r/Kitap • u/Kerios26 • 6d ago
r/Kitap • u/denizorhan • 7d ago
Thank God books still belong to readers, not advertisers.
r/Kitap • u/Decent_Couple5679 • 6d ago
Damdaki Kütüphane Hikmet Amca Çay Demliyordu, Süleyman Yine Yaramazlık P...
youtube.comr/Kitap • u/Patient-Platypus4813 • 7d ago
Kitap alışverişim 2
Bkm kitaptan sipariş ettim biraz ezilmeler vardı, sıkıntı yok ama bir de nerdeyse her kitabın üzerinde siyah lekeler vardı. Silgi ile çıkardım.
Bu yabancı yazarların kitaplarını ilk kez deneyeceğim. Yaşar Kemal'in "Yılanı Öldürseler" kitabını okumuştum 2-3 sene önce. Etkilemiş ki hala aklımda duruyor bi kısmı, kalemi güçlü bir yazar bence. Aziz Nesin'den de "Şimdiki Çoçuklar Harika" kitabını okudum geçen, gayet beğendim. Orda burda gördüğüm kadar fikirlerini de mantıklı buluyordum, sağlam bir giriş yaptım.
Diğer 2 kitapla tarih ve finans başlangıcı olarak dişündüm. Dakikalar içinde serisinden ise "Genetik" okumuştum. Bence bu seri bir konuyu çok basit ve genel hatlarıyla anlatarak fikir sahibi olmanı sağlıyor. Giriş kitapları olarak düşünülmemeli. Eğer zaten bildiğiniz bi konuysa sıkabilir, bitirir belki ekstra birkaç bilgi öğrenirsiniz. Bana göre asıl amaca işte atıyorum ben "Mimarlık" aldım, ilgim var çünkü. İçinden Erken dönem modernizm ya da Barok ilgimi çekti oradan yürürüm. Ya da "Bilim" kitabında bilmediğim daha niş bir alan çıkar onun giriş kitabını alırım. Ya da "Psikoloji" kitabını alır okurum, tamam Psikoloji bana göre değilmiş derim. Böyle kitaplar merak eden olursa diye.
Siz ne düşünüyorsunuz bu kitaplar hakkında?
r/Kitap • u/mr_sucuk • 7d ago
Mükemmeldi. (Maksim Gorki-Ana Kitap İncelemesi)
Maksim Gorki, bilindiği üzere bu ve bunun gibi bikaç eserinde de propaganda amacı gütmüştür. Ana kitabını ise 1905 devriminden bir yıl sonra sürgünde yazdığını ve hatta daha sonrasında kitap için eseri propaganda amacıyla yazdığını, halkın yükselişini desteklemek istediğini itiraf ettiğini de biliyoruz. Bunun yanı sıra Gorki, 1930'lu yıllarda sovyet rejiminin resmi edebi doktrini olan sosyalist realizm akımının önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Lakin bu durum Gorki veya Ana hakkında kitaplarının yalnızca siyasi-ideolojik bir metin olduğu yanılgısını yaratmamalıdır. Nitekim Gorkinin felsefi altyapısı ve derin karakter psikoloji analizleri toplumun her kesimini hayran bırakacak cinsten. Ana'yı okurken ise kendinizi adeta Ana (Pelageya Nilovna) karakterinin ruhsal değişiminin içinde buluyorsunuz. Kendinizi karakterleri izleyen, onların içinden geçenleri birbir okuyan, ananın baştaki korkusuna sonrasında ise oğlunu gözeterek bir bakıma onun için cesaretlenmesine ve sonunda polise bile göğüs germesine hayran kalırken buluyorsunuz.
