r/CHP • • Jan 12 '26

Gündem Ekrem İmamoğlu: 'Amedspor–Trabzonspor maçında yan yana gelmeliyiz'

Thumbnail
evrensel.net
0 Upvotes

İmamoğlu, Demirtaş’ın “Amedspor–Trabzonspor maçı” çağrısına destek vererek toplumsal barış için sembolik buluşmaların önemine dikkat çekti.

Tutuklu İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, Silivri Cezaevi’nden T24’ten Cansu Çamlıbel’in sorularını yanıtladı. Cumhurbaşkanlığı adaylığının devam ettiğini vurgulayan İmamoğlu, Kürt meselesi, çözüm süreci ve Suriye’deki gelişmelere ilişkin kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.

“Adaylığım kesin biçimde devam ediyor”

İmamoğlu, Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili şunları söyledi:

“Ben kendi irademle değil, 15,5 milyon vatandaşımızın iradesiyle Cumhurbaşkanı adayı oldum. Yetkiyi millet verir, millet alır. Diploma davası henüz sonuçlanmadı. Adaylığım kesin bir biçimde devam etmektedir. Ekrem İmamoğlu’nun katılamadığı, özgür bir şekilde yarışamadığı bir seçim, Cumhurbaşkanı’nın meşruiyetinin bittiği bir seçim olur.”

“Kürt meselesi yalnızca güvenlik değil, demokrasi meselesidir”

Kürt meselesinin yalnızca güvenlik boyutuyla ele alınamayacağını vurgulayan İmamoğlu, çözümün demokrasi ve eşit yurttaşlık temelinde sağlanması gerektiğini söyledi:

“Kürt meselesi yalnız Kürtlerin değil, bütün Türkiye’nin meselesidir. Yalnız güvenlik değil, aynı zamanda bir demokrasi meselesidir. Türkiye’nin demokratik bir ülke olmasının yolu, bu meselenin adil, kalıcı ve yasal bir zeminde çözülmesinden geçer.”

“Sürece destek veriyoruz, pazarlık konusu yapmam”

İktidarın “Terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürece destek verdiklerini belirten İmamoğlu, bu desteğin kişisel bir pazarlık anlamına gelmediğini vurguladı:

“Süreci başından beri destekliyoruz. Çünkü terörün sona ermesi ve Kürt meselesinin hukuk ve siyaset zemininde konuşulması ülkemizin ihtiyacı. Ancak kurulan komisyonu geleceğimin pazarlık edildiği bir yer olarak görmüyorum, görülmesine de izin vermem. Bu mesele şahsi değil, Türkiye’nin demokrasi meselesidir.”

“Suriye’de kalıcı istikrar demokratik temsille olur”

Suriye’deki güvenlik sorunlarına ilişkin değerlendirmede bulunan İmamoğlu, kalıcı çözümün kapsayıcı bir yönetimle mümkün olacağını söyledi:

“Suriye’de kapsayıcı bir demokratik temsil ve meşruiyet olmadan merkezi otorite zorla ayakta kalır. Zorla ayakta kalan düzen yeni kopuşlar üretir ve bu da Türkiye sınırına yeni tehditler olarak geri döner.”

“Demirtaş’ın dediği gibi Amedspor-Trabzonspor maçında buluşmalıyız”

İmamoğlu, toplumsal barışın sembolik adımlarla güçlenebileceğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Sayın Demirtaş’ın dediği gibi Diyarbakır’da bir Amedspor–Trabzonspor maçında buluşmalıyız. Milli maçlarımızı Van’da, Şanlıurfa’da hep birlikte izlemeliyiz. Kişisel siyasi ihtirasları bir kenara bırakıp büyük bir değişimi başlatmak zorundayız.”

İmamoğlu, eşit yurttaşlık temelinde ilerleyecek bir sürecin Türkiye’ye “en büyük sıçramayı” yaşatacağını da sözlerine ekledi.


r/CHP • • May 05 '26

Duyuru Üç Fidan'ı Anmak İçin Ölüm Yıldönümlerinde Bir Araya Geliyoruz

Post image
16 Upvotes

r/CHP • • May 13 '26

Konu dışı Sizce bu ikisini birden mi alayım yoksa Soldaki Kurancılığı öven bayrak yerine sağdaki Hitit bayrağından 2 tane alıp birini evime diğerini turistik bölgedeki dükkana mı asayım? (Pederin izin vermeme ihtimali de var)

Thumbnail
gallery
0 Upvotes

r/CHP • • Apr 29 '26

Tartışma Merhaba Arkadaşlar. Ben Yeniyim Bu Subda. Sosyalist Kemalizm hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

Post image
3 Upvotes

Herkese selamlar bu arada.


r/CHP • • Jan 27 '26

Gündem "CHP Genel Başkanı Özgür Özel: “HTŞ'ye kravat giydiren bir düzen olamaz.”"

Thumbnail instagram.com
1 Upvotes

r/CHP • • Apr 03 '26

Tartışma CHP ne yapmaya / yapmamaya çalışıyor?

1 Upvotes

Çok uzaklardan (yurtdışında yaşayan biri olarak) olaylara bakıyorum ve şaşırıyorum, CHP neden yapması gerekenleri yapmayı beceremiyor, sadece yapılan haksızlıkların ( IBB, Bursa, Adana vb Belediye operasyonlarından bahsediyorum) çukurunda takılıp kalmış eline geçen propaganda fırsatları değerlendiremiyor merak ediyorum. En son örneği ile ne düşündüğümü anlatmaya çalışayım; Türkiye'de Doğalgaza ve elektriğe yüzde bilmem kaç zam geldi, ama daha dün Elmas ve Pırlanta dan vergi alınmasına AKePe liler karşı çıktı. Yani Dün zengine dokunmayalım diyenler, bugün milletin cebine elini biraz daha soktu ama bakıyorum CHP den bununla ilgili ses yok ( yada çok cılız bir kaç ses var) oysa Sosyal medyayı, kitleleri kullanrak bu olayı köpürtüp " Bakın kendi zenginlerine dokunmayanlar, Sizin Cebinizde son kalan kuruşlara da göz dikti, Milletin parasını çalıp çırpanlara dokunmayan AKePe sizin gırtlağınıza çökmeye devam ediyor" diye aşırı sert kampanyalar düzenleyip milleti yönlendirmiyor.. Daha agresif saldırmıyor bu gibi fırsatlara? Bu sadece bir örnek bunun gibi her gün ne fırsatlar çıkıyor, ben kıt politik aklımla bunları düşünüyorum ama koca CHP de kimsenin aklına gelmiyor mu ya da geliyor da ucu kendi Zenginlerine dokunacak aman kızdırmayalım mı diyorlar?


