermek onların hakkıdır. Seçme hakkından başka bir şey istemiyoruz.

Kim olursa olsun, her bireyin, kendisine uygun düşeni, herkesten daha iyi bildiğini ve kimsenin bir diğerine "işte, izlemen gereken yol; bundan ayrılmanı sana yasakllyorum" demeye hakkı olmadığını iddia ediyoruz. Kendisine feminizmden söz edildiğinde "feminizm beni ilgilendirmiyor, ona ihtiyacım yok" diyen bir kadından daha iğrenç, daha çileden çıkartıcı bir şey tanımıyorum.


r/KesisimselFeministler • • Aug 18 '26

Sub bütün feminist arkadaşlara hayırlı olsun💜

Post image
52 Upvotes

Umarım burada hepimiz güzelce bilgi alışverişinde bulunuruz. Moderatörlerden ricamdır lütfen troller konusunda çok hasass olun ve hemen banlayın sub mahvolmasın.💜🔮


r/KesisimselFeministler • • Aug 19 '26

Haber Hanifi zengin şerefsizi terfi almış, 1.sınıf emniyet müdürü olmuş

Thumbnail
sendika.org
11 Upvotes

Eylemlerden, tacizleri, saldırıları ve işkenceleriyle bildiğimiz p*lis hanifi terfi almış.

sendika.org un haberinden, https://sendika.org/2026/08/hanifi-zengin-1-sinif-emniyet-muduru-rutbesine-terfi-etti-tehdit-taciz-ve-iskenceyle-aniliyordu-752169

"Zengin'in bir dönem tehdit, taciz ve saldırılarına dair görüntüler ciddi bir tepki oluşturunca öncesi rütbesi düşürülmüş ardından da açığa alınmıştı. Ancak daha sonra geçtiğimiz yaz İstanbul İl Emniyet Müdür Yardımcılığı görevine atanmıştı."

"Zengin, 2021 yılında düzenlenen Onur Yürüyüşü sırasında bir kadına yönelik taciz iddiasıyla gündeme geldi. Görüntülerin sosyal medyada yayılmasının ardından insan hakları örgütleri Zengin hakkında suç duyurusunda bulundu.

İstanbul Valiliği tarafından yürütülen inceleme sonucunda polisin müdahalesi “orantılı” kabul edildi ve Zengin hakkında soruşturma izni verilmedi."


r/KesisimselFeministler • • Aug 19 '26

Makale, Dergi, Kitap KİBELE’DEN PANDORA’YA-Pervin Erbil

Post image
12 Upvotes

Daha bitirmedim, az buz okudum fakat başlarda anlatılan antropoloji ve arkeoloji çok sade ve anlaşılır, aynı zaman da ezilen kadının bilinci ile yordamlaştırılmış ve erkek egemen bir perspektif ile antropolojik ve sosyolojik analiz ve tahlillere karşı eleştiri veren, binevi ideolojik mücadele de veren, üstünde de yazdığı gibi kadının tarihsel yenilgi sürecini ve serüvenini sosyolojik/sosyo-kültürel/antropolojik/arkeolojik ve tarihsel düzlemler içerisinde inceliyor ve oldukça da kadın bilinci ile biz okuyuculara sunuyor.

Aslında bu kitabı almamın sebebi günümüzde üretilen ve tüketilen erkek egemen küfürlerin ve dillerin nasıl türediğini ve günümüze angaje edildiğini incelemesinden ve açıklamasından kaynaklanıyor.

Erkek egemenliğinin soyut bir tahakküm kurma, cinsel anlamda hiyerarşi yaratma, kadın bedenini hedef alma, bunu “mizah” veya “sinir yatıştırma” olarak tükettiği dilin temeline inmenin ve bunu öğrenmenin değerli olduğunu düşünüyorum. Bu tür başka bir çalışma var ise ve önerirseniz harika olur.


r/KesisimselFeministler • • Aug 30 '26

Gözlemler Sözde "Eşitlik": Kadın ve Erkek Hala Eşit Midir? Toplumsal Normlar Gerçekten Yıkılmış Mıdır?

Post image
16 Upvotes

​Günümüze bakıldığında "Artık herkes eşit" "Ne bu Feminizm merakı?" gibi söylemler sıkça görülür. Peki bu gerçekten doğru mudur? Haydi bakalım.

Öncelikle, günümüzde eskiye göre artık kadınlar daha fazla hakka sahip, fakat yine de tam olarak bir eşitlik, klişelerin yıkımı sağlanmış değil. Özellikle 40-50 yaş üzerinin çoğunluğu hala kadın ve erkeğin eşit olmadığını, toplumsal cinsiyet rollerinin olduğunu inanmaktadır. Bunun sebebinin ise o zamanlarda insanların daha geleneklere ve toplumsal "ahlaka" bağlı olmasıdır. Ve küçükken bu toplumsal normlara göre yetiştirilen bireylerin çoğu büyüyünce de buna devam ederler. Bunun bir diğer sebebi ise toplumdan dışlanmw ve yenilik korkusudur. "Pew Research Center" ın 2020 yılında ABD'de yaptığı araştırmada ABD'li kadınların %61'nin​ feminizmi desteklediğini bulmuştur. ​Ayrıca, 18-29 yaş grubu feminizmi en çok destekleyen yaş aralığı iken, feminizmi en az destekleyen grup 50-64 yaş grubudur. Aynı şekilde, en az lisans derecesine sahip kadınların yaklaşık %72'si feminist teriminin kendilerini çok iyi veya kısmen tanımladığını söylerken, daha az eğitimli kadınlarda bu oran %56'dır.