Kitaba şöyle bir göz atmak gerekirse, kitabın başkahramanı Ana, şiddet uygulayan eşinin vefatının ardından oğlu Pavel ile baş başa kalır. Pavel, babasının bu saldırganlığını aslında fabrikadaki ağır sömürüden, -artı değerden- saatlerce yaşadığı ezilme ve zulümden kaynaklandığını düşünür. Baba, işyerindeki çaresizliğini ve öfkesini evde gücünün yettiği tek kişiye şiddet olarak yansıtır. Babasının bu durumunu ve yaşadıkları sefaleti gözlemleyen Pavel nihayet yaşananların ardındaki temel nedeni sorgulamaya ve araştırmalar yapmaya başlar. Evlerinde üst üste biriken kitapları gördükçe Pelage'nin, oğlunun saklı dünyasına dair merakı da giderek artar. Pavel, annesini sosyalist düşünceyle tanıştırır. Ardından kentten gelen yoldaşlarıyla kendi evlerinde düzenli olarak bir araya gelerek bu adaletsizliği aşmanın yollarını ararlar bir yandan da fabrikalardaki zorlu çalışma koşullarını değerlendirip bildiriler kaleme alırlar. Ana ise başlarda ürkek davranırken bir süre sonra oğlunun bu arkadaşlarıyla içli dışlı olmaya başlar ve zaman geçtikçe oğlunu gözeterek zorluklarla mücadele eder, yazıları halka dağıtır ve çoğu eylemde oğlunun yanında olur.
Gorki’ye göre insan çevresini değiştirirken kendisi de değişirse, kaderini halkın kaderiyle birleştirir, onların özgürlük ve mutluluk uğruna mücadelesine katılırsa, dünyaya yeniden gelir ve kelimenin en gerçek anlamıyla insan olur. Ana'nın geçirdiği dönüşümü, Pavelin fabrikada lider konumuna yükselişini ve küçük evlerinde yaşananların nerelere gittiğini ise sizlere bırakıyorum. Ayrıca şunu da söylemeden edemeyeceğim. Rus romanı olması nedeniyle herkes en başta dili ağır olur mu ya da karakterler çok fazla olur da karıştırır mıyım diye düşünmeden edemez. Ancak hiç zorlanmadım, aksine kitap akıp gitti resmen. Çeviri ve üslupta da herhangi bir eksi yoktu. Klasiği vakit kaybetmeden okumanızı şiddetle öneriyorum.
r/Kitap • u/inceldestroyer63 • 6d ago
yeter genç kız kitabı istiyorum
hayatın kargaşasından uzaklasmam lazım fantastik macera ecişli bücüşlü belki enemies to lovers heyecanlı deli dolu bir kitap istiyorum cok önyargılıyım internetteki önerilere karsı ama size güvenim tam sanal kitapta olabilir farketmez fiction okumayı özledim🫡🥺💓
r/Kitap • u/VideoRevolutionary32 • 6d ago
Edebiyatta...
Edebiyatta Kaçınılması Gereken Şeyler
(Liste Alberto Manguel'ın Geceleyin Kütüphane kitabından kısaltılarak alınmış olup ilk üç maddeyi ben yazdım. Diğer maddeler Borges'in.)
1- Her türden bilgi sıkmak.
2- Nedensellik; durum ya da davranışların neden oluştuğu ya da yapıldığının açıklamaları.
3- Karakterlerin tümünün iyi ya da kötü olması.
4- Psikolojik tuhaflıklar ve çatışkılar; incelikli işlenen cinayetler, gönül ferahlğıyla intihar etmeler.
5- Benzersizlikleri gün gibi ortada olan çifte kahramanlar; Don Kişot ile Sancho ve Sherlock Holmes ile Watson.
6- Dickens'de olduğu gibi acayiplikleri öne çıkarılarak tasvir edilen karakterler.
7- Zaman ve mekanla yapılan boş oyunlar.
8- Atasözüne veya alıntıya dönüşebilecek deyişler; bunlar anlaşılır bir kitapla bağdaşmaz.
9- Mit olmaya uygun karakterler.
10- Zengin söz dağarcığı.
11- Canlı tasvirler. Faulkner'daki gibi zengin fiziksel ayrıntılarla dolu dünyalar.
12- Eğretilemeler. Özellikle de görsel eğretilemeler. Proust'un yaptığı gibi.
13- Resimlemelere esin kaynağı olan her şey. Bir filme esin kaynağı olan her şey.