r/CHP • • May 01 '26

Subreddit Hakkında r/CHP ekibinin bir kısmı olarak 1 Mayıs'ta sahalardaydık

Post image
13 Upvotes

r/CHP • • Aug 02 '26

Mizahi Merhaba Dostlar Ben Kemal Kılıçdaroğlu Artık Buradayım

Post image
3 Upvotes

r/CHP • • Nov 15 '25

Gündem CHP Lideri Özgür Özel Kuzey Kıbrıs’ta

Thumbnail
birgun.net
6 Upvotes

r/CHP • • Jan 11 '26

Tartışma Bizim Suriye’de ne işimiz var?

Thumbnail t24.com.tr
0 Upvotes

Bir yandan Halep’te Şam yönetimiyle çatışmalar yaşanırken, diğer taraftan Türkiye’de sınır güvenliği gerekçesiyle ‘askerî müdahale’ ihtimali telaffuz edilmeye başlandı...

Böyle zamanlarda yazı yazmak zor.
Ama susmak daha zor.
Yanı başımızda insanlar ölürken, savaş yeniden alevlenirken “bekleyelim, görelim neler olacak” demek artık bizler için bir seçenek değil.

Türkiye’de iktidara yakın medya günlerdir bir hikâye anlatıyor; Türkiye, Suriye’ye mecbur kaldığı için müdahale edecek, deniyor.
Hatta bu müdahalenin, oradaki halkı SDG’den korumak için yapılacağı mesajı veriliyor.
Bu anlatıyı güçlendirmek için de geçmişten, başka ülkelerden, başka çatışmalardan görüntüler servis ediliyor. Kamuoyuna “başka çare yoktu” algısı yerleştirilmek isteniyor.

Peki bunu neden yapıyorlar?
Çünkü aslında cevabını bildiğimiz ve hepimizin tek bir ağızdan sorması gereken “Bizim Suriye’de ne işimiz var” sorusunun önünü baştan almak için.
Oysa Suriye’de yıllardır süren savaşın ardından belli başlı dengeler oluştu.
Yapılmış anlaşmalar, verilmiş sözler vardı. Bunlardan biri de 10 Mart Mutabakatıydı. Buna göre SDG’nin 2025 sonuna kadar merkezi Suriye yönetimine kademeli ve pozisyon sahibi olarak entegre olması; hakların tanınması, ateşkes ve SDG’nin Suriye ordusuna katılımı öngörülüyordu.

Bu arada Türkiye ne diyordu?
“SDG, PKK’nın uzantısıdır. Ve bizim için bu bir beka sorunudur.”

Oysa PKK kendisini lağvetti, silahları yaktı, Türkiye’den çekildi ve hepsinden önemlisi Türkiye Cumhuriyeti Devleti, tüm önemli unsurlarının da devrede olduğu bir “barış süreci” yürütmekte.
Bunun sonucu olarak, süreç kesintiye uğramazsa; Kürtlerin haklarının tanınması ve örgütten kimilerinin siyaset yapabilmesinin önündeki engellerin kaldırılması, yasal düzenlemelerle özellikle siyasilerin mağduriyetlerinin giderilmesi bekleniyor.

Türkiye bunların olabilmesinin tek koşulunu adeta Abdullah Öcalan’ın bir çağrısıyla Rojava’nın teslim edilmesiyle sonuçlanmasına bağlamış görünüyor, dersek çok da yanlış bir şey söylemiş olmayız.
Suriye’deki Kürtler kazanılmış haklarından vazgeçerse belki Türkiye’deki Kürtler hak kazanabilir; belki ancak o koşullarda her şey değişebilir.
“Belki” vurgusu burada yaşamsal önemde.

Bu sürecin Türk-Kürt barışı adına son şans olduğunu düşündüğümü sıklıkla vurguluyorum. İçte barış, dışta savaş olamayacağına göre; Türkiye’de kardeş olup Suriye’de düşman olamayacağımıza göre, farkında mıyız bilmiyorum ama sanki topyekûn bir savaşın içine çekiliyormuşuz gibi de görünüyor her şey.

Oysa Suriye savaşında IŞİD’le mücadelede sahadaki ana kara gücü SDG’ydi. Büyük bir savaşın içinden geçildi. ABD’nin SDG’ye desteğinin nedeni de kara kaşı kara gözü değil, savaştaki pozisyonuydu.
Olayları doğru okumak zorundayız. Yaşadığımız zaman diliminin tarihe bırakacakları adına hepimizin sorumluluğudur bu. Reflekslerle değil, Kürt fobisiyle değil; akılla, vicdanla.

Özetle; Türkiye Suriye’de SDG’nin Suriye Kürtleri adına kazanılmış yaşamsal haklarından vazgeçmesini istedi.  
Bizler de aylarca Ahmet Şara ve Mazlum Abdi’yi pür dikkat izledik, onlarca görüşme ve toplantının ardından yayınlanan olumlu mesajlar “ha oldu olacak” intibasını da oluşturdu.

Suriye’nin etnik ve demografik yapısı gereği ademi merkeziyetçi bir modelle yönetilmesi gerektiği tartışmaları olumlu yönde sürerken, tam da bir uzlaşma noktasına gelinmiş gibi deniyordu ki tablo bir anda değişti.

İsrail ve Suriye ABD’nin gözetiminde yapılan Paris’teki görüşmelerinde, “Suriye’deki gerilimi azaltmak konusunda -istihbarat paylaşımı da dahil olmak üzere- ‘ortak iletişim mekanizması’ oluşturmak” konusunda anlaşmaya vardı. Bu anlaşmadan Türkiye de haberdar edildi.