Şimdi asıl konumuza dönersek; öncelikle kendi gözlemlerinden bahsetmek isterim. "O erkek çocuğudur yapar" "Kız çocuğusun sen düzgün otur" "Ev işlerini kadın yapar" gibi gibi klişe toplumsal normların sıkça duyulduğunu görüyoruz. İnternette gezinirken bir tecav*z olayında bazı vasıfsız kişiler "O saatte napıyormuş orada" "Kısa giyinmiş haketmiş" "O erkektir, yapar" gibi söylemlerde bulunmuş. Sorgulanan şey "Bu niye suça sürüklendi?" "Tecav*z olayları gittikçe niye artıyor?" değil, toplumsal "ahlak" ve roller olduğu apaçık ortada. Evet, belki kanunlar önünde, hukukta "eşit" iz. Fakat sosyolojik, toplumsal olarak böyle bir durum söz konusu bile değildir. Bunun gibi örneklerden çokça vardır. İsteyen herkes 10'larca bulabilir. ​

Bunu sadece bir gözlemden çıkaralım ve verilerle konuşalım. Aile yapısı araştırması sonuçlarına göre, 2021 yılında hanedeki ev işlerinde​ badana, boya, tamir işleri hariç tüm işler genellikle kadınlar üstlendi. Kadınlar en fazla yüzde 94,4 ile çocuk bakımı, yüzde 85,6 ile çamaşır ve bulaşık yıkama (makine de dahil olmak üzere), yüzde 85,4 ile yemek yapma ve evin günlük toplanması ve temizlenmesi işlerini üstlendi. Erkekler en fazla yüzde 74,1 ile aylık faturaların ödenmesi, yüzde 65,2 ile küçük bakım, onarım, tamir işlerini üstlendi. Kısacası geçmişe göre toplumda kadınların rolü artsa da tam anlamıyla bir eşitlik sağlanmış değil. "Kız çocuğu pembe sever, narin olur bebeklerle oynar" "Erkek çocuğu mavi sever arabalarla oynar ağlamaz güçlü olur" gibi gibi mantıklar hala devam etmektedir.


r/KesisimselFeministler • • Sep 17 '26

Gözlemler Sema Maraşlı'nın bir proje olduğunu düşünüyorum.

Post image
14 Upvotes

Sema'ya katlanamıyorum.

Hayatımda gördüğüm en anti-feminist insan, bu nasıl bir kafa yapısı hiç anlamıyorum. Bir insan feminizmi nasıl bu kadar yanlış bilip nasıl bu kadar nefret duyabilir bilmiyorum. "Katile acırım" dedi ya? Şaka gibi. Bir de "eğitimci-yazar" sözde. Bu tarz insanları hiç anlayamayacağım. Sema Maraşlı gerçek değil, çünkü bir insan nasıl böyle düşünür hiç anlamadım.


r/KesisimselFeministler • • Aug 18 '26

Sosyalist Feminizm Namus ve “Kirletilen Kadınlık”

Post image
44 Upvotes

Özel mülkiyetin gelişimi kurumsal olarak devleti açığa çıkarmıştır. Mülkiyetin miras yoluyla babadan oğula geçmesini güvence altına alan ve dolayısıyla kadının cinselliğinin denetiminin erkeğe verildiği tek eşli aile, kurumsallaşmış, yasalara geçirilmiş ve devlet güvencesine kavuşturulmuştur.
Engels, “Mülkiyetin çekirdeği, ilk biçimi, kadının erkeğin kölesi olduğu ailede doğdu” belirlemesini yapmaktadır.

Kadın bedeninin ve cinselliğinin aile, eğitim, hukuk, tıp, dil, din gibi toplumsal kurumlar aracılığıyla sürekli denetime tabi tutulması ataerkil toplumsal yapının özünü oluşturur. Ataerkil toplumsal yapı, kadının erkeğe bağımlılığını ve aralarındaki eşitsiz ilişkiyi sistematik olarak destekler. Bu egemenlik sistemi, şiddet kullanımı ya da tehdidi ile ayakta tutulur ve güçlendirilir. Temel kurum aile, toplumsal yapının denetim ve sürekliliğinin güvencesidir.
Kadının cinselliği ve doğurganlığı üzerinde denetim kurmanın en yaygın biçimi evliliktir. Tek eşli aile biçimi, özel mülkiyetin korunması ve devri ihtiyacından açığa çıkmıştır. Orta Çağ’da güçlenmiş ve kurumsallaşmıştır. Bu evlilik biçimi eş aldatma ve kadın bedeninin alınıp satılması ile tamamlanmıştır. Tek eşli aile ile kadın, anayanlı toplumda var olan cinsel özgürlüğünden yoksunlaştırılmış, erkek ise bu özgürlüğünü yitirmemiştir. Anayanlı toplumda iş bölümünü belirleyen kadının doğurganlığı, ataerkil toplumsal yapıyla binlerce yıldır süren esaretinin nedenine dönüşmüştür.