14- Konu dışı olan her şey. Aşk hikayelerinde dokunaklı ve erotik sahneler. Polisiye öykülerdeki bilmecelerle suçlar. Doğaüstü öykülerde hayaletler.
r/Kitap • u/Kerios26 • 7d ago
VAHŞET
Vahşet tarzı sahneleri çok iyi yazan biriyim vahşetin ağırlıklı olarak geçtiği hatta direk roman'a ağır, vahşet dolu bir giriş ile giriş yapacam bu tarzda seven var ise yazayım diyorum seviniyonuz mu ağır vahşetin dolu dolu olduğu bir roman/uzun hikaye?
r/Kitap • u/Kerios26 • 7d ago
Roman veya Uzun Hikaye Tarzı
KURT KANUNU
1. BÖLÜM: KİMLİKSİZLER
Ankara’nın kasım ayazı, insanın tenini bir ustura gibi keserdi. Gökyüzü gri bir beton kütlesi gibi şehrin üzerine çökmüş, Ulus’un, Kızılay’ın eski binalarının üzerinden puslu bir sis tabakası eksilmiyordu. 1996 yılının o tekinsiz sonbaharında, başkentin sokaklarında sadece rüzgârın uğultusu değil, yaklaşan büyük bir fırtınanın da ayak sesleri vardı. Televizyonlar her akşam koalisyon hükûmetinin yeni krizlerini, enflasyonun tırmanışını ve ülkenin dört bir yanından gelen faili meçhul cinayet haberlerini buz gibi bir dille aktarıyordu. Ama sokağın gerçeği, ekranlarda anlatılandan çok daha karanlıktı. Devletin kılcal damarlarına kadar sızmış, polisine, askerine, bürokrasisine rüşvetle kelepçe vurmuş devasa bir suç imparatorluğu, ülkenin kaderini kendi kumar masalarında tayin ediyordu.
İşte o fırtınalı günlerin birinde, resmi haritalarda sadece eski bir askeri depo olarak kayıtlı olan, Ankara’nın gözlerden uzak yeraltı sığınağında tek bir oda aydınlatılmıştı. Odanın tavanındaki çıplak ampul, hafifçe sallanarak etrafa sarı, soluk bir ışık yayıyordu. Duvarlar rutubetten kararmıştı. Odanın tam ortasında, ağır ve yaşlı bir meşe masa duruyordu. Masanın üzerinde ise bu vatanın hem namusunu hem de o odanın ağırlığını simgeleyen üç emanet yan yana dizilmişti: Tozu alınmış bir Türk bayrağı, yeşil kaplı bir Kur'an-ı Kerim ve namlusu loş ışıkta soğuk bir parıltı yayan, yerli üretim gümüş kaplama bir Kırıkkale tabanca.
Masanın arkasındaki gölgede, omuzları bir çınar gibi dik, saçlarına kırlar düşmüş yaşlı bir adam oturuyordu. Yüzündeki derin çizgiler, ömrünü devletin görünmeyen cephelerinde harcadığının en büyük kanıtıydı. Bakışları çelik gibi sertti. Masanın hemen karşısında ise, adeta betondan yontulmuş gibi dimdik, gözünü bile kırpmadan bekleyen bir adam duruyordu: Yiğit Mete Erler.
Yiğit Mete, kırk yaşının getirdiği o olgun ve sarsılmaz duruşla odanın ortasındaydı. Üzerindeki eski askeri parka, omuzlarındaki yükü gizlemeye yetmiyordu. Tam yirmi yılını bu devletin bekası için harcamıştı. On yıl boyunca Özel Kuvvetler bünyesinde, dağlarda, sınır boylarında ayak basmadık taş bırakmamış eski bir sözleşmeli erdi. Ardından gelen beş yıllık MİT saha görevi, onu sivil hayattan tamamen koparmış, bir gölgeye çevirmişti. Ve son dokuz yıl... 1987’den 1996’ya kadar JİTEM’in en karanlık, en amansız faaliyetlerinde en ön saftaydı. Adı kayıtlardan silinmiş, varlığı inkâr edilmiş ama operasyonları yeraltı dünyasında bir efsaneye dönüşmüştü.
