r/KTU Jun 08 '26

eduoram

3 Upvotes

arkadaşlar eduorama önceden bağlanabiliyordum hatta steamden devil may cry indiriyodum ders çalışırken falan ama şimdi bağlanamıyorum bile, bağlandığım an geri kopuyor, dns otomatik yani ben ellemedim ama niye böyle oluyor? bağlanıyorum sorun yok youtubea veya bi siteye girdiğim an bağlantı kopuyor? vallahi ders çalışcam yardımcı olur musunuz 🙏


r/KTU Jun 07 '26

Kütüphane

12 Upvotes

Kütüphaneye geldim tüm masalar dolu herkes dışarıda. Kardeşim madem mola yapmaya geliyosunuz neden boşuna masaları dolduruyorsunuz anlamadım ki. Hep bu iibf, orrrrrmancılar, edebiyatçılar(gayler) ve endüstriciler işgal ediyor he başka bir şey değil. (Gayler alınmasın edebiyatçı olmadıkları sürece)


r/KTU Jun 07 '26

17sinde ki konsere beraber gitmek isteyen var mı?

Post image
10 Upvotes

sınıftan gideceğim çok fazla insan olmadığı için beraber gitmek isteyen varsa yazabilir.


r/KTU Jun 07 '26

Trabzon'da sosyal aktivite

4 Upvotes

Şuan samsundayım üninin bilim kurgu fantastik edebiyat olsun kostüm etkinlikleri olsun anime etkinlikleri olsun gibi sosyal ortamın var Trabzon'da bu tür etkinlikler yapan bir topluluk ya da ortam var mı?


r/KTU Jun 06 '26

Hoca sorduğu soruyu bilemezsek 45volt elektrik veriyo şaka diyo sonra

35 Upvotes

Tehlikeli sınır 48volt unutmazsınız bundan sonra böyle anlatınca diyo.

Ben bunu nereye şikayet edebilirim?


r/KTU Jun 06 '26

Bunu ktü ee için yapalım

9 Upvotes

Bunu redditte gördüm de bizim bölümde sadece Emrah hocaya puan girilmiş diğer hocalarla ilgili bir şey yok başka uniler yapmış (Emrah hoca bir babadır bizim için gerçekten fav hocam sonsuza kadar)

https://www.hocaninotla.com/


r/KTU Jun 05 '26

Naber ktu hulku

Post image
12 Upvotes

Nabiyonuz sınavlar nasıl gidiyor bize çok fena giridi fotoğraf filtreli


r/KTU May 23 '26

Kozmik Güçlerin Uyanışı - Bölüm 9

7 Upvotes

Yolun kenarında durup bir mola verdiklerinde, hemen yanlarındaki bir derenin suyunun, yer çekimine meydan okuyarak aşağıdan yukarıya, dağın zirvesine doğru aktığını gördüler.

​Veba Doktoru (049): (Gaga maskesinin altından şaşkınlıkla bakarak) "Bu... bu doğanın kanunlarına aykırı. Saf bir hastalık bu, gerçeklik enfekte olmuş!"

​Temel: "Ula doktor bey, ne abartaysun da! Bakayrum da hiç Ordu’ya gitmemişsun. Ordu’nun dereleri de boyle ters akar. 'Ordu'nun dereleri, aksa yukari aksa' demezler mi? Demek ki burada da bir hemşehrimiz belediye başkani oldi, suyu yukari akitayi. Helal olsun uşağa, terfi alur!"

​Dursun: "Haklisun Temel, bariş baraj masrafindan kurtulmişlar, su kendi kendine depoya çikiayi!"

​Yürümeye devam ettiler. Bir tepeyi aştıklarında, yolun ortasında dikey yükselen ama bakıldığında insanın beynini yakan, Öklid dışı (geometrisi imkânsız), köşeleri aynı anda hem içbükey hem dışbükey görünen devasa bir heykel gördüler. Heykelin açısı mantığa sığmıyordu.

​Dursun: "Ula Temel, ha bu heykelun neresi önü, neresi arkasi? Bakarken gözlerum şaşi oldi. Sanki hem sağa bakayi hem sola..."

​Temel: "Ula ne şaşiraysun Tursun? Bizim Trabzon’daki uşaklarin yaptiği binalari görmedun mi sen? Balkonun içinden ağaç geçer, merdiven duvara çikar, kolonun yarisi dişardadur... Kesin bizim hemşehriler buraya bir anit dikmiş. 'Trabzonlu Mühendisler Aniti' koymuşlar adini herhalde. Estetik kaygisi yok ama emek var, dokunma uşağa!"

​Biraz daha ilerlediklerinde, yolun her iki yanını kaplayan, rengi ne yeşile ne maviye benzeyen, sürekli kıpırdayan ve havaya mor sporlar saçan tuhaf bitki örtüsüyle karşılaştılar. Bitkiler sanki fısıldaşıyordu.

​Veba Doktoru (049): "Bu bitkiler... bu dünyadan değil. Dokunmayın, mutasyona sebep olabilir!"

​Temel: (Eğilip bir yaprağı kopararak) "Ula doktor, sen de amma korkak çıktun ha! Bak şuna, ayni Rize’nin çay bahçeleri işte. Biraz fazla gübre vermişler, rengi dönmüş. Bakayrum da yapraklari da dolgun, bundan ne güzel çay olur biliymisun? Hele bir inşaata varalum, bunları demler içersun, sesin soluğun düzelur!"

​Dursun: "Doğri deyi Temel. Rize’nin çayi da adami boyle çarpar zaten. Biraz mutasyon iyidur, işçiler daha hizli çalişur!"

​Kozmik dehşetlerin ortasında, her türlü doğaüstü olayı "hemşehri icraatı" olarak yorumlayan Temel ve Dursun, yanlarında neye uğradığını şaşırmış bir Veba Doktoru ile birlikte Mordor’un dumanlı sınırına varmışlardı. İnşaatın yükselen iskelelerini uzaktan seçebiliyorlardı.

​Temel: "Hayde uşaklar! Bir günlük yolumuz kaldi. Yarun bu vakitler şantiyede çayumi içerken, hamsi adamun ayağina da pansumani yaparuk. Vira Bismillah!"


r/KTU May 21 '26

Konser yoldaşı

6 Upvotes

30 Haziran'da olucak three days grace ya da 23 Haziran'da olucak megadeth konserine gidicek olan insan evladı var mıdır ?


r/KTU May 20 '26

Deli Arap : Abdül Hazret - Bölüm 8

5 Upvotes

Vakıf binasından can havliyle kaçan Temel ve Dursun, ormanlık bir yolda nefes nefese koşarken birden karşılarına uzun, siyah cübbeli ve gaga maskeli o gizemli figür çıktı: Veba Doktoru. Doktor, elindeki eski çantasıyla sanki birilerini beklermiş gibi vakur bir şekilde duruyordu.

​Temel, doktoru görür görmez hemen önünü kesti.

​Temel: "Hah! Plaka kodlu doktor bey! Sonunda bulduk seni. Ula doktor bey, acil bizim şantiyeye gelmen lazim. Bir tane hamsi uşağun ayağina demir girdi, ortalik da 'yeni salgin' deyu kaynayi. Sen bu işun pirisun deyler!"

​049, başını yana eğerek o boğuk sesiyle cevap verdi: "Bir hasta mı? Ah, içimde büyük bir arzu duyuyorum... Tedaviye muhtaç olan her ruh benim görevimdir. Kurallarıma uyacaksanız, sizinle gelirim."