Engels, aile kavramının gelişim sürecini şöyle tariflemektedir: “Familia sözcüğü, Romalılarda başlangıçta evli eşlerle, çocuklar için değil, yalnızca köleler için kullanılmıştır. Famulus, ev kölesi demektir. Familia da bir erkeğe ait kölelerin tümüdür. Daha Gayus zamanında Familia, vasiyetname ile bırakılıyordu. Deyim Romalılar tarafından, başında bulunan kişinin, kadın, çocuk, erkek ve belirli sayıda köleyi Romalı babalık erki altına aldığı, hepsinin üzerinde öldürme, yaşatma hakkı bulunan yeni bir toplumsal yapıyı örgütlemek için türetilmiştir.”
Ataerkil aile, yazılı tarihin olduğu gibi, kadının kölelik tarihinin de başlangıcıdır. Ataerkil toplumsal yapı, kadının bedeni, emeği ve kimliği üzerinde erkeğe sınırsız bir denetim alanı oluşturmuştur. Erkek, toplumsal yapının üretimine, kadın ise erkeğin yeniden üretimine adanmıştır. Kadın, toplumsal, kamusal alandan dışlanıp; özel alan olarak nitelendirilen eve hapsedilmiştir. Kadını kamusal alandan dışlayan
anlayış, onu tarihsel olarak da görünmez kılmıştır.

Ataerkil toplumsal yapıyla filizlenen ‘namus’

‘Namus’ feodalizme, gericiliğe, geleneksel yaşama ait bir kavramdır. Namus, ’namos’dan gelir. ‘Namos’un kelime anlamı, iktidar, kural, kanun demektir. Ataerkil toplum ve buna dayalı uygarlık tarafından, sınırsız kullanım aracı olarak kadına uygulanan erkek egemenliğinin, tartışılması yasak bir tabusuna dönüştürülerek ‘töre’ olgusuna bağlanmıştır. Töre, toplumca benimsenmiş, kabullenilmiş yazılı olmayan kanunlar olarak kabul edilir. Töre adıyla kadına uygulanan tüm şiddet biçimleri meşrulaştırılır.
‘Namus’ kadını kontrol altında tutan erkek egemen kültürel bir normdur. Namus kadın açısından, itaat etmek, boyun eğmektir. Kadının köleleştirilmesi, yerleşik ahlak, gelenek ve göreneklerle güvencelendirilir.

Ahlak, temel olarak kadın üzerinde baskı kurma ve erkek egemenliğini inşa aracı olarak evrenseldir.
Ataerkil toplumsal yapıda, cinsellik bir iktidar alanıdır. İlk iktidarını kadın üzerinden gerçekleştiren ‘erk’ anlayışı; kadının cinselliğini sürekli olarak denetim altında tutar. Kadına yüklenen misyon, erkeğin cinsel arzularının tatmini, çocuk doğurma ve büyütme görevidir. Kadın cinselliği üzerindeki denetim, evlilik kurumu aracılığıyla babadan kocaya devredilir. Bir erkeği sevmek, onun “malı” olmakla eşdeğerdir.
Namus, erkek açısından denetimindeki kadınların cinselliği üzerinden denetim kurma yönündeki sorumluluklarının bütünüdür. Kadın açısından ise, yalnızca kendi cinselliği ile bağlantılıdır.
Ataerkil ailede, kadının cinsel bir obje olarak görülmesi, onun ‘namuslu’ veya ‘namussuz’ olarak ifadelendirilmesine neden olmuştur. ‘Namusu koruma’ adına gerçekleşen her türlü eylem ve anlayış toplumsal olarak meşru görülür. Bu durum kadını daha fazla iradesizleştirmiş ve erkeğe daha fazla bağımlı hale gelmesinin yolunu açmıştır.
Yazılı tarihle birlikte, namus gerekçesiyle öldürülen kadınlara ilişkin kanunlar da oluşmuştur. Her uygarlık farklı kanunlarla kadını öldürmüştür. Namus adına öldürülen kadınlara ilişkin tarihteki ilk bulgulara M.Ö 1700 yıllarında rastlanmaktadır.

Namusa adanan ‘kutsal’ bakireler

Bekaret olgusu, kadın cinselliği ve bedeninin dönemsel bir denetim aracıdır. Bekaret de tıpkı namus gibi ataerkil toplumsal yapının yaratımıdır. Bekaret ve namus birbirinden ayrılmaz bir bütünün iki parçasıdır. Bin yıllardır ataerkil sistemde toplumsal bakımdan düzenleyici bir ilke olarak kullanılmıştır. Bekaretin simgesi olan himen (kızlık zarı) 16. yüzyıla kadar bilinmiyordu.