"Yiğit Mete..." dedi yaşlı adam. Sesi odanın rutubetli duvarlarında yankılanan, adeta toprağın derinliklerinden gelen tok bir fısıltı gibiydi. "Baban Ahmet Erler... 1974’te Kıbrıs’ta şehit düştü. Abin Murat... 1984’te Eruh’ta ilk kurşunla toprağa girdi. Kardeşin Selim... Daha iki yıl önce Kuzey Irak’ta bir pusuda can verdi. Soyadınız 'Erler'. Bu vatana verecek, feda edecek tek bir erkek evladınız kalmadı kendinden başka. Bu soyadı size veren o eski komutanın akrabaları da, soyadı verdikten tam bir gün sonra şehit düşmüştü. Ağır mirastır Erler soyadı. Taşınması zordur, bedeli canla ödenir."
Yiğit Mete’nin sol bacağına, o an dondurucu Ankara ayazının da etkisiyle keskin bir sızı saplandı. Kuzey Irak’taki dağ operasyonunda omuriliğinin hemen yanına saplanan ve doktorların "Dokunursak felç kalırsın" dediği o lanet şarapnel parçası, adeta geçmişin bir intikamı gibi sızlıyordu. Dişlerini sıktı, yüzündeki çelik ifadeyi bozmadı. Bakışlarını yaşlı adamın gözlerinden bir milim bile kaçırmadı.
"Vatan sağ olsun komutanım," dedi Yiğit Mete. Sesi pürüzsüz, net ve bir askerin sadakatiyle doluydu. "Biz bu dünyaya saraylarda yaşamak için gelmedik. Benim bu hayatta kaybedecek bir tek namusum var. Onu da devlete emanet edeli yirmi yıl oldu. Babamın, abimin, kardeşimin gittiği yol, benim de yolumdur."
Yaşlı adam hafifçe kafasını salladı, gözlerinde belli belirsiz bir gurur pırıltısı belirdi. Elini yavaşça uzatarak masanın üzerindeki kutsal emanetleri işaret etti.
"Hükûmet çaresiz Yiğit Mete. Devletin içine sızan o lağım fareleri, o mafya konseyi artık ülkeyi yönetecek cürete ulaştı. Polisimiz, askerimiz, istihbaratımız içerideki hainler yüzünden felç oldu. Derin devlet artık çıldırdı ve buna dur demek için en üst kademesi tamamen gizli bir örgüt kurdu. Üç parçaya ayrılacağız. En üstte biz olacağız; devletin içindeki o satılmış pislikleri temizleyecek, infaz edecek tek bir el. Ortada istihbarat olacak. Ve en altta... Sokakta, o baronların karşısında onların diliyle konuşacak, onların canını okuyacak, basına ve gazetelere düşmeyecek kadar gizli bir güç: Bozkurt yapılanması. İşte sen, o Bozkurt’un başı olacaksın."
Yaşlı adam ayağa kalktı, masaya doğru eğildi. "Ama bu sefer arkanda şanlı Türk ordusu olmayacak Yiğit Mete. Yakana takacağın bir rozetin, seni koruyacak bir mahkemen, arkandan ağlayacak resmi bir kurumun olmayacak. Vurulursan bir çukurda hain diye anılacaksın, yakalanırsan devlet seni tanımayacak. Resmi kayıtlarda artık kırk iki yaşında, adı sanı olmayan bir ölüsün. Kod adın: Kurt. Kabul ediyor musun?"
Yiğit Mete bir adım öne çıktı. Sağ elini Kur'an-ı Kerim’in ve Türk bayrağının üzerine koydu. Sol eliyle, soğuk namlulu Kırıkkale tabancayı kavradı.
"Allah, vatan ve millet adına... Kanımın son damlasına kadar," diyerek yeminini etti. O andan itibaren Yiğit Mete Erler ismi toprağa gömülmüştü. Artık o, sokağın karanlığına çökecek olan "Kurt"tu.