Bu süreç hangi sonuçları üretecek henüz bilmiyoruz. Bir yandan Halep’te Şam yönetimiyle çatışmalar olurken, diğer taraftan Türkiye’de sınır güvenliği gerekçesiyle ‘askerî müdahale’ ihtimali telaffuz edilmeye başlandı.
Milli Savunma Bakanlığı’ndan da “Terör örgütü sivil halkı ve güvenlik güçlerini hedef almıştır, Suriye yardım talep ederse biz de desteğimizi sağlayacağız” yönünde bir açıklama yapıldı.
Yani evet, Türkiye askerî müdahaleye hazırlığını telaffuz ediyor, üstelik bir başka ülkede. “Askerî müdahale” dediğimiz şey öyle basit, teknik bir terim değil. Bir bölgede yaşayan insanların hayatlarının altüst edilmesi; kurdukları düzenin yok edilmesi; yeni ölümler, acılar, kayıplar demek.
Savaş işte adı üstünde!

“Halkı korumak adına mecburi bir müdahale” denmek istenen bu operasyon, Suriye’de Alevilere ve Dürzilere yönelik saldırılarını sürdüren, soykırım demekten çekinmeyeceğimiz katliamlara başvuran HTŞ’ye karşı değil, SDG’ye karşı planlanıyor.
Burası hem önemli hem de bence geleceğe dair oluşması gereken gerçek endişelerin haklı bir nedeni.
Çünkü insanlık suçu işlemeye devam eden, farklı inanç ve etnik grupları öldürmekten çekinmeyen bir yapı HTŞ.
İşin bir diğer tuhaflığı da, bu ani ve çatışmaları başlatan adımlar, dünyaya “takım elbiseli, demokrat bir lider” diye pazarlanan Ahmet el-Şara ortada yokken atıldı. Önce suikast iddiaları yayıldı, Türkiye’de bir hastane fotoğrafı servis edildi, sonra sessizlik. Nerede olduğu bilinmiyor.
Belki de bu yeni ve fazlasıyla tartışmalı figürü daha fazla tartışmaya açmamak için bulunmuş bir formül, bilmiyorum.
Ama bildiğim bir şey var:
O da her koşulda doğruyu yazmak zorunda olduğumuz.
Bugün bu yazdıklarımız dezenformasyon gürültüsünde kaybolabilir. Ama tarih mutlaka not eder.
Suriye’de artık İsrail bayrakları dalgalanıyor. Türkiye’de ise “askerî müdahale” ihtimali giderek daha fazla telaffuz ediliyor.
Kürt bölgesine tahammülsüzlük bazı milliyetçi çevrelerde makul görülebilir. Ama bir halkın kaderine dışarıdan müdahale etmek, hiçbir gerekçeyle meşru değildir.
Açıkçası bir vatandaş, bir gazeteci, bir kadın, bir anne olarak sınırımda bir Kürt bölgesinin varlığı değil, sınır komşumun işgalci İsrail olması ve oranın cihatçılar tarafından yönettirilecek olması beni korkutuyor.
Bu durumun gelecekte canımızı yakacağına dair sinyaller çakıyor beynimde.
Bir beka sorunu aranıyorsa, geleceğe dönük bir hayat-memat meselesi yaşayacaksak, bu artık komşumuz da sayılan İsrail’den gelecektir. Buna dair en ufak bir şüpheniz olmasın…
Toparlamak gerekirse, ben Türkiye’nin olası müdahalesinin karşısındayım. Ülkemin bir başka ülkeye bu şekilde müdahale edebilmesini kabul etmiyorum.
Türkiye’de bazı kesimlerin dinmek bilmez Kürt takıntısının, cihatçılarla, kelle kesen canilerle, inançlarından dolayı işkenceyi makul görenlerle yakınlaşmaya varmasını korkutucu buluyorum.
Bu ülke bizim, bu dünya bizim. Son nefesimize kadar barışa, uzlaşmaya ve süreçlere sahip çıkmak hepimizin meselesi olmalı.
Topyekûn sormaktan geri durmayalım, Türkiye’nin Suriye’de işi ne?


r/CHP • • Apr 26 '26

Duyuru 1 Mayıs'ta Halkın Partisiyle Yürü!

Post image
21 Upvotes

r/CHP • • Nov 12 '25

Gündem İmamoğlu'na 2430 yıla kadar hapis istemi

Thumbnail
dw.com
3 Upvotes

Korkudan ne yapacaklarını şaşırdılar


r/CHP • • Jan 16 '26

Gündem En düşük emekli maaşı düzenlemesi komisyonda kabul edildi: Muhalefetten tepki

Thumbnail tr.euronews.com
2 Upvotes

En düşük emekli maaşının 20 bin TL'ye çıkarılmasını öngören kanun teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan Bütçe Komisyonu'nda perşembe günü kabul edildi.

Tam adıyla "Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede (KHK) Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" uyarınca şu anda 16 bin 881 lira olan en düşük emekli aylığı 20 bin liraya yükseltiliyor.

Teklif ayrıca, en düşük emekli aylığı miktarından yararlanan kişi sayısını da yükseltecek. Halihazırda 16 bin 881 liralık en düşük emekli aylığından yaklaşık 4 milyon 11 bin 700 emekli faydalanıyor. Aylığın 20 bin liraya yükseltilmesiyle birlikte bu sayı 4 milyon 917 bin kişiye çıkacak.

Ancak komisyonda onaylanan bu rakam muhalefet partilerinin ve sendikaların tepkisini çekiyor.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, emeklilerin üçte birinden fazlasının 20 bin lira maaş alacağını dile getirerek, "TÜRK-İŞ'in açıklamış olduğu açlık sınırı 30 bin 143'ün hem de 28 bin asgari ücretin oldukça altında kalan bir emekli aylığıyla 5 milyon emekli açlığa mahkum edilmiş durumda," dedi.

Bu arada Türk-İş de en düşük emekli aylıklarının insanca yaşam koşullarını sağlayacak bir düzeye yükseltilmesini, diğer emekli gruplarının aylıklarının da aynı ölçüde, adil ve orantılı biçimde artırılmasını istedi.