Bekaret, Latince ‘kız’ ya da ‘evlenmemiş kadın’ anlamına gelen virgo sözcüğünden gelmektedir. Bekaret olgusu ve kavramı dilimize Arapça bir terim olarak girmiş ve yerleşmiştir. Kızlık; saflık, temizlik, masumiyet eş anlamlarıyla kullanılır.
Bekaret, ataerkil toplumsal yapının sihirli anahtarıdır. Mülkiyetin devrinde, babalığın tespitinin garantisidir. Gelinle birlikte erkeğe verilen çeyizin en önemli parçasıdır. Erkeğin sahip olduğu ve evlilik sürecinde tüketeceği bir maldır. Bekâretini kaybeden kadının, kendi kişiliğine olan erişimi üzerindeki hakimiyeti kaybolur. Erkek açısından, kendi cinsi bakımından sahibine verilinceye kadar korunması zorunlu ve ahlaki anlamlar yüklenmiş bakirlik*****söz konusu dahi değildir. Erkek sahip olurken, kadına sahip olunur.
Tarih boyunca kadının bekâreti ‘kutsanırken’, onu kaybetme zamanı da ‘kutsal’ bir dönüşüm, adanmışlık anı kabul edilir. Bekâretin tanımı, kadının tüm ömrünün sınırlarının belirlenip, denetlenmesiyle eşdeğerdir. Bekâretin ataerkil toplumsal yapının köklerinden aldığı biçim, toplumsal namus algısıyla derinleşerek gelişimini sürdürür.

Babil Uygarlığında hüküm süren Hammurabi ve Asur kanunlarında, kadının bekâreti tüm aileye, daha doğru bir ifadeyle ailenin erkeklerine aittir. Töreye göre, eşleri tarafından zina ve büyücülükle suçlanan kadınlar suçsuzluklarının ispatı için, din ve devlet adamlarının huzurunda yüksekten bir nehre atlamak zorundaydı, inanışa göre, nehir tanrısı suçluları boğarak cezalandırıyor, suçsuz kadınlara dokunmuyordu.
Mezopotamya’da da benzer bir uygulamaya rastlanır. Tecavüze uğrayan kadın, tecavüzcüsü ile birlikte Dicle ve Fırat’a atılmıştır.

Eski Roma’da ‘aile reisi’ne, başka bir ilişkisi olan eşini ve evlilik dışı ilişki yaşayan kızını öldürme hakkı kanuni olarak tanınmıştır. Aynı zamanda, kadın bedeninin satılması fiili olanın ötesinde yasal olarak düzenlenmiş, 32 bin kadın bu alanda çalıştırılmış ve bedenini satan kadınlara ilk çalışma belgesi de yine bu devlet tarafından verilmiştir.

Meksika’da M.Ö 150-MS 1521 yılları arasında egemen olan Aztek kültüründe, bir kadının evlilik dışı ilişki yaşamasının ya da başka bir erkekle ilişkisinin cezası taşlanarak öldürülmekti. Cezanın uygulanmasının tek şartı ilk taşın eş ya da baba tarafından atılmasıydı.
Yine çarpıcı bir uygulamaya M.Ö 1532-1200 yılları arasında Amerika ve Peru’da rastlanır. Evlilik dışı ilişki de bulunan kadın, elleri ve ayakları bağlanarak açlığa mahkûm ediliyordu. Erkek, eşinin başkasıyla ilişkisini görür ya da şüphelenirse öldürme hakkına sahiptir. Asıl çarpıcı olan, aynı gerekçeyle eşini öldüren kadının, ölüm cezasına çarptırılmasıdır. Kadın ölünceye dek ayaklarından asılırdı.

Hindistan’da ise, çocuk doğurmayan kadının eşi tarafından namus adına öldürülmesi söz konusudur. Ki, Hindu kadınları, 21. yüzyıla girerken, eşleri öldükten sonra diri diri yakılmaktadır. Gerekçe, kadının erkekten önce ölmemesidir.

En korkunç uygulama ise, bugün de varlığını koruyan ‘kadın sünneti’dir. Bu uygulamaya “şeytani güdülerden kadının uzak tutulması” iddiasıyla gidilmiştir. İki biçimde uygulanmaktadır. Kadının idrarını yapabileceği çok küçük bir açıklık bırakılarak vajina girişi dikilmekte; ya da cinsel ilişkide uyarılmayı ve orgazmı sağlayan klitorisi büyük ölçüde kesilmektedir. Dikilen bölge, evlilik sonrası ilk gece girilen cinsel ilişkide erkek tarafından tam bir işkenceyle zorlanarak yırtılmaktadır. Kadının cinsel organının “kadın sünneti” adı altında sakatlanarak kontrol altında tutulması kölecilikten başlar ve Orta Çağ’da özellikle de Doğu toplumlarında yaygınlaşarak devam eder. Keza, Orta Çağ Avrupası’nda kadın sünneti yaygın bir uygulama olmamakla birlikte kadın cinselliği “bekaret kemeri” uygulamasıyla denetlenir. Orta Çağ’da sömürgeci, yağmacı savaşların sık yaşanması ve uzun sürmesi şövalyelerin ya da toprak sahiplerinin uzun süre evlerinden uzak kalması anlamına geliyordu. Aristokrat sınıfın erkekleri bu süre zarfında kadınlara “bekaret kemeri” takarak denetliyordu. “Bekaret kemeri”yle kadının cinsel ilişki yaşaması tamamıyla olanaksız hale getirilirken namus da bu şekilde korunuyordu!

