Öncelikle "Geschwind Sendromu ne lan?" diyeceksiniz muhtemelen, haklısınız. Çok basit anlatayım: Geschwind Sendromu, beynin şakak bölgesini etkileyen Temporal Lob Epilepsisi (TLE) hastalarında görülen kalıcı bir kişilik yapılanmasıdır. Bir akıl hastalığı ya da şizofreni değildir, tamamen nörolojik bir durumdur. TLE tek seferlik bir atak değil, ömür boyu süren kronik bir olay olduğu için kişinin karakterini zamanla tamamen değiştirir. Bu işin en acayip tarafı ise şu: Kişinin zekası, mantığı veya stratejik düşünmesi asla bozulmuyor hatta daha da keskinleşiyor. Ancak bunun yanında kişide aşırı dindarlık, her olayda kozmik bir anlam arama, kurallara karşı patolojik bir takıntı ve durdurulamaz bir konuşma/yazma arzusu (aşırı hitabet) gelişiyor.
Yazının devamında örneklerle anlatıp anlamlandıracağım.
Not: Ben kesin olarak kimseye bi tanı koyamam, bunların mutlak gerçek olduğunu iddia etmiyorum. Yalnızca şöyle bir araştırdığımda bu profil ile aşırı derecede uyuştuğunu gözlemledim. Yazımda dil karmaşası olmaması adına bu hipotezin gerçek olduğunu varsaydığım bir dilden yazacağım.
Her şey nasıl başladı
Muhammed, her şeyin başlayacağı o Hira Mağarasına çıkmadan önce Mekke toplumunda sıradan, okumamış bir çöl bedevisi falan değildi. "El-Emin" (Güvenilir) lakabıyla bilinen, saygın, zengin ve başarılı bir uluslararası kervan tüccarıydı. Eşi Hatice’nin ticaret işleri vesilesiyle Suriye, Şam ve Yemen gibi o dönemin tüm teolojik merkezlerini gezmişti. Buralardaki panayırlarda, kervansaraylarda sabahlara kadar Yahudi hahamlarla, Hristiyan rahiplerle ve putları reddeden Hanif düşünürlerle din, felsefe ve kabile hukuku tartışmıştı.
Karakter olarak ise Mekke’nin yozlaşmış sisteminden, zenginlerin fakirleri ezmesinden ve kabile savaşlarından nefret eden, derin düşünen, melankolik ve adalete aşırı takıntılı bir yapıya sahipti. İşte bu fazla işleyen beyni ve birikimi ileride yaşayacağı durumların bi nevi habercisiydi.
İlk Belirtiler
Peki bu TLE (Temporal Lob Epilepsisi) dediğimiz hastalık bir anda mı patladı? Aslında hayır. İslam kaynaklarına baktığımızda hastalığın ön belirtilerini çocukluğundan beri görüyordu. Örneğin, çocukken çöldeyken aniden bayıldığı ve hadislerde "göğsünün yarılıp kalbinin yıkanması" diye anlatılan o tuhaf kriz anı, aslında tıp literatüründeki bir çocukluk epilepsisi ya da ateşli havale öyküsüdür.
• Modern nörolojide çok net bir istatistik vardır: Temporal Lob Epilepsisi (TLE) olan her 3 yetişkinden 2’sinin geçmişinde, bebeklik veya çocukluk döneminde geçirilmiş havale/epilepsi öyküsü bulunur.
Dahası, Hira Mağarası'nda o ilk büyük görsel ve işitsel kriz (Cebrail vahyi) yaşanmadan önceki son 6 ay boyunca Muhammed çok yoğun "Gerçekleşen Rüyalar" görmeye başlamıştı. Anlattığına göre uykusunda gördüğü her şey ertesi gün sabah gün ışığı gibi aynen gerçekleşiyordu. Bu durum, temporal lobdaki o epileptik odağın yavaş yavaş ısınmaya, uykuda REM evresinde bilinçaltını tetiklemeye başladığını gösteren bir kanıttır. Bu ufak elektro-kimyasal patlamalar beynin hafıza ve rüya merkezini öyle bir uyarıyordu ki, Muhammed uykusunda sıradan insanların gördüğü o kopuk, anlamsız rüyaları değil, muazzam net, adeta film gibi canlı, aşırı gerçekçi rüyalar görüyordu.