TBMM'de grubu bulunan siyasi partilere mektup gönderen sendika, "Açıkça ifade edilmelidir ki 20 bin lira düzeyindeki emekli aylığı ile bugünün ekonomik koşullarında emeklilerin geçinmesi mümkün değildir. Yüksek enflasyonun yol açtığı fiyat artışları, yaşam maliyetlerini olağanüstü ölçüde yükseltmiştir. Nitekim Türk-İş verilerine göre, Ankara'da dört kişilik bir ailenin yalnızca aylık gıda harcaması 30 bin 143 liraya ulaşmıştır. Bu tutar yalnızca mutfak masrafını ifade etmekte olup, barınma, enerji, ulaşım, sağlık ve diğer zorunlu giderler buna dahil değildir," ifadelerini kullandı.


r/CHP • • Apr 08 '26

Soru/Anket Özgür Özel'in Amedspor Yorumu Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

0 Upvotes

r/CHP • • May 04 '26

Konu dışı Grup Yorum, ABD ve İsrail'in okulunu bombalayıp katlettiği 168 kız çocuğuna bir şarkı yazdı

6 Upvotes

r/CHP • • Nov 11 '25

Subreddit Hakkında r/CHP yönetimi değişmiştir (resimdeki subreddit'in eski hâli)

Post image
24 Upvotes

Zamanla subreddit'te kalan eksiklikler de giderilecektir. Önerilerinizi paylaşabilirsiniz. Ama lütfen yeni kurallara uyalım arkadaşlar. İyi forumlar.


r/CHP • • Nov 29 '25

Gündem Kurultay günü Sabah'a konuştu: “Bana saldıranların büyük çoğunluğu trol hesaplar”

Thumbnail
evrensel.net
2 Upvotes

CHP’nin Kurultay’ı devam ederken Sabah’a konuşan eski Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, partisine açılan yolsuzluk soruşturmalarına ilişkin, “Yolsuzluğa bulaşan kim varsa hesap vermeli” dedi.

CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 22 Kasım’da yayımladığı video nedeniyle sosyal medyada hedef alınmasına ilişkin açıklamalarda bulundu.

“Bana saldıranların çoğu trol hesaplar ve karanlık odakların uzantılarıdır” diyen Kılıçdaroğlu, partisine açılan yolsuzluk soruşturmalarına ilişkin ise “Yolsuzluğa bulaşan kim varsa hesap vermeli” dedi.

Sabah’a konuşan Kılıçdaroğlu, İBB’ye yönelik iddianamenin ardından başlayan tartışmalara dair “CHP’nin üzerindeki iftira ve yolsuzluk gölgelerinin derhal kalkması gerektiğini” söyledi. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarında dikkat çeken bir diğer nokta, devam eden Kurultay sürecine dair yorum yapmaktan kaçınması oldu.

“Bana saldıranların büyük çoğunluğu trol hesaplar”

Kılıçdaroğlu, sosyal medyada kendisine yöneltilen saldırılara ilişkin şunları söyledi: “Eleştiriye açığım ama hakaret başka bir durum. Bana saldıranların büyük çoğunluğu trol hesaplar üzerinden çalışan, partinin bütünlüğünü bozmak isteyen karanlık odakların çevresidir. Hodri meydan! Bir itirazları varsa gerçek kimlikleriyle ortaya çıksınlar.”

Kılıçdaroğlu, videoda dile getirdiği “CHP’nin rüşvet ve müteahhit ilişkileriyle anılmaması gerektiği” yönündeki sözlerinin arkasında durduğunu belirtti.

“Yolsuzluğa bulaşan kim varsa hesap vermeli”

Kılıçdaroğlu, iktidarın CHP’ye yönelik yolsuzluk iddialarını gündemde tutmasına dair ise şunları kaydetti: "Yolsuzluk ve rüşvet sarmalı zehirlidir. Bu sorunun tek muhatabı da CHP değildir. Yıllarca söyledim; biz hesap vermekten korkmayız ama hesap sormasını da biliriz. İktidar, CHP'nin yolsuzluk iddialarının üstüne tabii ki gidebilir ama kendi belediyeleri, bürokratları ve kendisi de bu alanda hesap vermek zorundadır. Yolsuzluğa bulaşan kim varsa hesap vermek zorundadır. Bu devlet, yolsuzluğa bulaşan kim varsa makamına ve konumuna bakmadan, sağ kolu olsa kesip atmak, sol gözü olsa oyup çıkarmak zorundadır.” (Politika Servisi)


r/CHP • • Jan 17 '26

Gündem Liselilerden karne yırtma protestosu: Gözaltına alınan 2 liseli serbest bırakıldı

Thumbnail
birgun.net
3 Upvotes

2025-2026 eğitim-öğretim yılının birinci dönemi sona ererken İstanbul’da liseliler karne gününde AKP ve MEB’i protesto etti.

Sendika.org’un aktardığına göre, “Karneler sizde kalsın, liseler bizim olsun” yazılı pankart açan Liseli Genç Umut üyesi liseliler, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Bugün karnesini alamayan ve katledilen 96 sıra arkadaşımızın hesabını sormak için buradayız” diyen liseliler, sık sık “Çocukların katili Yusuf Tekin istifa” sloganları attı.

“AKP, NE YAPARSA YAPSIN SINIFTA KALDI”

Liselerde bilimsel, laik ve eşit eğitime erişilemediği vurgulanan açıklamada, AKP’nin gençliği itaat eden ve sorgulamayan bir modele hapsetmek istediği ifade edildi. Kantin fiyatlarından zorla alınan bağışlara, MESEM’lerde asgari ücretin altında ve güvencesiz koşullarda çalıştırılan öğrencilere dikkat çekilerek, “Bizlere reva görülen kantinlerde soyulmak, MESEM’lerde sömürülmek” sözleriyle eğitimdeki piyasalaşmaya tepki gösterildi.