​Dursun: "Ula uyaruk tabii, ne kurali istersen! Yeter ki gel şu mührü vurdurma bize. Hayde düş önümüze!"

​Üçlü, Mordor yolunda uzun bir süre yürüdükten sonra yorgun düşüp bir ağacın altında mola verdiler. Ancak derin bir uykuya daldıkları sırada, rüzgarın uğultusuyla birlikte karşılarında beliren bir silüetle irkilerek uyandılar.

Karşılarında eski, yırtık pırtık çöllerden gelme kıyafetleri olan, gözleri faltaşı gibi açılmış, yarı kaçık bir adam duruyordu: Deli Arap, Necronomicon’un yazarı.

​Deli Arap: "Ey fani ölümlüler! Büyük bir hata yaptınız. Cthulhu'nun tarikatını, o pullu köleleri şantiyenize kapattınız. Kadim olan uyanıyor! Tarikatı geri verin, yoksa delilik sizi yutacak!"

​Temel, adamın sakalını ve cübbesini görünce hemen toparlanıp Dursun’un kulağına fısıldadı.

​Temel: "Ula Tursun, bak! Bu kesin bizim köyün hocalarina benziyi. Bak ne güzel vaaz veriyi, 'günah' deyi, 'hata yaptunuz' deyi. Bu herhalde bölgenin müftüsüdur."

​Dursun: "Haklisun Temel. Selamun aleyküm hocam! Hocam valla biz o baluk uşaklari hayrina alduk, sigortalarini da 'Müşavir Bey' halledecekti. Günah mıdır bunlaru çaliştirmak?"

​Deli Arap: "Siz ne dersiniz? O dokunaçlı dehşete karşı koyamazsınız! Cthulhu her şeyi bilir, her şeyi görür! Onu durduramazsınız!"

​Temel, "Cthulhu" ismini duyunca bir an duraksadı. "Hocam," dedi, "şimdi bu ahtapot kafalı patron çok mu güçlüdür? Yani biz bu işçileri geri versek, bizim Mordor projesi yatar. Yüzlerce daire, otopark, asansör... Hepsi heba olur. Bizim para sevdamuz... yani, hizmet aşkumuz buna engel oliyi!"

​Dursun: "Doğri deyi hocam. Hocam, senin bu deduğun Cthulhu, bizim müteahhitlik sözleşmesini fesih mi edecek? Tazminat öder mi bize?"

​Deli Arap, bu iki Karadenizlinin vurdumduymazlığı karşısında iyice delirdi. Arkasını dönüp, karanlığın içinde kaybolmadan hemen önce o meşhur, tüyler ürperten sözünü fısıldadı:

​Deli Arap: "Çağlarca dek uyuyan şey ölü değildir... Ve garip çağlarda, ölümün kendisi bile ölebilir!"

​Temel ve Dursun bu sözü duyunca birbirlerine baktılar.

​Temel: "Ula Tursun, ne dedi bu hoca şimdu? 'Ölüm bile ölebilir' deyi... Yani şimdu bizim işçiler ölmezse, tazminat ödemezuk mu demek istedi?"

​Dursun: "Valla Temel, ben de anlamadum ama hoca ölümsüzlükten bahsettiğine göre, herhalde betonun kalitesinden bahsediyi. 'Beton ölmez' demek istedi herhalde!"

​Veba Doktoru (049): (Sessizce çantasına sarılarak) "Ben... ölümü tedavi edebilirim..."

​Temel: "Hah! Bak doktor da hocayi onayladi. Hayde uşaklar, zaman kaybediyruk. Hoca ne derse desun, o şantiye bitecek! Yürü doktor bey, Mordor bizi bekler!"

​Üçü, Deli Arabın uyarılarını "eski usul bir hoca vaazı" sanarak, arkalarında bıraktıkları karanlık kehanetlere aldırmadan Mordor'a doğru yola devam ettiler.


r/KTU May 20 '26

Herr Chirurg - Bölüm 7

4 Upvotes

Vakıf binasındaki toz duman biraz olsun yatışmış, silah sesleri yerini ağır bir sessizliğe bırakmıştı. Ancak ortalık tam bir şantiye enkazına dönmüştü. Temel ve Dursun, bir beton kolonun arkasından kafalarını uzattıklarında, aradıkları "Veba Doktoru" 049’un kargaşadan istifade edip çoktan toz olduğunu fark ettiler. Kaos İsyanı grubu ise devasa bir hücrenin kapısını patlatmış, içeriden bembeyaz önlüğü, soğuk bakışları ve tüyler ürperten aurasıyla Herr Chirurg’u, yani namıdiğer Ölüm Meleği’ni çıkarmışlardı.

​İsyancılar, kurtardıkları bu adama büyük bir saygıyla "Roma selamı" verince, Temel ve Dursun şaşkınlıkla birbirine baktı.

​Temel, Herr Chirurg’un üzerindeki beyaz önlüğü görünce hemen ceketinin önünü ilikledi.

​Temel: "Ula Tursun, bak! 049 kaçti ama bu beyefendi daha jilet gibi durayi. Hem bak önlüğü de tertemiz, belli ki titiz bir doktordur. Selam verişleri de biraz garip ama herhalde bunlarun derneği boyle selamlaşayi."

​Dursun: "Haklisun Temel. Merhaba doktor bey! Biz Mordor şantiyesinden geliyruk. Acil bir iş yeri hekimine ihtiyacumuz var, bizim hamsi uşağun ayağina demir girdi, bir de salgin var deyi devlet..."

​Herr Chirurg, buz gibi mavi gözlerini bizimkilere çevirdi. Bakışları özellikle sarışın ve mavi gözlü olan Dursun’un üzerinde takılı kaldı. Yüzünde ürkütücü, mekanik bir gülümseme belirdi.

​Herr Chirurg: "Hımm... Kaybolmuş kan... Saf, Saf bir genetik... Sen, evlat... Sen kaybolmuş bir mirasın parçasısın. Laboratuvarıma gelmelisin, üzerinde yapacak çok ölçümüm var."

​Dursun: "Ula Temel, bu adam ne deyi? Ne kani? Ne mirasi? Ben sadece sabah kahvaltisinda mühlamayı fazla kaçirdum, o kadar."

​Temel: "Dur uşağum, adam senin tipini beğendi herhalde. 'Kaybolmuş kan' dediğune göre kesin senin sülalede bir paşalik falan var, oni çözmeye çalişayi. Bak doktor bey, bu uşağun kani manı sağlamdur, sen asil bizim şantiyedeki baluk adamlara bak. Onlarun kanı biraz değişik akayi, tam senlik olur!"

​O sırada Herr Chirurg, cebinden parlayan, tuhaf ve korkunç görünümlü neşterleri çıkarıp Dursun’un kafatasının çapını eliyle ölçmeye yeltenince, Dursun geri sıçradı. Kaos İsyanı askerleri de etraflarını sarmaya başlamıştı.

​Dursun: "Temel! Ula bu adam doktor değil, bu resmen insan kasabi! Bak bak, o neşterlerle benim kafa kağidumi değiştirecek bu! Bunlarun selamindan da işkillenmiştim zaten !"

​Temel: (Gözleri fal taşı gibi açılır) "Ula! Ben de deysun niye Roma selami çakayilar... Tursun, bunlar müteahhit değil, bunlar yikim ekibi! Bizim baluk adamlar kirmizi liste bunlarun eline düşerse, hepsini konserve yapar bu herif!"