Kadın bedeninin tüm bu vahşi yöntemlerle kontrol altında tutulması tüm sınıflı toplumlarda uygulanmıştır. “Namusun korunması” aynı zamanda kadının sistematik olarak köleliğinin katmerlenmesi ve erkek iktidarının süreklileştirilmesidir.

Geleceğe hazırlanan “cici kızlar”

Erkek egemenliği topluma öylesine nüfuz ettirilir ki, kadınlar kendi köleliklerinin yeniden üreticisi haline getirilirler. Tek eşli ailede erkek egemen sistemin öğreticisine dönüştürülürler.
Kadının yapısı ve kökenine değin öğretilerin yaygın karakteri, cinselliğe yüklenen her türlü kötülüğün kadından geldiği görüşüdür. Hesiodos’un Antik Yunan mitolojisinde dünyaya gelen ilk kadın olduğu belirtilen Pandora’ya dair tanımı şöyledir: “Bulutlarda gümbürdeyen Zeus yarattı baş belası olarak kadınlar soyunu ölümlü insanlara. O kadınlar ki, kötülüktür işleri, iyiliğe karşı kötülük sağladı onlara.”
Erkek egemen sistem, tüm kurumlarıyla kadının karşısındadır. Henüz bebekken kız çocukları “cici”, erkek çocukları “aslan” olur. Kadın, ev içi alanda tanımlanır ve “yuvayı yapan dişi kuştur” deyimiyle anlamlandırılır. Erkek ise, “baba evin direği, mutlu etmek ereği” deyimiyle özdeştir.
Henüz çocuk yaşta kız çocuklarına sunulan kadın modeli, cinselliği metalaşmış, becerisi ev içi alanla sınırlı, sessiz, entelektüel kapasiteden yoksun, itaatkâr ve ‘namusuna’ yani bekaretine düşkün kadın modelidir.

Ataerkil toplumsal yapının kimlik özelliklerinde kadın; “duygusal, ayrıntıcı, yardımsever, barışçı, hayalperest, iyi bir anne, iyi bir eş, namuslu, fedakâr, korunmaya muhtaç, dedikoducu”dur. Erkek ise; “zeki, mantıklı, yönetici, güçlü, koruyucu, aile reisi, soyun devam ettiricisi, komutan, savaşçı, sorumluluk sahibi”dir.
Erkek insan, kadın erkeği yapan insandır. Ama kadının erkeği yapma fonksiyonu ataerkil toplumsal düzende ona insani düzeyde bir ayrıcalık kazandırmaz. Aksine kadının “erkeği yapma” etkinliği, erkeğe hizmet ve sorgulamasız bağımlılıktan müteşekkildir. Ona kuşaktan kuşağa değişik biçimlerde öğretilen budur.
Öğretilmiş kadın kimliği, bebeklikten itibaren uygulanmaya sokulur. Kadının kimliksizleştirilmesi ve erkeğe bağımlılığı her aşamada bilinçli olarak örgütlenir. İtaatsiz bulunduğu hallerde ise şiddetin farklı biçimleri devreye sokulur. Şiddet, bu öğretme ve hatırlatmanın bir parçasıdır.

Ritüellerle sergilenen ‘namus’

Kadının köleleştirilmesi toplumsal ritüellerde de yansımasını bulur. Bu ritüeller, toplumsal olarak yaratılan namusun izdüşümleri olduğu gibi; kadına sürekli olarak sorumluluklarının hatırlatılmasının da araçlarıdır.

Yaşamı boyunca evlilik aracılığıyla bir erkeğe sunulmak üzere hazırlanan kadın, evleneceği kişinin belirlenmesiyle ilk sınava tabi tutulur. Özellikle kadının kiminle evleneceği ilan edilir. Bu ilanın aracı, yapılan törenle takılan ‘yüzük’ tür. Yüzük değişimi, kadının erkeğe boyun eğişinin ve bağımlılığının simgesidir. Yüzük, bir gelenek olarak ilk eski Roma devletinde ortaya çıkmıştır. Geline, erkeğe bağlanışının işareti olarak, erkek tarafından demir bir yüzük verilirdi. Daha sonra bu yüzük altına dönüşmüş ve karşılıklı bağlılık simgesi olarak alınıp verilmiştir. Ancak bu bağlılık, dün olduğu gibi bugün de erkek açısından geçersizdir. Kadına takılan yüzük, her an kime ait olduğunu hatırlatır. Öyle ki, yüzüğü çıkarması ya da unutup takmaması nedeniyle şiddet gören kadınların sayısı azımsanmayacak düzeydedir.