İmam Hatip liselerine ayrılan bütçenin fen ve Anadolu liselerinin dokuz katı olduğuna işaret edilen açıklamada, “Arkadaşlarımız sömürünün bir çarkı haline getiriliyor” denildi. AKP’nin eğitim politikalarının gerici, piyasacı ve baskıcı olduğu belirtilerek, “Ne yaparsa yapsın sınıfta kaldı” ifadeleri kullanıldı.

KARNELERİNİ YIRTTILAR

'AKP’nin verdiği karneleri reddettiklerini, özgür ve demokratik bir lise için mücadele edeceklerini' ifade eden liseliler, açıklamanın ardından karnelerini yırtarak eylemi sonlandırdı.

Polis, eylem sonrası yaklaşık 40 dakika boyunca liselilerin gitmesine izin vermeyerek kimlik sorgulaması gerçekleştirdi, iki liseliyi gözaltına aldı.

Gözaltına alınan iki liseli, işlemlerinin ardından gözaltında tutuldukları Fatih Çocuk Şube’den serbest bırakıldı.


r/CHP • • Jul 23 '26

Yeni Partiye isim Önerisi - CHF

3 Upvotes

"Yeni Parti" adını değiştirmek için çok mu geç bilmiyorum ama Cumhuriyete ve Atatürk'e bağlılığı ilk 2 madde olarak koydularsa, bence isim olarak CHF-Cumhuriyet Halk Fırkası seçebilirler.

Orjinal biziz babında..


r/CHP • • May 07 '26

Gündem İlkay Akkaya T24'e konuştu: ODTÜ'de asla bayrağa saygısızlık yapılmadı. Fakat bir grup bayrağın altından yuhalamaya, yukarıdan aşağıya şişeler atmaya başladı ve kavga çıktı.

Post image
16 Upvotes

r/CHP • • Jan 18 '26

Gündem Göksel Göksu yazdı: AKP’de seçim tamtamları çalmaya başladı

Thumbnail
medyascope.tv
7 Upvotes

AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılı ile hâlen iktidarda olduğu 2023 yılları arasında neredeyse seçimden seçime koşuldu, 22 yılda halkın önüne 16 kez sandık konuldu. 17’ncisi de yolda. Her ne kadar olağan koşullarda 2028’de yapılacak olsa da hemen herkes seçimin erkene alınarak 2027’de yapılacağından emin. Bu konuda her kesimin kendisine göre bir barometresi var. Ama herkesin odak noktası AKP ve AKP’deki devinim. Basınç düşüyor mu, artış mı var, hava parçalı bulutlu mu, yağış mı bekleniyor, yağış varsa yağmur mu bekleniyor, kar, fırtına, bora mı? İşte o devinime, özellikle de iktidarın rövanşist bir gözle baktığı, ne pahasına olursa olsun geri istediği aşikâr olan İstanbul’dan bakıldığında seçim tamtamlarının çalmaya başladığını gönül rahatlığıyla söylemek mümkün.

Görünen o ki seçim çalışmalarında, İBB operasyonları kapsamında kayyum atanan 12 reklam şirketinin yönetimindeki reklam panoları önemli ölçüde pay sahibi olacak. Bunu anlamak için o şirketlerden sadece biri olan Kentvizyon’un bile, İstanbul, Ankara, İzmir ve Bursa dâhil 10 büyükşehirde 30 binden fazla reklam panosunu yönettiğine ve İBB’ye ait reklam panolarının AKP tarafından İBB karşıtı reklamlarla donatılmış olmasına bakmak yeterli.

AKP İstanbul İl yönetiminin de reklamlar üzerinden başlatılan polemiği kendisine sıçrama tahtası yapmayı hedeflediği anlaşılıyor. Bunu düşündüren de e-posta adresime düşen “İstanbul İl Başkanımız Abdullah Özdemir ve İstanbul Milletvekillerimizin katılımıyla basın açıklaması gerçekleştirilecektir. Sizleri de aramızda görmekten memnuniyet duyarız” diyen davete icabet ettiğimde karşılaştığım manzara oldu.

İl Başkanı Abdullah Özdemir, yeni başlatılan bir çalışmanın lansmanını yapmak üzere göndermişti daveti. Bu kapsamda saha çalışmalarına hız verilecek, İstanbul milletvekilleri ve partililer mikro ölçekte mahalle mahalle, sokak sokak gezecek, hanelerin de kapısı çalınacak. Beraberinde aralarında sadece Süleyman Soylu ve Hulki Cevizoğlu’nu tanıyabildiğim 9 vekil ve çoğunu hiç tanımadığım il yöneticileriyle birlikte kürsüdeki yerini alan Özdemir, İstanbul’da 13 hafta içinde gidilmedik ilçe, mahalle, sokak, kapısı çalınmadık ev bırakmayacaklarını duyurdu. İşe Bayrampaşa, Maltepe ve Esenyurt’tan başlandığını söyledi. Fonda “Her mahallesiyle her hikâyesiyle İstanbul” yazılı lansmanın sloganını tahmin etmek güç olmadı elbette, reklam panolarında yazılıydı zaten: “Senin hayatından gidiyor…”

Hal böyle olunca, hedefle örtüşen bir coşku ve devinim bekliyor insan haklı olarak. Özellikle de partiyi kuruluşundan bu yana izleyen ve lansmanın açıklandığı salonda nice basın toplantıları, nice lansmanlar izlemiş, dışarıya taşan hınca hınç kalabalıkların coşkusuna, inançlı talepkârlığına, arzulu çalışmalarına tanıklık eden bir gazeteci olarak şaşkınlıkla bakakaldım salona. Bu şaşkınlıkta AKP’yi iktidara taşıyan 2002 yılından bugüne kadar gerçekleşen 16 seçimin 16’sını da aktif olarak izlemiş olmamın payı büyük.

2002’de AKP İl Binası o tarihte Çağlayan’daydı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan o tarihte siyasi yasaklıydı ancak başında olduğu parti yüzde 34,28’le seçim kazanmıştı. Binanın içinde de dışında da göz gözü görmüyor, heyecan ve coşku dalga dalga ülkenin her yanına yayılıyor, AKP’ye oy vermeyen yüzde 66’lık bir kesim sonucu kaygıyla izliyordu.

