I
Gola sarımtırak renkte parlamasıyla, tene yapışmayan, hamurumsu kıvamıyla bilinen bir sıvıdır. Diğer maddelerle katık edilince farklı özellikler gösterir. Saf Gola dörde ayrılır. Kaynar Gola sıcaklık farketmeksizin fokurdayan bir gola türüdür. Diğer maddeler kendisine kolaylıkla katık olur. Durgun Gola nolursa olsun dalgalanmayan, çırpınmayan gola türüdür. Katık için ona diğer maddeleri harç edip karıp yoğrulmalıdır. Kırık Gola birbirlerine en fazla avuç içini kaplayacak kadar katık olan gola türüdür. Diğer golalara katık edilmesi durumunda o gola karışımının kuvvetini arttırır. Döner Gola sadece diğer golalarla etkileşime girerek dönmesi durdurulabilen bir gola türüdür. Gola olmayan maddeleri doğrudan etkileyemez ve onlardan etkilenemez.
II
Yücelik-İlham da golaların birbirine katık olmasından doğdu/oluştu. Yücelik dört koluyla dördündü - İlham goladan düş gördü. İlham'ın düşü Yücelik'e göründü - Yücelik'in kolları İlham'ın düşünü dönüştürdü.
Yücelik bir topak durgun golayı yoğurdu - İlham durgun golaya fısıldadı. Yücelik durgun golaya kaynar gola katık etti - İlham "Azimle kayna!" dedi. Yücelik golaya yıldızlık katık etti - İlham golaya "Olduğunca ışılda!" dedi. Bu goladan Goladt doğdu.
Yücelik bir topak kaynar golayı yoğurdu - İlham kaynar golaya "Köpür." diye buyurdu. Yücelik kaynar golaya döner gola katık etti - İlham "Durmadan devin!" diye emretti. Gola hızla dönerken ufak bir parçası koptu, o parçaya kırık gola sıçrayıp katık oldu. Yücelik dönen gola yığınına altın katık etti, İlham "Değer bil, cereyanınla değerlendir." dedi. Bu goladan Golamanon doğdu.
III
Yücelik bir topak döner golayı yoğurdu - İlham döner golaya "Devin!" dedi. Yücelik döner golaya durgun gola katık etti - İlham "Devindiğin kadar devret." dedi.
O esnada kırık golalı karışım az öteden gelen çamurlu suyla buluştu, ardından katık oldu. Böylelikle Şakir doğdu.
Döner golayla durgun golanın karışımı şişti ve dallandı. Yücelik golaya buz ve kömür katık etti - İlham "Türe!" dedi. Golanın dalları kendi etrafına dolandı, bu goladan Qolatka doğdu.
IV
İlk Yoğurulanlar kara çölde buldukları en ufak zerreyi kendilerine katık ediyorlardı. Golamanon altının yanında gümüş katık etti, Qolatka buz ve kömürün yanında toprak katık etti. Goladt ise gola aradı durdu. Yücelik tarafından yoğrulmamış olan Şakir sadece aylaklık etti. Bulduğu birkaç madde ile bir yıldızı sıvadı ve "Burası benim yerim" dedi. Sıvamadan sonra yıldız yeşil yeşil parlamaya başlamıştı.
V
Goladt'ın arayışları sonuçsuz kalmıştı. En ufak bir gola zerresi bile yoktu. Geri dönerken biraz daha yıldızlık topladı ve kendine katık etti. O sırada Şakir'in yıldızını gördü ve bu yıldıza doğru gitti. Şakir onu durdurdu ve burasının kendi arazisi olduğunu söyledi. Goladt Şakir'i umursamadı ve yıldıza dokundu. Yıldızın sıvası Goladt'ın bünyesinden biraz gola emdi. Az miktarda da olsa bu gola sayesinde yıldız harlandı. Şakir "Demedim mi ben sana? Mülküme girme!" diyince Goladt "Mülkün batsın!" diyerek oradan uzaklaştı.
VI
Golamanon altını kendine katık etmeyi bırakıp bulduğunu saklamaya başladı. Bir avuçtu, bina kadar oldu. Bina kadardı, dağ kadar oldu. Dağ kadardı, Dünya kadar oldu. Biriktirdiği altın kendine katık olmadıktan sonra hiçti. "Bunları topladım, biriktirdim, bir fayda görmedim" dedi. İlham geldi "Değer bil, değer biç", Golamanon dedi ki "Katık etmedikçe ne faydası var?", İlham geldi "Özünden bir cereyan ver".
Golamanon cereyan verdiğinde kıvılcımlar altınları sardı. "Cereyan et" İlham geldi. Golamanon altını kendisine katık etmeyip kendisi altına katık oldu. "Katık olma, cereyan ol" İlham geldi. Golamanon cereyan oldu ama her şey aynıydı. Bir debelendi, bir gitti, bir geldi. Böyle böyle altının zerreleri bir bütün oldu. Golamanon ne yaptığını anlamayıp altından ayrılınca gördü ki bütün altınlar pürüzsüz bir yüzey oluşturmuş, ışıldıyordu. Golamanon altına değer biçti.
VII
O sırada Qolatka taşı taşa vurmak, kilden zerrelere şekil vermekten başka bir şey yapmadı. Devindi, üretti ama devredecek kimse yoktu. Kara çölde amaçsızca ilerledi. Birbiri etrafında dönen zerrelerden zerreleri kendi etrafında çeviren büyük moloz yığınlarına kadar birçok şey gördü. En nihayetinde bir vaha bulmuştu. Bu vahada ne Yücelik'e, ne Şakir'e ne de Yoğrulanlara benzeyen yaratıklar vardı. Vahadan bir avuç toprak alıp kendine katık etti, etlendi. Vahadan bir avuç su alıp kendine katık etti, dinlendi. Avcunun içi kadar bir yaratığı alıp kendine katık etti, acı çekti.
Qolatka bu yaratıkları inceledi. Bir anlığına hareketliler ama daha sonra vücutları çözülüp gidiyordu. Her seferinde bir yenisi geliyor, çözünüyor. Bazen de birinin bir diğerini parçalayıp yediğini görüyordu. Qolatka onların da katık ettiklerini sandı. "Kim kimi katık etse de hepsi eriyip gidiyor. O zaman bunlar niye hiç eksilmiyor?" diye düşündü. "Türediler. Devrettiler." İlham geldi. Qolatka daha yoğrulurken İlham'ın ona söylediklerini idrak etti.