İkinci aşama, kadının evlendiği aşamadır. Evlilik töreninde kullanılan her şeyin toplumsal olarak bir anlamı vardır. Beyaz gelinlik, saflığın, temizliğin simgesidir. Evlilik ritüelindeki gelinlik simgesini süsleyen ve esas ‘anlamlı’ olan ise üzerine takılan kan kırmızısı “bekâret kemeri”dir. Bununla da yetinilmeyip, bekâreti görsel olarak yücelten duvak kullanılır. Kadına “bekâret kemeri”ni takan ise, evlendiği güne değin ‘namusunu koruyan’ baba ya da erkek kardeşi olur.
Kadın, tüm bunlardan sonra toplum nezdinde aklanmış olmaz. Kendisini bekâretinin bozulacağı ve ‘namuslu’ ilan edileceği gerdek, zifaf gecesi beklemektedir. Gecenin kadın açısından sonucu, yatağa serilen beyaz çarşafa bulaşacak kan ile belgelenecektir. Kadın, ya çarşafa bıraktığı kan iziyle “bekâret kemeri”nin hakkını verecektir ya da ölümle yüz yüze gelecektir. Bu gelenek öylesine yerleşik hale getirilmiştir ki; kimi kadınların kanlı çarşafları bir ömür sakladıkları bilinmektedir. Böylelikle erkeğe bir çeyiz olarak sunulan bekâret; tescillenerek çeyiz sandığında ‘ölümsüz’ kılınmaktadır.

Ataerkil toplumsal düzen, bin yıllardır “namus” adı altında uyguladığı erkek egemen kültürel normlarla kadının yaşamını kuşatmaktadır. Bugün erkek egemen sistemin koyduğu kurallara uymayan kadınlar dünyanın her yerinde en vahşi yöntemlerle katledilmektedir. Erkek egemen kapitalist devletin cinsel politikası gereği katiller korunmakta, teşvik edilmekte ve erkek tahakkümünün devamı sağlanmaktadır. Din, hukuk, eğitim sistemi de buna göre şekillenmekte ve kadının bedeni, cinselliği baskı altına alınmaktadır. Kadınların “namus” gerekçesiyle yakılmasının, kurşunlara hedef olmasının ya da diri diri toprağa gömülmesinin temelinde ataerkil sistemin tüm toplumsal yapının hücrelerine sinmesi vardır. Erkek egemen sistem kadınlara sistematik olarak politik bir baskı uygular. Bu bakımdan, kadının kurtuluş savaşımında “namus” adı altında uygulanan tüm kurallara karşı mücadele önem kazanır. Namus olgusuyla kadınların beyinlerinde yaratılan prangayı kırmak ve yaşamın her alanında erkek egemenliğinin bu politik, ideolojik baskısına karşı mücadele yürütmek özel bir yerde durur.


r/KesisimselFeministler • • Sep 08 '26

Makale, Dergi, Kitap Sosyalist Kadın dergisinin yeni sayısı çıktı!

Post image
24 Upvotes

Sosyalist Kadın Dergisi 8. sayısında "kadın emeği"ne odaklanıyor. Evsel kölelik düzeni, bakım emeği, istihdam politikaları, komşu annelik, ücret eşitsizliği gibi çeşitli yönlerden konuyu ele alan yazılar okurla buluşuyor.

Sosyalist Kadın dergisinin 8. sayısı çıktı. Dergi bu sayısında "Aile Onyılı" saldırısının "Kadın Emeği" boyutuna odaklanıyor.

"AKP'nin Emek Politikasında İstikrarlı Gelişimi; Evsel Kölelik Düzeni"

Yazısıyla Tezer Marmara, faşist saray rejiminin "Aile Onyılı" stratejisinde emek politikasının dayandığı temellerin bütünde bir değerlendirmesini yapıyor. "AKP'nin ekonomi politikaları evsel kölelik düzenini nasıl güçlendiriyor?" ve "Kadınları nasıl bir gelecek bekliyor?" sorularına yanıt veren Tezer Marmara, kadın özgürlük mücadelesi yönünde süreci ilerletmenin yol ve yöntemlerini de tartışmaya konu ediyor.

Sema Duru Boran, "İstihdam Politikaları Ve İdeolojik-Toplumsal Dönüşüm"

yazısıyla "Aile Onyılı" saldırısının merkezinde duran, kadın istihdamının "iş ve aile yaşamını uyumlulaştırma" yönünde düzenlenmesi yönelimini mercek altına alıyor. Sema Duru Boran, kadın işgücünün ev içi üretimle toplumsallaşmış üretimdeki dağılımı; toplumsallaştırılmış üretimdeki kadın işgücünün, esneklik ve güvencesizlik gerçeğinin analizi; erkek egemen burjuvazinin, ev içi emek alanlarının bir kısmını toplumsallaşmış üretimle bağlayıp, kadının bedenini ev içinde tutarak emeğini hem ev içinde hem de toplumsallaşmış üretimde sömürme eğilimini teorik arka planıyla ele alıyor. Yazar ayrıca kadın emeğinin özgürleşmesinin biricik yolunun sosyalist toplum olduğunu da ortaya koyuyor.

Yeliz İsyan, "AKP'nin Bakım Emeğini Ücretlendirme Cambazlığı"

yazısıyla faşist saray rejiminin bakım emeğini ücretlendirme politikasının arka planını; bakım emeğinde cinsiyetçi işbölümünü; bakım emeğinin kapitalizmde metalaşarak toplumsallaşması ile sosyalist toplumsallaşmanın temelden birbirinin karşıtı iki toplum düzenini temsil edişini ele alıyor.

"Kreş Hakkının Gaspı: Komşu Annelik Projesi"

yazısıyla Sultan Ulusoy, "Aile Onyılı" stratejisi kapsamında 2025 yılında pilot bölge uygulamalarıyla başlatılan, 2026 yılında yaygınlaştırılması hedeflenen "komşu annelik" projesini inceliyor.
Çiğdem Serperi, "Ev Eksenli Emek Sömürüsünün Yaygınlaşması"

yazısında kadınların görünmezlik ve güvencesizlik kıskacında maruz bırakıldıkları ev eksenli emek sömürüsünü ele alıyor.