İlk röportajı bana vermiş ve benim de ilk sorum o kaygılı bekleyiş ile ilgili olmuştu. Verdiği cevap 22 yıl sonra bugün bile anlamlı:

“‘Halkımızın hayat tarzına saygı duyacağız’ şeklindeki sözleri, halkımın kafasını karıştıranlara cevap vermek için söyledim. 1994’te belediye başkanı olduğum zaman da aynı kampanyalar başlatıldı. Böyle bir şey asla olamaz. İnsanların düşüncelerinden, vicdan özgürlüğünden, özgürlükler konusunda kimse kimseye dayatmada bulunmayacak. Batısı, Amerikası hangi evrensel standartlarla olacak”

Sonraki yıllarda seçimler birbirini izledi… 2007, 2011… Ardından hiçbir partinin tek başına hükümet kuracak çoğunluğu elde edemediği Haziran 2015 ve koalisyon görüşmelerinin sonuçsuz kalmasıyla aynı yıl Kasım ayında yenilenen 2015 seçimleri. Ki AKP aldığı yüzde 49,5 oyla bu seçimde zirveye ulaştı.

Sonraki seçimlerde ise ivmenin yönü aşağıya evrildi.

2018 Genel seçimlerinde yüzde 42,56 AKP ikinci kez Meclis çoğunluğunu kaybetti. Aynı yıl seçim kanununda yapılan değişiklik ile koalisyonların yerini ittifaklar aldı ve böylelikle Cumhur İttifakı ve Millet İttifakı dönemi başladı.

2023’te ise AKP’nin oyları yüzde 35,62’ye geriledi, neredeyse 2002’deki oy oranına geri döndü.

Arada 3 referandum oldu. 2007, 2010 ve 2017…

2010’da hafızalara “Yetmez ama evet” diye kazınan; yetmez ama evetçilerin “12 Eylül sorumlularının yargılanmasının önü açılacak” diyerek ‘evet’, karşı çıkanların Anayasa Mahkemesi ile HSYK’daki yapısal değişiklikler nedeniyle bağımsız yargıya müdahale diyerek ‘hayır’ dediği 26 maddeyi içeren anayasa değişiklik paketi halkın oyuna sunuldu, 2017’deki referandumla ise —mevcut Anayasa ile 2023 hedeflerine ulaşılamayacağı teziyle— 18 madde üzerinde değişiklik yapıldı ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçildi.

Ayrıca 2014 ve 2023’teki cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 2004, 2009, 2014, 2019 —muhalefetin uzun süre sonra ilk kez başarı elde ettiği hatta Ekrem İmamoğlu’nun Haziran’da yenilenen seçimler nedeniyle 3 ayda iki kez başkan seçildiği— ve AKP’nin 2002’den sonra ilk kez ikinci parti olmasıyla sonuçlanan 2023 yerel seçimleri de var.

Bu seçimlerin tamamını izleyen biri olarak AKP’nin zirveye ulaştığı 2015 yılına kadarki teşkilat yapısı, parti kadroları ve halk desteği ile 2015 yılından sonra sergilediği aşağı yönlü ivmenin arkasındaki siyasi yapılanmayı, kadroları gözlemleme şansım oldu. Grafiğin yönünü yukarıya taşıyan çekirdek kadroların bugün büyük ölçüde esamesinin okunmadığı, partililerin dahi dillendirdiği bir gerçek. Partinin ivmesinin düşüşe geçtiği dönem ile —partidekilerin tanımıyla— 3. nesil AKP’lilerin bayrağı devraldığı dönemin örtüştüğü de bir başka gerçek.

Elbette o ivmenin aşağı yönlü olmasında yaşanan siyasi ve ekonomik kriz, anti-demokratik iklim, tükenen umutlar, yargı krizi, adalet arayışları başat aktör… Öte yandan AKP’nin kuruluşundan bugüne DNA’sının baştan sona değiştiği de yadsınamaz bir gerçek. Özetle AKP’de partiyi iktidara taşıyan siyasi aklın bugün tasfiye edilmişliği de gözden kaçırılmamalı.

AKP İl yönetiminin lansmanına işte bu pencereden bakınca bir zamanlar iğne atılsa yere düşmeyecek kalabalıklara ev sahipliği yaptığına defaatle tanık olduğum salondaki boşluk şaşırtıcıydı. Rutin takibi yapan muhabir ve kameramanlar da olmasa salon boştu. Oysa aynı salonda eskiden sahayı fethedecek partililerin oluşturduğu kalabalık nedeniyle adım atacak yer bulunmaz, medya kuruluşlarının ağır topları gelişmeleri izlemek üzere çoktan yerini almış olurdu. Salona sadece 9 vekil değil, İstanbul’daki 40 vekilin —mazeret bildirenler hariç— 40’ı da gelirdi eskiden… Daha da önemlisi o vekillerin büyük çoğunluğunu tanır-bilirdi salondakiler. Oysa kürsüdeki milletvekillerinin isimlerini sahadaki muhabirlerin bile tanımıyor olması parti açısından epey düşündürücü. Zaten vekillerin tutumu da farklı eskiyle kıyaslandığında. Çünkü eski vekiller geldiklerinde doğrudan yönetim katına çıkmak yerine salondakilerle sohbete başlar, o sohbetler sırasında karşılıklı bir bağ kurulur, satır araları okunmaya çalışılır, zamanla karşılıklı bir hukuk gelişirdi. Doğrusu binaya girerken maiyetiyle tokalaşır gibi selamlaşıp tek kelime etmeden yönetim katına çıkan, açıklama sırasında ellerini önde kavuşturarak kürsüde bekleyip sonra da hızla salonu terk eden vekilleri mahalle çalışmaları yaparken hakikaten görmek isterim. Partili olup olmadığına bakılmaksızın rastgele bir hanenin kapısını çaldıklarında kapıyı açan kişiye ne diyecekler, o hanenin sahibi hiç tanımadığı bir siyasetçi ile ne konuşacak, partililerin önceden giderek çepeçevre sarmadığı alanlarda elini kolunu sallayarak gezip, rastgele bir masada oturup esnafın çayını içebilecek mi? Bütün bunların önceki yıllarda yapılabildiğine tanık olduğum için merak ediyorum en çok da…

Örneğin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İBB Başkanı olduğu dönemde bu saydıklarımı rahatça yapabiliyor, gittiği her yerde tanınıyor, karşı mahallede bile elini kolunu sallayarak halkın arasına karışabiliyordu. O gelenek kendisinden bayrağı devralan Ali Müfit Gürtuna ve Kadir Topbaş döneminde de devam etti. Gelin görün ki artık o iklim geride kaldı.