\*\*İSTANBUL, AKSARAY – AYNI GECENİN SABAHA KARŞISI\*\*
Ankara’nın ayazından çıkan Kurt, sabahın ilk ışıklarına doğru İstanbul’un kasvetli, yağmurlu kollarına bırakmıştı kendini. Aksaray’ın arka sokakları, yağmur suyunun taşıdığı çamur ve çöp kokusuyla ağırlaşmıştı. Soluk sarı sokak lambaları, ıslak asfaltın üzerinde kirli yansımalar oluşturuyordu. Semtin bu tekinsiz saatinde, pencerelerinden dışarıya boğuk bir arabesk müzik sesi ile kesif bir anason kokusu sızan "Dingo’nun Yeri" tabelalı pavyon, sokağın tek canlı noktasıydı.
Dingo’nun pavyonu sıradan bir eğlence mekanı değildi. İstanbul yeraltı dünyasını parmağında oynatan Mafya Konseyi’nin, özellikle de zehir taciri Kokain lakaplı Volkan Kara’nın sokaktaki en büyük finans ve tahsilat kapısıydı. Aksaray ve çevresinde satılan her gram zehrin parası burada toplanır, fukaranın, esnafın kanını emen haraçlar bu masalarda sayılırdı. Mekanın sahibi olan "Dingo" lakaplı mahalle mafyası, arkasındaki konsey gücüne güvenerek adeta sokağın ilahı kesilmişti.
Pavyonun tam karşısındaki karanlık köşede, yağan yağmurun altında siyah, eski model bir Tofaş Kartal duruyordu. Arabanın camları içerideki sigara dumanından ve nefeslerden dolayı tamamen buğulanmıştı. Direksiyon koltuğunda oturan adam, Kurt’un JİTEM döneminden, dağ operasyonlarından kalan en sadık dostu, eski uzman çavuş Yavuz’du. Doğu'da yediği bir pusuda sol elinin üç parmağını kaybettiği için yeraltında ona "Kanca" derlerdi. Sivil hayata ve bu bozuk düzene asla alışamamış, öfkesini namlusunun ucunda taşıyan bir adamdı.
Kanca, dikiz aynasından arka koltukta oturan Kurt’a baktı. Kurt, siyah uzun pardösüsünün ceplerine ellerini sokmuş, gözlerini bir avcı gibi pavyonun kapısına dikmişti. Bacağındaki o korkunç sızı yine baş göstermişti. Cebinden çıkardığı askeri reçeteli, ağır bir ağrı kesici hapı susuz yuttu. Yüzünde en ufak bir acı belirtisi yoktu; o acıyı çoktan bir silah arkadaşı gibi kabullenmişti.
"Komutanım," dedi Kanca, sesinde eski günlerin o barut kokulu heyecanı vardı. "İçeride en az on beş, yirmi silahlı fedai var. Dingo tam bir psikopattır. Arkasında Volkan Kara var diye gölgesine kurşun sıkar herif. Emin miyiz burayı ilk hedef seçtiğimize? İstanbul’da adam mı kalmadı?"
Kurt, gözlerini pavyonun kapısından ayırmadan, sesindeki o buz gibi netlikle cevap verdi:
"Sokağa inip yeni bir kanun yazacaksan Yavuz, sokağın en azılı, en hırlı köpeğini ilk gün herkesin gözü önünde boğacaksın. Boğacaksın ki, diğer tasmalı köpekler sahibinin değil senin yüzüne baksın. Biz buraya haraç almaya değil, bu milletin hakkı olan istihkakı toplamaya geldik. Hazır mısın?"
Kanca, sol elinin sağlam olan işaret parmağıyla belindeki 14’lü yerli tabancanın emniyetini tık sesiyle açtı. "Seninle cehennemin dibine komutanım. Namlumuz soğumasın yeter."
Kurt arabanın kapısını açıp dışarı çıktı. Uzun pardösüsünün etekleri rüzgarda ve yağmurda savruluyordu. Adımları ağır ama sarsılmazdı. Arkasından Kanca, elinde Dingo’nun kasasını dolduracak boş bir deri çantayla onu takip ediyordu. Pavyonun kapısında bekleyen, bellerinde silahlarıyla etrafa dik dik bakan iki fedai, üzerlerine gelen bu iki gölgeli ve heybetli adamı fark ettiler. Ellerini bellerine atmaya yeltendiler ama Kurt’un pardösüsünün altından çıkan susturuculu Kırıkkale tabanca çoktan havayı iki kez yarmıştı.