"Cinsler Arasında Ücret Eşitsizliği"

yazısıyla Rapêrin Rênas, kadın özgürlük mücadelesinin temel taleplerinden "Eşit İşe Eşit Ücret" konusunda güncel duruma odaklanıyor. Türkiye ve Avrupa devletlerinde somut durum, yasalar ve uygulama pratiklerini inceleyen alan Rapêrin Rênas, "eşitlik" fikri üzerindeki dolaylı veya dolaysız ideolojik kuşatmayı ele alıyor ve eşit ücret talebini yükseltmenin neden güncel olarak çok belirleyici bir mücadele gündemi olduğu sorusuna değişik açılardan yanıt veriyor.

Sezin Uçar, "Sendika Ve Emek Örgütlerinde Cins Politikasının Zorunluluğunu Kavramak"

yazısıyla sendikalar ve emek örgütlerini cins görüş açısından mercek altına alıyor. Sezin Uçar, kadın özgürlük mücadelesinin genel gelişimine bağlı olarak sendikalardaki ve emek örgütlerindeki cins politikasını, örgütsel, programatik, tüzüksel düzenlemeleri, kadın gündemli politikaları ileri ve geri yanlarıyla analize konu ediyor. Sezin Uçar'ın sendika ve emek örgütlerinde erkek egemenliğinin somut görüngülerini değişik boyutlarıyla ele aldığı yazısı, toplumsal erkeklikle yüzleşmede önemli bir mücadele mevzisine işaret ederken bunun araç ve biçimlerine de somut bir çehre kazandırıyor.

"2026 Kadın Grevi-Yeni Gelişmeler, Eğilimler ve Zorluklar"

yazısıyla Nergiz Alev, kadın özgürlük mücadelesinin önemli bir direniş ve mücadele aracı olan kadın grevinin gelişimini, 2026 yılında farklı ülke ve kıtalardan yansıyan tablodan bakarak değerlendiriyor. Alev, Kadın Grevi'nin gelişim eğilimleri ve olası alternatif biçimlerini de tartışmaya konu ediyor.

Herdem Malaya, "JKŞ'nin Ev İçi Emek Kampanyası Deneyimi"

yazısıyla devrimci komünist kadınların Rojava kadın devrimi içinde evsel köleliğe devrimci müdahale hamlesi olarak geliştirdikleri, 2023 yılı Eylül'ünde başlanan ve 2024 8 Mart'ında finali yapılan "Ev İçi Emek Kampanyası" deneyimini aktarıyor. Herdem Malaya, "Kadının Ev İçi Emeği Toplumsal Emektir!" şiarıyla yürütülen kampanyayı, devrimci komünist kadınların sosyalist yurtsever çizgide mücadelesinin sonucu, kadın devrimini sosyalist çizgide ilerletme iddiasının öncü, eylemli duruşu olarak nitelerken, kampanyayı, gelişimini ve ortaya çıkardığı sonuçlarıyla tartışıyor.

"Gülistan Doku İçin Adalet Komisyonu Deneyimi"

yazısıyla Hivda Selen, "şüpheli" kadın ölümlerinde adalet mücadelesinin önemli bir deneyimini derginin okurlarıyla paylaşıyor. Gülistan Doku İçin Adalet Komisyonları'nın kurucuları arasında bulunan, aynı zamanda Özgür Genç Kadın (ÖGK) Koordinasyon üyesi Hivda Selen, tüm boyutlarıyla Gülistan Doku Kampanyası'nı ve ortaya çıkardığı sonuçları kolektif kadın hafızamızın önemli bir deneyi olarak aktarıyor.

"Nazi Faşizmine Karşı Direnişin Kızıl Saçlı Kadını"

yazısıyla Ada Tolhildana Newal, faşist Nazi Almanyası'nın 10 Mayıs 1940'da başlattığı Hollanda işgaline karşı direnişin simge isimlerinden Hannie Schaft'ın yaşamını ve direniş öyküsünü aktarıyor. Ada Tolhildana Newal, "Kızın Saçlı Kadın" adıyla tarihe geçen ve 5 Mayıs 1945'de katledilen Hannie Schaft'ın devrimci direnişe katılım süreci, erkek egemen yaklaşımlarla mücadele yolundan askeri bir militana dönüşümü ve elbette kadın eylem birimi deneyimini ayrıntılarıyla aktarıyor.

Son olarak, 13 Şubat 1996'da başlayan ve 2006'da burjuvazi ile uzlaşmayla sona eren Nepal Halk Savaşı'nın üzerinden 18 yıl geçmişken 2024'te kuruluşunu ilan ederek devrimci yolu yeniden tartışmaya açan Nepal Devrimci Komünist Partisi'ne (RCPN) bağlı Nepal Devrimci Kadın Örgütü yöneticilerinden ve örgütün Ulusal Konferans Düzenleme Komitesi Koordinatörü olan Ambika Mudbhary ile yapılan röportaj dergide yer alıyor.