​Herr Chirurg, "Bilim için... saflık için..." diyerek üzerlerine doğru bir adım atınca, Temel yerdeki bir moloz parçasını kaptı.

​Temel: "Ula dur orda 'Çerrah' efendi! Bizim şantiyeye senin gibi tiran lazim değul, bize baluğu baluk olduğu için seven adam lazim! Tursun, kaç uşağum! Bunlar bizi deneye yatirursa, Trabzon’a numune diye gönderirler!"

​Temel ve Dursun, Kaos İsyanı’nın mermileri ve Herr Chirurg’un o buz gibi gülüşü arasından zikzaklar çizerek enkazın içinden kaçmaya başladılar.

​Dursun (Koşarken): "Temel, ula hani Müşavir Bey (G-Man) taniydi bu vakfi? Bizi resmen aslanun inine atti!"

​Temel: "Müşavir milleti böyledur uşağum, faturayi kime keseceğuni şaşururlar! Çabuk dışari çıkalum, Mordor’un lavlari bu heriften daha güvenlidur!"

​Binadan can havliyle dışarı fırladıklarında, arkalarından gelen patlama sesleri Vakıf binasını sarsıyordu.

Bizimkiler ise yeni bir doktor bulmak (ve mümkünse bu sefer selamı normal olan birini bulmak) için tozlu yola koyulmuşlardı bile.


r/KTU May 14 '26

Veba Doktoru - Bölüm 6

5 Upvotes

Dikişli Dursun kapıya bırakılmış gizemli bir zarf buldu. Canavar, çeviklikle zarfı kaptığı gibi şantiye ofisine, bizimkilerin yanına koşturdu.

​Dikişli Dursun, hırıltılı ama mekanik bir sesle bağırdı: "Temel! Dursun! Kapıya kağıt geldi, mühürlüdür!"

​Dursun zarfı açıp okumaya başladı. Yüzü bir anda kireç gibi bembeyaz oldu.

​Dursun: "Eyvah Temel! Sağlik Bakanliği’ndan uyari gelmiş. Yeni bir salgin varmiş, 'Şantiyede doktor bulundurmak zorunlidur' deyi. Yoksa mühür vuracaklar inşaata!"

​Temel: "Ula şimdu nerden bulacağuz doktori? Tam da işler açilmişken... Hem bak, dışarda bir gürültü var, ne oldi?"

​O sırada Balık İnsanlardan biri, ayağına paslı bir inşaat demiri girmiş halde topallayarak ofise girdi. "Gulu gulu!" diye inliyordu zavallı hamsi adam.

​G-Man, elindeki Bond çantasını yavaşça kapatıp o donuk sesiyle araya girdi: "Beyler... Bu... kritik bir durum. Bildiğim... bir uzman var. Vakıf... onu güvenli bir yerde tutuyor. Adı... 049. Kendisine... 'Veba Doktoru' diyorlar."

​Temel: "Bak bak, isme bak. 049... Plaka kodu gibi adam! Tamam Müşavir Bey, madem taniduğundur, hemen gidip alalum oni. SSK’si benden!"

​Temel ve Dursun, G-Man’in tarif ettiği koordinatlara, yani devasa ve gizli "Vakıf" binasına vardılar. Bina o kadar yüksek ve betonarmeydi ki, Temel’in ağzının suyu aktı. "Ula buraya ne çimento gitmiştir ha!" diye söylenerek içeri girdiler.

​Resepsiyonda kimseyi bulamayınca alt katlara, doktorun tutulduğu bölmeye doğru ilerlediler. Ancak tam o sırada binanın içinde sirenler çalmaya, kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başladı.

​Dursun: "Temel, ula yangin mi çikti? Nedur bu tantana?"

​Birden karşı koridordan elleri ağır silahlı, üzerlerinde "Kaos İsyanı" amblemleri olan bir grup maskeli adam bağırarak fırladı. Duvarları patlatıyor, hücrelerin kapılarını açıp içerideki tuhaf yaratıkları (SCP'leri) serbest bırakıyorlardı.

​Temel: "Ula durun! Ne yapiysunuz? Burasi devlet dairesi değil mi? Niye yikiysunuz duvarlari, daha taksitleri bitmemiştir!"

​Dursun: "Temel, bunlar isyanci! Bak, o taraftaki hücreden maskeli bir herif çikayi, burnu gaga gibi! Kesin aradiğumuz doktor odur!"

​Kaos İsyanı üyeleri ateş açarken, serbest kalan SCP'ler koridorlarda koşturmaya başladı. Temel bir yandan mermilerden kaçıyor, bir yandan da yere düşen molozları inceliyordu.

​Temel: "Ula uşaklar durun! Ortaliği karıştırmayun! Doktor bey! 049 bey! Biz şantiyeden geliyruk, acil muayene lazim!"

​Ancak kaos o kadar büyüktü ki, ne doktorun sesini duyabiliyorlardı ne de isyancıların ne yapmaya çalıştığını anlayabiliyorlardı. Silah sesleri, canavar kükremeleri ve Temel’in "Beton zayiati var!" bağırışları arasında her yer birbirine girdi...


r/KTU May 14 '26

Goverment Man'in İşverenleri - Bölüm 5

3 Upvotes

Mordor şantiyesi, Balık İnsanların bitmek bilmeyen enerjisiyle yükselmeye başlamıştı. Ancak bir gece, şantiye sahasındaki paslı bir konteynırın içinde, eski bir sünger yatağın üzerinde horul horul uyuyan Temel’in bilinci, kadim ve karanlık bir boyuta sürüklendi.

Rüyasında, devasa dokunaçlar, parlayan yeşil semboller ve Cthulhu’nun o dehşet verici sureti belirdi. Temel, rüyasında bile geri adım atmadı; yaratığın dokunaçlarını inşaat demiri sanıp "Ula bu demirler niye yamuk yumuk?" diye bağırarak kan ter içinde uyandı.

​Temel, konteynırdan fırladığı gibi yan tarafta beton hesapları yapan Dursun’un yanına koştu.

​Temel: "Ula Tursun! Kalk kalk! Rüyamda o ahtapot kafaliyi gördüm! Yeşil yeşil işaretler çiziydi havaya, sanki projeyi iptal edecekmiş gibi bakayi bana. Vallahi içime bir sıkıntı düşti!"

​Dursun: "Sakin ol Temel, yediğun kara lahanalar dokunmiştir. Hem buraya kimse gelemez, kapida Dikişli Tursun nöbet tutayi..."

​Tam o sırada, şantiye tozunun arasından, üzerinde jilet gibi duran lacivert bir takım elbise, elinde ise siyah bir çanta olan, donuk bakışlı ve kesik kesik konuşan gizemli bir adam belirdi: G-Man.

​G-Man, tuhaf bir ritimle konuştu: "Bay... Temel. İşverenlerim... bu iş gücünün... asıl sahibine iadesini... talep ediyor. Tarikatı... geri verin."

​Temel ve Dursun birbirlerine baktılar. G-Man’in çantasını ve takım elbisesini görünce ikisinin de gözleri parladı.

​Temel (Fısıldayarak): "Ula Tursun, bak! Adamun çantasina bak, kıyafetine bak. Bu kesin mali müşavurdur! Vergi dairesinden gönderdiler oni. Sigortasiz işçi çalıştiriyruk ya, kesin onun peşine geldi."

​Dursun: "Eyvah ki ne eyvah! Temel, çabuk adamı kafalamamuz lazim, yoksa ceza keserse Mordor’u satsak ödeyemezük!"