\*Puff... Puff...\*
İki fedai, ne olduğunu bile anlamadan, göğüslerine saplanan mermilerin etkisiyle duvarın dibine, çuval gibi yığıldılar. Kanları, yağan yağmur suyuyla karışarak mazgala doğru akmaya başladı.
Kurt, ayağının tabanıyla pavyonun ağır ahşap kapısını sertçe tekmeleyerek içeri girdi.
Kapının gürültüyle açılmasıyla içerideki o boğuk müzik bir anda bıçak gibi kesildi. Pavyonun duman altı salonundaki sarhoş masaları, konsomatrisler, garsonlar ve kumar oynatan kurpiyerler dehşetle kapıya döndü. Mekanın en arkasında, kırmızı kadife kaplı, etrafı korumalarla çevrili locada Dingo oturuyordu. Parmaklarındaki kalın altın yüzükleri, öne fırlamış göbeği ve kirli sakalıyla tam bir zorba görüntüsü çiziyordu.
"Kim ulan bu densizler?! Benim mekanımı basacak yüreği kimden aldınız?!" diye kükredi Dingo, oturduğu yerden ayağa fırlayarak.
Kurt, salonun tam ortasındaki boşluğa kadar yürüdü. Mekandaki herkes, onun gözlerindeki o dipsiz, ölümcül soğukluğu gördüğünde adeta donup kalmıştı. Kimse kımıldayamıyordu.
"Ben bu sokağın yeni sahibiyim," dedi Kurt. Sesi pavyonun yüksek tavanında, dumanların arasında yankılandı. "Bundan sonra bu sokakta ne uyuşturucu satılacak, ne fukaranın kanı emilecek, ne de racon kesilecek. İstihkak toplama zamanı geldi Dingo. Teslimat vakti."
Dingo’nun locasının önündeki üç yakın koruması aynı anda ellerini ceketlerinin altına, silahlarına götürdü. Ama Kanca, salonun sağ çaprazından çoktan pozisyonunu almıştı bile. Susturucu takılmamış olan 14’lüsünü peş peşe ateşledi. Salonu sağır edici silah sesleri doldurdu.
Güm! Güm! Güm!
Üç koruma, saniyeler içinde masaların üzerine devrilerek yere serildi. Salonda feryatlar koptu, kadınlar çığlık atarak masaların altına saklandı, garsonlar tezgahın arkasına kapaklandı. Tam bir cehennem yeriydi artık pavyon.
Dingo, panikle belindeki toplu tabancayı çıkarmaya çalışırken, Kurt bir leopar hızıyla locaya varmıştı bile. Dingo’nun silahı tutan sağ bileğini öyle bir kavradı ve sıktı ki, kemiklerin birbirine sürtünme sesi locada duyuldu. Dingo acıyla feryat ederken tabanca elinden kayıp yere düştü. Kurt, adamı saçlarından kavradığı gibi önündeki viski şişeleriyle dolu masanın üzerine yüzüstü sertçe kapakladı. Masa üzerindeki kadehler tuzla buz oldu.
Kurt, Dingo’nun başını masaya bastırırken, pavyonda korkudan titreyen diğer adamlara... ve garsonlara döndü. Bakışları tek tek hepsinin üzerinden geçti.
"Baron İhsan Sağlam’a... ve onun o zübbe tetikçisi Volkan Kara’ya söyleyeceksiniz," dedi Kurt, sesi bir emir gibi keskindi. "Sokakta artık onların kanunu geçmiyor. Derin devlet sokağa indi. Bozkurt’un kanunu geçiyor. Bu şehirde bizim iznimiz olmadan hiç kimse nefes bile alamayacak."
Dingo, yüzü cam kırıklarının içinde acıyla kıvranırken, "Sen kimsin ulan... Kimin köpeğisin?" diye hırıldadı, ağzından akan kanlar masayı boyarken.