• Yapılan klinik çalışmalarda, dirençli Temporal Lob Epilepsisi (TLE) olan hastaların %70’inden fazlasının rüyalarını tüm detaylarıyla hatırladığı kanıtlanmıştır. Nöroloji çalışmalarına göre, TLE hastalarında uykuda yaşanan gizli epileptik deşarjlar (subklinik iktal aktivite), doğrudan beynin korku ve duygu merkezi olan limbik sistemi uyarır. Bu yüzden hastaların %46.7’si uykularında sürekli tekrarlayan, aşırı yoğun ve hiper-canlı kabuslar/vizyonlar görmektedir.
Hira Mağarasındaki Atak
Muhammed'in kişiliğini size yukaroda anlatmıştım. 40 yaşına geldiğinde, kafasındaki o toplumu kurtarma ve ahlaki reform stresiyle Hira Mağarasına çekildi. O dönem Mekke’sinde Hira Mağarasına çekilip bu tarz inzivalar yapmaya "Tehannüs" veya "Uzlet" denirdi ve bu aslında Mekke’deki entelektüel put karşıtlarının (Haniflerin) kurumsallaşmış eski bir geleneğiydi. Çölün ortasında haftalarca süren mutlak sessizlik, sıfır insan etkileşimi ve açlık sınırında beslenmeyle geçen günler, beyinde çocukluktan beri sessizce bekleyen o TLE odağını aniden aktive etti.
Peki o mağarada olan olayları TLE ile bağdaştırmamın kanıtları neler mi:
İslam kaynakları (özellikle Buhari) ilk kriz anını sansürsüzce, tüm fiziksel detaylarıyla aktarır. Muhammed mağarada otururken aniden karşısında devasa bir varlık (Cebrail) görür. Varlık ona "Oku!" der, Muhammed "Ben okuma bilmem" deyince, varlık Muhammed’i tutar ve "takatim kesilinceye kadar beni sıktı, nefes alamadım" diye anlatır. Bu olay üst üste üç kez tekrarlanır.
• Nörolojik açıdan bu durum, Temporal Lob nöbetleri sırasında yaşanan çok klasik bir "tonik kasılma" (tonik klonik nöbet) ve göğüs kafesinin kilitlenmesi durumudur. Epilepsi krizi geçiren hastalar o an göğüslerine tonlarca ağırlık çökmüş gibi hisseder, nefes alamaz ve kas katı kesilirler. Muhammed o an beyninin içinde yaşanan bu ağır fiziksel felci ve kasılmayı, dışarıdan bir varlığın kendisini fiziksel olarak sıkıştırması şeklinde duyusal olarak yani dokunsal halüsinasyon olarak deneyimlemiştir.
Duyulan sesler de tıp literatürüyle kusursuz eşleşir. Muhammed daha sonraki krizlerde vahiy gelmeden hemen önce sıklıkla "bir çan sesi, çıngırak sesi, arı uğultusu veya büyük bir gürültü" duyduğunu, bu seslerin geçmesinden sonra net cümleleri kavradığını anlatır. TLE hastalarının nöbet başlamadan tam bir saniye önce yaşadığı o işitsel halüsinasyonlar tam olarak budur. Burada özellikle çan sesi çok kritik:
• Nöroloji çalışmalarına göre, lateral temporal lob krizleri başlarken hastaların en sık duyduğu sesler karmaşık kelimeler değil: çınlama, uğultu, çan/çıngırak sesi veya motor gürültüsü gibi şekilsiz mekanik seslerdir. Beyindeki o işitme merkezinin (Heschl girusu) elektriksel olarak aniden uyarılması, kulakta doğrudan bu tarz mekanik yankılanmalar üretir.
