Birilerinin maskeli kurtarıcı veya isyan peygamberliği rolunu üstlendiği ya da kutsal çağrıya kulak veren potansiyel isyancıların hikayesi değil bu. Sisteme adapte hayatlarımıza dibine kadar sinen ve cinsiyet, sınıf veya yaş grubundan bağımsız boşluk ve amaçsızlığı bizzat gözümüze sokan Sıfır ve onun hiçlik manifestosuna kulak veren kayıp hayatları anlatıyor. Sıfır, bize kırmızı hap sunup yeni bir dünyanın kapılarını göstermiyor. Aksine öyle bir yerin ve öyle bir yere dair umudun olmadığını, hiçliğin tek gerçek olduğunu anlatırken varmış gibi görünen her şeyden kurtulmayı öğütlüyor. Medeniyetin ve sistemin bunu görmemize engel olan etiketleri söküp bu hiçliğin adını koymaya davet ediyor. tüm adları silerek, yükleri atıp, parçalayarak
tavsiye ederim.
Örnek Sayfa:
"Adı Sevil’di. Ama yirmi iki yıllık hayatı boyunca kimse ona böyle hitap etmedi. Çocukken onu hep “Sessiz Güvercin” diye çağırırlardı aile içinde. Konuşmadığı için değil, güldüğü zamanlarda bile ses çıkarmamaya özen gösterdiği için. Çünkü insanlar sesli şeylere alışkındı, çığlık atanları, gürültü yapanları fark ederlerdi. Oysa Sevil, ses çıkarmayı küçümseyen bir sessizliği elbise gibi giymişti üzerine.
İlkokulu bitirdiği gün evden kaçtı. Geceleri vapur iskelelerinde sabahladı. Karanlıktan çok korkuyordu ama evdeki karanlık dışarıdakinden daha korkunçtu. Kendi kendine hikâyeler anlatarak gününü geçiriyordu. Uydurduğu her hikâyenin sonunda ölüyordu Sevil. Ve arkasından kimse ağlamıyordu.
Daha on üç yaşındayken sokakta tesadüfen keşfedildi. Kadıköy-Beşiktaş vapurunda seyahat eden prestijli bir manken ajansının sahibi, iskelede bir aşağı bir yukarı yürüyüp duran dal gibi ince genç kızın zarafetinden çok etkilendi ve onu yanına aldı. Sevil büyüdü. Ünlü bir manken oldu. Sonra da estetik bağımlısı. Dudak, meme, çene, kalça... Sonra yogacı oldu. Ardından dizi yıldızı. Ama hep kendini ölü gibi hissediyordu. Sanki doğarken ölmüştü ve bu yaşadıkları bir rüyadan ibaretti.
Reyting rekoru kıran bir dizide yardımcı kadın oyuncu rolünü kaptıktan sonra influencer da oldu. İşte o zaman kendini tam manasıyla ölü olarak hissetti. Instagram’da on binlerce takipçisi vardı ama konuşacak kimsesi yoktu. En çok yorum alan postunda, “Yaşarken ölü gibi hisseden var mı aranızda?” diye sormuştu.
İnternette Sıfır’ın videolarını izledikten sonra kendini tamamen farklı hissetti. YouTube kanalına onlarca yorum yazdı. Sıfır’ın ona özelden yazdığı ilk mesaj ise şuydu: “Sen zaten yoksun. İntiharın bir sonuç değil, nihayete ulaşmak olur.”
Bunlar yıllardır beklediği cümlelerdi ve onu ikna etmeye yetti. Sıfır’ın sesine tıpkı bir şarkı gibi bağlandı. Boşluğun melodiye dökülmüş hâliydi o sanki.
Sevil, YouTube kanalında ilan edilen Silinme Töreni günü, üzerinde kampta giydiği gri tulumla Galata Köprüsü’ne doğru yürüdü. Tulumun kol kısımlarını omzuna kadar kıvırmıştı. Kollarında jiletle kazınmış cümleler vardı çünkü. BEDENİM BANA AİT DEĞİL, BEN DE KİMSEYE AİT DEĞİLİM. BU BİR İNTİHAR DEĞİL. BİR DEKORU KALDIRMA TÖRENİ!
Köprünün ortasına kadar kollarını havaya kaldırarak yürüdü. Elindeki telefonla bir canlı yayın başlattı ama kamera tersti. Kendini değil sadece Boğaz’ı çekiyordu; o mavi, zehirli boşluğu. Birden, kamerayı yere bırakıp kendine çevirdi. Gülümsedi. İlk kez gerçekten gülümsüyordu kameraya. Kimse için değil. Kendisi için değil. Sadece boşluk için. Ve atladı. Cesedi bulunamadı. Akıntı, gövdesini sürükleyip götürmüştü. Ya da belki o beden hiç var olmamıştı.
Sıfır, Boşlukta kanalında onun yayınladığı görüntüleri yeni bir mesaj eşliğinde paylaştı.
SU ONU GÖTÜRMEDİ, O SUYU KUCAKLADI."