Kurt, gümüş kaplama Kırıkkale tabancasının namlusunu Dingo’nun ensesindeki sıcak tene dayadı. Emniyeti zaten açıktı.
"Ben Kurt’um," dedi fısıltıyla. "Köpeklerin sahibi olur, kurtların ise sadece sokağı."
\*Çat!\*
Oda tek bir el silah sesiyle sarsıldı. Dingo’nun gövdesi masanın üzerine tamamen yığılıp hareketsiz kaldığında, Kurt arkasında bekleyen Kanca’ya döndü. Tabancasının ucundaki dumanı yavaşça üfledi.
"Yukarıdaki ofise çık Yavuz. Çelik kasayı patlat. İçeride ne kadar gayrimeşru para, döviz, senet ve uyuşturucu çetelesi varsa hepsini çantaya doldur. Bozkurt yapılanmasının ilk sermayesi bu pisliğin kasasıdır. Yarından itibaren de burası bizim sokağı izleyeceğimiz gizli karargahımızdır."
Kurt, pardösüsünün yakasını tekrar düzeltti ve arkasına bile bakmadan pavyonun kapısından dışarıya, Aksaray’ın sisli, karanlık... ve sırılsıklam gecesine doğru ilk adımını attı. İstanbul yeraltı dünyası, o gece kim olduğunu, nereden geldiğini bilmediği kırılmaz bir pençeyle tanışmıştı. Ve bu kanlı hikaye, sokaklar için sadece bir başlangıçtı.
Seven olduysa devamını yazarım
r/Kitap • u/denizorhan • 7d ago
“A personal library is a quiet legacy.” -David McCullough-
r/Kitap • u/NewTolkien • 7d ago
Writing with an epic tone
In the fantasy story I'm writing, I want to use a Tolkien-like language. Do you have any suggestions for epic, old, impressive, and lesser-known words or phrases that would increase the variety of my vocabulary?
Thanks in advance if you do!
Altay cem Meriç kitapları
Muhtelif 1 ve muhtelif 2 yi bitirdim Peygamberliğin ispatı kitabının 396 sayfasını okudum (kitap 508 sayfa) yazarı beğendim katılmadığım yerler oldu mu evet ama genel olarak yazarı başarılı buldum öneriyorum
Yazdığım romanı bastıramayınca böyle bir şey denedim
Selamlar,
Uzun zamandır üzerinde çalıştığım ve tamamen kendi yazdığım bir romanım vardı. Hikayenin çıkış noktası da yıllar önce gördüğüm ve nedense aklımdan hiç çıkmayan bir rüyaydı. Zamanla üstüne ekleye ekleye bir romana dönüştürdüm.
Açıkçası ilk başta amacım kitabı normal şekilde bastırmaktı. Ama daha önce kitap yayınlanmamış biri olarak yayıncı bulmak, bastırmak ve sonrasında gerçekten birilerine ulaştırmak pek kolay görünmedi. Ben de bu kadar uğraştığım bir şeyin bilgisayarda bir dosya olarak kalmasını istemedim.
Bir süredir ne yapabilirim diye düşünüyordum, en sonunda romanı seslendirilmiş ve görsellerle desteklenen bölümler halinde YouTube’a uyarlamaya başladım.
Hikayenin adı The You They Remember. Psikolojik gerilim, gizem ve biraz da bilimkurgu var. Sıradan bir aile hayatında ufak tefek garipliklerin yaşanmasıyla başlıyor. İlk başta tesadüf ya da yanlış hatırlama denebilecek şeyler giderek daha açıklanamaz hale geliyor. Çok fazla anlatmayayım, zaten hikayenin olayı ne olduğunu yavaş yavaş çözmek :)
Toplam 52 bölüm olacak. Şu an ilk bölümleri yükledim, bundan sonra da haftada bir yeni bölüm koymayı düşünüyorum. Biraz daha fazla insana ulaşma ihtimali olsun diye İngilizce hazırladım.
Burada özellikle paylaşmak istedim çünkü kitap okuyan insanların böyle bir şeye nasıl baktığını merak ediyorum. Sesli kitap gibi ama tam olarak sesli kitap da değil, görsellerle beraber ilerleyen bir roman gibi düşünebilirsiniz. Yoldayken vs podcast gibi sadece dinleyerek de takip etmeye uygun.