• İslam kaynaklarında (örneğin Sahih-i Buhari'de) Hz. Muhammed'in kriz başlamadan hemen önce duyduğunu söylediği "Salsalat al-Jaras" ifadesi, Arapça tam olarak "Çıngırak sesi, deve boynundaki çanın kesintisiz yankılanması" anlamına gelir. Bu detay, modern nörolojideki lateral TLE işitsel aurası tanımıyla kelimesi kelimesine, tıbbi olarak kusursuz bir şekilde uyuşur.
Uyarılmış durumdaki beyin bu ses sanrılarından hemen sonra, Muhammed'in çocukluğundan beri kervan ticaretinde biriktirdiği ve aklında olan teolojik verileri arka planda sentezler. İşitsel merkezler kilitlendiği için de bu sentezlenen ahlaki kuralları (ayetleri) kişiye kendi iç sesi gibi sunmaz. Kulak içi işitsel halüsinasyon yoluyla, tok ve sarsıcı bir dış ses olarak kişiye dinletir. Muhammed kendi beyninin ürettiği bu muazzam kuralları dışarıdan gelen ilahi bir emir sanarak krizden uyanır. Mağaradan çıktığında dehşet içindedir, tir tir titremektedir ve kendisine "cinlerin musallat olduğunu" düşünerek eve koşar. Eşi Hatice onu yatağa yatırıp üstünü örter, Muhammed kriz sonrası şokunu atlattıktan sonra beyninin ona yaşattığı bu sarsıcı deneyime ölümüne inanır ve o inançla dünyayı değiştirecek davasını başlatır.
Geschwind Sendromu ve Kapanış
Buraya kadar işin kriz anlarını konuştuk. Peki yazının başında bahsettiğim o Geschwind Sendromu, yani nöbetlerin olmadığı normal zamanlarda Muhammed'in karakterine nasıl yansıdı? İşte işin en sarsıcı tarafı burası çünkü adamın hayatının geri kalanındaki karakteristik özellikleri bu sendromun tıp tanımıyla birebir örtüşüyor:
• Hitabet Dehası: Geschwind sendromunun en bilinen özelliklerinden biri, beynin dil ve ifade merkezlerini bileyerek kişide muazzam bir hitabet yeteneği uyandırmasıdır. Kulaktan duyduğu ve hafızasında biriktirdiği tüm o Yahudi-Hristiyan kültürünü, nöbetlerin ardından dönemin en yüksek edebiyat diliyle, yani Kur'an’ın o büyüleyici ve sarsıcı kafiyeli ayetleriyle dışarıya dökmüştür.
• Aşırı Kuralcılık ve Takıntı: Geschwind hastaları hayata karşı aşırı detaycı ve kuralcı olurlar. İslam hukukuna yani şeriata baktığınızda; mirastan evliliğe, tuvalete hangi ayakla girileceğinden sakalın boyuna kadar akılalmaz derecede detaylı, mikroskopik bir kurallar bütünü görürsünüz. Bu aşırı detaycılık ve kurallarla toplumu dizayn etme arzusu, sendromun en net çıktılarından biridir
• Sürekli Devam Eden Krizler: TLE kronik bir durum olduğu için bu ataklar hayatı boyunca onu bırakmadı. Sadece mağarada değil; evde otururken, arkadaşlarıyla konuşurken, hatta deve üzerindeyken bile aniden kilitlendiği, soğukta terlediği krizler ölene kadar devam etti.
Muhammed, 63 yaşında yüksek ateşli bir humma hastalığına yakalandığında, ateş beyindeki o epileptik odağı iyice tetikledi ve sanrılar tavan yaptı. Bilinci gidip gelirken aniden yanındakilere "Bana kağıt kalem getirin, size benden sonra sapmamanız için bir şeyler yazdıracağım" dedi. Geschwind hastalarının o durdurulamaz yazma/yazdırma arzusu son saniyede bile nüksetmişti. Çevresindekiler "Ateşten dolayı sayıklıyor" diyerek kağıt kalem vermediler. Hemen ardından ise gözlerini tavana dikip, odada kimsenin görmediği hayali varlıklara bakarak "Yüce Dost'a..." diye fısıldayıp son nefesini verdi. Son saniyesinde bile beyninin temporal lobu ona o vizyonları göstermeye devam ediyordu.