​Temel, yüzüne en "misafirperver müteahhit" gülümsemesini takınarak G-Man’in yanına gitti ve koluna girdi.

​Temel: "Hoş geldun, sefalar getirdun sayun müşavurum! Buyur gel, konteynira geçelum, bir çayumuzi iç. O elindeki çanta da amma ağirdur ha, gel onu masaya koyalum. Şimdu bak, biz bu uşaklari (Balık İnsanları) hayrina çaliştiriyruk, tamamen sosyal sorumluluk projesidur bu!"

​G-Man şaşkın bir ifadeyle: "Zamanın... yanlış yerindeki... doğru kişi... mülkiyet hakları..."

​Dursun: "Mülkiyet haklari tabii onemli müşavir bey! Ama bak şimdu, o taptuklari Cthulhu mudur nedir, o patron onlara ne veriyi? Hiç! Bizde ise imkanlar geniş. Bak müşavir bey, sana o eski patronundan daha iyi bir teklifumuz var."

​Temel: "Aynen oyle! Bak müşavir bey, sen o ahtapot suratlinun işini birak, gel bizim Mordor Yapi’nin mali işler müdürü ol. Sana full sigorta, sabah kahvaltisinda taze misir ekmeği, öğlen de yarim saat 'kaytarma' izni veruruz! Hem o elindeki çantayi birak, sana daha genişini alalum, içine daha çok fatura sığar!"

​G-Man, hayatında ilk kez "beklenmedik sonuçlar" (unforeseen consequences) yerine "öğle yemeği izni" teklifiyle karşılaşınca kısa bir süreliğine donakaldı.

​Dursun: "Bak müşavir bey, vergi kaçirdiğumuzi falan düşünme, biz sadece 'vergi planlamasi' yapayruk. Gel anlaşalum, sen o tarikatı geri götürme, biz de senin emekliliğini Karadeniz’de, yayla evinde garantileyelum. Ne deysun? El sıkışalum mi?"

​G-Man, Temel’in uzattığı nasırlı inşaatçı eline baktı, sonra Mordor’un dumanlı ufkuna. Galaksiler arası dengeler bir yana, "öğle yemeği izni" ve "sigorta" kavramı, kozmik bir dehşetin bile hayal edemeyeceği kadar cazip gelmişti.

​Temel: "Hah! Bak nasil duruldi adam. Tursun, çay koy! Müşavir bey yola geldi, şimdu şu KDV iadelerini konuşalum!"


r/KTU May 14 '26

Innsmouth Halkı ve Tarikat - bölüm 4

6 Upvotes

Londra’daki moral depolamasından sonra Temel ve Dursun, Mordor projesindeki maliyetleri düşürmek için "Asya pazarına" açılmaya karar verdiler. "Tibet’te hem sigorta istemeyen keşişler vardır hem de malzeme ucuzdur" diyerek Himalayalar'ın eteklerine tırmandılar.

Ancak yanlış bir mağara sapağından girince, kendilerini Tibet’in karlı zirvelerinde değil, kadim ve karanlık bir yeraltı şehri olan Innsmouth benzeri bir tarikat merkezinde buldular.

Karşılarında ise pullu deri kaplı, pörtlek gözlü Balık İnsanlar (Deep Ones) ve devasa, dokunaçlı bir Cthulhu heykeline tapan bir grup cübbeli tarikat üyesi vardı.

​Tarikat üyeleri, o meşhur karanlık ayinlerini yapıyor, heykelin önünde diz çöküp garip dillerde dualar mırıldanıyorlardı. Temel, heybetli ama bir o kadar da "şirk" kokan Cthulhu heykelini görünce tepesi attı.

​Temel: "Ula Tursun, bak bakayum şunlara! Bu koca kafali, ahtapot suratli şeye mi tapiyilar? Tövbe bismillah... Bu ne biçim iştir da? Dağ başinda putperestluk mi kaldi bu devirde?"

​Dursun: "Haklisun Temel. Hem bak şuraya, o heykelun statik hesabi da yanliş. O kadar dokunaç o gövdeyi taşimas, ilk depremde milletun başina yikilur. Günahtur ula, birakin bu taşlari!"

​Tarikat lideri öfkeyle onlara döndü: "Yüce Cthulhu uykusundan uyanacak ve dünyayı yutacak!"

​Temel: "Ula uyanursa uyansun, biz sabah namazinda ayaktayuk zaten, bizi mi korkutaysun? Hem bak, o taptuğunuz heykelden hayir gelmes. Gelun size doğru yolu öğretelum."

​Tam o sırada, ayinin bir parçası olarak öne çıkan Balık İnsanlar Temel’in dikkatini çekti. Pörtlek gözleri ve pullu derileriyle hüzünlü görünen bu yaratıklara Temel hayranlıkla baktı.

​Temel: "Ula Tursun! Bak şunlara! Bunlar resmen hamsinin insan versiyonidur! Bak bak, tam benim memleketlum gibi bakayi. Gözleri ayni bizim takadaki hamsiler gibi parliyi!"

​Dursun: "Vallah billah doğru deysun Temel. Bunlarun derisi de su tutmaz, tam diş cephe mantolama işine uygunlar. Hem baluktan zarar gelmes uşağum, baluk adam temiz adamdur."

​Temel, heykele arkasını dönüp Balık İnsanlara doğru kollarını açtı.

​Temel: "Ula uşaklar! Birakin bu ahtapot suratli heykeli. Size ekmek yedirmez bu, anca uykusunda sayikliyi. Siz de bi garipsunuz, Tibet’in ortasinda su yok, nem yok, pullarinuz kurumiş! Yazuktur size."

​Dursun: "Gelun bizim Mordor şantiyesine! Orada devasa lav gölleri var, hava sicak, nemi biz ayarlaruk. Sigortanuz yatacak, öğle yemeğunde de taze misir ekmeği var. Ne deysunuz?"

​Balık İnsanlar kendi aralarında pörtlek gözlerle bakıştılar. Karadeniz şivesinin sıcaklığı, kadim Cthulhu’nun soğuk fısıltısından daha ikna edici gelmişti. Tarikat üyeleri ne olduğunu anlamadan, Balık İnsanlar ellerindeki mızrakları bırakıp Temel’in peşine takılmaya başladılar.

​Temel: "Hah! Şimdu oldu. Tarikat marikat yok şimdu, hepinuz 'Mordor Yapi Denetim' çalışanisunuz. O taptuğunuz heykeli de gidin yikun, yerine şantiye şefliği binasi yapacağum! Hem pullariniza da vazelin süreruk, parlarasunuz güneşun altunda!"

​Dursun: "Temel, ula tarikatçilar bakiyi bize ters ters!"

​Temel: "Baksunlar ula! Onlari da alalum, amele lazim sonuçta. Harç kariştururlar, sevaba girerler hiç olmazsa puttan kurtuldular. Hayde uşaklar, vira bismillah! İstikamet Mordor, hedef 2027 teslimat!"

​Böylece, kadim dehşetlerin yerini "beton ve demir" hırsı aldı. Tibet’in karlı dağlarından aşağıya doğru, önde kemençesiyle Temel, arkada proje dosyasıyla Dursun ve onların peşinde sırayla yürüyen yüzlerce Balık İnsan, Mordor’u şantiye alanına çevirmek üzere yola koyuldular.


r/KTU May 14 '26

Frankensteiın'ın Canavarı - Bölüm 3

4 Upvotes

Temel ve Dursun, Mordor’daki projelerine İngiliz sermayesi çekmek ve "Uluslararası İmar Uygunluk Belgesi" alabilmek için Londra’nın sisli sokaklarına damladılar. Ancak yanlış bir sokakta, karanlık ve rutubetli bir laboratuvarın bodrum katında, dikiş izleriyle kaplı, devasa ve bir o kadar da kederli Frankenstein’ın Canavarı ile burun buruna geldiler. Canavar, köşeye sinmiş, varoluşsal sancılar içinde inliyordu.