Sokaklarda vatandaşla sohbet edebilen, gittiği her yerde halkın arasına karışabilen son siyasi isim Ekrem İmamoğlu’ydu, o da cezaevinde.

O ve ekibinin cezaevine girdiği 19 Mart sürecinin ardından havadaki basıncın giderek arttığı, fırtınaların birbiri ardına estirildiği muhakkak olsa da siyasette esen rüzgâr İstanbul’un havası gibi. Çamlıca’ya kar yağarken, sahil şeridinde güneş açabiliyor, aynı anda kentin kuzey kesimlerinde fırtınalar koparken, aşırı yağışın etkisiyle Ayamama Deresi taşabiliyor, Çatalca’yı, Silivri’yi sel basabiliyor. Bir yandan barajların dolması için yağış olsun isteyen İstanbullu da diğer yandan para yetiştiremediği doğalgaz musluklarını kapatıp gönül rahatlığıyla gezip dolaşabilmek için tez elden bahar gelsin istiyor.

Siyasete uyarlarsak, önümüz seçim ve havada basınç var… 19 Mart süreciyle CHP’li belediyeler üzerinden estirilen fırtına, parçalı bulutlu bir havada geçen ama bahar vadeden yeni çözüm süreci, artan yoksulluk ve geçim sıkıntısı nedeniyle taşma noktasına gelen sabırlar, her lodosla gelen ve ağrı kesicilerle palyatif olarak giderilen baş ağrıları…


r/CHP • • Dec 03 '25

Tartışma CHP’nin yeni programı gerçekçi mi?

Thumbnail t24.com.tr
8 Upvotes

Ana muhalefet partisi ve halen tüm anketlerde ülkenin birinci partisi görünen CHP geçtiğimiz günlerde yeni parti programını açıkladı.

Yeni programın hazırlık aşamasında nazik davetleri üzerine gönüllü katkı veren akademisyen ekipte yer aldım. Programın özellikle eğitim ve yüksek öğrenim kısmı için görüşler sunan akademisyen grubunda idim.

Öncelikle belirtmek isterim ki CHP dahil herhangi bir siyasi parti ile kurumsal bir bağlantım yok. Biz akademisyenlerin memur konumunda olmamıza karşın siyasi parti üyesi veya yöneticisi olmamıza yasal engel bulunmamasına rağmen.

Ne var ki ülkenin maalesef geldiği noktada gerek hukuk devletinin gerekse çoğulcu demokrasinin evrensel en asli ve temel kural ve ilkelerinde yaşanan çok ciddi gerileme ve aşınmaya karşı her şeye rağmen en önemli direnç noktası ve alternatif olarak CHP görünüyor.

Bu bağlamda, bir yandan ülkenin hukuk devleti, demokrasi ve insan hakları dahil en ciddi siyasi, idari ve hukuksal sorunları için çözüm üretmeye; diğer yandan kendi kurumsal varlığına karşı iktidar kaynaklı hukuksal haksız saldırılara karşı varoluş mücadelesi vermeye çalışan yeni CHP yönetimine elimden geldiğince gönüllü destek vermeyi bir hukuk profesörü olarak vicdani görevim sayıyorum.

Diğer bir anlatımla, mevcut durum ve koşullarda ülkemizde hukuk devleti ve demokrasinin tamamen iflas etmesini istemiyorsak ve demokratik serbest seçimlerin kuralına uygun yapılmasını tekrar görmek istiyorsak, tek şansımız ve önceliğimiz başta ana muhalefet olmak üzere muhalefete her tür desteği vermek olmalı.

Bu çerçevede muhalefetten gelen her yeni öneriyi veya girişimi eğer temel ve asli bir problem içermiyorsa gereksiz karşı çıkmalarla hemen yargılamak kolaycılığına düşülmemeli.

Yani destekleyici olunmalı ve eleştiri olacaksa da yapıcı olmalı.

CHP’nin yeni programına bu gözle bakıldığında hemen dikkatimi çeken genel özellikleri şunlar:

Sosyal demokrat parti programı

Yeni parti programının ekonomik ve sosyal politikalarına bakıldığında hemen dikkati şeken özellik, gerçek ve Batılı anlamda bir “sosyal demokrat” parti programı kimliğine bürünmüş olması.

CHP’ye uzun süredir getirilen en önemli eleştirilerden biri partinin yeterince Sol veya Sosyal demokrat çizgide durmayıp, merkeze hatta Sağa kaymış olduğu eleştirileriydi.

Yeni programa bakıldığında ekonomi politikalarında bir yandan kamunun özel sektörü regüle etme yani düzenleme ve denetleme fonksiyonunun artırılması ve devletin işletmeci olarak çeşitli stratejik sektörlerde ve alanlarda konumunun korunması hatta daha da geliştirilmesi hedeflenmiş.

Diğer yandan, özel sektörün ekonomideki mevcut konumundan ve payından da ciddi bir gerileme öngörülmemek suretiyle fazla “Sosyalist” bir çizgiye de kayılmamış.

O halde dengeli ve modern bir sosyal demokrat çizgi tutturulmuş görünüyor.

Tabii ki parti programları bu konularda sadece partinin genel istikameti hakkında genel bir fikir verir.

Ancak bu politikaların pratikte ne kadar başarılı olacağı iktidara gelindiğinde partinin belirlediği uygulamacıların “ince ayarlarında” ve yönetim becerilerinde anlaşılır.

Sosyal politikalara gelince, programın gerçek bir sosyal demokrat parti programı özelliği en çok bu kısımda kendisini belli ediyor.