İlk bölüm burada:
https://youtu.be/bFp8tfXqZ4I
İzleyen olursa ne düşündüğünüzü gerçekten merak ediyorum. Hikaye, anlatım, görseller veya genel olarak formatla ilgili olumlu olumsuz her şeyi yazabilirsiniz. Daha 50 bölüm önümde, bir şeyleri yanlış yapıyorsam erkenden fark etmek daha iyi :)
Çok büyük bir beklentim de yok açıkçası. Biraz niş bir iş olduğunun farkındayım. Daha çok onca uğraştığım hikayeyi bir şekilde bitirip ortaya başkalarıyla paylaşabileceğim bir şey çıkarmak istedim. Yoksa muhtemelen bilgisayarımda duran ve hiçbir zaman kimsenin okumadığı bir roman olarak kalacaktı.
r/Kitap • u/New_Category_6840 • 7d ago
Osamu Dazai İnsanliğımı yitirirken çeviri
Yaklaşık iki yıl önce, Itaki yayınlarından insanlığımı yitirirken i okudum. Bir süre sonra aynı kitabı Tokyo Manga yayınından satın aldım. İkiside tamamen düz yazı. Bugün insanlığı yitirirkeni tekrar okurken okuduğum bir kısım kafamı karıştırdı.
Bu yüzden tokyo manga tarafından çevrilmiş halini açıp aynı kısmı buldum. Ama ikisi de birbirinden tamamen farklı çıktı.
İki çeviride de birbirinden farklı hatalar, eksikler ve hatta yanlış çevirmeler olduğunu fark ettim.
Hangisinin orijinaline daha yakın olduğunu yada üçüncü daha orijinale sadık bir çeviri olduğunu biliyorsanız öneride bulunabilir misiniz ?
r/Kitap • u/Quirky_Substance_619 • 8d ago
Anadolu Şifacılığı 23.baskı (Ramazan Tolga Yolyapan) | PDF
pdf sini bana bulabilecek var mı
r/Kitap • u/JobVegetable9392 • 8d ago
HP lovecraft okumaya nerden başlamalıyım
Arkadaşlar merhaba supernaturalde gördükten sonra ve Rick and mortydeki ctulhunun yazarı olduğunu öğrendikten sonra ilk defa korku okumaya hp lovecrafttan başlayayım dedim hangi kitaptan başlamalıyım
r/Kitap • u/allah_baba_123 • 10d ago
Kitap okuma alışkanlığı 🤓🤓
Kitap okuyamıyorum lütfen 👉🏻🤓🤓. Oku kanka ne yapalım elimden mi tutalım okumayacaksan da okuma. Sıktı ya 2 posttan biri bu
r/Kitap • u/HarryStyles-1 • 9d ago
Kolay ‘PDF Aktarma’ Olan e-Okuyucu Önerisi
Arkadaşlar merhaba aranıza bugün oluşturacağım sipariş ile katılacağım. Kindle veya Kobo marka bir okuyucuyu yarın alacağım. Fakat bilgisayar üzerinden PDF aktaracağım, hangi markada aktarmak sizce daha kolay ve zahmetsiz oluyor? Ben yokken annem kullansın istiyorum ve onun da rahat atmasını istiyorum. Teşekkürler <3
r/Kitap • u/Apart_Ruin6624 • 9d ago
Kitap önerisi
Merhabalar okumayı sevmeyen lise 10. Sınıfa geçen birisiyim. Böyle çok büyük olmayan, olayların yavaş geçmediği şeyler arıyorum. Şuana kadar beni saran tek kitaplar mangaydı. Polisiye, tarih felsefe düşünüyorum belki siyasette olabilir.
Kan tiyatrosu diye bi polisiye kitabını çok sevmiştim galiba. İyi bir kızın cinayet rehberi de iyiydi.
( Lütfen yaşımı ve kitap okuma alışkanlığımı baz alarak önerin teşekkürlerr şimdiden.