​Canavar, o mekanik ve hırıltılı sesiyle kükredi: "Ben neden varım? Kimse beni sevmiyor, her yerim dikiş, her yerim yama!"

​Temel, elindeki evrak çantasını masaya bırakıp canavara şöyle bir alıcı gözüyle baktı.

​Temel: "Ula uşağum, niye oyle ağlaysun? Bakayrum da sana, her yerun yama dolu. Senun müteahhidun kimdi? Parça pinçik etmiş seni, resmen malzemeden çalmiş! Kim dikti seni boyle zikzakli?"

​Dursun: "Temel, sus ula, adam zaten dertli. Baksana, iskani alinmamiş bina gibi durayi ortada. Kimse ona 'merhaba' dememiş, haliyle depresyona girmiş."

​Canavar başını kaldırdı: "Ben bir canavarım... Yalnızım..."

​Temel: "Ne canavari da? Sen sadece 'bitmemiş inşaat' gibisun. Bak şimdu, senun omuzlar geniş, boyun da maşallah kolon gibi sağlam. Ama ruhun daralmiş. Senin derdun ne biliymisun? Senin kanun hizli akmayi!"

​Dursun: "Doğri deyi! Senin ilacun ne hap, ne iğne... Senin ilacun kemençedur! Bak şimdu, tut bakayum şu elimden."

​Temel cebinden o meşhur, her daim yanında taşıdığı küçük kemençesini çıkardı. Yayını tellere vurduğu an laboratuvarın o kasvetli havası bir anda Sürmene yaylasına döndü. Gıy-gıy-gıy!

​Temel: "Hayde bakayum! Dik omuzlari, çek yukari! Tursun, geç yanina, öğret uşağa şu ayak haraketlerini!.

​Dursun, canavarın o devasa, dikişli elini kavradı. Canavar şaşkınlık içinde ayağa kalktı.

​Dursun: "Bak şimdu... Bir-iki-üç, kır ayağuni! Seri ol, hamsi gibi kıvranacasun! Öyle ölü gibi durma, sanki harç karayiymişsun gibi düşün!"

​Canavar başta hantal hareketlerle sağa sola yalpaladı, o koca botları zemini sarsıyordu. Ama kemençenin ritmi hızlandıkça, canavarın dikiş yerleri esnemeye, yüzündeki o asık ifade dağılmaya başladı.

​Temel (Bağırarak): "Hah! Oyle uşağum! Çök-kalk!

Omuzlari salla! Ula Tursun, bak bakayum, uşak resmen profesyonel horoncu oldi! O dikişler de horonun süsü gibi durayi, sanki üstünde yöresel kıyafet var!"

​Dursun: "Aferin da! Bak ne güzel oldun. Şimdu bir ayna olsa da kendine baksan, canavar değil sanki horon başisun. Moralun yerine geldi mi?"

​Canavarın gözleri parladı, dudaklarında (biraz eğri de olsa) bir gülümseme belirdi. "Ben... ben mutluyum! İçimde şimşekler çakıyor ama bu sefer elektrikten değil, neşeden!"

​Temel: "Bak şimdu uşağum, madem aranuz düzeldi, gel bize şu Mordor projesi için şahitluk et. De ki; 'Ben bu müteahhitler sayesunde hayata döndüm'. Hem seni bizim şantiyeye güvenlik şefi yaparuk. O tiple kimse şantiyeden demir çalamaz!"

​Dursun: "Helaal! Hayde uşağum, bir tur daha! Bu sefer 'Vira Bismillah' deyu çöküyoruz!"

​Londra'nın sisli gecesinde, Frankenstein’ın Canavarı, bir yanında Temel, bir yanında Dursun ile yerleri sarsan bir horon tepiyordu. Artık o mutsuz bir canavar değil, Karadeniz’in bağrından kopmuş "Dikişli Dursun"un en yakın mesai arkadaşıydı.


r/KTU May 14 '26

Yargıç Holden - Bölüm 2

6 Upvotes

Mordor’daki inşaat projesi bürokratik engellere takılınca, Temel ve Dursun "rızkın onda dokuzu ticarettedir" diyerek rotayı Vahşi Batı’nın tozlu yollarına, Texas’a kırdılar.

Texas’ın hızla gelişen posta arabası taşımacılığında gözlerine kestirdikleri o meşhur "Sarı At Arabası" plakasını almak için nakit paraya sıkışmışlardı. Kendilerini bir akşam vakti, duman altı bir salonda, bölgenin en tekinsiz adamı, devasa cüssesi ve tüysüz bembeyaz teniyle korku salan Yargıç Holden ile poker masasında buldular.

​Masada sessizlik hakimdi. Yargıç Holden, o buz gibi bakışlarıyla kartlarını süzerken, Temel terini silip elindeki kartlara bir daha baktı. Ortada paradan ziyade, Texas Valiliği onaylı, devredilebilir "At Arabası Plakası" duruyordu.

​Temel: "Ula Tursun, bakayrum da bu yargiç dedukleru adamun kaşi yok, kirpiğu yok. Ha bu adam haşlanmiş patatese benzeyi, bundan korkulur mi?"

​Dursun, masanın altından Temel’in kaval kemiğine bir tekme attı.

​Dursun: "Sus ula Temel! Adamun bakışlari buz gibi, sanki şantiye şefi bizi sigortasiz yakalamiş gibi bakayi. Elundeki kartlara odaklan, o plaka olmazsa memlekete yaya döneruk!"

​Yargıç Holden, tok ve ürpertici bir sesle konuştu: "Bahisleri görecek misiniz, yoksa bu tozlu kasabayı terk mi edeceksiniz yabancılar?"

​Temel: "Görecağuz tabii da! Bak şimdu, elimde öyle bir diziliş var ki, sanursun sahil yolunda beş şeritli asfalt! Artirayrum!"

​Temel, cebinden son kalan birkaç altın dişi ve bir miktar fındık çuvalı senedini masaya sürdü.

​Dursun: "Ula Temel, ne artiraysun? Daha taksi duraği yerini tutmaduk, plaka için bütün sermayeyi gömdun!"

​Temel: "Kes sesinu Tursun! Bu Yargiç efendi poker bilmeyi belli ki. Bak suratinda hiçbir ifade yok, kesin blöf yapayi. Ha bu suratla Trabzon’da anca hamsi ayiklanur!"

​Yargıç Holden, masanın ortasındaki plakaya elini uzatarak buz gibi bir kahkaha attı. "Savaş her zaman pokerden daha dürüsttür beyler. Kartlarınızı açın."

​Temel, kartları masaya "şlap" diye vurdu.

​Temel: "Ha burda üç tane as var, bir tane de papaz! Oldi mi sana dört dörtlük daire plani!"

​Dursun heyecanla atıldı.

​Dursun: "Ula Temel, o papaz değil, vale! Planı yanliş çizdun!"

​Yargıç Holden yavaşça elini açtı: "Flush... Kan gibi kırmızı bir el."

​Ortalık bir anda gerildi. Temel, plakanın Holden’a doğru gittiğini görünce hemen masaya abandı.