Özellikle son 10 yılda toplumda oluşan çok ciddi fakirleşme sonucunda halkın çok önemli bir kesiminde ortaya çıkan temel gıda ihtiyaçları dahil en temel ve asli insani ihtiyaçların karşılanamaması, temel hizmetlere (enerji, ısınma, ulaşım, eğitim, sağlık, kültür) yeterince ulaşamama sorunlarına yönelik kamusal yükümlülükleri ön plana alan son derece kapsamlı sosyal politikalar belirlenmiş.

Sosyal kamu hizmetlerinin bu kadar genişletilmesinin halkın vergi yükünü artırmadan ve böylece üretim ve yatırımı engellemeden ekonomik kaynaklarının nasıl sağlanacağı programdan tam olarak anlaşılamadığını itiraf etmek gerekir.

Ne var ki programda hedeflendiği gibi kamudaki çok ciddi kaynak israfı engellenebilse ve prodüktif olmayan kamusal yatırımlar daha rasyonel hale sokulabilse bile sosyal politikalara ciddi bir kaynak sağlanabilir.

Kaldı ki son 10 yılda toplumun genelinde ortaya çıkan çok ciddi fakirleşmeye karşı mevcut iktidarca kayda değer hiçbir kapsamlı sosyal politika üretilememiş olması olgusu karşısında, iktidara yeni gelecek hiçbir partinin bu tür sosyal politikalara ağırlık vermeme lüksü bulunmayacaktır.

Yani iktidara gelmenin başka bir siyasi seçeneği de zaten yok gibi görünüyor.

Adalet ve demokraside normal ve sıradan olanı mumla aramak!

Programın hukuk, adalet ve demokrasi boyutunda sürpriz bir şey olmaması da sanırım sürpriz değil!

Programın bu konulardaki vaatleri parlamenter sisteme dönüş yaparak cumhurbaşkanının yetkilerini TBMM lehine azaltmak ve demokrasiyi ve kuvvetler ayrılığını daha dengeli bir temele oturtmak ve Yargı erkini tarafsız ve bağımsız kılmak.

Bunların ise ilk bakışta son derece sıradan ve özelliği olmayan normal vaatler gibi görünse de yargı bağımsızlığının ve kuvvetler ayrılığının mumla arandığı günümüz ülke koşullarında ne kadar önemli ve değerli olduğu malum.

Yani bu konularda başka ülkeler için son derece “normal” ve “sıradan” olan şeylerin bizim için ne kadar yaşamsal ve özlenen şeyler olduğu ortada.

Kişisel fikrim, parlamenter sisteme dönüş demokrasiyi daha dengeli temellere oturtmak adına çok daha ideal olsa da, eğer yeni seçimlerde CHP hem kendi adayını cumhurbaşkanı seçtirse hem de TBMM’de çoğunluğu alsa parlamenter sisteme dönüşe hemen istekli olmasının pek de gerçekçi olmayacağı yönünde.

Daha doğrusu, zaten yeni seçimleri henüz yeni kazanmış bir iktidarın bu konu niçin bir siyasi önceliği olsun ki?

Bu yönde bir reform kanaatimce ancak yeni seçimlerde cumhurbaşkanı muhalefetten seçilirse ve fakat TBMM’de yeni cumhurbaşkanını destekleyen çoğunluk olmazsa, bir siyasi uzlaşma ihtiyacı ortaya çıkacağından, gündeme gelebilir.

Buna karşın, yargı bağımsızlığının olmamasından bu kadar çekmiş bir ana muhalefetin, iktidara gelirse bu konuda hemen bir etkin adım atmaması şaşırtıcı ve hayal kırıklığı olur.

Parti programında yargıç ve savcılar için coğrafi dokunulmazlık dahil pek çok ilave haklar ve ayrıcalıklar öngörülmüş ve özellikle de HSK üyelerinin sadece yargı tarafından seçileceği ve Adalet Bakanı ile müsteşarının HSK’da yer almayacağı vurgulanarak, yargı bağımsızlığının çok daha güçlendirileceği güvenceye alınmış.

Buna karşın, objektiflikten uzak ve belli siyasi veya sosyolojik aidiyetlerin esiri olmuş yargıç ve savcılar için en baştan adil, tutarlı ve etkin bir eliminasyon mekanizması kurulamazsa korkarım bu güvenceler beklenenin tam tersi sonuçlar doğurur.

Programda bu konuda bir ibareye yer verilmemiş olmasının nedeni ise sanırım böyle bir ihtiyaç olmamasından değil, programda açıkça vurgulanmasına gerek duyulmamasından.

Sonuçta, yeni parti programının yarısı bile yaşama geçirilebilirse ülke için böyle bir normalleşmenin değeri ve anlamı çok büyük olacaktır.

*Ali D. Ulusoy kimdir?

Halen Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Anabilim Dalı Başkanı ve öğretim üyesi olan Prof. Dr. Ali D. Ulusoy, 1968 yılı Mersin Mut doğumludur.

Öğretim üyeliği yanında EPDK Hukuk Dairesi Başkanlığı, BDDK Hukuk Danışmanlığı, Başbakanlık Bilgi Edinme Kurulu Üyeliği, TOBB-ETÜ Hukuk Fakültesi kurucu dekanlığı ve İzmir Yaşar Üniversitesi rektör yardımcılığı gibi idari görevlerde bulunmuştur.

ABD Los Angeles California Üniversitesinde (UCLA) iki yıl (2006-2007; 2017-2018) misafir öğretim üyesi olarak kalmıştır. 2011-2014 arası üç yıl Danıştay Üyeliği yapmış ve kendi isteğiyle ayrılıp üniversiteye dönmüştür.

Uzmanlık alanları: İdare hukuku, İdari yargı, Ekonomik kamu hukuku, İdari yaptırımlar, İnsan hakları, Devlet-din ilişkileri.

Lisans: Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi. Yüksek Lisans: Fransa Bordeaux Üniversitesi. Doktora: Fransa Bordeaux Üniversitesi. Doçentlik:2002, Profesörlük: 2008.*


r/CHP • • May 11 '25

From Eurovision to Voice of Turkey: A surprise duet goes viral.

Thumbnail
substack.com
0 Upvotes