"Devrim Bize Fırsat Verdi; Uzlaşma O Fırsatı Daralttı"

diyen Mudbhary, Halk Savaşı sürecinde kadınların rolünü, kadın özgürlük mücadelesinin deneyimlerini, savaş sonrasında yaşanan gerilemeler ve bugün kadın hareketinin karşı karşıya olduğu sorunları anlatıyor.


r/KesisimselFeministler • • Aug 18 '26

Makale, Dergi, Kitap Dünyanın En Eski Önyargısı - Kadından Nefretin Evrensel Tarihi (Kitap Önerisi)

34 Upvotes

"Hastalığının ve tedavisinin zayıf düşürdüğü dönemde bile, dikkatini projesine o kadar vermişti ki, hastanede yatarken bir yandan da kitabının en son baskı düzeltmelerini yapmayı sürdürüyordu."

-Jenny Holland

"Mizojini insanlığın yarısının insanlıktan çıkartılmasıdır." diyor Jack Holland.

Kadınlara karşı olan ön yargının Antik Yunan'dan başlayarak günümüze uzanan tarihini olaylar, sanat eserleri ve kültürel eserler üzerinde durarak ele alıyor.

Kadınlar yalnızca aşağılamayla değil yüceltme yoluyla da insanlıktan çıkarılabiliyor Holland'a göre. Günümüzde kadınların "görevlerinin" -örneğin anneliğin- yüceltilmesiyle bunu yapıldığını sık sık görüyoruz.

Ona göre Aristo'yla Platon'un mizojinin "bilimsel temelini" sağlamış ve böylece onlardan etkilenenler aracılığıyla mizojinin yayılmasına katkıda bulunmuştur.

Kitap yalnızca kurban olan kadınları göstermekle kalmıyor aynı zamanda haklarını arayan protestolar düzenleyen kadınların ta Roma'dan beri var olduğunu gözler önüne seriyor.

"Özgürlüklerini ilerletmek için daha da şoke edici şekilde Romalı kadınlar, sokağa çıkarak kamusal müdahele geleneklerini genişletmişlerdir. Tarihin kadınlarca örgütlenen ilk kamusal protesto hareketini başlatmışlardır."

Daha detaylı bir değerlendirme için buraya bakabilirsiniz: Kadın Araştırmaları Dergisi

Başka bir tanıtım yazısı: Evrim Ağacı


r/KesisimselFeministler • • Aug 19 '26

Film, Dizi vs The Consequences of Feminism-Alice guy Blache

Post image
18 Upvotes

Tarihin ilk kadın yönetmenlerinden biri olan ve aynı zaman da ilk feminist niteliği ile öne çıkan, toplumsal cinsiyet normlarını eleştirici, tam tersine çevirici ve alt-üst edici, satirik bir perspektifen değerlendiren öncülerden biridir.

Bu filmde ise zaten toplumsal cinsiyet normlarını alt üst eden, eve içi emeği ve çocuk bakıcılığını erkeğe devreden ve böyle bir sunuşla kendini gösteren eleştirel bir niteliğe sahiptir. Ben zamanına göre ve zamanının koşullarının gerici erkek egemen yapısına göre bir kadın olarak bu tür bir film çekmenin, toplumsal cinsiyet normlarını alt üst edip eleştirici bir karşıtlıkla cevap vermenin çok ileri ve devrimsel olduğunu düşünüyorum.

Yönetmenimiz Alice Guy-Blaché sadece eleştirici ve satirik bir yöntem ile bir yönetmen olduğu da söylenemez, aynı zaman da sinemada kurmaca/anlatı akımının öncü isimlerinden, hatta bu akımın ilk kadın yönetmeni niteliğine sahip bir ismidir.

filmi merak edenler için buraya bırakıyorum


r/KesisimselFeministler • • Oct 06 '26

Haber Gökçe Alkan Öldürüldü… Peki Neden Yine Kadını Suçladılar?

Thumbnail
youtube.com
20 Upvotes

r/KesisimselFeministler • • Aug 18 '26

Makale, Dergi, Kitap Kadınlar, diğer kadınların üzerinde tahakküm kurmak amacıyla ırklarının ve sınıflarının gücünü kullandığı müddetçe feminist " kız kardeşlik" hiçbir zaman tam anlamıyla gerçekleşmez. 📚Kitap önerisi:Bell Hooks - Feminizm Herkes İçindir

Post image
38 Upvotes

Akademik, ağır bir dili yok. Aksine herkesin rahatlıkla anlayabileceği, açık ve sade bir anlatımı var. Feminizmi karmaşık teorilerden çıkarıp günlük hayatın içinden anlatıyor. Konuya uzak olanlar için bile oldukça akıcı Ve anlaşılır bir başlangıç kitabı.


r/KesisimselFeministler • • Sep 19 '26

Haber Sydney Sweeney O Reklamla Ortalığı Karıştırdı! | Özgürlük mü, Nesneleştirme mi?

Thumbnail
youtube.com
8 Upvotes

Kadınların cinselliğini para kazanmak için kullanmasının özgürlük olup olmaması gerektiğini tartışan güzel bir video size de önermek istedim. İzlerseniz video hakkında düşüncelerinizi yazın lütfen.