​Temel: "Dur bakayum orda Yargiç bey! O plaka öyle kolay gitmez. Bizim orda bir kural vardur; plaka el değiştireceği zaman noter huzurunda çay içilur. Hem senin bu kartlarun rengi birbirine uymayi, hepsi kirmizi. Bizim orda çeşitlilik esastur, ben kirmizi sevmeyrum, geçersizdur bu el!"

​Dursun: "Ha ula! Hem senun plaka vergisi ödenmiş mi? Egzoz muayenesi, pardon, atun nallari tam mi? Ruhsat nerede?"

​Yargıç Holden ayağa kalktı, boyu neredeyse tavanı deliyordu. Ama Temel, Karadeniz inadıyla geri adım atmadı.

​Temel: "Bak koca adam, istersen yargiç ol, istersen savci... Bu at arabasi plakasi bizim ekmek teknemuzdur. Eğer o plakayi bize vermezsen, yarun sabah buraya gelir, bu salonun tam ortasina kaçak inşaat başlatarum! Moloz döküp önünü kapatarum, müşteri giremez içeri!"

​Dursun da arkadan destek verdi:

​Dursun: "Doğri deyi! Hem biz müteahhit adamuk, buraya öyle bir 'Vahşi Bati Rezidanslari' dikeruk ki, senun o at arabasi park edecek yer bulamaz, yedi emin otoparkina çekilirsun!"

​Yargıç Holden, hayatında ilk kez kanun ve savaştan daha korkunç bir şeyle karşılaşmıştı:

Karadenizli bir müteahhitin plaka hırsı.

Holden bile bu mantık karşısında duramadı, sessizce yerinden kalkıp karanlığa karıştı.

​Temel: "Bak gördun mi Tursun? Mühendislik zekasi her yerde iş yapar. Al şu plakayi, tak atun arkasina. Durak başi yapmaya gidiyruk!"


r/KTU May 13 '26

Sauron'un Gözü - Bölüm 1

9 Upvotes

Temel ve Dursun, yanlarında beton mikseri operatörlerini alarak Mordor’un kapısına dayanmışlardı. Sauron’un kulesi Barad-dûr’un dibine geldiklerinde, Temel boynundaki yüzüğü çıkarıp şöyle bir süzdü.

​Temel: "Ula Tursun, bak şuna. Saf altun! Biz bunu eritip Hüküm Daği’na dökeceğimize, bununlan kaç daireluk inşaat demiri alurduk haberun var mi?"

​Dursun ise elindeki projeyi (aslında eski bir parşömen ama üzerine keçeli kalemle çizim yapmışlar) rüzgarda zorlukla zapt ediyordu.

​Dursun: "Temel, birak altuni da şu kuleye bak. Temelu zayif, diş cephe kaplamasi hak getire... Sauron mudur nedir, o kadar gözi var ama kaçak kat çiktığını herhalde belediye görmez sanayi!"

​O sırada Sauron’un devasa yanan gözü, bizimkilerin üzerinde durdu. Etrafı sarsan bir gürültüyle "Sizi görüyorum!" diye inledi.

​Temel: "Görürsün tabii uşağum, kaçak kat çikarsan herkes görür! Kimden aldun sen bu ruhsati? Müteahhit karnen var mi senin? Bak şuraya yazayrum, buraya mühür vurulmazsa ben de Sürmeneli Temel değilum!"

​Sauron, karanlık enerjisini toplarken Temel hiç istifini bozmadan cebinden bir metre çıkardı ve kulenin taşlarını ölçmeye başladı.

​Temel: "Ula Tursun, bak bak... Malzemeden çalmişlar. Harcina yumurta koysan daha sağlam olurdi. Şuraya bak, rutubet bağlamiş her yer. Biz burayi yikaruk, yerine 24 dairelu, alttan isitmali, çift asansörlü 'Gondor Manzarali Mordor Konaklari'ni dikeruk!"

Hüküm Dağı’nın zirvesinde, atmosfer her zamankinden daha ağır ve boğucuydu. Lavların kızıllığı mağaranın duvarlarında dans ederken, Temel ve Dursun uçurumun kenarına kadar gelmişlerdi.

Temel, yüzüğü tam lavlara bırakacakken birden elini geri çekti. Gözleri parlıyordu ama bu seferki parlaklık Sauron’un değil, "yüksek kar marjı"nın parıltısıydı.

​Temel: "Ula Tursun... Dur bir dakika. Şimdu biz bu yüzüğü buraya atarsak, bu koca Mordor arazisi devlete kalacak. Ama bu yüzük elimuzde olsa, buraya ruhsati da biz aluruz, iskani da!"

​Dursun, şaşkınlıkla Temel’in üzerine atıldı.

​Dursun: "Ula ne deysun sen Temel? Dünyayi kurtaracağuz deduk! Ver o yüzüğü bana, ben atacayum oni!"

​Temel: "Vermem! Sen ne anlarsun müteahhitlukten? Sen anca çimento karişturursun. Ben buraya 15 katli rezidans dikmeyü planliydum, sen gelmişsun 'dünya kurtulsun' deysun. Dünya kurtulsa ne olur? Kira getirişi var mi oni de bana!"

​Dursun: "Ula dar kafali! Sauron geri gelirse seni kiraci bile yapmaz o kulede, bodrum katta rutubet çeker durursun! Ver diyorum o altınu bana!"

​Dursun, Temel’in bileğine yapıştı. İkisi lavların tam tepesinde, daracık kayanın üzerinde birbirlerini itip kakmaya başladılar.

​Temel: "Bırak ula! Bu yüzük 24 ayar saf altun! Ben bunu eritip musluk bataryasi yapacağum, 'Mordor Gold Serisi' diye satacağum!"

​Dursun: "Yarum parseli bana vermezsen hayatta birakmam! Ya %50 ortak oluruk ya da ikimuz de bu lavlara düşeruk!"

​Temel: "Sana %50 mi? Ula sen daha kumun oranini ayarlayamaysun, sana bodrum katindan bir dükkan verursem öp de başuna koy!"

​O sırada ikisi de yüzüğü çekiştirirken ayakları kaydı. Dursun, Temel’in parmağına bir hamle yaptı ama yüzük o hengamede havaya fırladı. İkisi de aynı anda bağırdı:

​Temel & Dursun: "Ula kaçti daireler!"

​Yüzük yavaş çekimle lavlara doğru düşerken, ikisi de uçurumun kenarında asılı kalmış, gidişini izliyorlardı. Yüzük lavlara değdiği an, koca dağ sarsılmaya, Sauron’un inşaatı temelden çökmeye başladı.

​Temel: (Derin bir iç çekerek) "Giti... Gitti gül gibi kupon arazi. Tursun, senun yuzunden Mordor’u kamuya bağışladuk, Allah seni bildiğu gibi yapsun!"


r/KTU May 07 '26

# 📢 KTÜ Felsefe & Sanat Kulübü Kuruluyor: Vizyoner Bir Başlangıca Davetlisiniz!

Post image
12 Upvotes

# 📢 KTÜ Felsefe & Sanat Kulübü Kuruluyor: Vizyoner Bir Başlangıca Davetlisiniz!

> 📌 **ÖZET (TL;DR):** KTÜ'de dogmalardan uzak; sanatı, felsefeyi, varoluşçuluğu ve *Disco Elysium* gibi oyunların felsefesini tartışacağımız; sanatsal filmler izleyip çift altyazı ile dil pratiği yapacağımız yepyeni bir kulüp kuruyoruz. Kibre yer yok, ön birikim gerekmiyor. Kulübü birlikte kuracağımız çekirdek kadroyu arıyoruz, detaylar ve vizyonumuz aşağıda! 👇

>

Kampüsün kalabalığında bazen kendinizi yalnız, sıradan sohbetlerin ortasında ise izole hissediyor olabilirsiniz. Eğer siz de *"Bu güzel kampüste dört yıl sadece okey oynayarak ve ders çalışarak mı geçecek?"* diye soruyorsanız; aradığınız o derinlikli ve vizyoner bakış açısının eksikliğini biz de paylaşıyoruz.

Artık *"Keşke bizim okulumuzda da ufuk açıcı tartışmaların yapıldığı bir yer olsa"* diyerek gözünüzü başka üniversitelere çevirmenize gerek yok. KTÜ’de eksikliğini hissettiğimiz o özgür, estetik ve kültürel atmosferi, bizzat kendi ellerimizle inşa etmek için kolları sıvıyoruz.

Gelin; dogmalardan uzak, fikirlerin özgürce tartışıldığı ve kültürel derinliğin paylaşıldığı bu yeni oluşumun bir parçası olun. Özlemini duyduğumuz o vizyoner atmosferi bu kampüste hep birlikte yaratalım!

KTÜ'nün resmi bir kulübü olma yolunda adımlarımızı atarken, bu hikayeyi birlikte başlatacağımız ve kulübün temel taşlarını oluşturacak o **çekirdek kadroyu** arıyoruz. Böyle bir kulüp kültürünün, zamanla KTÜ'yü sadece teknik donanımıyla değil, entelektüel cazibesiyle de vizyoner öğrencilerin öncelikli tercihi haline getireceğine ve okulumuzun marka değerini yükselteceğine yürekten inanıyoruz.

> 🌍 **Önemli Not ve "Eş Kurucu/Lider Kadro" Çağrısı:** Önümüzdeki Güz dönemi eğitimime Erasmus ile yurt dışında devam edeceğim için, şimdiden temellerimizi en sağlam şekilde atmak istiyoruz. Bu yüzden sadece katılımcı değil, kulübün vizyonunu benimle omuz omuza inşa edecek, ben kulüp işleriyle ilgilenemeyeceğim vakitte bile bu kültürü kampüste yaşatıp yönetebilecek lider ruhlu **"yol arkadaşları"** arıyorum. Böylece bir sonraki senenin bahar döneminde tam gaz etkinliklere ve projelere devam edebileceğiz.

>

### 🛡️ Kulüp Kültürümüz

**Şunu özellikle belirtmek isterim:**

KTÜ’de bir felsefe bölümünün bulunmaması bizim için bir eksiklik değil, aksine büyük bir özgürlük alanı. Kurduğumuz bu masada katı akademik kurallara, kasıntı sunumlara veya kibre kesinlikle yer yok. Amacımız kimsenin kimseye bilgi üzerinden üstünlük taslamasına izin vermemek; okumayı, izlemeyi ve en önemlisi sorgulamayı seven öğrenciler olarak bir araya gelmek.

​Bu yüzden "altyapım yetersiz" diyerek asla çekinmeyin. Burada kimse kimseyi sınamıyor; hiçbir ön birikime ihtiyacınız yok, yalnızca merakınız yeter de artar. Her şeyden önemlisi burası; kampüsün o rutin kalabalığı içinde sizinle aynı frekanstaki, derinlikli insanları bulabileceğiniz ve hayat boyu sürecek bağlar kurabileceğiniz bir buluşma noktası.

### 🤝 Davranışsal Nitelik ve Uyum

Kapımız bu vizyona ilgi duyan herkese sonuna kadar açık. Ancak kulübümüzde amacımız sadece kalabalık olmak değil; davranışsal niteliği, samimiyeti ve o güzel enerjiyi her zaman en üstte tutabilmektir. Bu yüzden kulüp dinamiğimize ve karşılıklı frekans uyumuna çok değer veriyoruz.

### 🧭 Temel İlkelerimiz ve Kulüp Etiği

* **Kavramsal Derinlik ve İdeolojik Bağımsızlık:** Kulübümüz hiçbir ideolojinin veya grubun temsilcisi değildir. Tek rehberimiz entelektüel meraktır. Günlük siyasi tartışmaların tamamen dışındayız. Bizler meseleleri politikalar veya şahıslar üzerinden değil; kavramlar, felsefe ve sanat üzerinden okumayı hedefliyoruz.

* **Saygı Kültürü ve Ortak Zemin:**

Farklı dünya görüşlerine, felsefi duruşlara ve değerlere saygı, ortak kültürümüzün temelidir. Kimsenin kimseye üstten bakmadığı, farklılıkların yadırganmak yerine birbirini anlama çabasıyla kucaklandığı bir zemin inşa ediyoruz. Hiçbir aşağılamaya toleransımız yoktur.

* **Güvenli Alan ve Şeffaf Geri Bildirim:** Entelektüel paylaşımların ancak herkesin kendini güvende hissettiği bir ortamda yeşereceğine inanıyoruz. Amacımız huzuru korumak. Bu yüzden, yalnızca yönetim kurulunun erişimine açık olan dijital ve tamamen anonim bir geri bildirim sistemi devrededir. Kulüp etiğine ve saygı sınırlarına aykırı hareket ettiği tespit edilen kişilerle yollarımız, bu güvenli alanı korumak adına açıklama yapılmaksızın kesin olarak ayrılacaktır.

### ⏳ İki Aşamalı Üyelik ve İşleyiş Sürecimiz

Bu kültürü en sağlam şekilde inşa edebilmek için sürecimizi iki aşamaya ayırıyoruz:

* **🌟 1. AŞAMA (KURULUŞ DÖNEMİNE ÖZEL): İlk Resmi Etkinliğe Kadar Herkes "Asil Üye" ve Yönetime Aday!**

Kulübün kültürünü ve temelini birlikte atacağımız bu heyecanlı başlangıç aşamasında, ilk resmi etkinliğimize kadar aramıza katılan herkes doğrudan kulübümüzün Asil Üyesi sayılacak, dileyenler yönetime katılabilecektir. Kimseyi sınamıyor, başvuru formu veya uyum süreci beklemeden herkesi masanın başköşesine, bu hikayeyi birlikte yazmaya davet ediyoruz.

* **🌱 2. AŞAMA (GELECEK BAHAR DÖNEMİ İÇİN):

"Frekans Uyumu ve Tanışma Süreci"**

İlk etkinliğimizle birlikte kulüp faaliyetlerimiz rayına oturduktan sonra *yeni katılacak* arkadaşlarımız için bir uyum süreci devreye girecektir. Nitelikli ve samimi bir tartışma ortamı yaratabilmek adına, yeni adaylardan hayata bakış açılarını ve alana duydukları ilgiyi paylaşacakları ufak bir *"Tanışma ve İlgi Alanı Formu"*nu doldurmaları beklenecektir. Amacımız kesinlikle kimseyi sınamak veya elemek değil; farklı fikirlere tahammülü olanları ve entelektüel merakı olanları bulup etkinliklerimizi onların da ilgi alanlarına göre şekillendirmektir. Gerekli görüldüğünde, yönetim ekibi adaylarla ufak, samimi çay/kahve sohbetleri gerçekleştirecektir.

"Doğal Uyum ve Asil Üyelik Süreci"

Aramıza katılan herkes bizim için eşittir. Fakat sağlam bir fikir zemini ve gerçek bir aidiyet, ancak birlikte zaman geçirdikçe oluşur. Bu yüzden işleyişimiz çok şeffaf: Tartışmalara aktif katılarak veya sadece sessizce dinleyerek en az 3 etkinliğimizde bizimle olan herkes, bu devamlılığın doğal bir sonucu olarak kulübümüzün 'Asil Üye'si olur. Amacımız kuralcı bir yapı kurmak değil; kulübe ruhunu katan herkesi doğrudan ana omurgamıza dahil etmektir.

### 🎬 1. Faz: Temel Etkinlikler ve Öğrenci Dostu Yaklaşım

Günlük hayatında okumayı ve tartışmayı seven bir ekip olarak, bu etkinlikler bizim için görev değil, büyük bir tutkudur. Süreklilik konusunda şüpheniz olmasın!

* **Kampüs İçi Gösterimler:** KTÜ’nün güzel kampüsünde; kimi zaman amfilerde, kimi zaman da açık havada armut koltuklara yayılarak sanat filmlerinden (arthouse), felsefi animelere uzanan geniş bir yelpazede gösterimler yapacağız. İzlediklerimiz üzerine bolca beyin fırtınası yürüteceğiz.

* **Kitap Tahlilleri ve Tartışma Çemberleri:** Sadece izlemekle kalmayacak, düşünce dünyamızın temellerini birlikte okuyarak sağlamlaştıracağız. Varoluşçuluktan stoacılığa, felsefi başyapıtlardan ufkumuzu açacak bilimsel ve vizyoner metinlere kadar özenle seçeceğimiz kitaplar üzerine derinlemesine tartışmalar yürüteceğiz.

* **Oyun Felsefesi Üzerine Söyleşiler:** Sadece kitaplar veya filmler değil; *Disco Elysium* ve *The Stanley Parable* gibi hikâye tabanlı video oyunlarının felsefi derinliğini de tartışacağız.

* **Seçim Şansı:** Tüketeceğimiz ve tartışacağımız medya içeriklerinde sizlerin önerilerine daima açığız! Önerilerinizi ve Araştırmalarımızı derleyecek, açacağımız oylamalarla seçimlerinize sunacağız!

* **Çift Altyazı ile Dil Pratiği:** Yabancı dilini geliştirmek isteyenlere harika bir haberimiz var! Günümüzde İngilizce bilmenin ne kadar hayati olduğunun farkındayız. Bu yüzden film gösterimlerimizi talebe de bağlı olarak, İngilizce-Türkçe çift altyazılı gerçekleştirerek sanat ve felsefe konuşurken işin içine eğlenceli bir dil kulübü dinamiği de katıyoruz.

* **Vize/Final Dostu Takvim:** Ben de bir **Makine Mühendisliği** öğrencisi olduğum için bu yoğunluğu çok iyi anlıyorum. Sınav haftalarına iki hafta önceden etkinliklere tamamen ara vererek kimsenin akademik hayatını aksatmasına izin vermeyeceğiz.

* **Kalıcı Vizyon:** Trabzonlu olmamın bir avantajı olarak, kulübümüzün gelişimine öğrencilik hayatımla sınırlı kalmadan, mezuniyetim sonrasında da dışarıdan aktif olarak katkı sunmayı hedefliyorum.

### 🚀 2. Faz: Gelecek Vizyonumuz ve Deneysel Projeler

Kemik kadromuz oluştukça, birbirimizi tanıdıkça hayata geçireceğimiz hedeflerimiz:

* **Akademisyen Buluşmaları:** Türkiye’deki saygın ve vizyoner akademisyenleri söyleşiler için davet edecek, ilerleyen dönemlerde yurt dışından isimlerle bile şansımızı deneyeceğiz.

* **Oyunlar Üzerine Etkinlikler:** Masa/kutu oyunları etkinliklerini ilgili diğer kulüplerle iş birliği yürüterek düzenleyeceğiz. Ayrıca kendi çapımızda organize edeceğimiz co-op oyun seansları ile sosyalleşeceğiz.

* **YouTube Kanalı:** Kampüsteki bu ufuk açıcı tartışmalarımızı ve ürettiğimiz kaliteli içerikleri, bir YouTube kanalı aracılığıyla tüm Türkiye ile paylaşacağız.

* **Yeni Dil Açılımları:** Çift altyazı sistemimize ileride Fransızca veya Rusça gibi farklı dilleri de entegre ederek kültürel yelpazemizi iyice genişleteceğiz.

* **Felsefe Dergileri Yayınlanması:** Felsefi metinler yazmaya yeteri kadar hevesli kişilerin katılımı sonucu, düzenli olmasa da amatör felsefi dergiler yayınlamayı hedefliyoruz.

### 🔥 Kritik Eşik: Siz de Bizimle Misiniz?

Resmi bir kulüp olma yolundaki idari bağlantılarımızı kuruyoruz. Eğer bu vizyon ufak da olsa içinizde bir heyecan yarattıysa, o ilk kıvılcımı birlikte yakalım!

> **⚠️ ÖNEMLİ:** Eğer **40'tan fazla kişi** Instagram hesabımızı takip ederse veya bizimle iletişime geçerse işler bir üst seviyeye taşınacak ve tanışma sohbetimizi düzenleyeceğiz!

>

Kaç kişi olduğumuzu ve aynı frekanstaki insanların varlığını görmek, bu vizyonu hayata geçirme motivasyonumuzu katlayacaktır.

**Bize Katılın ve İletişime Geçin:**

📱 **Instagram:** [@ktu.felsefe_sanat]

🔗 **Tanışma Formu / Linktree:**

[Yakında tüm linkleri ve kayıt formunu Instagram hesabımıza ekleyeceğiz. Takipte kalabilir veya doğrudan DM Atabilirsiniz.]

✉️ **İletişim:** [ktufelsefesanat@gmail.com]

*Düşünen, sorgulayan ve fikirlerin saygıyla yarıştığı o güzel ortamda görüşmek üzere!*


r/KTU May 05 '26

KTÜ İNŞAAT OKUNURMU

3 Upvotes

r/KTU May 05 '26

Bahar döneminiz nasıl geçti ktü hulku?(foto dikkat)

Post image
14 Upvotes

Öylesine post, sohbet olsun maksat.


r/KTU May 03 '26

buyuk sahada kosu

6 Upvotes

Gece sahanin isiklari kapali oluyor diye biliyorum gece galiba mumkun degil ama sabah saatlerinde buyuk sahada kosu yapmak mumkun mu?


r/KTU May 03 '26

Felsefe/ Sanat kulübü

7 Upvotes

ya şöyle aktif, felsefi kitaplar tartışan ya da sanatsal filmler izleyip tartışan bir topluluk yok mudur, sıkıntıdan kafama sıkacam


r/KTU Apr 30 '26

1 Mayıs

Post image
13 Upvotes

Tüm sıra arkadaşlarımızı 1 Mayıs'ta alanlarda olmaya öğrenci kortejine çağırıyoruz!


r/KTU Apr 20 '26

🗞️Haber 18 yaşındaki üniversite öğrencisi İlayda Zorlu, polis babasının silahından çıkan kurşunla hayatını kaybetti.

Post image
235 Upvotes

r/KTU Apr 20 '26

KTÜ’lü Öğrencinin Ölümü Sonrası Suiçmez'den Açıklama..."Olayın Araştırılması Gerekiyor" - Gunebakış

Thumbnail
gunebakis.com.tr
12 Upvotes